|

Çevresinde
hayli ün kazanmış bir Kral' dı. Ne var ki, artık çok yaşlandığı
için, sözünü kimseye geçiremez olmuş, sonunda da tahtını genç
bir aslana kaptırıvermişti. Buyruğu altında bulunanlardan
hiçkimse artık O' na hizmet etmiyordu. Av ganimetlerindeki
aslanpayı, genç aslana ayrılıyor, ona bir lokma olsun veren
olmuyordu.
O gün de açlıktan karnı guruldarken, çalılıklar arasında yatıp
durdu. Güneş, tepelerin ardına çekilirken, gecenin karanlığı,
vahşetin dağarcığını sırtına yüklemiş olarak, stepte gezinmeğe
başlamış; kurdu kuşu avlarının peşine düşmüşlerdi.
İşte bu saatler, onun da avlanma zamanıydı. Yaşlı da olsa
o, bir aslandı. Güçsüz ve uyuşuk durumda çalılıklar arasında
yatmak ona yaraşır mıydı? Eskiden olduğu gibi silkinmeli ve
eski krallığının şanına yaraşır biçimde avların peşine düşmeliydi.
Kral eskisi, bu düşünceyle uzandığı yerden doğrulmaya çalıştı.
Bu sırada önünde bir karaltı belirivermişti. Bir ceylan yavrusuydu
bu. Ona sürünürcesi yanından gelip geçti. Biraz sonra da bir
antilop belirivermişti yamacında. Derken, önünde birkaç zebrayı
da seçer gibi oldu. Hemen ardından bir zürafa da belirivermişti.
Fakat neydi, ondaki bu durgunluk ve hareketsizlik? Nerede
kalmıştı o Kralca haşmetli davranış? Bacakları üzerinde doğrulmaya
çalıştı. Ne var ki, Zürafa'nın hiç şakası olmazdı.
Ondan güçlü ve zorlu bir tekme yemek vardı. Adeta sürünürcesine
zürafanın yanından uzaklaşmaya çalıştı. Anlaşılan bozkırda
ona hayat hakkı kalmamıştı. Midesi kazınıyor bu durum ona
dayanılması güç bir ızdırap veriyordu.
Yaşlı aslan, açlığını gidermenin tek yolunu çevredeki köylerden
birisine inmekte buluyordu. Belki orada körpe bir kuzu, ya
da kümes hayvanlarını yakalamak imkanı bulabilirdi. Bu düşüncenin
verdiği duygu ile, ağır aksak yürümeye çalışan kral eskisi,
biraz sonra kendini bir köy evinin kümesi karşısında buluvermişti.
Kocamış aslan, derince bir soluk alıp yutkunurken, yavaş yavaş
kümesteki tavuklara yaklaşmaya çalıştı. Ne var ki birdenbire,
yaygara kopuvermişti. Tavuklar gıdaklıyor, ördekler vaklıyordu.
O henüz bir tavuğun yanına bile yaklaşamamışken, ellerinde
mızrak bulunan birkaç zenciyi yamacında buluvermişti. Yaşlı
Kral, biranda sonunun geldiğini anlayıverdi. Fakat yaşlı da
olsa o, yine de bir aslandı. Gücünü dişlerine takıp birden
canlanıvermiş, yeleleri kabarıp dikleşivermişti.
Yerliler, kısa bir an şaşkınlık geçirdiler. Yaşlı hayvan belki
onların şaşkınlığından yararlanarak, çalılıklar arasında kaybolup
uzaklaşabilirdi. Fakat o, böyle yapmadı. Aç ve bitkin bir
durumda kaçıp da ne yapacaktı? Çalılıklar ardında zelil bir
durumda yaşamak, onun için ölmekten bin kat daha kötüydü.
O uzun yıllar Kral olarak yaşamış, steplerin en güçlü bir
hükümdarı olmuştu. Bundan böyle, düşkünce bir hayat sürmektense
krallara yaraşır biçimde ölmek, daha yerinde bir davranış
olurdu.
Böyle düşünen yaşlı aslan, dehşetle kükreyerek, kendine doğru
uzanan mızrakların üzerine atıldı. Onun kükreyişinin yankısı,
stepleri dolaşırken fırlatılan mızraklar, yaşlı Kral'ın gövdesini
kalbura çevirivermişti.
Sabık ormanlar kralı'nın hayatına son veren, sadece bu mızraklar
değildi. Asalet ve gururu da bunda etken olmuştu. İnsanoğlu,
güç yarışında yine öne geçmiş, hayat kavgasında yine başarılı
olmuştu.
|