Hz. Peygamber (s.a.s.)' in Torunu Kerbela Şehidi Hz. Hüseyin (r.a.)

Hicretin 4. yılında (m. 626) Medine’de dünyaya geldi. İslâm tarihi kaynakları onun adından Hz. Osman (r.a.) dönemi fetih hareketlerinde bahsederler. Buna göre Hz. Hüseyin, ağabeyi Hz. Hasan (r.a.) ile birlikte Kûfe valisi Said b. el-As’ın komutasında gerçekleşen Horasan fetihlerine iştirak etmiştir. Aynı şekilde muhasara edilmesi esnasında Hz. Osman (r.a.)’ı korumak amacıyla görevlendirilenler arasında yer almıştır.

Hz. Hüseyin (r.a.), babası Hz. Ali (r.a.)’nin halife olmasından itibaren gerçekleştirilen tüm askerî ve sivil faaliyetlerin tamamında bulundu. Hz. Ali (r.a.)’nin Hariciler tarafından şehit edilmesi üzerine, ağabeyi Hz. Hasan (r.a.)’a biat etti. Ancak Hz. Hasan (r.a.)’ın halifeliği Muaviye (r.a.)’ye devretmesine karşı çıktı. Daha sonra bu tavrından vaz geçip Kûfe’yi terk ederek, Hz. Hasan (r.a.) ile birlikte Medine’ye döndü.

Hz. Hüseyin (r.a.), Muaviye’nin (r.a.) oğlu Yezid adına biat almasına karşı çıkan sahabe çocuklarının başında yer aldı. Bunun üzerine Muaviye (r.a.) muhalefetin merkezi olan Medine’ye gelerek, sahâbe çocuklarını bu konuda ikna etmeye çalıştı, ancak başta Hüseyin b. Ali olmak üzere, Abdullah b. Ömer, Abdurrahman b. Ebî Bekr, Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Abbas, istişarî hilâfetin terk edilerek yönetim sisteminin saltanata dönüşmesine sebep olacağı düşüncesiyle, Yezid’in veliaht ilânına karşı çıktılar, ardından Medine’yi terk ederek Mekke’ye gittiler. Muaviye (r.a.) onları takip ederek, Yezid’in veliahtlığına razı olmaları çağrısında bulunduysa da, onların desteğini burada da alamadı.

Muaviye’nin (r.a.) ölümünün ardından Yezid’in halife olmasıyla birlikte, Kûfe’deki yönetim muhalifleri harekete geçerek Mekke’de bulunan Hz. Hüseyin (r.a.)’i yanlarına çağırmayı kararlaştırdılar. Bu amaçla şehirdeki Hz. Ali (r.a.) taraftarlarının liderlerinden Süleyman b. Surad’ın evinde toplanarak, Hz. Hüseyin (r.a.)’e bir davet mektubu kaleme aldılar. Mektupta onu Kûfe’ye gelmeye, dağınık durumda olan insanları Yezid’e karşı toplamaya davet ettiler. Çağrılarına cevap verip şehirlerine geldiği takdirde kendisini halîfe ilan ederek, onun bayrağı altında Yezid’e karşı savaşacaklarına dair söz verdiler.

Gelen daveti dikkate alan Hz. Hüseyin (r.a.), amcasının oğlu Müslim b. Akîl’i temsilci olarak Kufe’ye gönderdi. Müslim, şehre ulaştığında halkın teveccühü ile karşılaştı. İlk önce Muhtar es-Sekafî’nin evinde konakladı. Mülayim bir kişiliğe sahip vali Numan b. Beşir (r.a.)’in müsamahası sayesinde, Hz. Ali (r.a.) taraftarlarıyla toplantılar düzenlemeye başladı. Sonuçta şehirde önemli sayıda muhalefet grubu ortaya çıktı. Gelişmelerin gidişatından ümitlenen Müslim, Hz. Hüseyin (r.a.)’e Kûfe’ye gelmesi için haber gönderdi.

Diğer taraftan Müslim’in faaliyetlerinin duyulması üzerine vali Numan b. Beşir (r.a.), halkı yönetime karşı herhangi bir harekete girişmemeleri konusunda uyardı. Kûfe’de bulunan yönetim yanlıları valinin yumuşak tavrından rahatsız olarak, ondan muhaliflere daha şiddetli davranmasını istediler. Ancak Numan b. Beşir onların ikazlarını dinlemedi. Bunun üzerine Yezid’e haber gönderilerek valinin şehirdeki muhalif faaliyetlere müsamaha gösterdiğini, şayet Kûfe’yi kaybetmek istemiyorsa daha sert bir idareciyi görevlendirmesi gerektiğini bildirdiler. Yezid şehrin yönetimini Basra Valisi Ubeydullah b. Ziyad’ın emrine verdi. Yeni vali Kûfe’ye gelir gelmez halkı itaate çağıran, aynı zamanda tehdit içeren bir konuşma yaptı. Bunun üzerine Kûfeliler toplanarak valinin evini kuşattılar. Durumun aleyhine geliştiğini gören Ubeydullah b. Ziyad, yanında bulunan şehir ileri gelenlerinden dışarı çıkarak kendi yakınlarını topluluktan ayırmalarını istedi. Bu girişimin ardından valilik sarayının etrafındaki kalabalık hızla dağılmaya başladı. O kadar ki, Müslim b. Akil’in sadece 30 kişilik bir taraftarı kaldı. Bunun üzerine harekete geçen valinin askerleri Müslim’i yakalayarak öldürdüler.

Hz. Hüseyin (r.a.), Müslim’in öldürülmeden önce yazdığı ve kendisini davet eden mektubu alması üzerine, Kûfe’deki gelişmelerden habersiz bir şekilde harekete geçmişti. Diğer taraftan Kûfe’de kontrolü ele geçiren Ubeydullah b. Ziyad, Hz. Hüseyin (r.a.)’in Mekke’den hareket ettiğini öğrenince onu takip etmesi için Husayn b. Numeyr’i görevlendirdi. Hz. Hüseyin (r.a.), yanındakilerle birlikte Zû Husum denilen yere ulaştığında, Husayn b. Numeyr’in gönderdiği Hürr b. Yezid komutasındaki askerî birliklerle karşılaştı. Bunların görevi Mekke’den gelenleri sürekli takip etmek, gözetim altında bulundurmak ve onları Kûfe’ye ulaştırmaktı. Hz. Hüseyin (r.a.) ise kesinlikle Ubeydullah’ın yanına gitmeyeceğini söyledi. Hürr ise kendisinin de onları serbest bırakmayacağını bildirdi. Hz. Hüseyin (r.a.) bunun üzerine Kûfe ile Medine arasında farklı bir yola yöneldi. Yolculuk devam ederken Ziyad’ın mektubu geldi. Mektupta vali, Hürr b. Yezid’e Hz. Hüseyin (r.a.)’in sarp ve müstahkem yerlere sığınmasına engel olmasını, susuz ve insanların uğramadıkları bir yerde konaklamaya zorlamasını emrediyordu. Sonuçta Hz. Hüseyin (r.a.) Ninova bölgesinde yer alan ve günümüzde Bağdat’ın 100 km. güneydoğusunda bulunan Kerbelâ denilen yere ulaştırıldı.

Bir gün sonra Kerbelâ mevkiine 4000 kişilik bir orduyla Ömer b. Sa‘d b. Ebu Vakkas geldi. Ömer b. Sa‘d, Hz. Hüseyin (r.a.)’e niçin Kûfe’ye geldiğini sorduğunda, ona da kendisini bizzat Kûfelilerin davet ettiğini, ancak şehirde istenmiyorsa derhal geri dönebileceğini ifade etti. Meselenin herhangi bir çarpışma meydana gelmeden hallini isteyen Ömer, hem Hz. Hüseyin (r.a.)’in söylediklerini aktaran, hem de kendisinin nasıl bir yol takip etmesi gerektiğini soran bir mektubu Ubeydullah’a gönderdi. Vali cevabî mektupta, ondan Hz. Hüseyin (r.a.)’i Yezid’e biate zorlamasını, ayrıca gelenlerin su ile bağlantısının da tamamen kesilmesini istedi. Bu hadise Hz. Hüseyin (r.a.)’in şehit edilmesinden üç gün önce gerçekleşti. Hz. Hüseyin (r.a.), Kûfe ordusunun komutanına ya geri dönmesine, ya sınır şehirlerine gidip cihad etmesine, ya da Yezid’in yanına gitmesine izin verilmesini istedi. Bu talep derhal Ubeydullah b. Ziyad’a ulaştırıldı. Vali bunun üzerine yanında bulunan Şemîr Zilcevşen’e, Ömer b. Sa’d’a giderek Hz. Hüseyin (r.a.)’i teslim olmaya çağırmasını, aksi takdirde onunla savaşmasını, şayet böyle yaparsa kendisinin de Ömer b. Sa’d’a itaat etmesini, kabul etmezse onun başını vurarak askerlerin komutasını üstlenip, Hz. Hüseyin (r.a.)’e saldırmasını istedi. Ömer b. Sa‘d, Şemîr’in gelmesi üzerine Hz. Hüseyin (r.a.)’e karşı düzenlenecek saldırıyı bizzat idare etmeye karar verdi.

10 Muharrem 61 (10 Ekim 680) cuma günü her iki taraf, sabah namazını kaldıktan sonra savaş vaziyeti aldı. Hz. Hüseyin (r.a.) kendisine saldırmak için hazır bekleyen Kûfelilere tekrar nasihat etmek için uzun bir konuşma yaptı. Ancak muhatapları onun sözlerini dinlemediler. Bunun ardından Ömer b. Sa‘d’ın, Hz. Hüseyin (r.a.) tarafına attığı bir okla savaş başlamış oldu. Hz. Hüseyin (r.a.)’in yanında bulunanlar, onu korumak için çok gayret sarfettiler. Ancak dört bir yandan yapılan hücumları karşılamaları mümkün değildi. Bu arada Ömer b. Sa‘d, Husayn b. Nümeyr’e emir vererek doğrudan Hz. Hüseyin (r.a.) üzerine saldırıya geçmesini istedi. Hz. Hüseyin (r.a.)’in yanındakiler sayıları az olduğu için Kûfe askerleri tarafında, sırayla öldürülüyorlardı. Sadece geride Hz. Hüseyin (r.a.) kaldı. Ancak Kûfeli askerlerden yanına gelen herkes geri dönüyor, hiç kimse onu öldürmeye cesaret edemiyordu. Nihayet Şemîr’in kesin emriyle askerler ona doğru saldırıya geçtiler. Mâlik b. Nusayr isimli Kûfeli başına vurarak yaralanmasına sebep oldu. Bunun ardından Şemîr yanındaki on kişiyle birlikte yaralı vaziyette bulunan Hz. Hüseyin (r.a.)’in üzerine saldırarak onu şehit etti. Kerbelâ’da Hz. Hüseyin (r.a.) ile birlikte 72 kişi öldürüldü.

Hz. Hüseyin (r.a.)’in ve onunla birlikte öldürülenlerin kesik başları çarpışmaların hemen ardından Ubeydullah b. Ziyad’a götürüldü. Ömer b. Sa‘d da iki gün sonra Hz.Hüseyin (r.a.)’in yanındaki kadın ve çocukları Kûfe’ye sevketti. Geride bırakılan şehit cesetleri ise bölgede yaşayan Benî Esed kabilesi mensupları tarafından Hâir denilen yere defnedildi.

Kerbelâ faciası, İslâm tarihinde etkileri uzun asırlar süren en elim hadiseler arasında kabul edilir. Bu olay gerek halife Yezid, gerekse Emevî hanedanına karşı toplumda büyük infiale sebep olmuştur. Hatta Hz. Hüseyin (r.a.)’in öldürülmesine tepki olarak pek çok isyan girişimi başlatılmıştır. Gerçekten de bu olay, Emevîlerin Müslüman kamuoyunun desteğini önemli ölçüde kaybetmesine sebep olmuştur. Bu konu hanedanın yıkılışına kadar önemli bir toplumsal sorun olma özelliğini devam ettirmiştir.

Tarihçiler, Emevî devletinin en önemli yıkılış sebepleri arasında bu hadiseye atıfta bulunurlar. Kerbelâ ayrıca Şiiliği artık sadece Ali taraftarlığı olmaktan çıkarıp, ona bağlı olanların Müslümanları yönetmeyi Hz. Ali (r.a.) evlâdının devredilmez hakkı olduğu inancını benimseyen bir grup hâline getirdi. Onlar Emevîlerin veraset yoluyla iktidarın devri anlayışına bir tepki olarak, hilâfetin Hz. Ali (r.a.) soyundan gelenlerin hakkı olduğu tezini savunmaya, hatta bunu dinî bir anlayış olarak benimsemeye başladılar. Daha sonraki süreçte atılan bazı adımların ve temellendirmelerin referans noktası, Hz. Hüseyin (r.a.)’in Kerbelâ’da şehit edilmesi hadisesi olmuştur.

Not: Bu yazı, Diyanet  Aylık Dergi Nisan 2008 sayısında yayınlanmıştır