|
Ticaret
Meşhur Bir Kazanç Yoludur
Değerli müminler!
Bugünkü sohbetimiz, ticaret ve ticaret ahlâkı hakkında olacaktır.
İnsan yaşamak için ev, ev eşyası, yiyecek ve giyeceğe muhtaçtır.
Bu ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması ve
kazanç sağlaması gerekir. Peygamberimiz : "Hiçbir kimse
kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir.
Allah'ın Peygamberi olan Davut aleyhi'sselâm da kendi elinin
emeğini yerdi" buyurmuştur.(1) Hz. Aişe (r.a.) diyor ki
: Peygamberimizin ashabı -arkadaşları- kendi işlerinin işçileri
idiler. (Bizzat çalışıp terlerlerdi) Namaza gittiklerinde
vücutları ağır kokardı da Peygamberimiz kendilerine: "Keşke
yıkanıp gelseniz" buyururdu.(2) Bu hadisi şeriflerden anlaşılıyor
ki, kişinin kendi el emeği ve alın teri ile sağladığı kazanç
en hayırlı ve bereketli kazançtır. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi birinizin
ipini alıp da dağdan arkasına bir bağ odun yüklenerek getirip
satması, her hangi bir kişiden istemekten çok daha iyidir.
(Kim bilir?) O da ya verir (minnetine girersin), yahut vermez
(zilletini çekersin)".(3) Değerli müminler! Çeşitli meşrû
kazanç yolları vardır. Bu kazanç yollarından birisi de ticarettir.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor: "Ey iman edenler! Malınızı
aranızda haksızlıkla yemeyiniz. Meğer ki o kazancınız, herbirinizin
rızasından (doğan) bir ticaret (malı) ola." (4); "Allah,
alışverişi helal, ribayı haram kıldı."(5) Bu ayet-i kerimeler
ticaretin, alışverişin meşrû bir kazanç yolu olduğunu ifade
etmektedir. Peygamberimiz, Peygamber olmadan önce ticaret
etmiş, her işde olduğu gibi ticarette de dürüstlüğü ve güvenirliği
ile örnek olmuştu. Birinci halife Hz. Ebu Bekir de ticaretle
uğraşıyordu. Hatta Halife seçildiğinde ticaretiyle meşgul
bulunduğu elbiseleri adeti üzere sabahleyin başının üzerine
koyarak çarşıya çıkmıştır. Çarşıda Ömer İbn-i Hattap ile
Ebu Ubeydetü'I-Cerrah'a rastladı. Bunlar Halifeye: -Hayrola,
çarşıda pazarda işin ne? Sen müslümanların işlerini üstlendin,
demişlerdi. Halife: -Ya ben ailemi nasıl geçindireceğim?
Diye sormuş, onlar da: -Biz sana nafaka takdir ederiz, diyerek
günlük yarım koyun nafaka takdir etmişlerdi. Hz. Aişe'den
rivayete göre, Hz. Ebu Bekir ölürken ne malı varsa onları
öldükten sonra Halife seçilen zata götürüp teslim edilmesini
vasiyet etmişti. Ölümünden sonra bir hizmetçisi ile bir
devesi kalmıştı. Bu hizmetçi devlete ait kılıçları temizler,
parlatır ve Hz. Ebu Bekir'in ailesine bakardı. Deve ile
de su çekilir, bahçe sulanırdı. Hz. Aişe devam ederek diyor
ki, babamın ölümünde bunları, halife seçilen Hz. Ömer'e
gönderdik. Hz. Ömer: - Allah Ebu Bekir'e rahmet etsin. Şimdi
o, kendisinden sonra yerine geleni derin derin düşündürdü,
dedi.(6) Abdurrahman İbn Avf (r.a.) Mekke'den göç edip Medine'ye
geldiğinde Peygamberimiz onunla Sa'd İbn Rebi arasında kardeşlik
tesis buyurmuş, yani onu, Sa'd ile kardeş yapmıştı. Sa'd
İbn Rebi Medinelilerin en zengini idi. Malının yarısını
Abdurrahman İbn Avf'a vermek istemiş, fakat Abdurrahman
bunu kabul etmeyerek: -İçinde ticaret yapılan bir çarşınız
yok mu? Bana o çarşıyı göster, dedi. Kendisine Kaynuka çarşısı
gösterildi, orada ticaret yaparak kısa sürede zengin oldu
ve kardeşinin minnet yükü altına girmek istemedi.(7) Değerli
müminler! Olgun mümin her işinde olduğu gibi ticaretinde
de başkalarının haklarını gözetecek, onların zararına olacak
tutum ve davranışlardan sakınacaktır. Aksi takdirde kazancı
helal olmaz veya kazancının hayır ve bereketini görmez.
Temiz ve helal bir kazanç elde etmek için dikkat edilmesi
gereken bir takım hususlar vardır. Bunları özetlemek yararlı
olacaktır. 1- Ölçü ve Tartıyı Adaletle Yapmak Göklerin ve
yerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge ile olduğu Kur'an-ı
Kerim'de bildirilmektedir.(8) Bütün hakların ölçeği de terazidir.
Onun için bir yerde hak ve adaletin yerleşmesi için ilk
gerekli olan şey ölçünün herkes için eşit bir şekilde doğru
ve dürüst olmasıdır. Bunun doğru olması için iki şey gereklidir.
Birisi ölçünün kendisinin tam olması, yanlış alet kullanılmaması,
birisi de ölçmenin doğru olmasıdır. Kur'an-ı Kerim'de bu
husus hatırlatılmakta ve şöyle buyurulmaktadır: "Ölçüyü
adaletle tutun ve eksik tartmayın."(9) Şuayb aleyhisselam
Peygamber olarak gönderildiği Medyen halkına şöyle demişti:
"Ey kavmim! AIlah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka
tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben
sizi hayır (ve boIluk) içerisinde görüyorum. Bununla beraber
yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum. Ey
kavmim, ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın
malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatlık yaparak
fenalık etmeyin."(10) Ölçü ve tartıda hile yapmak, insanları
aldatmak, büyük vebal olduğu gibi aynı zamanda ahlâk yönünden
de çok çirkin bir davranıştır. Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de
bunlarla ilgili olarak şöyle buyuruyor: "Eksik ölçüp tartanların
vay haline! Onlar insanlardan alırken tam ölçerler. Kendileri
başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik
ölçer ve tartarlar. Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde
(hesap vermek üzere) diriltilecekler! Öyle bir günkü insanlar
o günde alemlerin Rabbinin huzurunda divan duracaklardır."(11)
Büyük Müfessir Elmalılı M. Hamdi YAZIR, bu ayet-i kerimelerin
tefsirinde: "Böyle az bir şeyi çalan veyli hak ederse çok
çalanların kaç katlı veyli hak edecekleri düşünülmelidir"
demiştir. 2- Yalan Konuşmamak ve Yalan Yere Yemin Etmemek
Sadece ticaret yapanlar değil, inanmış olan insanlar yalan
konuşmazlar, konuşmamalıdırlar. Yalan insanın güvenilirliğini
ortadan kaldırır. Halbuki mümin, sözüne, işine ve davranışına
güvenilen insandır. Ticaretle uğraşan kimse, insanların
kendisine güvenmesine daha çok muhtaç olan kimsedir. O,
sattığı bir mal ile ilgili bir şey söylediği zaman müşteri
ona inanmalı ve güvenmelidir. Sattığı malın kalitesi ile
ilgili yalan söyler müşteriyi aldatırsa hem günah işlemiş
ve hem de kazancını kirletmiş olur. Hele yalanını Allah'a
yemin ederek güçlendirecek olursa daha da çok vebale girmiş
ve kazancının bereketini yok etmiş olur. Hakim b. Hizam
(r.a.)'dan rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Alıcı ile satıcı meclisten ayrılıncaya kadar serbestirler
(yani alış verişi bozabilirler). Eğer ikisi de doğru konuştu,
mallarının kusurlarını ve değerini olduğu gibi açıkladılarsa
alışverişleri kendilerine bereketli olur. Malın ayıbını
ve fiatını gizlediler ve yalan söyledilerse, belki kâr ederler
fakat alışverişlerinin bereketini mahvederler."(12) Alışverişte
bile bile yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek, şüphesiz
büyük günahlardandır. Abdullah b. Ebî Evfa (r.a.) diyor
ki: Birisi çarşıda malını satışı sırasında: "Bu malın bedeline,
müşterinin vermediği bir bedel verildiğini Allah'a yemin
ederek söylemesi ve bir Müslüman müşteriyi satılan mal hakkında
ikna etmeye çalışması üzerine: "Allah'a verdikleri sözü
ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların
ahirette bir payı yoktur. AIlah kıyamet günü onlarla hiç
konuşmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir. Onlar için
acı bir azap vardır." (Âl-i İmran, 77) ayeti kerimesi nazil
oldu. Ayet-i kerime, satış sırasında mala sürüm sağlamak
için yalan yere yemin edenlerin ahiret nimetlerinden yararlanamıyacaklarını,
Allah'ın rahmetinden mahrum kalacaklarını ve can yakı cı
bir azaba uğrayacaklarını bildirmektedir. Değil böyle çarşı
pazarda insanları kandırmak için yalan yere yemin etmek,
iyilik ve dargınları barıştırmak için de olsa gerekmedikçe
yemin etmenin doğru olmayacağı Kur'an-ı Kerim'de bildirilmekte
ve şöyle buyurulmaktadır: "Sözünüzde durmanız, kötülükten
sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için Allah'ı
yeminlerinize hedef ve siper edip durmayın. Allah, her şeyi
işitir ve bilir."(14) Ayet-i Kerime önce; böyle iyilik ve
takva için, dargınları barıştırmak için de olsa yemin yapmayınız.
İkinci olarak da, böyle hayırlı bir işi terketmeye dair
olan yeminlerinizde durmak, Allah rızasına uygundur sanmayınız,
diyor. Böyle doğru yemin etmek yasaklanınca artık haksız
ve yalan yere yeminin nasıl olacağı bir düşünülsün. Ebu
Zer (r.a.)'den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Üç sınıf insan vardır ki, Allah Teala kıyamet gününde onlarla
konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları tezkiye etmeyecektir.
Hem onlar için acı bir azap vardır." Ravi diyor ki: Peygamberimiz
bu sözü üç defa tekrarladı. Ebu Zer: - Mahrum olan ve zararda
kalanlar kimlerdir, ey Allah'ın Resûlü? diye sordu. Peygamberimiz:
- Elbisesini kibirlenerek yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği
başa kakan ve satlık eşyasına yalan yere yemin ederek sürüm
sağlayan kimselerdir, buyurdu.(15) Evet, yalan ve yalan
yemin mala sürüm sağlarsa da kazancın bereketini yok eder.
Satıcı bir yönden müşteriyi aldatmayacağı gibi, ona malın
kusur ve ayıbını söyleyerek aldanmasına imkan da vermeyecektir.
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Peygamberimiz bir defa
ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile
yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine:
- Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi: - Ey Allah'ın
Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince Peygamberimiz:
"O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın
ya. Bizi aldatan bizden değildir" buyurdu.(16) İmam GazaIi,
"İhyau ulumi'd-Din" adlı meşhur eserinde Yunus b. Ubeyd
adındaki bir tüccarın örnek bir hareketinden söz eder. Bu
zatın dükkanında 200 dirhemden 400 dirheme kadar muhtelif
fiatlarda kumaşlar varmış. Yunus b. Ubeyd bir defa kardeşinin
oğlunu dükkanda bırakıp namaza gitmiş. Dönüşte birisinin
elinde kumaş görmüş ve kendi dükkanındaki 200 dirhemlik
kumaşlardan olduğunu anlamış. Adama: Kumaşı kaça aldın?
Diye sormuş. Adam: Dörtyüz dirheme aldım, demiş. Yunus:
- Aldanmışın, kumaşın değeri 200 dirhemdir, geri dön paranın
üstünü al, demiş Adam: - Bu kumaş bizim orda 500 dirhem
de eder, aldanmış değilim, demiş. Yunus: - Hayır, olmaz,
götür kumaşı geri ver. Öğüt vermek, dünya kârından hayırlıdır,
deyince adam kumaşı dükkana götürmüş ve ikiyüz dirhemini
geri almış. Yunus yeğenine dönmüş: - Allah'tan korkmadın
mı, ikiyüz dirhemlik kumaşı dörtyüz dirheme nasıl verdin?
Müslümanlara öğüt vermeyi terkettin. Müşterinin bu konudaki
bilgisizliginden yararlanarak ikiyüz dirhemlik kumaşı iki
katına dörtyüz dirheme sattın, böyle olur mu? diyerek onu
azarlamış. Yegeni: - Vallahi o malı kendi rızası ile aldı,
deyince, Yunus b. Ubeyd: - Peki, o razı oldu, senin vicdanın
buna nasıl rıza gösterdi, dedi.(17) İşte örnek bir tüccar,
"yokluğunda kendi dükkanından iki kat fiatına satılan bir
malın kârı kendi kasasına girdiği halde bunu kabul etmemiş,
müşteriyi zorla dükkana getirerek, fazla olarak alınan parayı
kendisine iade etmiştir. Çünkü Peygamberimiz mü'mini tarif
ederken kendisi için sevdiğini, yahut kendisine reva gördüğünü
din kardeşine de reva gören kimsedir, demiştir. Satıcı,
malının müşteri tarafından bilinmeyen kusur ve ayıplarını
ve malının gerçek değerini müşteriye söylemekle yükümlüdür.
Aksi takdirde müşteriyi aldatmış ve zarara uğratmış olur.
Satıcıya teslim olan ve güvenen müşteriyi aldatmanın günah
olduğunu bildiren Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Kendisini
satıcının vicdanına terkeden müşteriden (onu aldatarak)
fazla para almak haramdır."(18) 3- Borçluya Kolaylık Göstermek
Borçlu borcunu zamanında ödeyerek alacaklıyı üzmemesi yanında
alacaklı da borçluya borcunu ödemede kolaylık göstermesi
Peygamberimiz tarafından tavsiye edilmiştir. Peygamberimiz
şöyle buyuruyor: "Satarken, alırken, alacağını isterken,
borcunu öderken kolaylık gösteren kimseye Allah rahmet etsin."(19)
Bir başka hadisi şerifte de şöyle buyurulmuştur: "Her kim
bir borçluya mühlet verir yahut borcunu bağışlarsa, Allah
onu (kıyamet günü) kendi gölgesinde gölgelendirir."(20)
Peygamberimiz buyuruyor: "Sizden önce geçen milletlerden
cömert bir kişi öldüğünde, melekler onun ruhunu karşılayarak:
- (Dünyada) bir hayır işledin mi? diye sormuşlar. (Hiçbir
hayır işlememiş olan) bu kişi: - Ben alacaklarımı tahsil
eden görevlilerime: - Yoksula mühlet verin, zengine de kolaylık
gösterin, diye emrederdim, cevabını vermişti. Bunun üzerine
Allah Teala: Asıl biz buna daha layıkız, bu kulumun günahlarından
vaz geçiniz, onu bağışladım, buyurmuştur.(21) Allah Teala,
yoksulun borcunu bağışlayan alacaklıya kendisinin borçlandığını
kabul ediyor ve şöyle buyuruyor: "Kim Allah'a güzeI bir
ödünç verecek olursa Allah da onun karşılığını kat kat verir
ve ayrıca onun çok değerli bir ödülü de vardır."(22) Süleyman
İbn Büreyde (r.a.) diyor ki: Bir kere Peygamberimizin: "Kim
ki yokluk ve darlık içindeki bir borçlunun borcunu malî
durumu iyileşinceye kadar tecil ederse, o kimseye tecil
ettiği her bir gün için borç kadar sadaka sevabı vardır."
buyurduğunu işittim. Sonra bir kere de: "Kim ki yokluk ve
darlık içindeki bir borçlunun borcunu, durumu rahatlayıncaya
kadar erteleyecek olursa, o kimseye ertelediği her gün için
iki misli sadaka sevabı verilir." buyurduğunu işittim. Peygamberimize
sordum: - Ey Allah'ın Resûlü, yoksul bir borçlunun borcuna
verilen vâdenin her günü için bir kere borcunun bir katı,
bir kere de borcun iki katı sevap verilir, buyurduğunuzu
işittim, bunun anlamı nedir, dedim. Peygamberimiz: "Her
gün borcun bir misli sadaka sevabı verilmesi borcun vadesi
gelmeden evvelki günlere aittir. Borcun vadesi gelip de
alacaklının onu ertelediği günler için de borcun iki misli
sevap verilir." buyurdu.(23) Bu konuda bir hadisi şerif
daha nakletmek istiyorum. Ebû Hureyre (r.a.) diyor ki: Bir
bedevi Peygamberimizde alacağı olan bir devesini istemiş,
ancak bedevilik âdeti üzere Peygamberimize, kaba ve yakışıksız
sözler söylemişti. Orada bulunan ashab-ı kiram bedeviye
haddini bildirmek isteyince, Peygamberimiz: - Bedeviyi bırakınız!
Her hak sahibinin (edep ölçüleri içerisinde) söz hakkı vardır.
Buna bir deve alıp verin, buyurdu. Ashab-ı kiram: - Ey Allah'ın
Resûlü, aradık, bunun devesinden daha yaşlı ve kıymetli
deveden başka deve bulamadık, dediler. Peygamberimiz: -
O kıymetli deveyi satın alıp buna verin. Sizin hayırlınız
borcunu güzel vereninizdir, buyurdu.(24) Buna çok sevinen
bedevi Peygamberimize dua etti. Değerli müminler, borçlu,
zamanında borcunu ödemeye çalışacak, alacaklı da ona gerekli
kolaylığı gösterecektir. Bu konuda pek çok hadisi şerif
vardır. Biz bunlardan sadece birkaç tanesini nakletmiş bulunuyoruz.
4- Ticaret, İnsanı Allah'ı Anmaktan Alıkoymamalıdır Gazali,
bu başlığı şöyle ifade ediyor: "Dünya pazarı âhiret pazarına
engel olmamalıdır." Allah Teala şöyle buyuruyor: "Öyle adamlar
vardır ki, ne ticaret ne de alış-veriş onları, Allah'ı anmaktan,
namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar kalblerin
ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar."(25)
5- İhtikar (Karaborsacılık) Karaborsacılık, yiyecek maddeleri
satın alıp, fiatları yükselsin diye saklamak demektir. Karaborsacılık,
ticarette dinin tasvip etmediği sakıncalı davranışlardandır
ve haksız bir kazanç yoludur. Halkın ihtiyaç duyduğu bir
malı saklayıp halka zarar veren kimse günah işlemiş olur.
Karaborsacı kendi çıkarı için başkalarını zarara ve sıkıntıya
sokan, içinde yaşadığı topluma haksızlık eden kimsedir.
Dürüstlük ve ahlâkî değerlerle bağdaşmayan, din kardeşliği
anlayışına ters düşen karaborsacılık ve vurgunculuk, Müslümana
yakışmaz. Peygamberimiz buyuruyor: "Karaborsacı ne kötü
insandır! Ucuzluk olunca üzülür, pahalılık olunca sevinir."(26)
"Kim karaborsacılık yaparsa o, günahkârdır."(27) Değerli
mü'minler Konuşmamızı özetlememiz gerekirse, ticaret, meşrû
bir kazanç yoludur. Bu kazanç yolunu seçen kimse, ölçü ve
tartıyı adâletle yapmalı, hile ve haksızlıktan sakınmalı,
malına sürüm sağlamak için yalan konuşmamalı, yalan yere
hatta doğru da olsa gereksiz olarak yemin etmemeli, borçluya
kolaylık göstermeli, karaborsacılık yapmamalı, ticareti
onu dinî ibadetlerini yerine getirmekten ve Allah'ı anmaktan
alıkoymamalıdır. Ticarette bu hususlara uyan kimsenin kazancı
temiz ve bereketli olur. Ayrıca Allah Teala bu satıcıyı
kıyamet günü herkesin imreneceği bir şekilde mükâfatlandırır.
Peygamberimiz ona şu müjdeyi veriyor: "Güvenilir ve dürüst
ticaret yapan, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve
şehitlerle beraber olacaktır."(28) Konuşmamızı, Beyhaki'nin
Muaz b. Cebel (r.a.) den rivâyet ettiği bir hadisi şerifle
tamamlayalım. Peygamberimiz buyuruyor: "En temiz ve helal
kazanç ticaret yapanların kazancıdır. Onlar ki, konuştukları
zaman yalan konuşmazlar, kendilerine bir şey emanet edildiği
zaman emanete hıyanet etmezler. Söz verdikleri zaman sözlerinden
dönmezler, satın aldıkları zaman malı kötülemezler, sattıkları
zaman mallarını gereksiz yere övmezler, borçlandıkları zaman
borçlarını geciktirmez (zamanında öder)ler. Alacaklı oldukları
zaman zorluk göstermezler." (28)
1- Buhâri, Büyu, 15. 2- Buhâri, Büyu, 15. 3. Buhâri,
Büyu,15. 4- Nisa, 29. 5- Bakara, 275. 6- Sahih-i Buhâri
Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, c. 6, s. 370.
7- Buhâri, Büyu, 1. 8- Rahman, 7. 9- Rahman, 9. 10- Hud,
84, 85. 11- Mutaffifin, 1-6. 12- Buhâri, Büyu, 19; Müslim,
Büyu, 11; Ebu Davut, Büyu, 53; Tirmizi, Büyu, 26. 13- Buhâri,
Büyu, 2. 14- Bakara, 224. 15- Müslim, İman, 46. 16- Müslim,
İman, 43. 17- İhyau Ulûmi'd-Din, c. 3, Kitap, 3, Bab, 4.
18- Mecmau'z-Zevaid ve Menbau'I-Fevaid, IV/76 (Hadisi Taberanî
"Kebir"inde rivayet etmiştir.) 19- Buhâri, Büyu, 16. 20-
Müslim, Zühd, 18. 21- Buhâri, Büyu,17; Müslim, Musakat,
6. 22- Hadid, 11. 23- Ahmed b. Hanbel, V/360. 24- Buhâri,
İstikraz, 4. 25- Nur, 37. 26- Mecmau'z-Zevaid, IV/101 (Hadisi
Taberanî rivayet etmiştir.) 27- Müslim, Musakat, 26; Tirmizî,
Büyu, 40. 28- Tirmizî, Büyu, 4. 29- et-Tergib Ve't-Terhib,
II/586.
|