|
Merhaba
Çocuklar
Ayın
Şiiri
Cumhuriyetimiz
78 Yaşında
Camilerimiz
İki
minik serçe
Güzel
huy ve davranışlar
Gül
kokulu Muhammed (S.A.S)
Vicdan
Azabı
Yurdumuzdan
Bir Köşe (midyat)
Dünyamızın
sevgi çiçekleri Çocuklarımız
Sizlerle
Başbaşa
Yurttan
ve Gurbetten Haberler
|
Vicdan Azabı
Hayır, hayır!
Ben ileride kesinlikle böyle bir baba olmayacağım!"diye geçiriyordu
içinden Eray.
Eray 13 yaşında ve 8. sınıfta okuyordu. Başarılı bir öğrenciydi.
Çünkü derslerine olabildiğince çalışırdı. Fakat anne ve babası,
onun derslerine daha çok çalışmasını hemen her gün söylerlerdi.
O, bundan sıkılıyor ve rahatsız oluyordu. Tabii ki anne ve babası
oğullarının iyiliğini düşündüklerinden dolayı böyle davranıyorlardı.
Ama Eray bunu hâlâ anlayamamıştı. Bu konuda babası biraz daha
titizdi. Bu yüzden Eray babasına daha fazla kızardı ve bu konuda
genellikle babasıyla tartışırdı. Bu tartışmalar sık sık olurdu.
İşte, Eray yine aynı sebepten dolayı anne ve babasıyla tartışmıştı.
Odasındaki koltuğa oturmuş, her zaman sinirlenince yaptığı gibi
kendi kendine konuşuyordu. "Kalbimi çok kırdılar. Neymiş efendim,
derslerime daha çok çalışmalıymışım. Sanki ben hiç çalışmıyorum.
Ben baba olduğumda asla böyle şeyler yapmayacağım!" Aradan hemen
hemen 2 saat geçmişti. Eray, anne ve babasına bir ceza vermeyi
düşünüyordu. Sonra en akıllı çözüm olarak aklına onlarla konuşmamak
düşüncesi gelmişti. Bu düşünceyi hemen uygulamaya koydu ve bütün
gün onlarla konuşmadı. Akşam olmuştu. Kendini çok yorgun hissediyordu.
Erkenden yatağına yattı. Fakat bir türlü uyuyamıyordu. İçinde
büyük bir tedirginlik vardı. Bu tedirginliğin nedeninin anne ve
babasıyla konuşmamasından dolayı olduğunu anladı. Bir an onlarla
barışmak için yataktan kalkacak gibi oldu ama sonra vazgeçti.
Uyumaya karar verdi. Eray uykuya dalıyor, fakat bir süre sonra
ansızın yataktan fırlıyordu. Gerçekten de çok tedirgindi. Yapması
gerekenin, henüz yatmamış olan anne ve babasıyla konuşup, onlardan
özür dilemek olduğunu biliyordu. Ama gururunu yenip, bunu bir
türlü yapamıyordu. Ah, gururunu yenip bir kalkabilseydi, onlardan
özür dileyip içini bir rahatlatabilseydi... İşte o zaman ailesiyle
barışık olmanın huzuruyla güzel bir uyku çekecekti. Ama bir türlü
yatağından kalkıp onlardan özür dileyemiyordu. Ancak, biraz sonra
anne ve babasının yatmış olduğunu anladı. Eray, konuşma ümidinin
kalmadığını anlayınca "en iyisi onlarla yarın sabah konuşurum"
diye düşünerek uykuya daldı. Eray, bir türlü anlam veremediği
çok büyük bir gürültü ve sarsıntıyla uyandı. Uykuda mıydı, yoksa
rüya mı görüyordu? Bir an için bilincini yitirdi. Fakat, anne
ve babasının yatak odasından gelen acı çığlıklarıyla kendisine
geldi. Annesi, bugüne dek hiç duymadığı bir ses tonuyla "Eray!"
diye haykırıyordu. Babası ise bir yandan eşini sakinleştirmeye
çalışıyor bir yandan da Eray'a sesleniyordu. Eray, o an anne ve
babasının kendisini ne kadar çok sevdiğini anladı. Eray da onları
çok seviyordu. Eray üstündeki ağırlığı hissetmesiyle bu düşüncelerden
sıyrıldı. Hafif hafif başı kanıyordu. Bir an ne olduğunu kavramak
için durdu. Deprem olmuştu ve şu anda enkaz altındaydı. Anne ve
babasını çok merak ediyordu. Onlardan da hiç ses gelmiyordu. Birkaç
kez anne ve babasına seslendi. Onlardan cevap alamayınca kendini
tutamayıp ağlamaya başladı. Çok sevdiği anne ve babasına ne olmuştu?
Ya onlara bir zarar geldiyse... Peki kendisi bu karanlık, dar
ve tozlu yere daha ne kadar dayanabilecekti. Ağrıları gittikçe
şiddetlenmeye başlamıştı. Üzerindeki taş da gittikçe ağırlaşıyordu.
32 saat sonra Eray kurtarıldı. Bu süre Eray'a birkaç yıl gibi
gelmişti. Enkaz altından çıkarıldığı an ağzından anne ve babasının
ne olduğuna ilişkin sorular çıktı. Zorlukla konuşuyordu. Aynı
zamanda çok da üzgündü. Çünkü enkaz altından çıkabilmesi için
sağ ayağını feda etmesi gerekmişti. İstemeyerek de olsa bunu kabul
etmek zorunda kalmıştı. Artık hayatını tekerlekli sandalyeye muhtaç
olarak geçirecekti. Enkaz altından kurtarılan Eray, büyük bir
umutla hastaneye götürüldü. Hemen tedavi altına alındı. Hastaneye
götürülmesinden bir gün sonra Eray acı gerçeği öğrendi. Anne ve
babası, kendisinin kurtarılmasından yaklaşık 10 saat önce enkaz
altından ölü olarak çıkarılmıştı. Eray günlerce ağladı. Yüzü çok
solgun görünüyordu.
Hastaneden çıkarıldıktan sonra teyzesinin yanına yerleştirilen
Eray, teyzesinin evinde rahattı. Her istediği yapılıyordu, ancak,
anne-baba sevgisinden mahrumdu. Onları çok özlüyor ve bütün benliğinde
onların eksikliğini hissediyordu. Hiçbir şey onların boşluğunu
dolduramıyordu. 13 yaşındaydı ama artık gözleri umutla parlamıyordu.
Yıllarca bu olayın etkisinden kurtulamadı. Anne ve babasının kendisine
kırgın olarak öldüğünü düşününce daha çok üzülüyordu. "Keşke geceleyin
kalkıp onlardan özür dileseydim" diyordu her zaman. Ama ne yazık
ki böyle olmamıştı. Yıllar sonra çoluk çocuğa karıştığında asla
onları kıracak söz söylemedi. Hiçbir zaman onlarla dargın olarak
yatağa yatmadı. Ve çocuklarına da bunu öğütledi. Çünkü kendisi
çok büyük bir vicdan azabı çekiyordu. Kimsenin de böyle bir azap
çekmesini istemiyordu.
|