Merhaba Çocuklar

Ayın Şiiri

Karabaş

Edebiyat Dünyamızdan Bir Yıldız Kaydı

Pembe Gül

Yurdumuzdan Bir Köşe (Bolu)

Allah'ın varlığı ve Yüceliği

Sağlığımız

Sizlerle Başbaşa

Yurttan ve Gurbetten Haberler

 


Pembe Gül

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini sallar iken, Bir küçük köyde bir karı - koca yaşarmış. Geçimlerini bahçelerinde yetiştirdikleri sebzelerle ve evcil hayvanların ürünleriyle sağlarlarmış. Bu karı - koca iyi anlaşan mutlu bir çiftmiş, yalnız bunların mutluluğunu gölgeleyen tek şey, bir çocuklarının olmayışıymış. Gel zaman git zaman kadın bu duruma daha çok üzülür, gizli gizli ağlar olmuş. Bir gün adam, karısının ağladığını görmüş ve sessizce yanına gelip: "Kadınım, gözümün nuru başımın tacı, niye güzel gözlerinden iplik iplik yaşlar akıtırsın" demiş. Kadın da ona: "Evimin direği beyim, bilmezmisin ki bunca yıldır yüreğim de yanan hasreti. Bilmezmisin ki sana bir evlat veremeyişim içimde kor gibi yanar" der. Kocası karısının bu sözleri karşısında hüzünlenir ve onu teselli ederek, bunun hiç önemli olmadığını, önemli olanın kendilerinin mutluluğu olduğunu söyler- Kadın bu sözler üzerine rahatlamış görünürse de yine içinden bahçesinde yetişen güzel meyvalar gibi, bir meyvanın da kendi evlerinde olmasını ister. O gece, bir rüya görür. Rüyasında aksaçlı yaşlı bir pir dede, kadına şunları söyler: Kızım! Bahçene bir gül ağacı dik, bu gül ağacı pembe gül versin. Pembe gül açtığı zaman senin de çocuğun olacak, der.

Kadın bu rüyadan bir hayli etkilenmiştir, Uyanır uyanmaz hemen gördüğü rüyayı kocasına anlatır. Kocası da karısı gibi büyük bir mutluluk duyar ve hemen o gün pazara giderek birkaç adet gül ağacı alır. Koşa koşa evine gelerek bahçesinin en güzel yerlerine bu gül ağaçlarını diker. Aradan uzun bir zaman geçer, güz biter kış olur, kış biter yaz olur, böylece mevsimler döner durur... Nihayet bir bahar mevsimi gül ağaçları tomurcuk vermeye başlar. Kadının gözleri ışıl ışıl, pırıl pırıl sevinç saçar. Kocası da bu mutluluğa katılır ve beklemeye başlarlar. Gül ağacının önce biri, sonra ikisi üçü açmaya başlamıştır. Karı - koca bakarlar ki hiç biri pembe açmıyor, üzülür karamsarlığa kapılırlar. Kadın yine gözlerinden sel sel yaşlar akıtmağa başlar, Kocası ona der ki; "kadınım, ağlayıp durma daha geride açacak iki gül ağacımız var dur hele, onlardan birisi mutlaka pembe açacakdır," der. Karısı bu sözlerde teselli bulmaz ve ağlamaya devam eder. Karısını teselli edemiyeceğini anlayan kocası onu kendi haline bırakır. Artık kadın bahçeye çıkıp dolaşmaz olmuştur, kuytu köşelerde vakit geçirir olur. Bir sabah uyanır ki, bir de ne görsün ;camın önünde pembe bir gül açmıştır, gözlerine inanamaz, gerçek mi değil mi diye düşünür. İşte o zaman Allah’a şükreder ve mutlulukdan havalarda uçar, koşa koşa kocasının yanına gider, sevinç çığlıkları atar. Kocası; gördüm kadınım, ben de senin kadar inanamadım, der. Bir yıl sonra bir kız bir oğlan iki çocukları olur. Böylece mutlulukları tamdır. Artık bahçelerinde pembe güller hiç eksik değildir. Çocuklar bahçelerindeki pembe güllerle oynayıp etraflarına neşe saçarlar. Artık pembe gülün onların hayatında apayrı bir yeri vardır. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.