|
Merhaba
Çocuklar
Ayın
Şiiri
Şehitlerin
Derecesi
Çocuklarla
Dini Sohbetler
İsmail
GELENBEVİ
Çevre
Bilinci
Hayat
Kurtaran Yumurtalar
Ankara
Tarihçesi
30
Ağustos ve Zaferlerimiz
Çavuş
Ağacı
Sizlerle
Başbaşa
Yurttan
Ve Gurbetten Haberler
|
Çocuklarla Dini Sohbetler
Bu sayımızdaki sohbetimizde de gelin hep beraber Yüce Allah’ımızı
tanıma konusunda baba ile oğlun arasında geçen konuşmalara kulak
verelim.
Ahmet Bey, oğlu Hidayet’le tartışır. Hidayet babasına;
- Babacağım. Allah’ın varlığı konusunda benim biraz şüphem var.
Hem Allah olsaydı, bizim O’nu görmemiz gerekmez miydi? Bu konuda
beni aydınlatır mısınız? dedi.
Babası oğluna;
"Oğlum eğer aklını tam olarak kullanır ve iyi düşünürsen, Allah’ın
varlığını aklınla da bulabilirsin. Allah’ı göremeyişimiz bizim
gözümüzdendir. Bu dünyada Allah, hiçbir kimseye, kendini görecek
bir göz vermemiştir.Gözümüzün görmesi sınırlıdır ve bu gözümüzle
her şeyi göremeyiz.
Şu an ben sizi, sizde beni görüyorsunuz. Şimdi burada, nice küçük
canlılar ve mikroplar vardır.
Gözümüzle biz onları göremiyoruz. Ancak bir mikroskopla bakıldığında,
kuşkusuz görülürler.
Demek ki varolan her şeyin gözle görülmesi ve elle tutulması gerekmez.
Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur, ezelidir, ebedidir.
Her şeyi yaratan ve yaşatan O’dur" dedi.
Akıllı baba, oğlunun bu konudaki şüphesini gidermek için ona şöyle
de bir şaka yapar: Çalışkan bir öğrenci olan Hidayet, o gün okulda
öğretmenin verdiği ev ödevini defterine yazar ve defterini çantasına
koyar. Oğlunun bu durumunu gören baba, Hidayet’in olmadığı bir
anda, çantasından gizlice defterini çıkarır ve güzelce yapılmış
olan ev ödevini rasgele karalayıp orasını burasını çizdikten sonra,
yine gizlice defteri çantasına koyar.
Daha sonra defterindeki bu çizikleri gören Hidayet, çok kızar,
sinirlenir ve etrafındakilere şöyle bağırır.
- Kim benim defterimi alıp böyle karaladı, ben öğretmenime bu
defteri nasıl gösteririm, deyince babası iyi bir fırsat yakalamıştı.
- Oğlum etrafındakilere ne diye öyle kızıp bağırıyorsun? Belki
de kalem bu işi yapmıştır, deyince Hidayet’in morali iyice bozulur
ve babasına,
- Babacığım, olur mu böyle saçma şey, kalem böyle bir şey yapabilir
mi? der. Akıllı baba oğlunun bu cevabını bekliyordu, taşı tam
gediğine koydu:
- Sevgili oğlum, bu defter üzerindeki yazılar kendi kendine yazılıp
karalanmaz, akıl böyle bir şeyin olmasını kabul etmez de. Bu derece
muazzam bir kainat, binlerce yıl önce kendi kendine yaratılıp
ve yine binlerce yıldır bu düzenini devam ettirebilir mi? Olur
mu böyle şey, akıl böyle saçma bir düşünceyi kabul eder mi? Asla
kabul etmez... Elbette bu sonsuz kainatı da, her şeyi ile yoktan
var eden, canlıları yaşatan, rızıklandıran, büyüten ve sonunda
da öldüren kudreti sonsuz bir yaratıcı vardır. İşye biz, bu yaratıcı
kudrete "Allah" diyoruz. Allah’ın varlığını aklımızla bulabildiğimiz
gibi Yüce Allah, kendi varlığı hakkında Kur’an-ı Kerim’de de bize
bilgi vermiş, paygamberler de Allah’ın varlığını bize anlatmışlardır.
Deyince Hidayet babasının bu mantıklı açıklaması karşısında kendine
gelir ve babasına; "Babacığım, Allah’ın varlığı konusunda artık
hiçbir şüphem kalmamıştır. Bu konuda beni aydınlattığınız için
size çok teşekkür ediyorum" der ve babasının elini öper. Sevgili
çocuklarım hepinizi Yüce Allah’a emanet ediyorum.
Ormanlarımız
Ormanlar, İnsanoğlunun ilk çağlardan itibaren birçok alanda kullandığı,
buna rağmen hiç kıymetini bilmediği, Yüce Yaratan’ın bize lütfettiği
en büyük nimetlerden sadece bir tanesidir. Ormanlarımız, bazen
canımız sıkılıp kent gürültüsünden uzaklaşmak istediğimizde, gezip
dolaşabileceğimiz bir park, hava kirliliğinden şikayetçi olduğumuz
zamanlarda gidip, ciğerlerimizi temizleyeceğimiz bir hastane,
kuraklık yaşamamamız için yağmur yüklü bulutları cennet vatanımızın
üzerine davet eden bir bereket kaynağımızdır.
İnsanoğlu beşikten mezara kadar ormana muhtaç olduğunu bildiği
halde, Ormanı kendine bir rakip olarak görmüşcesine, her defasında
değişik bahanelerle ormana saldırmış ve cennet vatanımızı çöle
çevirmek için elinden geleni arkasına bırakmamıştır. Ben büyüklerime
bir şeyi hatırlatmak istiyorum.
Hiç kimseye ders vermek haddime değil ama, Allah (cc) ın affetmeyeceği
günahlardan birinin de "Kul hakkı yemek" olduğunu camiye gittiğimde
hocalarımdan dinlemiştim. Ve siz büyüklerimiz bizim geleceğimizi
hiç düşünmeden ormanlarımızı, yaşam için en önemli varlık olan
akciğerlerimizi yok etme yarışına girdiğiniz için, biz çocuklar
size hakkımızı helal etmesek, o zaman da bizi büyüklerimize saygısızlık
etmekle suçlayacaksınız. Peki ama bizim yemyeşil bir ülkede yaşama
hakkımız yokmu? Geleceğimizin daha kurak olmasını istemiyor isek,
bana göre her il’e yılda en az, nüfusunun beş katı kadar fidan
dikilmelidir. Hz. Muhammed (sav) "Yarın kıyametin kopacağını bilseniz
dahi elinzdeki fidanı dikin" buyuruyor.
Her yaz mevsiminde binlerce hektarlık ormanımız yanıp kül olmaktadır.
Bunların sebepleri belli. Dikkatsizlik, ormanlarımızın temiz tutulmaması.
Bir hafta önce anne-baba ve kardeşlerimizle pikniğe gittiğimiz
güzelim yeşil alanların, bir sigara izmaritinden yok olduğunu
dinlerken ne yazıkki hiç vicdan azabı duymuyor gibiyiz. Ormanlarımızda
piknik yaptıktan sonra orada bıraktığımız pet ve cam şişeler de
ormanlarımızın yok olma sebeplerindendir.
Ormanlarımızı bir diğer tahrip etme yöntemi de, onların yakacak
amaçlı ve ticari amaçlı kesilmeleridir.
Oysa atalarımız "Yaş kesen baş keser" buyurmuşlardır. Bilim adamlarının
araştırmalarına göre "Uyku vücudu, yeşil ormanlık ise beyni dinlendirir"miş.
Ormanlar sadece bizim için değil, içinde yaşayan diğer birçok
canlı içinde hayati önem taşır. Günümüzde bir çok canlının neslinin
tükenmesinin sebeplerinden biri de onların yaşama alanları olan
ormanlarımızın tahrip edilmesi değil mi?
Ormanlarımızın faydalarını ve o güzelim varlığın yok edilmesinin
zararlarını bir sayfa da anlatabilmek mümkün değildir. Bu nedenle
ben yazımı şu güzel sözle bitirmek istiyorum.
"Yeşili görmeyen göz, renk zevkinden mahrumdur."
|