|
|
KİTAP
TANITIMI

Osmanlı Devletinde Surre-i
Hümayun ve Surre Alayları
Prof.
Dr. Münir Atalar, Osmanlı Devletinde Surre-i Hümayun ve Surre Alayları,
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İlmî Seri, 58, Ankara, 1999.
Bu sayımızda sizlere Başkanlık yayınları arasından çıkmış önemli
bir kitabı tanıtmaya çalışacağız. "Osmanlı Devletinde Surre-i
Hümayun ve Surre Alayları" adlı bu kitap, medar-ı iftiharımız
Osmanlı'nın İslam'ın doğup geliştiği Hicaz bölgesindeki kutsal mekanlara
duyduğu derin saygının somut neticelerini gözler önüne sermekte,
böylelikle asırlarca tarih sahnesinde kalmayı başarmış devlet-i
aliyenin gerçek kimliğinin bir kesitine ışık tutmaktadır. Bu kitap
aynı zamanda bir örnekten hareketle, Osmanlı'nın inanç ve ideallerini
her türlü düşüncenin üstünde tuttuğu ve bunun için neleri yapabileceğini
de açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Yazar çalışmasında,
Osmanlı döneminde, devletin en seçkin vilayetlerinden biri sayılan
ve vergi muafıyeti tanınan hicaz bölgesinde yaşayanlara, yapılan
yardım ve hizmetler, hac organizasyonu ile Türk- Arap ilişkileri
konusunu işlemektedir.
Bir giriş ve üç bölümden oluşan kitapta, ilk olarak surre hakkında
genel bilgiler verilmektedir. Verilen bilgilere göre surre, Mekke
ve Medine'ye başka memleketlerden her yıl gönderilen para ve hediyelere
verilen isimdir. Harameyn'e ilk kez surre gönderilmesine, Abbasî
Halifelerinden el-Muktedir Billah (908-932) zamanında başlanmış,
Fatimîler ve Kölemenler döneminde de bu adete uyulmuştur. Osmanlılarda
ise Haremeyn'e ilk kez surre gönderen padişah, Yıldırım Bayezit'tir.
En çok surre gönderen padişah ise Kanuni Sultan Süleyman'dır. Bu
uygulama 1917 yılına kadar sürmüştür. Devletin malî açıdan en zor
duruma düştüğü durumlarda bile bu uygulamadan vazgeçilmemiştir.
Çalışmada Yıldırım Beyazit'ten beşinci Mehmet'e kadar dönemler halinde
gönderilen surrelerle ilgili bilgiler verildikten sonra, Surre-i
Hümayun törenleri, gönderilen hediyeler ve yol güzergâhları ve surre
alaylarının dönüşünde tertip edilen törenler hakkında da malumat
verilmektedir. Son bölümde ise, surre görevlileri ve surre ile ilgili
terimler hakkında açıklayıcı bilgiler sunulmaktadır. Yazara göre,
Mekke ve Medine'ye surre göndermenin en başta gelen amaçlarından
biri, kutsal beldelere olan saygıyı kanıtlamaktır. Bir diğer gayesi
de, Osmanlı devletindeki saltanat değişikliklerinin Haremeyn sakinlerine
duyurulmasıdır. Surre gönderilmesinin sosyal, ekonomik ve siyasi
yönlerinin de bulunduğu bu çalışmada belirtilmektedir. Yazar, Osmanlı'nın,
bazı Batılı araştırmacıların ve onların etkisi altında kalan birtakım
Arap yazarların ileri sürdüğünün aksine, Arap ülkelerini sömürme
ve koloni haline getirme gibi, herhangi bİr emperyalist düşünceye
asla sahip olmadıklarını, böyle bir teşebbüse de girişilmediğini,
Osmanlı devletinin yönetimi altında bulunan değişik din, mezhep
ve ırklara mensup insanları sömürmek değil, aksine onlara hizmet
götürmeyi amaçladığını, Osmanlı devletinin hakimiyeti altında yaşayan
başta Araplar olmak üzere, değişik milletlere mensup insanların
öz dillerini ve millet olarak ayrı benliklerini koruyabilmelerinin
bunun en somut delilini teşkil ettiğini ikna edici bir şekilde ortaya
koymuştur. Çalışmanın ortaya çıkardığı en önemli hususlardan birisi
de, Osmanlı padişahlarından hacca giden hiç kimsenin olmadığıdır.
Yazara göre buna sebep, padişahların aylarca zamanı gerektiren hac
yolculuğu için vakit ayıramamaları veya devletin başından ayrılmalarının
devletin güvenliği açısından sakıncalı olacağı düşüncesidir. Şeyhulislamdan
bu görevden alıkoyan bir fetvanın verilmiş olabileceğidir. Asırlar
boyunca çok sayıda farklı ırk ve dine mensup milletlerin din, dil
ve kültürlerini muhafaza ederek birlikte yaşama başarısını gösterdiği
Osmanlı'dan, bu tarz çoğulcu yaşam felsefesinin daha yoğun bir şekilde
ön plana çıktığı günümüzde öğreneceğimiz çok şeyler bulunmaktadır.
Bu açıdan da kitabın önemi büyüktür. Yazarı tebrik ediyor, başarılarının
devamını diliyoruz.
|