
Oh,
oh diyorum, dudaklardan dökülen bu "oh" sözcüğü geçmişe
dair tatlı bir anımsama belki de.
"Ah" diye başlıyor. Eskiden bayramlarımız çok güzel
olurdu. Bayram Arefe'si sevinçten uyuyamazdım. Yarının bayram
olması sevinci beni deli ederdi. Ve nihayet sabah olurdu. Amcamlar,
halamlar ve biz çor çocuk hep babaannemlerde toplanırdık. Hem
de sabahtan Babaannemin yaptığı etli kuru fasülyeyi, kalem gibi
sarılmış dolmaları, bol cevizli baklavayı ve dedemin yaptığı kaymak
misali yoğurdu iştahla yerdik. Sabah olmasına rağmen ... Komşularımız
kahvaltı yaparken, biz o enfes yemeklerden aşırırdık. Bütün aile
toplanırdı. Eğer bir kişi geç kalsın hemen telefon açar, sofrada
onuda görmek istediğimizi söylerdik. Dakikasında gelirdi.
Şimdi ise halamın kızları, amcamın oğulları ... hepside bir bir
evlendi hani derler ya; "Bir kuş misali uçup gittiler yuvadan"
Artık yılda bir kez bile görüşemiyoruz. Yengem de öldü. Artık
bayramlarda toplanabileceğimiz, içersinde yaşananlar zihinlerde
tatlı birer anı olarak kalacak bir babaanne evi yok. Onlar da
toprağa karıştı, tıpkı o günleri düşündükçe akıttığım göz yaşlarım
gibi ...
Eskiden, orta 1. sınıftayken bir arkadaşım vardı. Benden iki yaş
büyüktü. Okula beraber gider gelirdik. Onun benden iki yıl önce
mezun olacağını düşünmekten deli olurdum. O vakit ben ne yaparım
derken, nihayetinde okul bitmeden o da uçtu yuvadan. Artık onu
da kaybettim. Onunla iken her sabah temiz havada yürür, önünden
geçtiğimiz vitrinlere yapışırcasına bakardık. Şimdi ona denk bir
dostum yok. Okula, sabahları bile dolmuşla gidiyorum. O sabah
yürüyüşleri rüzgârlara karışıp gitti. Tıpkı hayallerim gibi
Bir sobamız vardı. Kış mevsiminin iç titreten soğuklarında onu
yakardık. Üzerindeki kebap misali kestaneler nasıl da ağzımı sulandırırdı.
Artık üzerinde kestane pişirebileceğimiz bir sobamız yok.
Sobada pişen kestaneler patlayınca etrafa un gibi saçılırdı. O
anda annem dayanamaz. Açardı ağzını, yumardı gözünü" Be gözünü
sevdiğimin çocuğu, daha sabah temizledim evi, nedir benim sizden
çektiğim" diye hayıflanır, ama sonunda çaresiz sükut ederdi.
Canım anneciğim; Bana bağırmanı, hatta attığın ufak dayakları
bile ne çok özledim bir bilsen. Ne olurdu sanki yaşasaydın. Hayallerim
gibi, umutlarım, sevinçlerim gibi ve zehir dolu göz yaşlarım gibi
kara toprağa karışıp gitti ve şimdi demeliyim ki dostuma:
"Unutma ki ben her kuşun kanat çırpışına, batarken güneşin
kızıllığında, mavi denizlerin enginliğinde ve senin bana ihtiyacın
olduğu her yerde ve her zaman seninleyim." Sırf sevdiklerimin
beni bırakıp gitmelerine olan kırgınlığımdan dolayı ...
Gön:
Zeynep Rüveyda
KARACEYLAN/ ISPARTA