English

“Kerbela olayı, Müslümanlar arasında bir ayrılık kaynağı olmamalıdır”

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Irak Mukaddes Türbeler Genel Sekreterliği ve Dünya Ehlibeyt Müesseseleri Genel Sekreterliği tarafından Sepetçiler Kasrı’nda düzenlenen “İmam Hüseyin’in İnsanlık Tarihindeki Yeri Sempozyumu”na katıldı.

İslâm dünyasından temsilcilerin hazır bulunduğu sempozyumun açılış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, sözlerine “Hz. Hüseyin Efendimizi ve beraberinde hak için, hürriyet, adalet, ahlak, erdem ve fazilet için, izzet ve şeref için can veren bütün şühedayı, rahmet, minnet, şükran ve tazim ile yad ediyorum.” diyerek başladı.

Hz. Hüseyin’in hayat hikâyesinin, kendi başına yetkin, rağbet edilmesi gereken tarihsel bir hakikat olduğunu dile getiren Başkan Görmez,  Hz. Hüseyin’in nebevî hayat çizgisinden asla ayrılmadığını söyledi. “Bir peygamber torunu olan Hz. Hüseyin soy, sop, aşiret veya asalet kaygısı gütmeksizin âlemlere son peygamber olarak teşrif eden Efendimiz (SAS)’in izinde kendi hayatını biçimlendirmiş ve şehadetle tamamlamıştır.” diye konuşan Başkan Görmez, Hz. Hüseyin ve Kerbela olayının Müslümanlar için bir ayrılık konusu olmaması gerektiğinin de altını çizdi.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, şunları vurguladı:

“Zalimin de mazlumun da mezhep ve meşrebine bakılmaz”

“Hz. Peygamber (S.A.S)’in risaletinin bitiminden sonra Müslümanları en çok etkileyen olaylardan biri olan Kerbela olayı, bizler için ayrılığın kaynağı olmamalıdır. Kerbela olayı, rahmet olarak görülmesi gereken mezhebi farklılıkların bir ölçütü değildir. Ne Kerbela’da şehit olanlar Şiiliğin temsilcisidir ne de Kerbela faciasını yaşatan zalimler Sünniliğin referansını temsil ederler. Zalimin de mazlumun da ne mezhebine ne de meşrebine bakılmaz. Mümin insan, her nerede olursa olsun zalime karşı mazlumun yanında duran insandır. Kerbela’da yaşanan felaketin karşısında Sünni olan da, Şii olan da aynı duyarlılığı göstermek zorundadır. Maalesef günümüzde üzülerek belirtmek isterim ki her iki tarafın aşırı uçları bu siyaset mühendisliğine alet olmaktadırlar.

Bugün başta Irak ve Suriye olmak üzere birçok İslâm beldesinde katliamlar yaşanmaktadır. Biz dini önderlerin ve Peygamberî mirasın varisleri olan âlimlerin görevi, mezhepler ve ayrılıklar üzerinde durmaksızın İslâm ümmetinin vahdetini ve kardeşliğini savunmak olmalıdır.”

“Birlik ve beraberlik için din âlimlerine, kanaat önderlerine, entelektüellere yeni sorumluluklar düşmektedir”

“Hiç kuşkusuz bir ve beraber olmaktan söz ettiğimizde hak ve hakikat dostlarından, mahrumlardan, mazlumlardan söz etmiş oluyoruz. Hüseynî olanların yolu bellidir. Bütün bunlar ilim adamlarımıza, dini ve kültür rehberlerimize, kanaat önderlerimize, entelektüellerimize yeni sorumluluklar yüklemektedir. Kardeşlik harcının yeniden karılması, kırmadan ve dökmeden tarihe bakmayı, acı gerçeklerle yüzleşmeyi, birliğimizi çökerten süreçlerle aramıza mesafe koymamızı gerektirmekte aynı zamanda eleştirelliğe, yüzleşmeye, soğukkanlı analizlere yakın durmamızı da zorunlu kılmaktadır. Gün, “Her gün Aşura, her yer Kerbela” demenin günüdür.  Hüseyin’in kıyam ve şehadeti her günümüzde, her anımızda olmalıdır. Onu törensel bir güne sıkıştırmamalı, onun hayatından ibretlik sonuçlar çıkarmada daha sebatkâr adımlar atmalıyız.”

“Bugün yapılması gereken Hz. Hüseyin’i hayata katmaktır”

Günümüzde Hz. Hüseyin’in Müslümanlara ve insanlığa bıraktığı mirasın doğru bir şekilde anlaşılması için Hz. Hüseyin’in hayatın içine taşınması gerektiğini kaydeden Diyanet İşleri Başkanı Görmez,  “Onun tarihten menkıbeye, mitolojiden gündelik bilgiye, inançtan duyguya hemen her alanda iç dünyamızı köklü bir şekilde yoklayan hatırası, bugün her birimizin hak ve adalet tasavvurunda, kişilik sahibi olmak ve şehadetin emsalsiz değeri konusunda sembolik bir ağırlığa sahiptir.” diyerek İslâm dünyasında Hz. Hüseyin’e verilen değere işaret etti. Hz. Hüseyin’in anlaşılması için, hayatın içine alınması gerektiğini vurgulayan Başkan Görmez, konuşmasını şöyle sürdürdü:

 “Hiç kuşkusuz Hz. Hüseyin, şehadetiyle zalimlere üstün gelmiştir.  Bugün ümmet Hüseyin’e olan sadakatiyle tarihin acımasız hikâyeleri arasında kendine sağlam bir model bulmanın özgüveni içinde yolculuğunu sürdürmek zorundadır. Sonuçta yapılması gereken Sünnisi ve Şiisiyle mezhebi, meşrebi ne olursa olsun bütün Müslümanlar olarak Hüseyin’i hayata katmaktır. Onu mitolojiyle ütopya arasında bir menkıbe kahramanı olmaktan çıkarıp hayatımıza katmaktır.  O zaman kimin Hüseyin’i takip ettiğini, kimin Yezit’leştiğini anlamak için elimizde daha fazla done olacaktır. Esasen bize yakışan Kur’an’ın emrine uyarak her türlü ifrat ve tefritten uzak bir şekilde orta yolu tutmaktır. Zulmü asla tasdik etmemek ve Müminleri asla yalnız bırakmamaktır.”

“Hz. Hüseyin adı etrafında kamplaşmaların görülmesi üzüntü verici”

“Bugün Hüseyin’in dillere destan mirası, kimleri birleştirir, kimleri ayrıştırır. Bu vesileyle Hz. Hüseyin’le ilgili okuduğum bütün satırlarda bu sorunun cevabını aradım. Bugün onun mirasına her fırsatta sahip çıkan çevrelerin arasındaki bilinen soğukluk, mesafe, kırgınlık nasıl giderilebilir? Onun adını her zaman hürmetle telaffuz eden biz Müslümanlar, bugün Hz. Hüseyin adını yeniden ihya edecek bir okuma, tefekkür ve öze dönüşü nasıl gerçekleştirebiliriz?  Hz. Hüseyin’in bugün dinamik bir mesaja dönüşen şehadeti, asla ve asla doğruyla yanlışı, hakla batılı bir araya getiremezdi. Her şeyiyle aşikâr olan mesajı, zalimle mazlumu bir araya getiremezdi. İman ve İslâm arasındaki sınırları belirginleştiren onun şehadetiydi. Peki ayrıştırdığı şeyler buysa, birleştirebildiği neydi? İmam Hüseyin’in mesajı tüm mazlumların ortak diline kolayca dönüşebiliyordu. O halde o, mazlumları birleştirebilirdi. Hor görülen, ayrımcılığa maruz kalanları, itilen ve kakılanları,  kültürel yahut sınıfsal, etnik sınıflaşmaların ortaya koyduğu yapay ayrımları giderebilirdi. Hakkı bilip yolunda istikamet sahibi olarak durmaya çalışanların ortak ismi Hz. Hüseyin olabilirdi. Velhasıl dün olduğu gibi bugün de kemiyet oranlarına takılmaksızın hak ve hakikat tutkunu müminlerin esaslı bir birleştiricisi, sarsılmaz bir birleştiricisi, motivasyon kaynağı, sarsılmaz bir modeli olabilirdi.

Bütün bu iyi niyetli beklentilere rağmen maalesef, Hz. Hüseyin adı etrafında kamplaşmaları, onun adını kendi sembolik sermayesi olarak görüp başka hiç kimseye kaptırmayan yönelimleri görebilmek bana hüzün vermektedir. Oysa Hz. Hüseyin her şeyden önce ümmetin ortak mirasıdır. Onun dava ve söylemleri üzerinde konuşurken asr-ı saadetin tamamlayıcı bir kahramanı üzerinde konuştuğumuzu asla unutmamamız gerekir.

Hiç kuşkusuz onun acımasız bir şekilde canına kıyılması karşısında İslâm milletinin gözyaşları asırlardır kurumamıştır. Feryatlara yansıyan matemlerimiz bugün kimi mezhep ve meşreplerimizin kurucu birer söylemine dönüşmüştür. Bugün kendi varlığını feryat üzerine kuran topluluklarımız, kuruluşlarımız, mezheplerimiz,  meşreplerimiz vardır. Öyle ki artık bir siyasi cinayet olarak tahlil etmemiz gereken Kerbela, pek çoklarımız için adeta birer dini tören ve erkândan ibaret olmuştur.”

“Bugün Hz. Hüseyin’i yeniden anlamak için her şeyden önce tarihe sızmış nefret ve intikam tohumlarını ayıklamak gerekir”

“Hz. Hüseyin’in hepimizi besleyen, zenginleştiren ismi etrafında derinlikli, entelektüel gayretlere ihtiyacımız söz konusudur. Yezit’i her türlü kötülükle eşleştirmek dini ve kültürel tercih olsa da onun Müslüman dünyasını tahrip eden bir karakter olarak önümüze gelene yapıştırmak en az Hz. Hüseyin’i anlamamak kadar tehlikeli bir adımdır. Bugün Kerbela üzerinden İslâm toplumlarını saflaştırmaya çalışmak, serencamın tarihsel sürecini günümüzde yeniden canlandırmak ve burada yer alan kişiliklere bugün karşılıklar bulmak yersiz değildir elbette.  Ancak ne Hz. Hüseyin’i ne de Yezit’i uluorta ve özensiz gayretlerle istediğimiz kişiliği övmek, istediğimiz kişiyi yermek için kullanamayız. Hz. Hüseyin’in şerefli mirası her zaman saygıyı hak etmektedir. Yezit’in tüm Müslümanların nefretini kazanan kötü mirası Şii veya Sünni tüm Müslümanlar tarafından her zaman telin edilmektedir. Tarihsel kıymetleri dikkate alındığında sembolik karakterlerin gündelik, siyasi, dini alanda kullanılması ümmetin bir ve beraberlik isteğini sabote etmektedir. İmam Hüseyin tüm Müslümanların referans noktasıdır. Buna karşılık Yezit ise bütün Müslümanların dikkat kesileceği bir teyakkuz objesidir. Onun kötülüklerini kendi ideolojilerine imaj yapanlar olsa da bizim için o gerçek bir imtihan nesnesidir.  Tarihte yaşamıyoruz.  Tarihi her yeniden okuma girişimimizde bugünü yeniden kuruyoruz. Artık yapılması gereken, tarihte olup bitenleri kronolojiye hapseden bir özensizlikle tekrarlama, yeri geldiğinde kendi kültürel alışkanlıklarımız çerçevesinde hatırlamak olmamalıdır. Yapılması gereken, anlamakla kutlamak arasında bitmez polemiklerle vakit kaybetmek değildir. Bugün yapılması gereken, Hz. Hüseyin’i anlamaktır. Bugün yapılması gereken, Hz. Hüseyin’e kıyanların, onu Kerbela sahrasında susuz bırakanların, şehit edenlerin nasıl olup da kendilerini Müslüman olarak gördüklerinin sorgulanmasıdır. Hz. Hüseyin’i bugün yeniden anlamak için yapılması gereken, her şeyden önce tarihe sızmış nefret ve intikam tohumlarını ayıklamaktır, onu birlik ve beraberliğimizin nişanesi yapacak bir tasavvur dünyasında yeniden okumaya yeltenmektir."

“Hz. Hüseyin’in aziz hatırasının bugün törensel sunumlarla heba edildiğine sıklıkla tanık oluyoruz”

“Hz. Hüseyin, istisnasız, her mümin ve Müslümanın dünyasında önemli bir yer tutmaktadır. Nasıl olmasın ki? O, Efendimiz (SAS) tarafından başta bütün Müslümanlar olmak üzere, bütün insanlığa bırakılan bir mirastır. O, hak ve adalet düsturuna sahip çıkılması hususundaki dikkati, özeni ve direnişi ifade eder. Hz. Hüseyin, Peygamber Efendimizin gözünden uzak tutmaya kıyamadığı ehl-i beytin içinde bugün hepimiz için derin sembolik anlamlar taşıyan simalar içerisinde en başta gelir.

Bugün şehitler serdarı Hüseyin’in Müslümanların zihin ve kalp dünyasında yer bulan hatırasından hareket edildiğinde sorulması gereken şudur: Hz. Hüseyin bugün biz Müslüman için nasıl bir model, nasıl bir örneklik teşkil etmektedir? Hz. Hüseyin’in hatırası ne ifade etmektedir? Bu hatıra, rutin bir tekrara, alışılagelmiş bir ritüele, söylem ve analizler geçidine döndürülmeden ümmeti Muhammed’in bugünkü durumuna nasıl bir önderlik edebilir? Onun aziz hatırasının bugün törensel sunumlarla heba edildiğine sıklıkla tanık olmuyor muyuz? Acaba Hüseyin’in dillere destan kıyamı, hepimize öncülük eden ilim, irfan ve takvası karşısında yapılması gereken nedir?”

“Hz. Hüseyin’i anmak, onun mirasını sağlam ve muteber bir düzeyde ele almayı gerekli kılmaktadır."

“Hz. Hüseyin’i anmak, onun mirasını sağlam ve muteber bir düzeyde ele almayı gerekli kılmaktadır. Bugün zalim ve mazlum saflaşmasında, hak ve batıl ayrışmasında kurucu bir figür olarak başvurduğumuz Hz. Hüseyin Efendimiz, tarihsel süreç içinde sembolik bir değere dönüşmüştür. Buna karşılık Yezit, tarihsel bir figür olmanın ötesinde her türlü kötülüğün timsali olarak yeni bir anlam bileşkesine sahip olmuştur ve bu anlam bileşkesi, ortak anlamlar dünyamızın ortak bir değeri haline gelmiştir. Kategorize etme çabası içinde İmam Hüseyin ile Yezit arasında oluşturulan ayrıştırma, tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Doğrudan isimlere atıflarla gerçekleşen tarih algısı, giderek bu anlamları, bu sembollerin gerçek ağırlığının sıradanlaşması tehlikesini doğurmaya başlamıştır. Bugün herkesi, kuru bir atıf zinciri içerisinde tekrarlanan cümlelerin zihin dünyamızda oluşturduğu fukaralık üzerinde düşünmeye davet ediyorum.”

“Çağımızın Kerbela’sına dönüşen Gazze katliamının sona ermesini niyaz ediyorum”

"Diyanet İşleri Başkanı Görmez, son günlerde yeniden başlayan Gazze katliamıyla ilgili olarak da şunları söyledi: “Muharrem ayına yine kan akıtılarak girildiğine şahit oluyoruz. Bütün insanlığın gözleri önünde adeta çağımızın, asrımızın ve son yıllarımızın Kerbela’sı haline dönüşen Gazze’ye yönelik katliamın da bir an önce sona ermesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Yüce Allah’tan birlik, beraberlik ve şuur ihsan etmesini niyaz ediyorum.”


FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ