21 Eylül 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti

 

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Selimiye Camii’nde hutbe irad etti

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Selimiye Camii'nde hutbe irad ederek Cuma namazını kıldırdı.

Cumanız mübarek olsun aziz kardeşlerim,

Rabbimizin bütün insanlığa emrettiği en önemli hususlardan biri, dünyanın bizleri aldatmaması ve ahiret hayatını dikkate alarak hayatımızı sürdürmemizdir.

Kardeşlerim!

Hz. Adem’den itibaren Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) Efendimize kadar bütün peygamberlerin getirmiş olduğu mesajların özünde, Allah’a iman ve ahiret gününe iman merkezi bir yer teşkil etmektedir. Allah’a imanın içinde meleklere iman, peygamberlere iman, kitaplara iman beraberinde zaten bulunmaktadır. Çünkü biz Allah’a imanı ancak ve ancak peygamberle, kitapla ve kitabı peygambere getiren melekle öğrenebilmekteyiz. İşte bu kitapta, bütün insanlığın dünya ve ahiret dengesini muhafaza etmesi gerektiği ifade edilmektedir ve Kur’an-ı Kerim’de örnek gösterilen şahsiyetler, çocuklarına eğitim verirken bu gerçeği anlatarak başlamaktadır, tıpkı Lokman Aleyhisselam gibi. Lokman Aleyhisselam çocuğunu karşısına alıyor ve ona şöyle nasihatte bulunuyor: ‘Yavrucuğum’ Hitaba da dikkat ediyor, tatlı bir lisan ile korkutmadan, ürkütmeden, sevdirerek, müjdeleyerek çocuğuna nasihat ediyor. ‘Büneyye’ kelimesi böyle bir anlamı içerisinde barındırmaktadır. ‘Yavrucuğum, senin yapmış olduğun bir amel, bir hareket hardal tanesi kadar ağırlığında bile olsa,  sert kayalıkların arasında olsa, göklerde olsa, yerin derinliklerinde olsa, Allah yapmış olduğun bütün bu işleri, amelleri, hareketleri, eylemleri, fiilleri senin karşına getirecektir. Şüphesiz Allah lütufkârdır ve her şeyden haberdardır.’ Rabbimiz yapmış olduğumuz her türlü eylemi ne zaman karşımıza getirecek? Hesabın, kitabın kurulduğu gün bize denilecek ki ‘oku bakalım kitabını.’ Kitap açılacak, önümüze amel defterimiz açılacak ve orada dünya hayatında hayır ya da şer ne yapmış isek önümüze gelecek. O kitap nasıl önümüze gelecek? Kim yazdı bu kitabı, bu amel defterini kim kaydetti? Onu da Rabbimiz bize öğretiyor. ‘Allah’ın bütün insanlık için yaratmış olduğu, insanların amellerini kaydetmek için yaratmış olduğu kiramen kâtibin isimli melekler.’ Siz ne yaparsanız onu kaydederler, yazarlar, bilirler Allah’ın lütfuyla, Allah’ın emriyle. O yüzden değerli kardeşlerim; dünya hayatını yaşarken ahireti hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayacağız. Bu dünyada atmış olduğumuz her adımı Kur’an çizgisinde atmaya çalışacağız tıpkı Muhammed-ül Emin gibi. Onun ümmeti olarak ona benzer bir hayat tarzı benimseyeceğiz ve yerine getireceğiz.

Dünyevileşmenin zirve yaptığı bugünlerde, bu nasihatlere, bu telkinlere çok ihtiyacımız var. Ne olur ölümü unutmayın, ahireti unutmayın, dünyevileşmeyin. Dünya içerisinde ahireti hatırlayarak yaşayın. Kur’an-ı anlayarak, Kur’an-ı hayatınıza tatbik ederek yaşayın. Şeytanın telkinlerinden, tuzaklarından uzak durun nasihatleri ile çocuklarımızı, gençlerimizi yetiştirmemiz gerekiyor. Yoksa dünyevileşme onları elimizden koparıp alıyor, başka dünyalara sürüklüyor. Ahiret hiç yokmuş gibi, ölüm hiç yokmuş gibi, Rabbimiz hiç yokmuş gibi bir hayata doğru gençlerimizi, çocuklarımızı sürüklüyor.

Kardeşlerim,

Ahiret inancı o kadar önemli ki, Allah Resulü Efendimiz (s.a.s) ümmetini uyarırken, ümmetini eğitirken nasihat ettiği çok önemli şeylerin başında şu cümleyi tekrar ediyor: ‘Kim ki Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, şunu şunu şunu yapsın. ‘Kim ki Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, komşusuna iyilik etsin. Kim ki Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, misafirine ikram etsin. Kim ki Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun’ buyurarak toplumun ayakta kalabilmesinin en önemli ilkeleri olan bu hususları yerine getirmeyi, Allah’a ve ahiret gününe inananların ancak dikkate alacağını ifade etmiş oluyor.

Hepiniz bilirsiniz, ‘vefat eden insanlarımızın arkasından Peygamber Efendimiz Yasin ve Mülk Suresi’ni okuyunuz’ diye tavsiye buyuruyor. Orada öyle bir ayeti kerime var ki; bunu okuyunuz, anlayınız ve ona göre yaşayınız. Yarın siz de öleceksiniz, sizin arkanızdan da Kur’an okunacak, ölmeden önce bu ayetlere göre yaşayınız demektir bu. Çünkü Kur’an ölülerden çok diriler için var, mesaj burada. Ölülere, ölen insanlarımıza tabi ki Rabbimizin ayetlerini okuyarak kazandığımız sevabı bağışlayacağız, ama esas dersi biz alacağız. Buyuruyor ki Rabbimiz: ‘Biz o gün, hesabın, kitabın kurulduğu gün onların ağızlarını mühürleriz. Ellerini konuştururuz, ayaklar da şahitlik eder yapmış olduğu şeylere, ne yapmışlarsa dünyada, hayır ya da şer.’

Rabbimiz, kitabımız karşımıza çıktığında hayırla, sevapla dolu olarak dönenlerden eylesin. Dünyaya kapılmadan, ‘ahiret için dünyasını, dünyası için de ahiretini terk eden zarardadır’ hadis-i şerifini dikkate alarak dünya ve ahiret dengesini muhafaza eden ve bunun için gönderilen İslam dininin bir mensubu olarak yaşamayı hepimize nasip eylesin.