Geçmişe Dair

Ayın Şiiri

Ondokuz Mayıs

İbn Kemal

Keloğlan İle Balık

Safranbolu Evleri

Yurdumuzdan Bir Köşe

Geçmişe Dair

Cennetteki Komşu

Doktorunuz Diyorki

Sizlerle Başbaşa

Yurttan Gurbetten Haberler

Boyama

Oh, oh diyorum, dudaklardan dökülen bu "oh" sözcüğü geçmişe dair tatlı bir anımsama belki de.
"Ah" diye başlıyor. Eskiden bayramlarımız çok güzel olurdu. Bayram Arefe'si sevinçten uyuyamazdım. Yarının bayram olması sevinci beni deli ederdi. Ve nihayet sabah olurdu. Amcamlar, halamlar ve biz çor çocuk hep babaannemlerde toplanırdık. Hem de sabahtan Babaannemin yaptığı etli kuru fasülyeyi, kalem gibi sarılmış dolmaları, bol cevizli baklavayı ve dedemin yaptığı kaymak misali yoğurdu iştahla yerdik. Sabah olmasına rağmen ... Komşularımız kahvaltı yaparken, biz o enfes yemeklerden aşırırdık. Bütün aile toplanırdı. Eğer bir kişi geç kalsın hemen telefon açar, sofrada onuda görmek istediğimizi söylerdik. Dakikasında gelirdi.
Şimdi ise halamın kızları, amcamın oğulları ... hepside bir bir evlendi hani derler ya; "Bir kuş misali uçup gittiler yuvadan" Artık yılda bir kez bile görüşemiyoruz. Yengem de öldü. Artık bayramlarda toplanabileceğimiz, içersinde yaşananlar zihinlerde tatlı birer anı olarak kalacak bir babaanne evi yok. Onlar da toprağa karıştı, tıpkı o günleri düşündükçe akıttığım göz yaşlarım gibi ...
Eskiden, orta 1. sınıftayken bir arkadaşım vardı. Benden iki yaş büyüktü. Okula beraber gider gelirdik. Onun benden iki yıl önce mezun olacağını düşünmekten deli olurdum. O vakit ben ne yaparım derken, nihayetinde okul bitmeden o da uçtu yuvadan. Artık onu da kaybettim. Onunla iken her sabah temiz havada yürür, önünden geçtiğimiz vitrinlere yapışırcasına bakardık. Şimdi ona denk bir dostum yok. Okula, sabahları bile dolmuşla gidiyorum. O sabah yürüyüşleri rüzgârlara karışıp gitti. Tıpkı hayallerim gibi
Bir sobamız vardı. Kış mevsiminin iç titreten soğuklarında onu yakardık. Üzerindeki kebap misali kestaneler nasıl da ağzımı sulandırırdı. Artık üzerinde kestane pişirebileceğimiz bir sobamız yok.
Sobada pişen kestaneler patlayınca etrafa un gibi saçılırdı. O anda annem dayanamaz. Açardı ağzını, yumardı gözünü" Be gözünü sevdiğimin çocuğu, daha sabah temizledim evi, nedir benim sizden çektiğim" diye hayıflanır, ama sonunda çaresiz sükut ederdi. Canım anneciğim; Bana bağırmanı, hatta attığın ufak dayakları bile ne çok özledim bir bilsen. Ne olurdu sanki yaşasaydın. Hayallerim gibi, umutlarım, sevinçlerim gibi ve zehir dolu göz yaşlarım gibi kara toprağa karışıp gitti ve şimdi demeliyim ki dostuma:
"Unutma ki ben her kuşun kanat çırpışına, batarken güneşin kızıllığında, mavi denizlerin enginliğinde ve senin bana ihtiyacın olduğu her yerde ve her zaman seninleyim." Sırf sevdiklerimin beni bırakıp gitmelerine olan kırgınlığımdan dolayı ...

Gön: Zeynep Rüveyda
KARACEYLAN/ ISPARTA