 |
| |
|

|
GENÇLİK
Yazılı hak ve hürriyetler açısından ele alındığında, çok değil en
fazla 100 yıllık bir geçmişe sahip olan gençlik, hemen hemen bugün
bütün dünya ülkelerinde üzerinde en çok durulan kavramların başında
geliyor. Geçmişle ilgili değerlendirmeler yapılıyor, elde edilen birikimleri
onlara daha iyi aktarmanın yolları aranıyor. Günümüzün şartlarında
daha aktif, daha dinamik, daha verimli bir gençlik düşünceleri politikalara
yön veriyor. Gelecekle ilgili yapılan planlarda yarınların emanet
edileceği gençliğin nasıl olması gerektiği üzerinde yoğun bir şekilde
gayret sarf ediliyor.
Türkiye'de de durum aynı.
Kendi millî ve manevî değerlerimize bağlılığı simgeleyen kültürümüzü
onlara nasıl aktarmamız gerektiğinin yollarını arıyoruz. Çağın şartlarına;
kültüre bağlı olarak ayak uydurmayı ifade eden medeniyetten azami
derecede yararlanmanın ve ondan kopmamanın lazım geldiğini onlara
aktarmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte gençlerimiz ile aramızda kopuklukların
oluşmasına bilmeden ve de istemeden zemin hazırladığımız da bir gerçek.
Onların bizi eleştirmelerine müsaade etmezken, biz onları acımasızca
eleştiriyoruz. Onları cahillikle suçladığımız da oluyor, toylukla
da. Onlara yön vermemiz gerekirken, nasıl olmaları gerektiğine biz
karar veriyoruz, neler yapmaları gerektiğini biz belirliyoruz. Anne-babaları
olma düşüncesiyle bedenlerine sahip olduğumuzu kabul ederek düşüncelerine
de sahip olmak istiyoruz. Onların problemlerle dolu dünyalarında önlerini
açmamız gerekirken, etraflarına sonradan belki bizim de kaldıramayacağımız
duvarlar örüyoruz.
Onları bir türlü anlayamıyoruz.
Bununla birlikte kabul etmemiz lazım gelen bir gerçek var ki o da;
içinde bulundukları dönem gereği gençlerin, yaratılışlarından da kaynaklanan
sürekli hareketliliği, dinamikliği insanlık yararına yönlendirilmediği
zaman, çeşitli mihrakların tesiri altında kalabilecekleridir. Sıcak
savaşların ardından kendini oldukça belirgin bir şekilde hissettiren
soğuk savaş dönemlerinde bunun en açık örneklerine, gerek dünyada,
gerekse ülkemizde yakînen şahit olduk. Bu dönemde gelişmemiş ve gelişmekte
olan ülkelerin başına uyuşturucu ve terör belasının musallat edildiğini
gördük. Bir taraftan insanları uyuşturucu bataklığına sürüklediler,
diğer taraftan da elde ettikleri kirli paraları ile gençleri tuzaklarına
düşürdüler. Haince planlarını gerçekleştirmek için örgütler kurdular,
insanları uyuşturarak, işe yaramaz bir hale getirerek, elde ettikleri
paralarla onları beslediler. Sonra da masum insanları, erkek-kadın,
çocuk-ihtiyar demeden katlettiler. Bazen Bosna'da gösterdiler kendilerini,
bazen Kıbrıs'ta, bazen Azerbaycan'da, bazen de Türkiye'de. Bunu yaparken
hedef aldıkları bir kitle vardı onların, her zaman bu kitlenin peşine
düştüler. Ülkelerin, milletlerin, herşeyleri olan gençlikti bu kitle.
Bütün imkânlarını seferber ederek kendi menfaatları doğrultusunda
gençliği çökertmek için herşeyi göze aldılar.
İşte bu yüzden gençlik deyince akan sular duruyor, bu yüzden gençlik
en önemli sermaye olarak görülüyor.
Her Mayıs ayı geldiğinde problemlerine daha bir yoğunlukla eğildiğimiz,
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'ün, 'İnsanlık medeniyetinin, vatan
sevgisinin ve fikir hürriyetinin en değerli sembolü' olarak gördüğü
gençlerimize, yine onun ifadesiyle, 'Milletin birliği ile bağdaşmayan,
bütün zararlı unsurlarla mücadele lüzumunu ve millî fikirleri zıt
fikirlere fedakârca ve heyecanla savunma zarureti öğretilmelidir.'
Başka çıkar yol da yok zaten.
Herşey gönlünüzce olsun. Hoşça kalın.
|
|