7 Aralık 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti

 

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad etti

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Mardin Şakir Nuhoğlu Camii’nde hutbe irad ederek Cuma namazını kıldırdı.

Cuma’nız mübarek olsun aziz Müslümanlar.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler, hepiniz toptan selama giriniz, İslam’a giriniz, barış içerisinde olunuz. Şeytanın hilelerine aldanmayınız, zira o en büyük düşmandır, apaçık düşmandır.

Hadis-i şerifte Efendimiz aleyhissalatu vesselam bizleri şöyle uyarmaktadır: Birbirinize kin beslemeyiniz, birbirinize haset etmeyiniz, birbirinizi arkasından çekiştirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeşler olunuz.

Aziz müminler,

Aramızdaki ve bütün insanlığın yaşaması gereken selam ve barış ortamını hazırlamak için, Yüce Rabbimiz, Hz. Adem’den itibaren Hazreti Muhammed aleyhissalatu vesselama kadar bütün peygamberler vasıtasıyla insanlığa göndermiş olduğu tek dinin adını İslam vermiştir. İslam barış demektir, İslam kardeşlik demektir, İslam huzur demektir, kurtuluş demektir. Rabbimiz, ‘Allah indinde din İslam’dır’ ayeti kerimesiyle bütün insanlığı barışa çağırmaktadır, bütün insanlığı kurtuluşa çağırmaktadır.

İslam, silm kökünden gelmektedir. Silm, kurtuluş, barış anlamını ifade etmektedir. Müslim kelimesi de buradan gelmektedir. Müslim, Müslümun, Müslüman, farklı farklı ifadeleri, barış insanı, kurtuluş insanı, yeryüzünü selamete kavuşturacak insan anlamını taşımaktadır. O yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.s.) tam da bu anlama uygun bir şekilde tanımlamıştır Müslim kelimesini. Başka bir rivayette, Müslüman o kimsedir ki, diğer Müslümanların ya da insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

Kardeşlerim,

Bizler bu anlamı taşıyan Müslümanlar olarak, dünyada elinden ve dilinden emin olunan kimseler olarak her zaman aramızda selamı yayacağız. Selam da aynı kökten gelmektedir, aynı anlamı taşımaktadır. Birbirimize selamun aleyküm dediğimiz zaman ya da esselamu aleyküm dediğimiz zaman, kurtuluş üzerine olsun, barış üzerine olsun, Allah sana yardım etsin diye adeta dua ediyoruz. Allah Resulü Efendimiz (s.a.s.) aranızda selamı yayınız buyurmaktadır. Birliğinizi, beraberliğinizi devam ettiriniz anlamına gelen bir emirdir bu.

Değerli kardeşlerim,

Biz, Allah Resulü Efendimizin (s.a.s.) Medine-i Münevvere’de gerçekleştirmiş olduğu o barış yurdunun, ashabı kiramın, Medine’nin binlerce kilometre uzaklarına kadar taşıdığı o medeniyetin çocuklarıyız, bizler sevgi medeniyetinin çocuklarıyız. Bizim ecdadımız fethetmek için gittiği yerleri önce gönüller fethederek gerçekleştirmiştir. Nerede bir zulüm var, nerede bir huzursuzluk var, oralara giderek oradaki huzursuzluğu ortadan kaldırmak, orada mazlumlara zulmeden zalimlerin zulmüne engel olarak bu fetihleri gerçekleştirmiştir. Ve gittiği her yere kervanlarını dolu götürmüş, boş getirmiştir. Kervanlarında gittiği yerlerdeki zulme nasıl engel olurum, açları nasıl doyururum, yoksulları nasıl yoksulluktan kurtarırım amacıyla hep gitmiş ve o insanların kültürüne, inancına, mezhebine, hiçbir farklılığına dokunmadan bunları gerçekleştirmiştir, tarih bunun örnekleriyle doludur. Ama bugün bakıyoruz ki sömürgeciler gittikleri yeri hep sömürmek için gitmişler. Fitne, tefrika yaymışlar ve oralara hakim olmuşlar, 150 seneden bu yana İslam dünyasında fitne ve tefrika çıkararak emellerine ulaşmaya çalışmışlardır. Endülüs’te 7 asır boyunca binlerce camisiyle, binlerce ilim merkeziyle, Avrupa’nın aydınlanmasına katkı sağlayan Endülüs İslam Devleti’ni yerle bir ederek binlerce camiden bir cami bırakmamışlardır. Sonra yüzlerini doğuya dönmüşler ve doğuda İslam dünyasını fitne ve tefrikaya düşürerek yine sömürge emellerine kavuşmuşlar ve Müslümanların yer altı ve yer üstü zenginliklerini de bir şekilde sömürmüşlerdir. Dün Irak’ta büyük bir fitne çıkardılar ve 1 milyon Iraklı kardeşimizi, Müslüman kardeşimizi hangi mezhepten, hangi inançtan olursa olsun yerlerinden, yurtlarından etmişler ve onlara Anadolu toprakları, sizler, hepimiz ensar olmuşuz. Suriye’den 3,5-4 milyon kardeşimiz yerinden, yuvasından olmuş ve bizler onlara ensar olmuşuz. İşte bugün Yemen’de 30 milyon Yemenli kardeşimizi çeşitli fitnelerle, tefrikalarla birbirine düşürmüşler ve 11 milyon insan şu anda açlıktan, susuzluktan, hastalıktan ölümle yüz yüze bırakılmış durumda.

Kardeşlerim,

İşte bunlar bizlere ders olsun. Sarılalım birbirimize, birbirimizi sevelim. Farklılıklarımızı zenginlik olarak görelim. Mezheplerimizin farklılığını zenginlik olarak görelim. Dilimizin, rengimizin, ırkımızın farklılığını zenginlik olarak görelim. Müminler ancak ve ancak kardeştir buyuruyor Rabbimiz. Rabbimiz bir, Peygamberimiz bir, kıblemiz bir, inancımız bir. Birlerimiz o kadar çok ki farklılıklarımızla uğraşacak, hiçbir şekilde onlara tenezzül edecek durumda değiliz. Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir. Dolayısıyla, sakın şeytanın hilelerine kanmayın, aldanmayın. O sizin için apaçık bir düşmandır. Eğer fitne çıkarıp bizim farklılıklarımızı aramızda birtakım ayrılıklara sebep olacak şekilde propagandalar yapanlar olursa sakın onlara aldanmayalım, çünkü şeytan apaçık bir düşmandır, hep bunlarla uğraşır. Suriye bize ders olsun, Irak bize ders olsun, işte bugün Yemen bize ders olsun. Bu şekilde şeytanın hileleriyle ortaya çıkmış olan ortamlarda mazlum duruma düşmüş olan, sürgün duruma düşmüş olan, aç ve susuz duruma düşmüş olan kardeşlerimize de yardım etmek bizim boynumuzun borcudur. Hem dualarımızla, hem yardımlarımızla Müslüman kardeşlerimizin yanında yer almak zorundayız. Çünkü bizim tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. IV. Murad zamanında Nijerya’da çıkan bir açlık, susuzluk ya da benzeri birtakım olaylardan dolayı birkaç bölük askerle, kervanlarla, buradan uçakla 10 saatte varılan Nijerya’ya kadar bizim ecdadımız yine toplanan yardımları oralara götürmüşler. Bugün o bölgelerde bizim askerlerimizin keplerini, potinlerini ve üzerindeki elbiseleri hatıra olarak 400 seneden beri muhafaza eden kardeşlerimiz var. İşte biz böyle bir ecdadın torunlarıyız. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin inşallah. Vatanımızı, milletimizi, ezanımızı, bayrağımızı ilelebet payidar eylesin. Bütün Müslümanları şeytanın fitne ve fesadına ve tefrikasına düşmekten muhafaza eylesin. Allah ibadetlerimizi kabul eylesin.