|
|
Kültür
Sanat
Kıymetli
Okuyucularımız,
* Sizlerden gelen şiirler üzerine sohbetimizi sürdürüyoruz.
* Fotoğraf sayfamızda Tarsus sokaklarından bir görüntümüz var.
* İstanbul'un fethi yıldönümünde Fetih Marşıyla fetih günlerinin
coşkusuna uzanıyoruz.
* Taşlar ruhları nasıl okşar anlatıyoruz.
* Bu köşede sadece şiir değil; kısa, deneme, resim, çizgi gibi diğer
kültür-sanat ürünlerinizi de görmek istiyoruz.
* Tekrar hatırlatalım bu köşe hepimizin.
Geçen sayıda olduğu gibi bu sayıda da köşemize; şiir ve şair için
söylenen birkaç söz ile başlıyoruz.
Peygamberimiz (s.a.s.) şair bir toplumun içinde yaşamış; hakkı söyleyen
şairi sevmiş ve şiiri de hakikati tebliğe vasıta kılmıştır.
Sultanuşşuara Necip Fazıl, diyor ki:
"Ben şairim, gâibi kurcalayan çilingir.
Canlı cenazelerin başında münker nekir"
"Biz şiiri iman ile bilmişiz; ve bu mihrak bilgiyi, her türlü
bilginin geçtiği binbir yol ağzı biliyoruz."
"Efendimiz, kurtarıcımız, müjdecimiz, gaye insan ve ufuk peygamber...
O ve şair..."
Biz millet olarak şair ruhlu bir milletiz. Meramımızı şiirle anlatmayı
severiz. Hüzünlerimiz, neşelerimiz, aşklarımız heyecanlarımız hep
üst düzey bir şiir ahenginde muhatabına ulaşır. Şiir milletimiz
için bir yaşama tarzıdır adeta... Bu yüzden olsa gerektir ki, köşemiz
coşkun akan bir kültür pınarı olma yolunda.
Biz istiyoruz ki, sanat adına yapılan değişik çalışmalarla pınarımız
daha gür aksın.
Sayın
Hasan ARAL "Tefekkür' adlı şiiriyle sohbetimize konuk oldu.
Dergimizde daha önce de şiirleri yayınlandı. Şiiri bizi günlük hayatın
yorgunluğundan, şöyle bir kenara çekilip düşünmeye, gönül dinginliğine
davet ediyor, düşünce ufkumuzu aydınlatıyor. Kainatı ve bizi Yaratan'ı
bir anlık bile olsa tefekküre davet ettiği şiirinden bir bölüm yayınlıyoruz.
TEFEKKÜR
Allah'ın yeryüzündeki
Eserlerine bir bak!
Görebilir misin?
En küçük bir düzensizlik
Ya da bir çatlak
Ay herkese gülümser
Güneşi ondan parlak
Yaratmış Cenab-ı Hak
Arıya bal yaptırır
Örümceğe yuva
Ancak usta yapabilir
Kırlangıç gibi sıva
Ya
koyuna ne demeli!
Görünür yaratanın kudret eli
Yedikleri türlü yemi
Dönüştürür süte
Besler seni.
İnsana sunulan sayısız nimetler karşısında
Yaratan şükür ister
Taat ister, tefekkür ister
En büyük nimet olan aklın
Kıymetini bilin ister.
Sayın ARAL, serbest yazdığınız şiirinizde bazı redakteler yaptık.
Umarım anlayışla karşılarsınız. Kafiye örgünüz hoş. Şiirinizde güçlü
ifadeler var, ancak bir tefekkür şiirinde daha derin anlatımlar
olabilirdi. Şiirlerinizin devamını diler, saygılar sunarız.
Sayın
Şerafettin ÖZDEMİR, Dünyada gelişen olaylar karşısında son günlerde
birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu
hep birlikte görüyoruz. Sizi, milli birlik ve beraberliğimizi terennüm
eden bir şairimiz olarak biliyoruz. Yine Milletimizin ortak hislerine
tercüman olmuşsunuz. Temennimiz odur ki bu hisler söylendiği, yazıldığı
yerde kalmasın. Duygu ve düşüncelerinize katılıyor, şiirinizden
birkaç kıtayı yayınlıyoruz.
BİRLİK
BERABERLİK
KARDEŞLİK BARIŞ
Yediden
yetmişe millet olarak
Birlik beraberlik kardeşlik barış
İç huzuru güven sevgi dolarak
Birlik beraberlik kardeşlik barış
Bu
millet kamilen kardeşçe millet
Din iman birliğini herkese ilet
Barış olmaz ise kanayan bir dert
Birlik beraberlik kardeşlik barış
Beraber
ağladık beraber güldük
Din ve devlet için beraber öldük
Bir tefrika varsa dış mihrak bildik
Birlik beraberlik kardeşlik barış
Özdemir
de fani barış dertlisi
Hoşgörüye meftun olanca sesi
Milleti uğruna bitse nefesi
Birlik beraberlik kardeşlik barış
Sayın
ÖZDEMİR, şiiriniz, halk edebiyatı içerisinde derin bir geçmişe sahip
olan hece ölçüsü ile yazılmış, geleneksel aşık türüne örnek bir
şiir. Milletimiz bu türe çok aşinadır. İlahilerimiz, türkülerimiz,
manilerimiz, koşmalarımız, bu türün ürünleridir. Sizi tebrik ediyor,
başarılar diliyoruz.
Sayın
Yusuf DOĞAN, Duyguların düşüncelerin, sevinçlerin, özlemlerin dile
getirildiği söz sanatlarından şiir, bizi birbirimize götürüyor.
Kahraman Mehmetçiklerimiz kendi methiyelerini mübarek kanlarıyla
yazarak, bu vatan topraklarını bize emanet etmişlerdir. Mehmetçik
her türlü övgüye layıktır. Mehmetçiklerimize olan hislerinizi döktüğünüz
mısralardan dört kıtayı yayınlıyoruz.
MEHMED'İM
Yazın sıcak kışın soğuk demeden
Sınır boyu nöbetinde sensin Mehmed'im
Vatan için can pahasına da olsa
Seve seve can verirsin Mehmed'im
Kahramanlığınla
ulus övünsün
Yiğitliğinle canan sevinsin
Gazi olup şayet geri dönersen
Millet sana minnettar kalsın
Vatan
için ya şehit ol ya gazi
Ta ezelden yazılmıştır bu yazı
Kalanların dualarıdır niyazı
Bir ölürse bin dirilir Mehmed'im
Sayın
DOĞAN, şiiriniz kahramanlıkların terennüm edildiği epik şiir türünde.
Eski tarihlerdeki yiğitlik destanları ve mehter marşları bu türün
temelini oluşturmaktadır. Bunlar halk edebiyatında zaman zaman serbest
nazım şekliyle de karşımıza çıkar. Yakın tarih edebiyatımızda Fazıl
Hüsnü Dağlarca'nın "Mustafa Kemal'in Kağnısı" adlı şiiri
bu türün güzel örneklerindendir. Bu tarz şiirlerde şekile çok fazla
önem verilmez. Ancak burada vurgular en üst perdeden yapılmalıdır.
Kulak kafiyesi daha ön plandadır. Türün bestelenmiş örnekleri bize
yazma konusunda yönlendirici fikirler vermektedir. Yeni çalışmalarınızı
bekler saygı ve sevgiler sunarız.
Sayın
Abdullatif KOCAMAN, kainata ibret nazarıyla bakabilene ne mutlu.
Gerçek şair etrafını en iyi gözlemleyen; halkın gören gözü, işiten
kulağı olabilen değil midir? Yaratan'ın insanlığa ve milletimize
sunduğu eşsiz nimetleri seçmekte zorlandığımıza ve dikkatli yaşayamadığımıza
işaret ettiğiniz şiirinizden birkaç dörtlük seçtik.
SEÇ GÜZELİNİ
Yüce Mevlâ her şeyini dengeli
Yaratırken belirtmiştir engeli
İnsanoğlu farketmezse çengeli
Takılır bulamaz hiç güzelini
Geri
dön bir bak şanlı maziye
Bak evlat şu ilâhi teraziye
Ayyıldız altında bak şu araziye
Medeniyetlerden seç güzelini
Zirvelerde
boran olur kar olur
Sevgilerde yâren olur, yâr olur
Zorluklarda viran olur, tor olur
Araya araya seç güzelini
Sayın
KOCAMAN, şiiriniz gayet akıcı, kafiye örgüsü bakımından da güzel.
Üslubunuz halk şiiri örneklerinden ilahiyi andırıyor. Birçok söz
sanatını birarada kullanmaya çalıştığınız şiirinizde teşbih ve istiareye
daha çok yer vermişsiniz. Yeni çalışmalarınızı bekler, selam ve
saygılarımızı sunarız.
Kıymetli okuyucularımız, bu sayıdaki şiir sohbetimizi bize sürekli
yazan şairlerimizden Sayın Rıfkı KAYMAZ'ın burcu burcu sıla; buram
buram hasret kokan "Hatıralar", "Sılada Huzur",
"Sıla Mektubu" ve "Yol Verin" adlı dört dörtlüğü
ile noktalıyoruz.
HATIRALAR
Alem
bir başka alem oldu baharla
Ve güller çiçeklendi baharla
Gurbette özlemi yaşarım bir bir
Geçmiş günlerdeki hatıralarla.
SILADA
HUZUR
Gönül
bu sılaya koşmak diliyor
Şu yüce dağları aşmak istiyor
Sıla özlemini dindirip artık
Sılada huzurla coşmak istiyor
SILA
MEKTUBU
Ey
mektup, gurbette ferman ol bana
Ilgıt ılgıt rüzgâr gibi dol bana
Satır satır bir özlemle beraber
Sıla kokukusuyla derman ol bana
YOL
VERİN
Dağlar,
sıra dağlar, bana yol verin,
Yollar, düşlerime sılayı verin,
Rüzgar, alıp beni uçur sılaya
Ve gökler masmavi bir kanat gerin.
Teşekkürler,
Sayın Kaymaz...
FETİH MARŞI
Yelkenler
biçilecek, yelkenler dikilecek,
Dağlardan çektirilen kalyonlar çekilecek
Kerpetenlerle surların dişleri sökülecek
Yürü
hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın,
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.
Sen
de geçebilirsin yardan, anadan, serden
Senin de destanını okuyalım ezberden,
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden
Elde
sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın,
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.
Yüzüne
çarpmak gerek zamanenin fendini,
Göster; kabaran sular nasıl yıkar bendini
Küçük görme, hor görme delikanlım kendini.
Şu
kırık abideyi yükseltecek taştasın,
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.
Bu
kitaplar Fatih'tir, Selim'dir Süleyman'dır,
Şu kitap Sinanüddin şu minar Sinan'dır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır
Bilmem
neden gündelik işlerle telaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.
Delikanlım
işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin, Millet yürüyecek arkandan .
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan.
Sen
ki burçlara bayrak olacak kumaştansın
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.
Bırak
bozuk saatler yalan yanlış işlesin
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın
Yürü aslanım! Fetih hazırlığı başlasın!..
Yürü,
hâlâ ne diye kendinle savaştasın,
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.
Arif
Nihat ASYA
MEZAR TAŞLARI
Duysak
da duymasak da, görsek de görmesek de,
O bizim karşımızda, yanımızda, bacamızda ve kapımızda...
Hayır! Elimizde, kanımızda ve alın yazımızda.
Bir kez varlığı olan her canlı onda eriyecek,
Başlayan her hayat onda bitecek, sönecek.
Yeryüzüne, işine ve ocağına bir daha dönmeyecek,
İstese de istemese de, öteye gidecek ve gelmeyecek!...(1)
Ölüm diye adlandırdığımız bu kaçınılmaz akıbet, insanlık tarihi
içerisinde insanların düşündüğü çözümü güç bir mesele olmuştur.
Ölüm üzerine çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Sebebi ise, ölüm
gerçeğinin herkese yönelik bir konu olmasındandır. Öyle ki, hayatımız
boyunca çok kere ölümün sıkıntısını yaşamış, rüyalarımızda ölmüş
ölmüş dirilmişizdir. Her ölüm olayı karşısında kendimize çeki düzen
vermek ve hayatımızı yeniden gözden geçirmek ihtiyacını hissetmiş,
günahlarımızın çokluğu karşısında da ölüme hazır olamamanın dehşetini
duymuşuzdur.
Düşünen insan için, her mezarlık dönüşü bir hesaplaşmadır. İhtirasları
yumuşatan, fani hayatı birkaç saatliğine de olsa değersizleştiren,
ibret alma hissini kamçılayan bir zihni hesaplaşma...
Bu sayıdaki Kültür-Sanat köşemizde; zihni hesaplaşmanın vuku bulduğu,
ölümü ve ahireti hatırlatan mezarlıklardan bahsedeceğiz.
Mezar Taşları
Mevtanın gömülü olduğu yeri göstermek üzere baş ve ayak kısmına
dikilen taşlara mezartaşı denir. Yüzyıllardır Müslümanların mezarlara
diktikleri bu taşlar, sanat ve tarihi değer bakımından önem taşırlar.
Tarih ve sanat bakımından önemli birer vesika teşkil eden bu taşlara
şahide (orada yatanın kim olduğuna şehadet eden manasına) denilir.
Tarih ve biyografi kitaplarında isimleri kayıtlı olmayan âlim, yazar,
şair ve sanatkârların kısa biyografi ve vefat tarihlerini bu mezar
şahidelerindeki kitabelerden öğrenmekteyiz.
Mezar şahideleri mevtanın siyasî ve içtimaî durumlarına göre çeşitli
şekillerde yapılmıştır ki bunlar:
1- Muntazam olmayan ve yazısız mezar taşlar:
Bunlar, fakirlerin gömüldükleri yerIeri bir müddet belli etmek ve
çiğnenmemelerini temin etmek için konulan işaret taşlarıdır. Anadolu
köylerinde genellikle mezar taşları böyledir. Bunlar çoğunlukla
yontulmamış büyük kaya parçalarıdır ve üzerlerinde yazı yoktur.
2- Yazısız muntazam mezar taşları:
Zühd sahipleri, mezarlarını gizlemek amacıyla sadece bir işaret
olmasını vasiyet ederler. Bu çeşit mezar taşlarına kime ait olduğu
yazılmaz ise de, mevtanın içtimaî derecesiyle mütenasip muntazam
bir şekil verilir.
3- Yazılı düz mezar taşları:
Bu taşların baş tarafına genellikle ''küllü nefsin zaikatü'l-mevt=
herkes ölümü tadacaktır'' ve ''hüvelbâki = baki olan Allah'dır''
sözü oyma olarak yazılıdır. Ayak ucu şahideleri üçgen şeklinde ve
tezyinatsızdır.
4- Musanna (sanatlı, süslü) mezar taşları:
Bu mezar taşları, nesir yazıları ve manzum tarihleri ihtiva eder.
Devrin meşhur hattatlarının yazıları, ressamlarının nakışları, usta
taşçılar tarafından taşa oyularak meydana getirilmiş sanat eserleridir.
Bu taşlar çeşitli şekillerde olur. Bazılarının her cephesinde de
yazı ve oyma süsler vardır.
Bir mezar taşında; hattat, nakkaş ve mermer ustası gibi üç sanatkârın
emeği vardır. Önce taşa kazılacak söz seçilir. Hattat, yazacağı
yazıyı hangi karakterde yazacaksa onunla ilgili ön hazırlığı yapar.
Yazı işi tamamlandıktan sonra nakkaş tarafından taşın şekli belirlenir.
Bundan sonra kompozisyon için gerekli ilaveler yapılır. İş mermer
ustasına kalır. Mermer ustası, büyük bir sabırla günlerce çalışır.
Elindeki çekiç ve elmas çelik çubukla yazıları mermere nakşeder.
Hüsnühatta milimetrik hatalar bile sırıtacağından, bu çalışma da
çok dikkat ve incelik ister. Yazılardan sonra, konacak olan sarığın
kıvrımları, fesin püskülleri, gül ve karanfil demetlerini bıkıp
usanmadan ince ince işler.
Mezar taşlarındaki yazılar
Mezar taşına yazılan yazılara mezartaşı kitabesi denilir. Buna ''Kitabe-i
senk-i mezar'' da denilir. Taşa kabartma ve oyma olarak ölünün adı,
doğum-ölüm tarihi, işi yazıldığı gibi, bazan bir şiir veya edebî
bir cümle de yazılır.(2) Bu yazılar genellikle nesih, sülüs ve ta'lik'tir,
Ahlat mezar taşlarında olduğu gibi kûfî yazı da kullanılmıştır.
Müsenna (karşılıklı çift yazı) yazılmış kitabeler olduğu gibi, ibarenin
bir kısmı sağdan sola, bir kısmı soldan sağa yazılmış girift kitabeler
de vardır. Yazılar, biri erkek diğeri dişi olmak üzere iki şekilde
taşa işlenmiştir.
Serpuşlar
Mezar taşlarının bir kısmında medfunun serpuşu, ya taşın bir uzantısı
halinde şekillendirilerek yontulmuştur. Yahut ayrıca yapılarak kitabeli
taşın üzerinde açılan deliğe yerleştirilmiştir. Bu serpuşlar vasıtasıyla
kitabeyi okumaksızın mezarda yatan zatın mesleğini tayin etmek mümkün
olur. Bunlardan bir kısmı fevkalâde bir itina ile yapılmış sanat
mahsulü olan eserlerdir.
Şekiller, alâmetler
Mezar taşlarında bazı tarikatlara mahsus olan şekil ve alametler
görülür. Bazı tarikatların alâmetleri mezar taşlarının boyunlarına
işlenmiştir. Bazı mezar taşlarında da damgalar işlenmiştir.
Kadın mezar taşları üzerinde serpuş yoktur. Yalnız örtüyü temsil
eden işlemeli çiçek tezyinatı vardır. Bu suretle bir mezar taşı
üzerindeki yazıyı okumadan o mezarın bir erkek veya bir kadına ait
olduğu derhal anlaşılır.(3)
Osmanlı Türkleri resme mukabil yazıda emsalsiz ve takliti mümkün
olmayan şaheserler meydana getirmişlerdir. XVI. yüzyıldan itibaren
mezar taşlarında çeşitli şekiller görülmüştür. Mezar taşlarının
yapılış şekli kemale doğru giderek XIX. yüzyılın ilk yarısında en
mükemmel şeklini almıştır.
Osmanlı mezarlarını, türbelerini, taşların kavuklarını, kadın mezarları
tezyinatını, gelin kıyafetinin saç ve duvaklarına kadar sanatkârane
taş oymaları görüp hayran olmamak mümkün değildir. Bu mezar taşlarındaki
yazıların bir kısmı meşhur hattatlarımıza ait olup, taşların yapılışı
ressam kadar mahir senktraş denilen bir taşçı ustasının elinden
çıkmıştır.(4)
Kabirlerimizin bu manevî çekiciliğini, güzellik sırrını, dinlendiriciliğini
mezar taşlarında her zaman görmek mümkündür.
Yabancı yazarlardan Moltke bu konudaki müşahadelerini şöyle dile
getirir: "Kadınların mezar taşları çiçeklerle süslenmiştir.
Evlenmemiş kızların taşları da bir gül goncasıyle belli edilmiştir.
Bir müslümanın mezarını, bizde olduğu gibi bozup yeniden kazmaya
kalkışmak kötü bir hareket olarak görülür. Türbelerin yanında çok
defa bir imaret ve çeşme şeklinde hayır eseri vardır. Birçok mezar
taşının altı yalak şeklinde oyulmuştur. Buraya yağmur suları toplanır
ve sıcak yaz günlerinde köpekler ve kuşlar, susuzluklarını giderirler.
Müslümanlar, hayvanların şükranlarının da insanlara hayır getireceğine
inanırlar."(5)
Bu yazımızda, mezar taşlarının yapılış tarzları ve mezar taşlarına
yazılan hat ve tezyinatların güzellikleri üzerinde durmuş olduk.
Taşçılık sanatı, hat sanatı ve edebiyatın bir araya gelmesiyle değer
kazanan mezar taşlarının sanat açısından kısaca tahlilini yapmaya
çalıştık.
Mezarlıkla ilgili konuyu işlemişken, şu önemli hususu da belirtmekte
fayda mülahaza ediyorum: "Ölen bir kimsenin defnedildiği yerin
kaybolmasını önlemek için, israfa varmamak şartıyla basit bir mezar
yaptırılmasında dinen bir sakınca yoktur. Mezar için yapılan harcamaların
ölü ve diri için hiçbir yararı bulunmadığından, büyük paralar sarfederek
mezar yaptırmak israftır, israf ise haramdır."(6)
Hüve'I-Bâki
Allah'ın ebedîliğini ifade eden ve Osmanlılarda mezar baş taşlarına
yazılması adet olan Arapça bir ibaredir. Dünya hayatını sona erdiren
ölüm hadisesi, ibret alınması gereken bir olaydır. "Hüvelbâki=ölümsüz
ve ebedî olan sadece O'dur" ifadesi, insana bir yandan Allah'ın
üstün kudret ve ebedîliğini hatırlatırken, öte yandan kulun faniliğini
ve ölüm karşısındaki aczini dile getirmektedir. Dolayısıyla hakiki
saadetin ancak Allah'a teslim olmakla gerçekleşeceği belirtilmektedir.
Bu ibare, genellikle kabirlerin başucuna dikilen taşlardaki kitabelerin
en üst kısmında yer almaktadır. Ölümden hiç kimsenin kurtulamayacağını
anlatmak amacıyla yazılmış olup, aynı zamanda ölüm karşısında geride
kalanların acısını hafifletmek, "0 verdi, O aldı; O'ndan geldik,
O'na döneceğiz" gerçeğini de yaşayanlara hatırlatmaktır.
Sadece Osmanlılar'da görülen ve özellikle İstanbul'un fethinden
sonra yaygınlaşan bu uygulamada; hüvelbâki, celi ta'lik ve sülüs
hatlarıyla; harf inkılabından sonra da yeni harflerle yazılmış,
bu adet günümüze kadar devam etmiştir. Pek çok hattatın Allah, Muhammed
ve besmele istifinden sonra en çok bu ibarenin istifiyle meşgul
olduğu bilinmektedir. Bu sebeple Türk sanat ve kültürünün bir nevi
açık hava müzesi olarak kabul edilen mezarlıklarda birçok ''hüvelbaki''
istifi bulunmaktadır. Mezar taşlarına bunun yanında ''Küllü men
aleyha fan"(7), "Küllü nefsin zaikatülmevt"(8) gibi
ayetler de yazılmıştır.(9)
Hiçbir yerde mezarlık, Türk'ün birer yeşil bahçe haline koyduğu
mezarlıkları kadar ölümün vekarına ve sükununa uygun değildir. Bazan
taşa işlenmiş bir gül demeti kadar güzel, bazan mermerde şekillenmiş
bir Türk vekarı kadar ağırbaşlıdır. İşte bu mezar taşları, çok defa
koklanacak sevgililer veya derin özleyişle boyunlarına sarılacağımız
yaşlı dedeler gibi ölüm dışında kalmış, adeta ölmemiş güzelliklerdir.(10)
Yazımızı ibretamiz bir mezartaşı yazısıyla noktalıyorum.
Dikkat ile nazar eyle şu mezarım taşına
Âkil isen gâfil olma aklını al başına
Salınıp ben bir dem gezer iken neler geldi başıma
Akıbet türâb oldum taş dikildi başıma(11)
1-
Egemen, Bedi Ziya, "Ölüm Üzerine", Ankara Üniv. İlâh.
Fak. Dergisi (1963) , XI, s. 31.
2- Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü,
2/528.
3- Arseven. Celal Esad, Türk Sanatı Tarihi, 453-459.
4-Uzunçarşılı, İ Hakkı, Osmanlı Tarihi, c. 4, Böl 2. sayfa 561.
5- Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, 12/206.
6- Fetvalâr, 26, "Mezar Yaptırmak" maddesi, Diyanet İşleri
Başkanlığı Yay.
7- Rahman, 26.
8- Ankebût, 57.
9- T.D.V.İ.A. 19/67.
10- Banarlı, N. Sâmi, İman ve Yaşama Uslûbu, 138.
11-Kuşoğlu, M. Zeki, Dünkü Sanatımız-Kültürümüz. 86.
|