Türk Milleti'nin kahramanlıklarla, şan ve şerefle dolu bir tarihi vardır. Tarihimizi incelediğimiz zaman, Çanakkale'nin Türk tarihindeki yeri ve öneminin ne kadar büyük olduğunu anlarız. Çünkü 18 Mart 1915, Türk Milleti'nin var oluş mücadelesini kazandığı zafer günüdür. 18 Mart 1915, artık tükendi denilen Türk'ün gücünün dünyaya ispatlandığı ve ilan edildiği gündür. Bugün, tüm dünyaya "ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!.." sözünün söylendiği gündür.
1. Dünya Savaşı 1914-1918 yılları arasında yapıldı ve 4 yıl sürdü. Osmanlı Devleti Almanların yanında savaşa katıldı. İtilaf Devletleri denilen İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar v.s. Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçmek istediler. Gayeleri, zor durumda olan Rusya'ya yardım etmekti. En güçlü donanma ve çok sayıda gemiyle Çanakkale Boğazı'na geldiler. Fakat Türk Topçusu Mehmetçik parolasını söylemişti:
"ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!..."
Yiğit ve korkmaz yürekli personele sahip "Nusret" mayın gemisi, düşman gemilerini birer birer batırarak denizin dibine gönderdi.
Çanakkale'yi geçemeyen düşman, Gelibolu Yarımadası'na asker çıkardı. İngilizlerin getirdikleri, savaşçı olarak tanınan Anzaklar da kahraman Mehmetçiğin süngüsüne dayanamadılar. Avustralya ve Yeni Zelenda'dan getirilen bu zavallı askerler Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar savaşlarında yenilgiye uğradılar. Bu savaşların komutanı Gazi Mustafa Kemal idi.
Türk yurdundan, vatan topraklarından bir karış toprak dahi vermeyeceğini haykıran; bunu aziz kanlarıyla ödeyen Mehmetçikler, canlarını Allah yolunda seve seve fedâ ettiler.
Çanakkale Zaferi, Aziz Türk Milleti'ne tam 253.000 şehit ve gâzi'ye maloldu. Bu şehit ve gazilerimiz Cennet'ten bir köşe olan kabirlerinde rahat uyusunlar. 18 Mart 1915'de kanları ve canlarıyla savundukları bu topraklar, sonsuza kadar Türk'ün elinde kalacaktır.
Çanakkale Zaferi'nin 86. yıldönümünde bütün şehit ve gazilerimizi saygı, hürmet, minnet ve rahmetle anıyoruz. Ruhları şâd, mekânları Cennet olsun.
Ne mutlu o kahramanları seven ve onların yolunda olanlara!..

 

 

ÇANAKALEDEN BİR HATIRA

"KINALI KUZU
"
Birinci Cihan Harbi patlak verip yedi düvelle savaşa girildiğinde, Anadolu coğrafyasının eli silah tutan bütün yiğitleri askere çağrılır. Bu daveti alanlar arasında bıyığı henüz terlememiş Murat isminde bir delikanlı vardır. Yozgat'ın Sorgun kazasının Karayakup köyünden olan bu yiğidi , önce başını kınalar öyle selametler anacığı...
Murat 3. taburda yerini aldığında, komutanı Sabri Bey'in dikatini çeker. Başı kınalı bu Anadolu çocuğunu çağırır ve kınanın sebebini sorar. Murat, mahçup mahçup boynunu büker önce... Komutanına cevap veremez bir türlü... Ardından, bölükteki tıbbiye öğrencilerinden Şükrü'ye bir mektup yazdırır.
Anacığım! Kardeşlerimi askere gönderirken başlarına kına koyma... Zabit efendi bana sordu da cevap veremedim. Kardeşlerim de cevap veremeyip mahçup olmasınlar:
Bir müddet sonra, Murat'ın anasından cevabî bir mektup ulaşır. Ama ne mektup..! Dupduru bir ananın gönlünden dökülmüş şuur dolu ifadelerdir okunanlar"
"Ey oğlum! Gözümün nuru Murat'ım!.. Zabit efendiye selam söyle. Biz, kurbanlık koçları kınalarız, Allah'a kurban olsun diye; askere giden yiğitlerin başını kınalarız, vatanına kurban olsun diye. Senin saçını onun için kınalayıp askere gönderdim."
Mektup birliğe ulaştığında Murat'ı çoktan vatanına kurban gitmiştir bile...(1)
(1) Tarih ve Medeniyet Dergisi, Nisan-1997

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz Harbi Nedir? Varmı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmaraya,
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Eski Dünya Yeni Dünya bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi Mahşer mi hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk.
Sadece bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal 'a mı göğsündeki kat kat iman?

Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar,
O rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY


Hayati OTYAKMAZ

Çanakkaleden Bir Hatıra
Çanakkale Şehitlerine