
Okulun yanındaki ayakkabı mağazasının önünden geçerken vitrinde
bir çift kırmızı ayakkabı gördüm. Öyle hoşuma gitti ki hemen orada
durup uzun uzun onlara baktım.
Madeni tokasındaki siyah gül kabartması bile ona farklı bir güzellik
veriyordu.
Diğerlerinin
yanında sanki "biz buradayız" der gibi duruyor, daha
şimdiden hayallerimi süslüyordu.
Eve dönünceye kadar o kırmızı ayakkabıları düşündüm.
Akşam, babama ve anneme o ayakkabılardan bahsedince ikisi de itiraz
etti.
Annem:
- Kızım, sana daha geçenlerde ayakkabı aldık. O zaman söyleseydin
kırmızı renkli olanını alırdık, dedi.
Babam da memnun olmamıştı:
- Bu ay maaştan elimde hiç para kalmadı. Ay başına kadar ne yapacağımı
bilmiyorum, dedi.
Konuşma böylece uzayıp gitti. Fakat onları duymuyordum.
- Ben o ayakkabıları istiyorum! Diye tekrar bağırarak söyledim.
Babam kararlıydı:
- Bu ay onlara kesinlikle para ayıramam, deyip odasına geçti.
Beni ikna etmek yine anneme düştü.
Bugüne kadar hiçbir konuda böylesine istekli olmamıştım. O kırmızı
ayakkabılara mutlaka arkadaşlarımdan önce sahip olmak istiyordum.
Onları kıskandırmak için bundan daha güzel bir fırsat bulamazdım.
Akşam ödevlerimi yapmayı canım istemedi. Öğretmenimi üzmemek için
acele acele yazıp bitirdim. Dersler bile ayakkabılarımdan daha
önemli değildi.
Her gece uyumadan önce annemin anlattığı masalı o gece dinlemedim.

Sabah
okula gitmek için evden çıkarken annem ve babamla somurtarak vedalaştım.
Evin tek çocuğu olduğumdan babamın bugün mutlaka o ayakkabıları
alacağına şüphem yoktu.
Yolda o mağazanın vitrinine tekrar bakmak için hızlı hızlı yürümeye
başladım. Aklımda sadece kırmızı ayakkabılar vardı.
Birkaç adım önümdeki bir öğrenci dikkatimi çekti. Dalgın dalgın
yürüyordu. Üstelik ayakkabıları ayağına büyük geldiği için yürümekte
zorlanıyordu. Onunla fazla ilgilenmedim.
Mağazanın önüne doğru yaklaşırken hiç beklemediğim bir şey oldu.
Önümde yürüyen öğrenci bir taşa takılarak yere düştü ve kaldırımdan
aşağı yuvarlandı. O anda oradan bir araba geçseydi kurtulamazdı.
Hemen koştum. Kolundan tutup kaldırdım. Çok korkmuştu. Nasıl düştüğünü
anlamaya çalışıyordu. Yüzündeki çiziklerden sızan kanların farkında
bile değildi.
Bana:
- Teşekkür ederim, dedi.
Okul formasının üzerindeki tozları temizledikten sonra ayakkabılarını
aradı. Yere düşerken ayağından çıkmış ve ikisi de ayrı yönlere
fırlamışlardı.
Ona yardımcı olmak için ayakkabılarını alıp getirdim.
Onun, forması gibi ayakkabıları da öylesine eski ve yıpranmışlardı
ki, neredeyse giyilecek halleri kalmamıştı.
Bir de kendi ayağımdakilere baktım. İkisi de yeni ve en pahalısındandı.
Evde birkaç çift daha ayakkabım vardı. Rengini çok beğendiğim
için, bugün yeni bir çift ayakkabı daha alınacaktı.
Öğrenciye:
- Okula kadar yürüyebilecek misin, diye sordum.
Ayakkabılarını giyerken gülümsemeye çalışarak:
- Yürüyebilirm, dedi.
Yerden çantasını aldı. Çantanın tozunu eliyle sildikten sonra
hızlı hızlı yürümeye başladı.
Dün akşam babama ve anneme ne kadar haksızlık yaptığımı düşündüm.
Bu düşünce ile yürürken mağazanın vitrinine bakmayı da unutmuştum.
Okulun kapısından girerken yolda yardım ettiğim öğrenci bana tekrar
teşekkür etti.

Ona:
- Ben de sana teşekkür ederim. Bana annemi ve babamı ne kadar
üzdüğümü hatırlattın. İstersen arkadaş olalım, dedim.
O akşam babam eve gelirken bir paket getirdi. Elindeki paketin
içine bakmadan onların vitrinde beğendiğim kırmızı ayakkabılar
olduğunu anladım.
- Babacığım bir okul arkadaşımın bu ayakkabılara öylesine ihtiyacı
var ki. Bu paketi hiç açmadan ona götürebilir miyim, diye sordum.
Babam ve annem benim şaka yaptığımı zannederek:
- Biz bu ayakkabıları sana aldık. Sen istersen onları uzaylı arkadaşlarına
hediye et, diyerek güldüler.
Ertesi gün içinde kırmızı ayakkabıların olduğu paketi yeni arkadaşıma
götürdüm.
-
Doğum gününü bilmiyorum. Fakat hediyeni şimdiden verebilir miyim,
diye sordum. Kabul etti. Arkadaşım, hediyesinin bir çift kırmızı
ayakkabı olduğunu görünce sevinçten boynuma sarıldı.
Şimdi onunla uzaylıları konuşuyoruz. İkimiz de uzaylıların hangi
renk ayakkabı giydiğini merak ediyoruz. Bilen var mı?