 |
| |
|

|
GELECEĞİMİZİN
TEMİNATI GENÇLİK
Gençler her toplumun geleceğidir. Toplumlar, isteseler de istemeseler
de maddi ve manevi müktesebatlarını ileride gençlere emanet etmek
zorundadırlar. Bu Yüce Allah'ın koyduğu değişmez bir prensiptir. Dolayısıyla
toplumlar, kendi değerlerine sahip çıkabilecek, onları yükseltip geliştirebilecek
ruh ve beden sağlığına sahip fertler yetiştirmek ve böylece geleceklerini
garanti altına almak mecburiyetindedirler. Aksi halde tarihin derinliklerine
gömülmekten kurtulmaları bir hayli güçtür. Tarih bunun canlı misalleriyle
doludur,
Bir toplumda, köklü ve kalıcı ıslah hareketine girişebilmek, başka
bir ifadeyle toplum ve millet menfaatine yararlı işler yapabilmek,
ancak toplumun bütünüyle, idealizmini ve heyecanını her zaman yüksek
ve canlı tutan genç nesle inanması ve güvenmesiyle mümkün olabilir.
Gençlerine güvenmeyen, onlara sorumluluk vermekten çekinen veya onları
potansiyel suçlu gibi gören milletlerin başarıya ulaşmaları mümkün
değildir. Tarihte başarılı olmuş büyük dava ve mücadelelerin hemen
tamamının arka planında, genç neslin önemli katkılarını görmekteyiz.
Hz. Peygamber, İslâm öğretilerini toplumla paylaşmaya başladığında,
en büyük desteği genç nesilden almıştır. Hz. Ali, Zeyd b. Harise,
Talha, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvam, Musab b. Umeyr ve daha
niceleri, yaşları henüz 20'nin üzerine çıkmadığı bir dönemde, İslâm
davasına gönül verip onun kolu kanadı olmuşlardı. Hz. Peygamber Muaz
b. Cebel'i 21 yaşında iken Yemen'e büyük sorumluluk gerektiren bir
görevle, öğretmenlik yapmak ve hukukî meselelere bakmak için göndermiş,
böylelikle onun müktesebatına ve performansına olan güvenini sergilemiştir.
Bu örneklere bakıldığında İslâm mücadelesini, bir gençlik mücadelesi
olarak isimlendirmek yanlış olmasa gerektir.
Ulus olarak bizim tarihimiz de, gençlere ait parlak başarı örnekleriyle
doludur. Bilindiği üzere bir çağın açılıp bir çağın kapanmasına sebep
olan İstanbul'un fethinde, başkumandan Fatih Sultan Mehmet'in yaşı
sadece 21 idi. Ankara Savaşı yenilgisinden sonra dağılan Osmanlı Devleti'ni
yeniden derleyip toparlayan kişi ise genç Sultan Çelebi Mehmet'tir.
Keza, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın da ülkeyi düşman istilâsından kurtarmak
için millî mücadeleye giriştiğinde, genç denebilecek bir yaştaydı.
Ona tam olarak inanan ve güvenen millet, var olma ve yok olma mücadelesini
kesin bir zaferle sonuçlandırmıştır. Bu örnekler, kendilerine güvenildiği
ve sorumluluk verildiği takdirde, gençlerin de topluma yapabileceği
büyük katkıların olabileceğini açıkça göstermektedir. Nitekim Atatürk
"Gençliğe Hitabe"sinde; toplumun geleceği için gençliğe
her zaman önemli görevler düştüğünü, başarı için gerekli güç ve kuvvetin
de kendi bünyelerinde mevcut olduğunu güzel bir şekilde dile getirmişlerdir.
Yüce Dinimiz İslâm, gençlerle ilgili olarak insancıl ve rasyonel bir
tutum izlemektedir. Her şeyden önce İslâm gençleri kadın erkek ayırımı
yapmaksızın 12-15 yaşına ulaştıklarında Yüce Allah'ın koyduğu hükümlerin
muhatabı (dinen mükellef) kabul etmekte, böylelikle kendilerine en
büyük saygınlığı bahşetmektedir. Bilindiği üzere gençlerin karşılaştığı
en önemli problemlerden birisi, dinlenmemek, dikkate alınmamak, tabir
yerinde ise adam yerine konmamaktır. Gençler bundan hep şikayet ederler.
Davranışları daha ziyade duyguların yönlendirdiği ve toplum hayatını
şekillendiren kuralların sıkça çiğnendiği, bunun yanı sıra birtakım
aşırı eğilimlerin de sıkça rastlanıldığı gençlik dönemindeki enerji
ve dinamizmin, olumlu istikametlere yönlendirilebilmesi için, bütün
toplumların gençliğe büyük önem vermeleri gerekmektedir. Teknoloji
sayesinde bütün dünyada iktisadî, kültürel, siyasî ve benzeri diğer
hareketlilik ve değişimlerin hızlandığı ve buna paralel olarak değer
yargıları ve hayat tarzlarında değişimlerin yaşandığı günümüzde, gençliğin
çağın norm ve ihtiyaçlarına uygun olarak eğitimi diğer zamanlara göre
çok daha fazla önem arz etmektedir. Biyolojik ve psikolojik gelişmenin
meydana getirdiği değişikliklerin etkisindeki gençlik, bir de hızlı
kültürel değişimlerin tesirine maruz kalınca, olayları değerlendirme
ve kimlik sahibi olma hususunda genellikle bocalamaktadır. Gençlerde
görülen birtakım yanlış davranışları, gençlerin gelişim özelliklerinde
aramak ve bunlarla yakından ilgilenmek, onları kırıp dökmeden, anlayış
ve hoşgörü içerisinde, bu tutumlarından vazgeçmelerini sağlamak yerinde
olacaktır. Fert ve toplum hayatını düzenleyen hukuk kurallarının,
din ve dinin tasvip ettiği kimliğin; iletişim vasıtalarını kullanarak
yaygınlaşan yabancı kültürel değerler tarafından değersiz görülmesi
ve dışlanmak istenmesi, gençlerin huzursuz ve mutsuz olmalarına sebebiyet
vermektedir. Huzur ve mutluluk arayan genç nesillerin; dinamizm ve
enerjilerini, çeşitli çevrelerin etkisiyle toplumun onaylamadığı davranışlarda
bulunarak heba ettikleri görülmektedir. Bu olumsuz durumun tabii sonucu
olarak gençler arasında yaygınlaşan uyuşturucu ve alkol kullanımı;
kendilerini, ailelerini ve çevrelerini değişik şekillerde etkileyen
sapık akımlar (satanizm, anarşizm, vb.) dan etkilenenlerin sayısının
artması; özellikle kentlerde yaşayan gençler arasında yaygınlaşan
hırsızlık ve müessir fiil ile ilgili suçların çoğalması akl-ı selim
sahibi herkesi derinden düşündürmektedir. Unutmayalım ki dinimiz İslâm,
gençlerin ilmen ve fikren yetiştirilmeleri, hür düşünme ve bağımsız
teşebbüs kabiliyetlerinin geliştirilmeleri, sorunlarının anlayış ve
hoşgörü ile çözümlenmesi hususlarında ebeveynlere ve topluma büyük
sorumluluklar yüklemektedir. Şu halde gençliğin yetişmesinde ve sorunlarının
çözümünde başta anne ve babalar olmak üzere eğitimciler, sosyologlar
ve din bilginleri, kısacası toplumun her kesimi üzerine düşeni yapmak
durumundadır. |
|