Merhaba Çocuklar

Ayın Şiiri

Şehitlerin Derecesi

Çocuklarla Dini Sohbetler

İsmail GELENBEVİ

Çevre Bilinci

Hayat Kurtaran Yumurtalar

Ankara Tarihçesi

30 Ağustos ve Zaferlerimiz

Çavuş Ağacı

Sizlerle Başbaşa

Yurttan Ve Gurbetten Haberler

 

 

Çavuş Ağacı


Taşören köyü; çıplak dağlara sırtını dayamış, ismi gibi taştan başka bir şey bulunmayan küçücük bir köymüş. Ne dağında, ne ovasında ağaç varmış. Ağacın yetişmediği bu yerde insanlar yaşamaya zor da olsa alışmışlar. Tarım ve hayvancılıkla uğraşmalarına rağmen, insanların ne tarımdan yüzü gülmüş, ne hayvancılıktan. Gürül gürül akan çeşmesi de yokmuş Taşören’in. Kuyu sularıyla çile doldururlarmış kadınları, kızları... Erkekler birçok yerde olduğu gibi vakitlerinin çoğunu kahvelerde dedikodu yaparak geçirirlermiş. Taşören; kışın kardan, yazın tozdan başını alamazmış. Kar yağdı mı adam boyu yağarmış. Yazın kavurucu sıcaktan bunalan canlılar serinleyecek bir ağaç altı bulamazlarmış. Taştan yapılmış toprak damlı evlerinin daracık bahçelerinde hiç mi hiç ağaç yokmuş. Diktikleri fidanlar da büyümezmiş. Yalnız tek bir ağaç hariç: "Çavuş Ağacı" Bundan yıllar önce Kurtuluş Savaşında süvari çavuş’u olarak askerlik yapan Mustafa isimli genç, düşmanın Dokuz Eylül’de denize döküldükten sonra terhis olup köyüne döndüğünde, Ödemiş taraflarından getirdiği kızılcık fidanını köy meydanındaki köy konağının hemen yanıbaşına dikmiş. O günlerde gerek yaşlılar olsun gerek arkadaşları, "bu taşlı köyde ağaç mı yetişir?" derlermiş. Mustafa Çavuş, Bunların hiçbirine kulak asmazmış. Diktiği fidana gözü gibi bakarmış. Bazen kahvede yaşlılar, "Fidanın ne alemde Mustafa?" diye alay ederlermiş. Mustafa Çavuş, bu sözlere üzülse de bir şey diyemezmiş. Yine bir gün kahvede kendini bilmeyen birisi:" Kızılcık ağacının gölgesi de pek güzelmiş canım." Çavuş, bu alaylı söz üzerine çayını yarıda bırakarak kalkmış, eve gelmiş. Birkaç gün ne işe ne kahveye gitmiş. Bir gün sabah namazında ellerini semaya kaldırarak: "Ey Allah’ım! Beni utandırma. Diktiğim fidan öyle bir ağaç olsun ki dilden dile dolaşsın, ömrü uzun olsun. Şu aciz kulun ömründen al, ona ver." demiş. Cenab-ı Hak, duasını kabul etmiş olacak ki Yunan askerinin üç kurşunla yaralayıp öldüremediği Mustafa Çavuş’u ince hastalık kolayca pençesine alıvermiş.

Çok sevdiği biricik anasından genç yaşta ayrılarak Allah’ın rahmetine kavuşmuş. O yıllarda verem çaresi olmayan bir hastalıkmış, insanlar patır patır dökülürmüş. Yıllar geçmiş, kızılcık ağacı serpildikçe serpilmiş. Köylüler koskoca dallarının koyu gölgesinde oturmak için kenarlarına tahta oturak bile çakmışlar. Meyvelerinden nasiplenmeyen kalmamış. Köylü öyle bir sahip çıkmış ki, çocukların ağaca çıkmasına müsaade etmiyorlarmış dallarını kırarlar diye. Zaman içinde pek çok ağaç Taşören köyüne dikilmişse de tutmamış. Biraz büyüyor, bir müddet sonra kurumaya başlıyormuş. Bu sebeple kızılcık ağacına dört elle sarılmışlar. Kızılcık ağacı, Mustafa Çavuş’un ölümünden sonra epey bir süre Çavuşun ağacı olarak kalmış. Zaman geçtikçe Mustafa Çavuş’u köyde tanıyan kimse kalmamış, lakin diktiği ağacı tanımayan bilmeyen yokmuş. Son otuz yıldır bu ağaca büyük küçük herkes "Çavuş Ağacı" demeye başlamışlar. Çavuş Ağacı, Taşören köyünün taşları arasında yaşıyordu, yaşamaya da devam edecekti.