GÜÇ YARIŞI


Baş Yazı

Ayın Şiri

İnancın Işığında
Mutluluk

Güç Yarışı

Bacaksız Sami

Küçük Portakal
Yaprağı

Yurdumuzdan

Hazreti Hubeyb'in
İmanı

Küçük Ansiklopedi

Keser ve Testere

Sizlerle Başbaşa

Yurttan ve Dünyadan
Haberler

Boyama

Çevresinde hayli ün kazanmış bir Kral' dı. Ne var ki, artık çok yaşlandığı için, sözünü kimseye geçiremez olmuş, sonunda da tahtını genç bir aslana kaptırıvermişti. Buyruğu altında bulunanlardan hiçkimse artık O' na hizmet etmiyordu. Av ganimetlerindeki aslanpayı, genç aslana ayrılıyor, ona bir lokma olsun veren olmuyordu.
O gün de açlıktan karnı guruldarken, çalılıklar arasında yatıp durdu. Güneş, tepelerin ardına çekilirken, gecenin karanlığı, vahşetin dağarcığını sırtına yüklemiş olarak, stepte gezinmeğe başlamış; kurdu kuşu avlarının peşine düşmüşlerdi.
İşte bu saatler, onun da avlanma zamanıydı. Yaşlı da olsa o, bir aslandı. Güçsüz ve uyuşuk durumda çalılıklar arasında yatmak ona yaraşır mıydı? Eskiden olduğu gibi silkinmeli ve eski krallığının şanına yaraşır biçimde avların peşine düşmeliydi.
Kral eskisi, bu düşünceyle uzandığı yerden doğrulmaya çalıştı. Bu sırada önünde bir karaltı belirivermişti. Bir ceylan yavrusuydu bu. Ona sürünürcesi yanından gelip geçti. Biraz sonra da bir antilop belirivermişti yamacında. Derken, önünde birkaç zebrayı da seçer gibi oldu. Hemen ardından bir zürafa da belirivermişti. Fakat neydi, ondaki bu durgunluk ve hareketsizlik? Nerede kalmıştı o Kralca haşmetli davranış? Bacakları üzerinde doğrulmaya çalıştı. Ne var ki, Zürafa'nın hiç şakası olmazdı.
Ondan güçlü ve zorlu bir tekme yemek vardı. Adeta sürünürcesine zürafanın yanından uzaklaşmaya çalıştı. Anlaşılan bozkırda ona hayat hakkı kalmamıştı. Midesi kazınıyor bu durum ona dayanılması güç bir ızdırap veriyordu.
Yaşlı aslan, açlığını gidermenin tek yolunu çevredeki köylerden birisine inmekte buluyordu. Belki orada körpe bir kuzu, ya da kümes hayvanlarını yakalamak imkanı bulabilirdi. Bu düşüncenin verdiği duygu ile, ağır aksak yürümeye çalışan kral eskisi, biraz sonra kendini bir köy evinin kümesi karşısında buluvermişti.
Kocamış aslan, derince bir soluk alıp yutkunurken, yavaş yavaş kümesteki tavuklara yaklaşmaya çalıştı. Ne var ki birdenbire, yaygara kopuvermişti. Tavuklar gıdaklıyor, ördekler vaklıyordu. O henüz bir tavuğun yanına bile yaklaşamamışken, ellerinde mızrak bulunan birkaç zenciyi yamacında buluvermişti. Yaşlı Kral, biranda sonunun geldiğini anlayıverdi. Fakat yaşlı da olsa o, yine de bir aslandı. Gücünü dişlerine takıp birden canlanıvermiş, yeleleri kabarıp dikleşivermişti.
Yerliler, kısa bir an şaşkınlık geçirdiler. Yaşlı hayvan belki onların şaşkınlığından yararlanarak, çalılıklar arasında kaybolup uzaklaşabilirdi. Fakat o, böyle yapmadı. Aç ve bitkin bir durumda kaçıp da ne yapacaktı? Çalılıklar ardında zelil bir durumda yaşamak, onun için ölmekten bin kat daha kötüydü. O uzun yıllar Kral olarak yaşamış, steplerin en güçlü bir hükümdarı olmuştu. Bundan böyle, düşkünce bir hayat sürmektense krallara yaraşır biçimde ölmek, daha yerinde bir davranış olurdu.
Böyle düşünen yaşlı aslan, dehşetle kükreyerek, kendine doğru uzanan mızrakların üzerine atıldı. Onun kükreyişinin yankısı, stepleri dolaşırken fırlatılan mızraklar, yaşlı Kral'ın gövdesini kalbura çevirivermişti.
Sabık ormanlar kralı'nın hayatına son veren, sadece bu mızraklar değildi. Asalet ve gururu da bunda etken olmuştu. İnsanoğlu, güç yarışında yine öne geçmiş, hayat kavgasında yine başarılı olmuştu.