Diyanet İşleri Başkanı Görmez, iftarını mahkûmlarla birlikte yaptı…

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, iftarını Ankara Şaşmaz Açık Ceza ve Tevkif Evindeki hükümlülerle birlikte yaptı.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün ortaklaşa düzenlediği iftar programına konuşan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, mahkumlara hitaben, “Bu sıkıntılarınız geçecek ve hepinizin yeniden güzel bir hayatı olacak inşallah. Eşinizle çocuklarınızla bir araya gelecek, daha önceki yaptıklarınızın üzerine bir çizgi çekerek yepyeni bir hayata başlayacaksınız. Umutsuzluk dünyada en büyük günahtır. Allah umutsuzluğu Müslümanlara haram kılmıştır. Umut sahibi olacaksınız ve yeni bir hayatı nasıl kuracağınızın üzerinde düşüneceksiniz” dedi.

Sevgili Peygamberimizin, ‘Günahlarından hakkıyla tövbe eden günahsız gibidir’  sözünü hatırlatan Başkan Görmez, “Yeter ki bir daha o hataya dönmeyelim. O kötülüğü bir daha işlemeyelim. Yeter ki nefsimize hakim olalım. Allah, kendisine şirk koşmanın dışında bütün günahları affedeceğini bizlere bildirmiştir” diye konuştu.

İftar programına katılan mahkumların ramazan ayını ve yaklaşan bayramını kutlayarak söze başlayan Başkan Görmez, şunları söyledi;

“Allah kendisine şirk koşmanın dışında bütün günahları affedeceğini bizlere bildirmiştir…”

İyi ki Müslümanız. Allah iyi ki bizi Müslüman olarak yaratmış. Bizim muhteşem yüce bir dinimiz var. Adaleti ve merhameti esas alan, bütün kainata ve varlığa şefkatle bakmayı öğreten muhteşem bir dinimiz var. Ve yine bizim muhteşem bir ramazan medeniyetimiz var. Her yıl ramazan gelir bizi arındırır, irademizi özgür kılar. Bir okul gibi bir mektep gibi hepimizi eğitime tabi tutar. Her sene gelir ve bize Kuran’ımızı yeniden getirir. İftarın sevincini, sahurun bereketini getirir. Kadir gecesini ve bayramı bizlere getirir. Ramazan başlı başına muhteşem bir medeniyettir aslında. Oruç ibadetinin asıl gayesi, nefsimizin, hevamızın esiri olmamayı öğretmektir. Bize gerçek özgürlüğü tattırmaktır. İnsanoğlu bazen küçücük bir öfkesine mağlup olur ve hayatı kendisine zindan eder. Sonra pişman olur. Bu pişmanlığın Allah katından karşılığı vardır elbette. Allah kendisine şirk koşmanın dışında bütün günahları affedeceğini bizlere bildirmiştir.

“Asıl özgürlük ahlaki ve vicdani özgürlüktür…”

Bizim ahlak alimlerimiz özgürlüğü üçe ayırır. Birincisi, cismani ve bedeni özgürlük. Cismani ve bedeni özgürlüğe sahip olanlar sokaklarda rahatça gezerler, şehirlerde rahatça dolaşırlar. İkinci özgürlük, siyasi ve medeni özürlük. Bu özgürlüğe sahip olanlar, kendi ülkelerinde kendi iradeleriyle yönetilirler. Seçme ve seçilme hakkına sahip olurlar. Üçüncü özgürlük ise, ahlaki ve vicdani özgürlüktür. İşte orucun, ibadetin, dinin insana kazandırmak istediği asıl özgürlük, ahlaki ve vicdani özgürlüktür. Buna sahip olanlar öfkelerine mağlup olmazlar. Arzularına ve hevalarıne esir olmazlar. Ahlaki ve vicdani özgürlüğe sahip olanlar, siyasi ve medeni özgürlüğe de, cismani ve bedeni özgürlüğe de sahip olurlar. Fakat ahlaki ve vicdani özgürlüğünü kaybedenler, cismani ve bedeni özgürlüğünü de kaybederler. Hepimizin korkacağı bir şey olmalı o da Allah nezdinde hükümlü olmaktır. Dünyayı da ahreti de zindana çevirecek en büyük kötülük Allah katında hükümlü olmaktır. Bizi yoktan var eden, bize sonsuz nimetler bahşeden, bize eşler çocuklar lütfeden yüce rabbimiz nezdinde hükümlü olursak ve o bizi affetmezse asıl ondan korkmamız gerekir. Bu iftar vaktinde, bu icabet saatinde Rabbimiz katında hükümlülerden olmamayı Allah’tan niyaz ediyorum.

“Allah yürek özgürlüğünden bizleri mahrum eylemesin…”

İnsanın hayatında iki an var ki, Allah o vakitlerde insanı kendisine en yakın kabul ediyor. Birisi secde anı, diğeri de iftar vaktidir. Bu iki vakti Allah kulun kendisine en yakın vakitler olduğunu bildiriyor. Böyle bir vakitteyiz. İcabet vaktinde, duaların kabul edildiği vakitteyiz. Duamız odur ki, O’nun katında hükümlü olmayalım. Ahlaki ve vicdani özgürlüğe sahip olalım. Allah bu özgürlükten kimseyi mahrum eylemesin. Allah yürek özgürlüğünden bizleri mahrum eylemesin. İnsanın yüreği özgür olursa o vakit özgürlüğün tadına erer. Allah bütün kötülüklerden bizi muhafaza eylesin.

“Cezaevlerinde birçok mahkûm kardeşimiz hafızlığını tamamladı…”

Sizlerden bana çokça mektup gelir. Bana en çok hapishanelerden mektup gelir. Türlü türlü dertlerini paylaşır dostlarımız. Ben de mümkün olduğu kadar, kim olursa olsun, hangi suçu işlemiş olursa olsun cevapsız bırakmamaya çalışıyorum. Bazen benden kitap istiyorsunuz. Ben de o ilin müftülüğünü arıyorum ‘Şu kitapları götürün dostlarımıza takdim edin’ diyorum. Bazen Kur’an-ı Kerim istiyorsunuz. Ben de hemen göndermeye çalışıyorum. Bazı mahkum kardeşlerimiz hapishanede Kur’an eğitimi alıyor. Hafızlığa başlıyor. Hatta beni hafızlık merasimine davet eden dostlarımız oluyor. Bazen kardeşlerimiz yaptıkları işlerden dolayı duydukları vicdan azabını benimle paylaşıyorlar. Derdini dökecek insan aradığında karşısında sarıklı cübbeli Diyanet İşleri Başkanı aklına geliyor ve bana derdini döküyor, bu da beni çok mutlu ediyor. Bizim öyle bir dinimiz var ki, burada belki ailenizle, eşinizle, çocuklarınızla görüşemiyorsunuz, konuşamıyorsunuz ama Allah ile konuşabilirsiniz. Bizim öyle bir dinimiz var. O’nun huzurunda, O’nun divanında durur, ona hitap eder ve ‘Ben sadece sana ibadet eder, sana kulluk ederim’ dersiniz. Allah da size karşılık verir. Allah ile konuşmaktan kendinizi mahrum etmeyin.

Programa, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Adalet Bakanlığı üst düzey yetkilileriyle çok sayıda mahkûm katıldı.