GÜNDEM

İslam Dünyasına Yeni Ufuklar Açma Hamlesi

GÜNCEL DİNİ MESELELER İSTİŞARE TOPLANTISI-I

Başkanlığımız, ülke gündeminde tartışılan dinî konuları görüşmek ve bir sonuca bağlamak üzere 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında, İlahiyat Fakültelerinden gelen yaklaşık yüz  akademisyen ile, Başkanlık üst düzey yöneticileri, bazı İl Müftüleri ve Din İşleri Yüksek Kurulu Üyelerini İstanbul’da Büyük Tarabya Otelinde bir araya getirdi. Dört ayrı komisyonda dört gün süren müzakereler sonucunda alınan kararlar "Sonuç Bildirgesi" başlığı altında kamuoyuna duyuruldu. Yazılı ve görsel basınımızda da oldukça yankı bulan bu toplantının arka planını ve toplantıda yapılan çalışmaları sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Başkanlığımız son yıllarda, çeşitli bilim çevreleri ve sahalarında uzman olan araştırmacı ve bilim adamlarıyla, ulusal ve uluslararası boyutlarda bir çok şûra, toplantı ve ortak çalışmalar gerçekleştirmiş, Anayasa ve Kanunda kendisine verilen toplumu din konusunda aydınlatma görevini yürütürken, kendisinin ve bu çevrelerin entelektüel birikimlerini paylaşmayı ve sonuçlarından yararlanmayı hedef almıştır. Birinci ve İkinci Din Şûraları, Beş kez gerçekleştirilen Avrasya İslâm Şûraları, Avrupa Birliği Şûrası, Tefsir, Fıkıh ve Hadis Komisyon Çalışmaları, Dinlerarası Diyalog Toplantıları bu alanda sayılabilecek önemli organizasyon ve faaliyetler cümlesindendir. İstanbul’da yapılan Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısının gerekçeleri de önceki çalışmalar neticesinde alınan kararlarda mündemiçtir.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyat Fakülteleri Türk toplumunun dinî hayatının yönlendirilmesi ve şekillendirilmesinde, toplumun dinî bilincinin oluşmasında çok önemli yeri olan iki Cumhuriyet müessesesidir. İlahiyat Fakülteleri, toplumu din konusunda aydınlatmakla vazifeli kılınmış Diyanet İşleri Başkanlığına görevli yetiştiren ve geniş akademisyen kadrosuyla da dinin teorik alanda araştırılması ve dinî düşüncenin geliştirilmesi için gerekli çalışmaları yürüten akademik kuruluşlardır. Diyanet İşleri Başkanlığı ise, İslâm’ın doğuşundan bugüne tevarüs eden anlayışlar ile yeni gelişmelerin oluşturduğu pratikleri uygulayan, anlatan, aydınlatan; kendisine yöneltilen dinî soruları cevaplayan, ibadet yerlerini yönetme göreviyle de pratikleri uygulatan bir kurumdur. Bu yönüyle Başkanlığımız, dinî ve millî bütünlüğün korunmasında, toplumda bu alanda ortak bir bilincin oluşmasında önemli katkıları olan bir müessesedir. Bu bağlamda Başkanlığımız, dinimizin aslî kaynaklarının ışığı altında, geçmişin tecrübelerinden süzülerek oluşturulan tarihî kültürel mirastan, gelişmeye ve yenilenmeye açık bir anlayışla, dinimizin istişare prensibi doğrultusunda ortak aklın verilerinden yararlanmak  zorunda olduğu gibi, ortak aklın oluşması için de çaba sarf etmek durumundadır.

Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ’ın, İstanbul’da yapılan istişari toplantı sırasında basın mensuplarının sorularını cevaplandırırken ifade ettikleri gibi, bu çapta bir toplantının gerçekleştirilmesi uzun süreden beri Diyanet İşleri Başkanlığının gündeminde idi. Ancak bunun gerçekleştirilmesi için Başkanlığımızın en üst danışma ve karar organı Din İşleri Yüksek Kurulunun  yeniden oluşumu beklendi. Çünkü bu toplantıdan çıkacak kararların uygulanmasında en önemli katkı bu kurul aracılığı ile sağlanacaktı. Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısının gerçekleştirilmesi ve gündemindeki konuların kamuoyunda oluşturduğu heyecanın bir yansıması olarak basın mensuplarının yönelttiği, "böyle bir toplantının yapılmasında biraz geç kalınmadı mı?" şeklindeki soruya Başkanımızın verdiği cevap buydu.

Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ’ın 2002 yılı hac dönüşü verdiği direktifle "Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı"nın startı verildi. Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Doç. Dr. Şamil DAĞCI’nın başkanlığında, Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeleri Prof. Dr. İsmail Hakkı ÜNAL ve Dr. İbrahim PACACI, Dini Yayınlar Dairesi Başkanı Harun ÖZDEMİRCİ, Personel Dairesi Başkanı Hasan DEMİRBAĞ ile Müfettiş Yaşar ÇOLAK’tan oluşan bir komisyon kuruldu. Komisyon Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ’ın da onayını alarak, önce toplantıda oluşturulacak çalışma komisyonları  ile müzakere edilecek konuları tespit etti. Müzakerelere katılacak akademisyenler ile Başkanlık mensuplarını belirledi ve organizasyonun alt yapı çalışmalarını tamamladı. Komisyon kararları doğrultusunda gerekli harcamaları yapmak ve mali işleri yürütmek üzere Türkiye Diyanet Vakfı Levazım Müdürü Ömer KOÇ ile Muhasebe Müdürü Muhsin LEBLEBİCİ de tertip heyetine dahil edildi. Tertip Heyetine yardımcı olmak üzere de Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Şemsettin ULUSAL’ın sorumluluğunda yeterince personel görevlendirilerek bir sekreterya oluşturuldu. Artık her şey hazırdı. Yüce Dinimiz İslâmiyet’in teorik planda araştırmalarını yapan ülkemizdeki İlahiyat Fakültelerinde görev yapan akademisyenler ile alanlarında uzmanlaşmış araştırmacılar ve toplumu din konusunda aydınlatmakla görevli Diyanet İşleri Başkanlığı mensuplarını bir araya  getirecek toplantı için geri sayım başlamıştı.

Uzun zamandan beri, ülkemizde dinî meseleler çeşitli basın organlarında ve televizyonlarda halkın gözü önünde tartışılıyor, yetkili, yetkisiz, ehliyetli, ehliyetsiz bir çok kişi, dinimizin aslî kaynaklarından tutun da, ibadetlere varıncaya kadar her konuda konuşuyor ve fikir beyan ediyordu. Sevgi, barış ve huzur dini olan İslâmiyet’in en önemli konuları reyting uğruna ateşli tartışmalara, kavgaya, kör dövüşüne alet ediliyor, televizyon ekranları adeta arenaya dönüştürülüyordu. Halkımız huzursuz ediliyor, gereksiz gerilimler yaşanıyordu. İnsanımız hem bu tartışılan konularda bir konsensüsün  oluşturulmasını, hem de değişen ve gelişen dünyada, bu değişimin getirdiği yeni problemlere ortak çözümler üretilmesini Başkanlığımızdan bekliyordu.

İşte 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında İstanbul’da Büyük Tarabya Otelinde gerçekleştirilen "Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı" bu arayış ve beklentilerin bir sonucu, tartışmalara bir son nokta koyma çabası, tıkanmış, duraksamış İslâm dünyasına yeni ufuklar açma hamlesi ve bir tecdit, bir ihya hareketinin habercisiydi.

İLAHİYAT ALANINDA ÇALIŞMALAR YAPAN AKADEMİSYENLER İLE DİN ADAMLARININ, TOPLUMU DİN KONUSUNDA AYDINLATMADA MÜŞTEREK BİR BAKIŞ AÇISI GELİŞTİRMESİNE İHTİYAÇ VARDIR.

Diyanet İşleri Başkanlığının, bir çok köşe yazarı ve aydının da ifade ettiği gibi, tarihinin en çaplı katılımcı yoğunluğuyla gerçekleştirdiği en önemli toplantısını düzenlemesindeki amacı ve hedefi ne idi? Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ, toplantı öncesi, yazılı ve görsel basınımızın değerli genel yayın yönetmenleri, köşe yazarları ve yorumcularına göndermiş oldukları mektuplarında bunu şöyle açıklıyordu:

  "Toplumumuzu din konusunda aydınlatmanın, Anayasa ile Başkanlığımıza tevdi edilmiş bir görev olduğu; Başkanlığımızın, bu önemli görevi ifa ederken, kendi bünyesindeki kurul ve hizmet birimlerinin yanı sıra, ülkemizde bilimsel yeterlilikleri ve dinî hizmetleriyle temayüz etmiş akademisyenlerin ve din adamlarının görüşlerinden de zaman zaman yararlanma cihetine gittiği  malumlarınızdır.  Bu uygulamanın, ülkemizin dinî hayatında ortaya çıkan problemlerin çözümüne büyük katkılar sağladığına, ayrıca milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi temin bakımından oldukça yararlı sonuçlar doğurduğuna, bundan böyle de olumlu gelişmelere vesile olacağına inanıyorum.

Son yirmi yıldır iletişim teknolojisinde meydana gelen baş döndürücü gelişmeler, özellikle elektronik medyanın (TV, internet) yaygınlaşması, global ölçekte bilgi akışını hızlandırmış, tartışma zeminlerinin çoğalmasını ve farklılaşmasını sağlamış, netice itibarıyla toplumu, din konusunda olumlu-olumsuz her türlü etkiye açık hale getirmiştir. Bu durum, bir taraftan İslâm bilginlerince ortaya konulan yeni fikir ve görüşlerin paylaşımını önemli ölçüde kolaylaştırırken, diğer taraftan ilmî platformda yeterince tartışılıp netleştirilmemiş olan bilgilerin topluma yansıtılarak halk nezdinde ciddi tereddütlere yol açtığı da görülmüştür. Bu durum ise, dinin birleştirici ve toparlayıcı fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir.

İlmî kriterlere riayet edilmek kaydıyla, din alanında yapılan tartışmaların, dinî düşüncenin gelişmesine katkı sağlayacağı şüphesizdir. Ancak, toplumun hassasiyetlerine karşı yeterince özen gösterilmeden yapılan bu tür faaliyetler, kamusal alanı rahatlatmak yerine, gerginliğe sevk etmekte ve gereksiz polemiklere sebebiyet verebilmektedir. Bu yüzden ülkemizin ilahiyat alanında çalışmalar yapan akademisyenleri ile din adamlarının, toplumu din konusunda aydınlatmada müşterek bir bakış açısı geliştirmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu nedenle, Başkanlık olarak,  ilahiyat alanında çalışmaları bulunan akademisyenler ile din adamlarının iştirak edeceği ve belirli periyotlarla gerçekleştirilecek olan "Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı" adı altında ilmî toplantılar düzenlemeyi planlamış bulunuyoruz.

Ülke gündeminde sıkça tartışılan dinî konular ile, dinî hayatımızda karşılaşılan problemleri sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturmayı ve toplumu din konusunda aydınlatmada müşterek bir bakış açısı geliştirmeyi amaçladığımız bu toplantılardan ilki 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında İstanbul’da Büyük Tarabya Otelinde yapılacaktır.

 "Dinî Metinlerin Doğru Anlaşılıp Yorumlanmasında Gelenekçi ve Modernist Yaklaşımlar ve Toplumsal Yansımaları", "Çağdaş Dünyada Kadın Problemleri İle İlgili Dinî Tartışmalar", "Hac İbadeti İle İlgili Tartışmalar" ve "İbadetlerle İlgili Güncel Tartışmalar" başlıklı konuların dört ayrı seksiyonda, ekli program çerçevesinde müzakere edileceği ve yüzü aşkın akademisyen ve alanlarında uzman din adamlarının katılacağı Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı, 15 Mayıs 2002 tarihinde saat 10.00’da yapılacak açılışla çalışmalarına başlayacaktır. Ülkemizde ve yurtdışında akademik çalışmalarıyla temayüz etmiş bilim ve din adamlarının görüş ve önerileri ile geliştirilecek olan bu ortak ilmi faaliyetlerin, ülkemizin millî ve dinî bütünlüğüne katkıda bulunacağı kuşkusuzdur.

Ülkemizin iç ve dış meselelerini yakinen takip eden şahsızınızın 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında İstanbul’da Büyük Tarabya Otelinde gerçekleştireceğimiz toplantıya ilgi duyacağı, toplantı sonuçlarının kamuoyuna duyurulmasında da büyük katkıları olacağı  inancını taşıyorum.  Dört gün sürecek bu yoğun çalışmalarımızın açılışında sizi aramızda görmek ve katkılarınızdan istifade etmek bize güç katacaktır.

Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantımızı onurlandırmanızı bekler, bu vesileyle çalışmalarınızda başarılar diler, selam ve saygılarımı sunarım."

1990 sonrası yaşanan dünyadaki gelişmelerin dini yeniden yükselen değer haline getirmesi, entelektüelleri her zamankinden daha çok dinle ilgilenmeye sevk etmiştir. Bu durum, Başkanımızın da ifade ettikleri gibi, son yirmi yıldır iletişim teknolojisinde meydana gelen hızlı gelişme ile birleşince bilginin bir değer olarak iletişim ağında serbest dolaşımını sağlamış, olumlu-olumsuz bir çok etkilenme ile insanımız karşı karşıya kalmıştır. Bu bakımdan Başkanımızın basın mensuplarına gönderdiği mektupta altı çizilecek önemli hususlar vardır. Diyanet İşleri Başkanlığının akademisyenlerin görüşlerinden yararlanma cihetine gitmesinde, dinî hayatımızda ortaya çıkan problemlerin   çözümüne büyük katkılar sağlayacağının, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi temin açısından oldukça yararlı sonuçlar doğuracağının bizzat Sayın Başkan tarafından altının çizilmiş olması, Diyanet İşleri Başkanlığının İlahiyat Fakülteleri ile işbirliğine verdiği önemin belirtilmesi açısından oldukça dikkat çekicidir.

Ayrıca bu mektupta, araştırmacılara, medyaya ve toplumumuza verilmiş önemli mesajlar da vardır. Şöyle ki; Dinî alandaki bilgilerin topluma yansıtılmasında, önce bu bilgilerin ilmî platformda yeterince tartışılıp netleştirilmesinin gereği, halk nezdinde ciddi tereddütlere yol açacak yaklaşımlardan kaçınılmasının ve her zaman dinin birleştirici, toparlayıcı fonksiyonunun göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulanmıştır. Din alanında yapılan tartışmalarda toplumun hassasiyetlerine gereken özenin gösterilmesi, gereksiz gerginlik ve polemiklerden uzak kalınması istenmiştir. Bunun sağlanabilmesinin en önemli unsuru olarak da, ülkemizde ilahiyat alanında çalışmalar yapan akademisyenler ile din adamlarının, toplumu din konusunda aydınlatmada müşterek bir bakış açısı geliştirmesi faaliyeti olduğu belirtilmiştir.  

Bu açıklamaların yanı sıra, Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ’ın "Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı" sırasında basın mensuplarına yaptığı değerlendirmeler bu toplantının amacı ve hedefleri açısından yeni bir heyecan ve yeni bir anlayışın habercisiydi. Gelişen teknolojik imkanlar sayesinde İslâm bilginleri arasında yeni meselelerde de bir "İcma"nın oluşması gayretlerinin ip uçlarıydı. Başkanımız şöyle diyordu:

"Türkiye dinî alandakî araştırma ve birikimleriyle İslâm alemine örnek olabilecek güçtedir. Bu toplantılarımız periyodik olarak sürecek ve önemli konularda ortak çözümler için konsensüs oluşturulacak, daha sonra bu toplantılar uluslar arası boyutlara taşınarak İslâm alemindeki araştırmacıların tartışmasına da açılacak, ortak anlayışın belirlenmesine çalışılacak." Neden olmasın. İnşallah bu gayretler İslâm düşünce hayatında yeni bir canlanmaya vesile olur.

GÜNCEL DİNÎ MESELELER İSTİŞARE TOPLANTISININ AÇILIŞI

Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısının açılış merasimi, 15 Mayıs Çarşamba günü saat 10.00’da, İstanbul/Fatih İlçesi Haseki Sultan Camii İmam-Hatibi Mustafa YILDIRIM’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Yıldırım, günün anlamına uygun olarak Kur’an-ı Kerim’de istişarenin önemini anlatan ayetleri okudu. Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı okunuşunun ardından Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ  açış konuşmalarını yapmak üzere kürsüye geldi.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI MEHMET NURİ YILMAZ’IN AÇIŞ KONUŞMASI

Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ "Toplantımızı onurlandıran kıymetli bilim adamları, davetliler ve basınımızın değerli temsilcileri! Hepinizi saygıyla selamlıyor, davetimize icabetinizden dolayı hepinize teşekkürlerimi sunuyorum." diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Malumunuz olduğu üzere, anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığımız, Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren, topluma din hizmeti sunmak, bu alanda toplumu aydınlatmak ve din hizmetlerini koordine etmek gibi önemli görevler ifa etmektedir. Teşkilatımız kendisine kanunla tevdi edilen bu önemli görevi yerine getirirken, tabiatıyla belirli bir usül takip etmektedir. Bunu yaparken dinin temel sabiteleri ve hedefleri ile kamu yararını dikkate almakta, 14 asırlık bir geçmişe ve köklü bir geleneğe sahip olan İslam kültüründe mevcut farklı görüşler içinden tercihlerde bulunmakta ve böylece halkımıza dinî pratiklerle ilgili çözüm önerileri sunmaktadır. Bunun yanısıra meydana gelen gelişmeler ve ortaya çıkan yeni problemlerle ilgili olarak da araştırmalar yapmakta ve çözümler üretmektedir. Başkanlığımız, bu aydınlatma faaliyetinde, sahihlik ve köke bağlılığa birincil derecede önem vermektedir. Bu hizmetleriyle vatandaşlarımız arasındaki birlik ve beraberliğin gelişmesine, sosyal münasebetlerde sevgi, saygı ve hoşgörünün hakim kılınmasına büyük katkıda bulunmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığımız toplumu din konusunda aydınlatma görevini yerine getirirken, öncelikli olarak kendi bünyesindeki kurul ve hizmet birimlerinden yararlanmaktadır. Ülkemizin yetiştirdiği değerli din adamı ve ilahiyatçılar arasından seçim ile belirlenen ve köklü bir geleneğe de sahip bulunan Din İşleri Yüksek Kurulumuzun çalışmaları bu bakımdan büyük önem taşımaktadır. Teşkilatımız kendi bünyesinin dışında ülkemizde bilimsel yeterlilikleri ve dini hizmetleriyle temayüz etmiş uzmanların, akademisyen ve din adamlarının görüşlerinden de yararlanma cihetine gitmektedir. Geçmişte, özellikle son on yılda gerçekleştirdiğimiz pek çok ulusal ve uluslar arası şûra, sempozyum, toplantı vb. ilmi etkinlikler, işbirliğini ön plana çıkaran bu hizmet anlayışımızın en bariz örneğini teşkil etmektedir. Bu şûra ve toplantılarda bilim adamlarınca önerilen hususlar ve alınan kararların uygulamaya konulması yolunda önemli mesafeler aldığımızı, bu kararların bir çoğunu uygulamaya koyduğumuzu huzurlarınızda ifade etmekten mutluluk duyuyorum."

BİZİM HİZMET ANLAYIŞIMIZ, İFRAT VE TEFRİTÇİ YAKLAŞIMLARDAN UZAK, YENİLİKÇİ DÜŞÜNCELERE AÇIKTIR

Diyanet İşleri Başkanlığının hizmet anlayışı ve ülkemizde dinî alanda yaşanan problemlere de değinen YILMAZ, konuşmasında:

"Bizim ifrat ve tefritçi yaklaşımlardan titizlikle kaçınılan ama yenilikçi düşüncelere açık olan hizmet anlayışımız, daha önce de işaret ettiğimiz gibi, ülkemizin dinî-kültürel hayatında ortaya çıkan problemlerin çözümüne önemli katkılarda bulunmuş, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi sağlamak bakımından oldukça yararlı sonuçlar doğurmuştur. İnanıyorum ki bu anlayışımız bundan böyle de dinî hayatımızda olumlu gelişmelere vesile olacaktır.

Son yirmi yıldır iletişim teknolojisinde meydana gelen baş döndürücü gelişmeler, özellikle elektronik medyanın yaygınlaşması, global ölçekte bilgi akışını hızlandırmış, tartışma zeminlerinin çoğalmasını ve farklılaşmasını sağlamış, netice itibarıyla toplumu, din konusunda da olumlu-olumsuz her türlü etkiye açık hale getirmiştir. Bu durum, bir taraftan çağdaş İslam bilginlerince ortaya konulan yeni fikir ve görüşlerin paylaşımını önemli ölçüde kolaylaştırırken, diğer taraftan da ilmî platformlarda yeterince tartışılıp netleştirilmemiş olan bilgilerin topluma yansıtılması suretiyle halk nezdinde bazı tereddütlere de yol açabilmektedir.

Bu ise, dinin birleştirici ve toparlayıcı fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir. İlmî kriterlere riayet edilmek kaydıyla, din alanında yapılan tartışmaların, dinî düşüncenin gelişmesine katkı sağlayacağı şüphesizdir. Ancak toplumun hassasiyetlerine karşı yeterince özen gösterilmeden yapılan bu tür faaliyetler, kamusal alanı rahatlatmak yerine, gerginliğe sevk etmekte ve gereksiz polemiklere sebebiyet verebilmektedir. Bu yüzden ülkemizin ilahiyat alanında çalışmalar yapan akademisyenleri ile din adamlarının, toplumu din konusunda aydınlatma hususunda, müşterek bir bakış açısı geliştirmelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun için de din hizmeti sunan teşkilatımız mensuplarıyla din bilimleri alanında uzmanlaşan ilahiyatçılar arasında sürdürülebilir bir ilişkinin tesis edilmesi kaçınılmaz bir keyfiyet arz etmektedir." dedi.

BU TOPLANTIYI DÜZENLEMEKTEKİ AMACIMIZ, DİN ALANINDA FARKLI GÖRÜŞ VE YORUMLARIN YAPILMASINI MÜMKÜN KILAN DOĞAL SÜRECE SUN'İ BİR MÜDAHALEDE BULUNMAK DEĞİLDİR.

Açış konuşmasında, toplantı öncesi bazı çevrelerce, "Diyanet dinî alanda görüş bildirenlere müdahale etmek istiyor" tarzındaki eleştirilere de cevap veren YILMAZ, bu konuda şunları söyledi;

"Başkanlık olarak bu mahiyette bir istişare toplantısını düzenlemekteki amacımız, din alanında farklı görüş ve yorumların yapılmasını mümkün kılan doğal sürece sun'i bir müdahalede bulunmak değildir. Böyle bir şey, aklımızın ucundan bile geçmez. İslâm'ın kendi iç dinamiklerinin doğurduğu fikir zenginliğini köreltecek hiçbir düşünceyi ve eylemi tasvip etmemiz asla düşünülemez.

Gayet iyi biliyoruz ki yüce dinimiz İslâm'ın iki temel kaynağı olan Kur'an ve sahih sünnetin farklı yorumlara elverişli nitelik arz etmesi, İslâm kültür tarihi boyunca sayısız fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Görüş farklılıkları ve ayrılıklarının tabii, psikolojik, tarihsel ve sosyolojik bir çok nedeni bulunmaktadır. İslâm fıkıh bilginleri ve usulcüler bu konuyu eserlerinde ayrıntılarıyla işlemişlerdir. Malumunuz İlm-i hilaf fıkhın önemli bir konusunu teşkil etmektedir. Farklı içtihatlar esasta bir zenginlik unsurudur. Bizim bakış açımıza göre farklı yorum ve anlayışlar, bir tablodaki birbirini tamamlayan farklı kareler gibidir. Güzelliğin ortaya çıkması karelerin ahenkle bir araya gelmesiyle mümkündür. İnsanların önüne birden fazla çözüm yolu ve uygulama biçimi koymak, insanlara seçme olanağı sağlamak anlamına gelmektedir. Cihanşümul bir din olan İslâm da, gayet iyi bildiğiniz gibi, farklılıkları yok etmeyi değil, onları ahenkle bir araya getirerek insanlığın hayrına dönüştürmeyi hedeflemektedir. İslâm bilginleri, farklı dinî-fikhî içtihatları ortadan kaldıracak bir tutum izlememişlerdir."

GÖRÜŞ AYRILIKLARININ KAÇINILMAZ OLDUĞU GERÇEĞİ, BİZİ YÖNTEMSİZLİĞE VE DİN KONUSUNDA İNDÎ KANAATLERİ İLERİ SÜRME HATASINA SEVK ETMEMELİDİR.

Farklı yorumların bir zenginlik kaynağı olduğunu ifade eden Sayın Mehmet Nuri YILMAZ, konuşmasında şu uyarılarda da bulundu:

"Ancak görüş ayrılıklarının kaçınılmaz olduğu gerçeği, bizi yöntemsizliğe ve din konusunda sağlam bilgi ve tutarlı analize dayanmayan indî kanaatleri ileri sürme hatasına sevk etmemelidir. Dinî görüş ortaya koymanın belli bir yöntem ve ilkesinin olması gerektiği de muhakkaktır. Geçmiş ulemanın içtihat için bazı şartlar öne sürmeleri bu gerçeğe işaret etmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bizim arzu ettiğimiz husus, insanları tek bir akide ve inanç etrafında birleştirmek amacıyla gönderilen dinin, farklı anlayıştaki kişi ve grupların kendilerini meşrulaştırmak için kullandıkları bir araç olmaktan kurtarılmasıdır. Bu amaca da ancak işbirliği ile ulaşabiliriz."

DİN, İSTİSMARCI VE CAHİLLERİN ELİNE BIRAKILIRSA, YANLIŞ AMAÇLARA ALET EDİLEBİLİR, BARIŞ YERİNE, KAVGANIN, KARGAŞANIN VE SOSYAL ÇATIŞMANIN NEDENİ HALİNE GELEBİLİR.

Konuşmasında din istismarının tehlikelerine de dikkat çeken YILMAZ, şunları söyledi:

 "Bilindiği üzere felsefî doktrin ve kanaatlerden çok farklı yönleri bulunan, insana fizik ve metafizik dünya hakkında kapsamlı bilgi şeması sunan ve hayatın ayrılmaz bir parçası olan dinin, sağlıklı ve doğru bir yere oturtulamaması, istismarcı ve cahillerin eline bırakılması halinde, yanlış amaçlara alet edilebileceği ve barış yerine, kavganın, kargaşanın ve sosyal çatışmanın nedeni kılınabileceği de bir vakıadır.

İşte çok önemli olan bu noktada dini, topluma doğru bir şekilde anlatma ve aktarma durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığı ile dinî alanda araştırmalar yapan siz değerli akademisyenlerin önemi ve fonksiyonu belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. İlahiyat ve Diyanet camiası olarak bizim yan yana gelip dinî hayatın sorunlarına müşterek çözümler üretmemiz, toplum üzerinde etkili olacaktır. Halkımızın da bizden beklentisi budur."

İSTİŞARE İSLÂM'IN ÖZÜNDE YER ALAN BİR OLGUDUR.

İslâmiyet’te İstişareye verilen öneme de vurgu yapan Mehmet Nuri YILMAZ, Güncel Dini Meseleler İstişari Toplantısında ele alınacak konularla ilgili olarak da şu bilgileri verdi:

"Bildiğiniz gibi istişare İslâm'ın özünde yer alan bir olgudur. Dinî hayatımızın kompleks problemlerini teşhis ve çözümlemede, birikimlerimizi bir araya getirmeye ihtiyaç duyulacağı açıktır. İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde, muhtaç olduğu istişareye bîgâne kalmamıştır. Bu nedenle bu tür istişarelere büyük ihtiyacımız vardır.

Dört gün sürecek olan istişare toplantımızın büyük bir bilgi ve fikir alışverişine sahne olacağını ümit ediyorum. Toplantımızda, dinî metinlerin yorumlanması, İslâm'da kadının yeri ve statüsü ile ibadet hayatımız ile ilgili bazı konular ele alınacaktır. Yapacağımız müzakereler neticesinde vardığımız kanaatleri toplumun istifadesine sunacağız. Bu tür istişare toplantılarımızın süreklilik kazanabilmesi için nasıl bir yöntem takip edilmesi gerektiği hususunda fikir alışverişinde bulunacağız. İnanıyorum ki yapacağımız seviyeli tartışmalar, "hocaların bir meselede anlaşmaları mümkün değildir" şeklindeki önyargının izalesine de katkıda bulunacaktır.

Malumunuz, dinî metinlerin yorumlanması konusu, ilahiyatın en önemli konuları arısında yer almaktadır. Geçmişte de bu konuya ne kadar önem atfedildiği fıkıh ve tefsir usulcülerinin ortaya koydukları eserlerden anlaşılmaktadır. Batıda son iki asırdır önce sosyal bilimlerde gelişen daha sonra da teoloji alanına sirayet eden hermonötik çalışmalarının aldığı muazzam ve devasa boyut da bu önemin başka bir göstergesidir. Yalnız hemen şunu belirtmek istiyorum ki, İslâm usûl bilginleri, lafız-anlam ilişkisinin önemini, Batılılardan asırlar önce keşf ve tespit etmişlerdir. İslâm bilginleri, diğer bilim ve sahalardaki fikrî etkilenmelerden uzak kalarak, tam bir ilmi bağımsızlık içinde, "dil-yorum, lafız-mana, evrensellik-örfilik" meselelerini eserlerinde konu etmişlerdir.

Son zamanlarda kadınların sosyal hayatta daha aktif rol almaları ve modernitenin etkisiyle, dünyanın her yerinde kadının aile ve toplum içindeki sosyal statüsüyle ilgili olarak önemli tartışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu tartışmaların din alanına da yansıdığı müşahede edildiğinden, toplantımızda günümüzdeki kadın problemlerinin tartışılmasını da yararlı gördük. Bunun yanı sıra yüce Allah ile kulları arasında özel bir iletişim vasıtası olan, içtenlikle ve şüpheden uzak olarak ifa edilmesi gereken ibadetler konusunda halkımızın zihnindeki tereddütlerin izalesinin de önem arz etmesi sebebiyle, bu alanla ilgili bazı konulara toplantımızda yer verdik."

BU ÇALIŞMAMIZ, TOPLUMSAL BARIŞIN TESİSİ VE HALKIN ZİHNİNDE OLUŞAN YANLIŞ ANLAYIŞLARIN TASHİHİ AÇISINDAN ÖNEMLİ AÇILIMLAR SAĞLAYACAKTIR.

Konuşmasında; "Öyle inanıyorum ki, bizim bu çalışmamız, toplumsal barışı tesis ve halkın zihninde oluşan yanlış anlayışların tashihi açısından önemli açılımlar sağlayacaktır."diyen YILMAZ, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bu tür toplantılarımız daha önce temas ettiğim eksende yenileri ile desteklenir ve sürdürülebilirse pek çok yeni ve olumlu gelişmelere vesile olabilir, diye düşünmekteyim. Sizlerin katkılarıyla aziz milletimize yönelik hizmetlerimizi heyecanla sürdüreceğiz. Burada ortaya çıkacak görüşler ve alınacak kararlar, din hizmeti görevini daha nitelikli bir şekilde yerine getirmemizde bizlere yol gösterecek ve ışık tutacaktır. Yapacağınız değerli katkılarınızdan dolayı şimdiden hepinize teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum."

TOPLANTI OTURUMLARI

15 Mayıs Çarşamba günü açılış merasiminden sonra, basına kapalı olarak çalışmaların sürdürüleceği oturumlara geçildi. İlk olarak bütün katılımcıların iştirak ettiği I. Genel Oturum yapıldı. Bu oturumda, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı ve Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı Tertip Heyeti Başkanı Doç. Dr. Şamil DAĞCI  kısa bir konuşma yaptı.

DAĞCI, konuşmasında şunları dile getirdi:

"Toplumu din konusunda aydınlatan din görevlilerimiz, tabiri caiz ise siz akademisyenlerin rahle-i tedrisinden geçiyor, hayatlarının belli bir döneminde aldıkları metodik bilgilerle, toplumu aydınlatmaya gayret ediyorlar. Ancak hayat akıp gidiyor. Her gün çözüme kavuşturulması zorunlu olan yeni problemler ortaya çıkıyor. Başka bir ifade ile belli bir dönemde edindiğimiz sınırlı bilgilerimize karşılık, hızla değişen sosyal ve teknolojik şartlara paralel olarak yeni yeni problemlerle yüz yüze geliyoruz. Bu ise, sürekli olarak yenilenmemizi zorunlu kılıyor. Bu hızlı değişim karşısında çözümlerimiz mevzi kalamaz, sosyal realiteyi göz ardı edemez, aksi takdirde çözüm olma niteliği taşımaz. Problemleri çözmek için önce onları tanımak, sonra tartışmak, daha sonra da ortak aklın tezahürü olarak kabul edebileceğimiz makul çözüm yöntemleri geliştirmek durumundayız.

Din İşleri Yüksek Kurulu olarak toplumu din konusunda aydınlatmada Kur’an ve Sahih Sünnet ile; aklı selimi ve sosyal realiteyi ilke ediniyoruz. Kesin nasslarla sabit olan hükümler ile, değişime, içtihada ve yoruma açık alan arasındaki farkın, kısaca din ile dinî olan alan arasındaki ayrımın bilincindeyiz. Tasav

 

GÜNCEL DİNÎ MESELELER İSTİŞARE
TOPLANTISI - I  SONUÇ BİLDİRGESİ

Temel görevi toplumu din konusunda aydınlatmak olan Diyanet İşleri Başkanlığı, kurulduğu günden beri bu görevini en iyi şekilde yerine getirme çabası içinde olmuştur.

Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerin hızlandırdığı sosyal değişim, geleneksel din anlayışlarını derinden etkilemiş, bir çok meselenin yeniden ele alınmasını zorunlu kılmış ve acil çözüm bekleyen yeni problemler ortaya çıkarmıştır.

Bilimsel yöntemlerle çözümlenmesi gereken bu problemlerin, kamuoyu önünde tartışmaya açılması, sağlıklı çözümlere ulaşmayı engellediği gibi, toplumda zihinsel bir karmaşaya yol açmakta ve halkımızın dini duygularını rencide etmektedir.

Buna bağlı olarak, dinî meselelerin gereksiz bir gerilim konusu olmaktan çıkarılması ve önerilen çözümlerin dinine bağlı halkımızı ikna ve tatmin edebilmesi için, spekülatif  beyanlar yerine, hem geleneksel tecrübeyi hem de çağdaş gelişmeleri dikkate alan yöntemlerden hareket edilmesinin bir zorunluluk olduğu açıktır.

Dinî meselelerde görüş açıklanırken bilimsel bir yönteme dayanılması, dinî kaynakların keyfi bir şekilde,  "meşrulaştırma aracı" olarak kullanılmasını önlemesinin yanı sıra, halkın genelini tatmin eden çözümlere ulaşmayı mümkün kılacak ve din konusunda marjinal eğilimleri etkisizleştirecektir.

Dinin doğasını, Müslümanların tarihsel tecrübesini ve çağdaş dinî meseleleri akademik disiplinler çerçevesinde inceleyen ilahiyat fakültelerimizin  bilgi ve tecrübe birikimi, bu problemlerin üstesinden gelebilecek, hatta diğer İslam ülkelerine örneklik edebilecek bir potansiyele sahiptir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, İstanbul Büyük Tarabya Otelinde 15-18 Mayıs 2002 tarihlerinde Güncel Dinî Meselelerin Çözümü konusunda bu birikimden yararlanmak amacıyla, Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerini akademisyenlerle bilimsel bir zeminde buluşturan bir istişare toplantısı düzenlemeyi gerekli görmüş ve gerçekleştirmiştir.  

Bu toplantıda, farklı konuları  tartışmak üzere;

1. Dinî metinlerin doğru anlaşılıp yorumlanmasında gelenekçi ve modernist yaklaşımlar ve toplumsal yansımaları,

2. Çağdaş dünyada kadın problemleri ile ilgili dini tartışmalar,

3. Hac ibadeti ile ilgili tartışmalar,

4. İbadetler ile ilgili güncel tartışmalar,

adlarıyla oluşturulan 4 ayrı komisyonun  yürüttüğü çalışmalar sonucunda, halen yaşanmakta olan bazı problemler pratik çözüme kavuşturulurken, bazılarının çözümü için önemli adımlar atılmıştır. Genel kurulda görüşülerek kabul edilen bu kararlar, din ile evrensel değerler arasında özde bir çatışmanın bulunmadığını ve sosyal değişmenin ortaya çıkardığı problemlerin sağlıklı bir perspektifle çözümlenmesinin mümkün olduğunu göstermektedir.

Bu kararların dini konularda yaşanan zihin karışıklığını gidermesini, toplumsal uzlaşma ve barışın sürdürülmesine katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Komisyonlarca hazırlanan ve Genel Kurulumuzda görüşülerek kabul edilen kararlar şunlardır:

1. Dinî metinlerin (Kur’an ve hadisler) anlaşılması ve yorumlanmasında izlenen yöntemleri "gelenekçi" ve "modernist" şeklinde ikili bir tasnif içinde ele almak, yönlendirici ve yanıltıcı olabilir. Anlama ve yorumlama konusunda İslam bilginlerince ilk dönemlerden itibaren geliştirilen klasik yöntemlerin yanı sıra, çağdaş yöntemlerden de yararlanılması gerekir.

2. Dinî metinlerin anlaşılması ve yorumlanmasının çok yönlü faaliyetler olduğu göz önünde bulundurularak, bu konunun özel bir proje olarak ele alınıp, farklı bakış açılarının tartışılacağı ihtisas toplantılarının yapılması ve ikinci istişare toplantısının bundan sonra gerçekleştirilmesi yararlı olacaktır.

Söz konusu ihtisas toplantılarında özellikle aşağıdaki konuların tebliğ ve müzakere hazırlığı yapılarak ele alınması uygun bulunmuştur:

a) Anlama ve yorumlama,

b) Tarihsellik,

c) Dil,

d) Klasik yöntemin sorunları,

e) Talil-taabbüd ayırımı ve sınırları,

f) Hz. Peygamber’in dindeki konumu,

g) Akıl-vahiy ilişkisi,

h) Din-toplum ilişkisi,

ı) Din-bilim ilişkisi.

3. Dinî metinlerin anlaşılmasında ve yorumlanmasında öznellik belli ölçüde kaçınılmaz ise de, metinlerin lafzi delaleti, İslam toplumlarının tarihsel tecrübesi ve bu tecrübenin ana gövdesini oluşturan icmâ anlayışı, bu öznelliği en aza indiren unsurlar olarak görülmelidir.

4. Dinî konularda yapılan açıklamalarda ve özellikle kamuoyu önünde cereyan eden tartışmalarda şu noktaların gözönünde bulundurulması yararlı olacaktır:

a) Kur’an ve hadislere anlam verirken ‘metne sadakat’ ilkesine riayet edilmesi,

b) Dile getirilen görüş ve çözüm önerilerinin birer kişisel yorum olduğu ve başka görüşlerin de teorik olarak doğruluk imkanına sahip bulunduğu belirtilmek suretiyle, herhangi bir yorumun mutlak hakikat olarak algılanmasına yol açacak üsluplardan kaçınılması ve muhataba tercih imkanı ve hareket alanı bırakılması,

c) İslam’ın temel kaynağının sadece Kur’an olduğu, Sünnet’in kaynak değeri taşımadığı izlenimine yol açacak üslup ve söylemlerden kaçınılması.

5. Klasik dinî kaynaklar Müslümanların tarihsel süreçte dinî metin ve meseleler etrafında geliştirdikleri zengin bir birikimi yansıtır. Bunlar gerek müelliflerinin bakış açılarını gerekse yazıldıkları döneme kadarki ilmî mirası yansıtmaları, ayrıca İslam’ın tarihsel tecrübesinin bir kesitini teşkil etmeleri yönüyle büyük bir önem taşırlar. Bununla birlikte, bu klasik kaynakların günümüz dinî problemlerinin çözümünde tek belirleyici kaynak olarak görülmesinin yetersiz olabileceği gibi, bunlar göz ardı edilerek doğrudan Kur’an’dan ve hadislerden çözüm üretilmesi de teorik ve pratik açıdan bazı olumsuzluklar taşıyacaktadır.

6. Klasik kaynaklarda dinî hükümlerin örneklendirilmesi ve günlük hayata uyarlanması tarzında yer alan olay ve yargılar, büyük ölçüde bunların telif edildiği dönemin ilmî ve kültürel birikiminin ürünüdür. Bu örnek olay ve yargıları, İslam’ın temel öğretisinin bir parçası olarak algılamak da, bunlardan seçilen olumsuz örnekleri günümüz anlayış ve bilgi düzeyi ile karşı karşıya getirerek onları peşinen mahkum etmek de isabetli değildir.

7. Dinî hükümlerin zaman ve mekan bağlamında değişmesi, temel itikat ve ahlak esaslarında ve ibadetlere ilişkin dinî metinlerin açık hükümlerinde söz konusu olmayıp, genelde ibadetlerin ifasının içtihada açık ayrıntı ve şartlarında ve formel hukuki hükümlerde gündeme gelmekte ve gerek izlenen yönteme gerekse çağın bu alandaki mevcut telakki ve uygulamasının etkisine bağlı olarak farklı eğilimler ortaya çıkmaktadır.

8. Din ve değişme konusu bazı münferit örneklere indirgenerek bu örneklerden hareketle genellemelere gidilmesi, dinle çağdaş değerler arasında çatışma olduğu izlenimi yaratmakta, Kur’an ve Sünnet’in sağlıklı anlaşılmasını önlemekte ve bunların asli işlevi olan hidayet kaynağı olma vasfını önemli ölçüde gölgelemektedir.

9. Dinî hükümlerde amaç-araç (makâsıd-vesâil) ayırımı, bunlarla gözetilen maslahatlar, kamu yararı düşüncesi, ictihat yöntemleri, hükümlerin konuluş gerekçesinin bilinip bilinemeyeceğine ilişkin ölçütler, tarihsel ve metinsel bağlam gibi hususların dikkatle incelenmesi, günümüzde dinî hükümlerin ne ölçüde ve ne yönde değişebileceği tartışmasına ciddî boyutta katkılar sağlayacaktır.

10. Toplumun dinî nitelikli sorunlarını tespit etmek ve çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek yeni yorumlara dayanak oluşturmak üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde, veri tabanları oluşturacak ve gerekli istatistik çalışmaları yapacak bir araştırma merkezinin kurulması yararlı olacaktır.

11. "Kadın problemi", sadece günümüzün değil, insanlık tarihinin temel bir sorunudur. Özü itibariyle dinler bu sorunu hak ve adalet ölçüleri çerçevesinde çözmek için önemli düzenlemeler getirmişlerdir. İslâm dininin getirdiği esaslar bu açıdan özel bir öneme sahiptir. Ancak erkek egemen toplum yapıları, dinlerin getirdiği bu iyileştirmeleri kabullenmekte zorlanmış, zaman içerisinde bunu tersine çevirecek bir arayış içine girmiştir. Hatta, kadın aleyhtarı düşünce zaman zaman dinî bir kisveye bürünmüştür.

12. İslâm'ın temel kaynaklarına (Kitap ve sünnet) göre, kadın ve erkek eşit ve birbirini tamamlayan varlıklardır. Gerek ontolojik olarak, gerekse dinî sorumluluk, hukukî ehliyet, temel hak ve hürriyetler bakımından ilkesel bazda kadın erkek ayrımı söz konusu değildir. Ancak kadının konumunun belirlenmesinde, bu ilkesel esasların yanı sıra, İslâm'ın doğup geliştiği toplumlardaki sosyal ve kültürel çevre, özellikle ataerkil aile yapısı etkili olmuştur. Bu durum, İslâm toplumlarında farklı kadın anlayışlarının ortaya çıkmasının da sebebidir.

13. Kadın ile ilgili Kur'an ayetlerini anlamada ve yorumlamada, ayetlerin sosyo-kültürel nüzul süreci ve literal (lafzî) anlamının yanı sıra hangi gayelerin esas alındığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, kadının sosyal ve hukuki statüsü konusunda daha ileri adımlar atılması Kur'an'ın ruhuna aykırı değildir. Bunun yanı sıra Kur'an-ı Kerim'in ana ilkeleri ve Hz. Peygamber'in kadın ile ilgili genel tavır ve prensipleri ışığında, cinsiyet ayırımını çağrıştıran, kadını kadın olduğu için aşağılayan ve temel hak ve hürriyetlerden mahrum bırakan bütün haber ve rivayetlerin ya özünden saptırılmış ya da uydurma olduğu dikkate alınmalıdır. Söz konusu uydurma haber ve rivayetlerden dolayı, İslâm dinini ve Peygamberini suçlama ilmî ve ahlakî değildir.

14. Yukarıda ifade edilen kadın ile ilgili bütün yanlış düşünce ve telakkilerin ortadan kaldırılması sağlıklı bir eğitime bağlıdır. Nitekim Cumhuriyetimizin ve çağdaşlaşma konseptinin temel hedeflerinden biri, kadının aile ve toplum içindeki statüsünün yükseltilmesidir. Bu hedefe ulaşabilmek, kız çocukların ve kadınların eğitim ve çalışma haklarının güvence altına alınmasına; fırsat ve imkan eşitliğinden tam olarak yararlandırılmalarına; olumlu ayrımcılık yöntemleriyle teşvik edilmelerine bağlıdır. Bu sebeple kız çocukları ve kadınların, eğitim ve çalışma olanaklarını kısıtlayan, engelleyen ya da engelleme ve kısıtlama ihtimali taşıyan anlayış ve uygulamalar yeniden gözden geçirilmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

15. Evlenme İslâm kültüründe tarafların hür iradeleriyle oluşan bir sözleşme olarak düzenlenmiştir. Şahitler huzurunda yapılması gibi aleniyeti sağlayan şekil şartları dışında özel bir merasimi gerektirmez. Halk arasında dinî nikah olarak bilinen uygulama, Türkiye'ye özgü tarihi, dinî ve hukukî şartların ürünüdür. Ancak, eşlerin evlilikten doğan haklarının zayi olmaması açısından, bu uygulamanın resmî nikahtan sonra yapılması tavsiyeye değer bulunmuştur.

16.  Evlilik birliğinin devamı asıl gaye olmakla birlikte İslâm dini, eşlerin, birbirleri ile uyuşamadığı ve ayrılmanın zaruret haline geldiği durumlarda, Kur'an ve Hz. Peygamber'in gözettiği amaçlar ve hukukî süreç dikkate alınarak bu birliği sona erdirme haklarının bulunduğunu kabul eder.

17. Müslüman hanımların gayrimüslim erkeklerle evliliği konusunun daha detaylı incelenerek bir sonraki istişare toplantısında görüşülmesi uygun olacaktır.

18. Şahitlik konusunda, borçlanma ayetinde belirtilen ve dönemin şartları ışığında, kadınların ticarî faaliyetlerdeki pasif rolünden kaynaklanan farklılık, genel düzenleme içermez; ilgili diğer ayetler bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bu sebeple, borçlanma ayetindeki farklılığın, kadınların zihinsel eksikliğinin sonucu olarak gösterilmesi kabul edilemez.

19. Miras paylaşımında kadınların payının erkeklere nispetle genel olarak farklı düzenlenmesi, erkeğin çeşitli alanlardaki mali sorumluluğunun kadına nispetle daha ağır olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Öte yandan, kadının ihtiyacının daha fazla olduğu veya erkeğin mali sorumluluğun daha az bulunduğu durumlarda, karşılıklı rıza ile bu paylaşım daha farklı bir şekilde yapılabilir.

20. Kadınların özel hallerinde, namaz yükümlülüğünden muaf tutulmaları, onların temiz olmamaları sebebiyle değil, psikolojik ve fizyolojik yüklerini hafifletme düşüncesiyledir. Ancak kadınlar, bu gibi durumlarda, Kur'an okuyabilecekleri gibi mescitlere de girebilirler. Çoğunluk bilginler karşı olmakla birlikte, bazı bilginlerce tavaf yapabilecekleri de ifade edilmiştir.

21. Kadınlar, günlük namazlara, bayram, Cuma ve cenaze namazlarında cemaate  iştirak edebilirler.  Hz. Peygamber dönemindeki uygulama dikkate alarak, Cuma ve Bayram namazlarının kadın ve çocuklar için özendirilmesi gerekir.

22. Nisa 34. ayetinde geçen "kavvam" ifadesi erkeklere hak ve sorumluluk yüklemektedir. Ayetin literal (lafzî) anlamı konusunda farklı görüşler olmakla birlikte, söz konusu ayetin, bugün de yaygın olarak görülen aile içi şiddete dayanak yapılamayacağı, aksine kadınlara yönelik davranış biçiminin belirlenmesinde Hz. Peygamber'in uygulamasının örnek alınması gerektiği özenle vurgulanmıştır.

23. Konu ile ilgili ayetlerin bütünlüğü ve Hz. Peygamberin sünneti gözönünde bulundurulduğunda hac: "bilinen aylarda" yani Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları içerisinde vakfesi Zilhiccenin 9. gününde olmak üzere yılda bir defa yapılabilen bir ibadettir.

24. Hac ibadeti ile mükellef olanlar bu ibadeti istedikleri yılda yapabilirler. Can ve mal güvenliğinin ciddi bir şekilde tehlikeye düşmesi dışında hac ibadeti engellenmemelidir. Kaldı ki, can ve mal tehlikesi halinde bu mükellefiyet, tehlike devam ettiği sürece ertelenir.

25. Hac ve umre niyetiyle doğrudan Mekke’ye gidildiği takdirde, "Hill" bölgesi içinde kalan Cidde’de ihrama girilemez.

26. İhram yasaklarının ihlali durumunda öngörülen cezalarda, İslam bilginlerinin farklı görüşleri göz önünde bulundurularak, kolaylık ilkesine riayet edilmelidir.

27. Müzdelife vakfesinin, bayram gecesi gece yarısından itibaren güneşin doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılabileceği görüşü benimsenmiştir.

28. Hz. Peygamberin uygulaması ile sabit olan Cemerat’a taş atmanın haccın menasikinden olduğu bilinmeli ve taş atmanın günü ve zamanı konusunda da İslâm bilginlerinin uygulamayı kolaylaştırıcı görüşlerinden istifade edilmelidir.

29. Ayetler, hac ve umre ile ilgili kurbanların (hedy) Harem bölgesinde kesilmesi gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Dolayısıyla niyet edilen haccın çeşidi kurban kesmeyi gerektiriyorsa  bu kurbanlar sadece Harem bölgesinde kesilir.

30. Hac’dan önce veya sonra Medine’de Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret etmek ve Mescid-i Nebevi’de 40 vakit namaz kılmak haccın menasikinden değildir. Ancak hacca giden bir kişinin Hz. Peygamberin kabrini ziyaret edip imkanlar ölçüsünde Mescid-i Nebevi’de namaz kılması da uygun bir davranıştır.

31. Haccın yanında  ömürde bir kez umre  yapmanın da farz olduğunu söyleyen görüş kabul edilmemiş, bunun  müekked bir sünnet olduğu görüşü benimsenmiştir.

32. Hac menasiki,  mümkün olan en kısa süreye indirilmelidir. Bu durum, maliyetleri düşüreceği gibi kurban kesmeyi gerektiremeyen İfrad Haccı’na da özendirici olacaktır.

33. İlmi bir komisyon tarafından biri görevlilere, diğeri hacılara yönelik olmak üzere anlaşılır bir Türkçe ile ihtilafların en aza indirgendiği fotoğraf, harita ve kroki gibi görsel unsurlarla desteklenen fıkhi boyutunun yanısıra haccın tarihi ahlaki kültürel boyutlarının da ele alındığı teorik ve pratik bilgileri içeren iki ayrı kitap hazırlanmalıdır.Benzer bir çalışmanın video kaseti ve CD şeklinde de hazırlatılması cihetine gidilmelidir.

34. Hac menasiki esnasında ortaya çıkan çeşitli aksaklık ve ihtiyaçların giderilmesi için İslam ülkelerinin katılacağı bir hac şurası düzenlenmesinin faydalı olacağı kanaatine varılmıştır. 

 35. Kur’an-ı Kerim’in değişik dillere çevrilmesi ve anlaşılır tefsirlerinin yapılmasına büyük ihtiyaç vardır. Fakat şu da unutulmamalıdır ki, hiçbir tercüme, aslının yerini tutamaz ve her bakımdan aslına tam bir uygunluk arz etmez. Çevirisine Kur’an denilemeyeceği ve o çevirinin Kur’an hükmünde olmadığı konusunda İslam bilginleri görüş birliği içerisindedir.

Namazda kıraat, hem Kur’an’ın belirlemeleri hem de Hz. Peygamberin açıklama ve örnekleriyle kesin ve sabit bir farz olup, kendi özgün dilinde okunmasıyla yerine getirilebilecek  bir rükündür. Herkesin konuştuğu veya dilediği dilde kıraat farzını yerine getirmesi halinde, bir çok kargaşanın, çekişmenin ve bölünmenin ortaya çıkacağı açıktır. Böyle bir uygulama, beraberliği zedeleyeceği, toplumsal bütünlüğü bozacağı, ibadetlerden beklenen asıl amacı ortadan kaldıracağı için de mahzurludur. Fakat namazın ihmal ve tehir edilemeyeceği dikkate alınarak, Kur’an’ın asli lafzını okuyamayanların, öğreninceye kadar tek başına namaz kılarken mealiyle kılması mümkündür.

Dua ise, kulun doğrudan Yaratıcısına sığınıp ondan istekte bulunması demek olduğundan, bunun herkesin kendi diliyle yapılmasından daha tabii bir şey olamaz.

36. Ezan İslam’ın değişmez bir simgesidir. Dünyanın neresinde olursa olsun, Müslüman varlığının ve kimliğinin bir göstergesidir. Özgün dilinde okunması konusunda 15 asırlık bir gelenek ve  bir ittifak  söz konusudur. Ezanın asıl amacı, vaktin girdiğini bildirip namaza davet olduğundan değişik dilleri konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bunun yolu da bilinen asli lafızlarıyla okunmasından geçer.

37. Namazın günde 5 vakit oluşu Kur’an, Sünnet ve Müslümanların ittifakı ile sabittir.

Bununla birlikte Hz. Peygamber’in bazı uygulamaları sefer halinde öğle ile ikindinin ve akşam ile yatsının hem takdim hem de tehir biçiminde (birini diğerinin vaktinde) cem edilerek bir arada kılınabileceğini göstermektedir. Hz. Peygamberin mukim iken de bazen cem yaptığına dair rivayetler ve sahabe yorumları bir bütün halinde  değerlendirildiğinde bunun sebepsiz olmadığı, alışkanlık haline getirilmemek kaydıyla dinen geçerli bir mazerete dayandığı anlaşılmaktadır.

38. Meşruiyyetini Kur’an ve sünnetten alan kurban ibadeti, Ebu Hanife’ye göre vacip; İslam bilginlerinin çoğunluğuna göre ise sünnettir.

Ancak bir ibadetin farz olmayışı, onu ibadet olmaktan çıkarmayacağı gibi, ifa şeklinin değiştirilmesini de gerektirmez. Bu itibarla, kurban kesmek yerine bedelinin tasadduk edilmesi, bu ibadetin yerine geçmez.

Kurbanların İslam’ın öngördüğü temel şartlara uyularak, çevre temizliğine gereken duyarlılığı göstererek kesilmesi esastır. İhtiyaç halinde kesim esnasında, canlı olarak kesmek kaydıyla, kurbanlık hayvanın uygun tekniklerle bayıltılmasında bir sakınca yoktur.

39. Fıtır sadakasının belirlenmesinde, bir kişinin ortalama  bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktarı ölçü olarak alınmalıdır.

Zekat nisabının belirlenmesinde ise, Hz. Peygamberin belirlediği miktarların aynen korunması veya  asgari geçim ve benzeri endekslerin dikkate alınması şeklinde görüşler bulunmakla birlikte, geniş ve çok boyutlu olduğundan,  konunun daha sonra düzenlenecek istişare toplantısında etraflıca müzakere edilmesi benimsenmiştir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

GÜNCEL DİNî MESELELER
İSTİŞARE TOPLANTISININ           
MEDYADA YANSIMALARI

Başkanlığımızca, İstanbul’da 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilen "Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı"na yazılı ve görsel basınımız, oldukça ilgi göstermiştir. Gerek toplantı yapılmadan önce, gerekse toplantı esnasında ve sonrasında  günlerce bu toplantının yankıları yazılı ve görsel basınımızda, haber, yorum olarak yer aldı. Bir çok köşe yazarımızın, sütunlarında önemli değerlendirmeler yaptıkları görüldü. Ulusal Televizyonlarımızın hemen hepsinde, haber, açık oturumlarda toplantının yapılışı, mahiyeti ve sonuçlarıyla ilgili değerlendirmeler yapıldı. Bütün bunlar, Başkanlığımızın düzenlediği ve yüzün üzerinde akademisyenin iştirak ettiği toplantıya Türk kamuoyunun gösterdiği ilginin de boyutunu ortaya koyuyordu.

Uzun süreden beri medyada tartışılan, kafaların karışmasına sebebiyet veren konularla ilgili bu toplantı nasıl bir yaklaşım sergileyecek, bu konularda nasıl çözümler üretecek, kamuoyu buradan çıkan kararlar neticesinde bir rahatlamayı yaşayabilecek miydi? Bütün bu sorular medyanın toplantıya gösterdiği ilginin  de birer gerekçeleriydi.

Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nın yapılacağına ilişkin haberler, bütün yazılı basınımızda, "İstanbul’da Din Zirvesi", "Hocaların Zirvesi", "Hocalar Ortak Dil Arıyor", "Güncel Dinî Konulara Cevap Aranıyor", "Dinde Uyum Zirvesi", "Tek Ses Olacaklar", "Din Şûrasına Büyük İlgi" ve benzeri başlıklarla verildi. Toplantıda ele alınacak konular ve toplantıya katılacakların kimler olduğu ve toplantıdan beklentiler uzun uzun anlatıldı bu haberlerde. Bir çok ulusal televizyonumuz, ana haber bültenlerinde toplantıyı konu edindiler ve gerek konuk alarak, gerekse telefon bağlantılarıyla toplantının mahiyetiyle ilgili kamuoyunu aydınlatma yoluna gittiler.

Sayısı oldukça az bazı medya kuruluşlarımız, toplantıya davet edildiği halde katılmayan bir akademisyenimizin "Beş yıldızlı otelde dinî meseleler konuşulmaz" görüşünü de haber konusu yaparak toplantıyı tartışmalı başlatma gayretine girmiş ise de bu pek fazla yankı bulmamış olacak ki, daha sonraki haberlerinde üslup değişikliği yaparak, toplantının seyri hakkında olumlu haberler vermeyi sürdürdüler. Belki de bu onların "magazin" türü habercilik anlayışının bir yansımasıydı. Elbette ki buna da saygı duyuyoruz.

Toplantının açılışı, gerçekten yazılı ve görsel medyamızın yoğun ilgisi altında yapıldı. Toplantının oturumlarının basına kapalı sürdürüleceği bildirilmiş olmasına rağmen, habercilik anlayışı içerisinde basın mensuplarımız, toplantının yapıldığı otelden bir dakika olsun ayrılmadılar. Oturum aralarında katılımcılarla yaptıkları röportajları, toplantının seyriyle ilgili topladıkları haberleri adeta bir yarış içerisinde bağlı bulundukları yayın kuruluşuna yetiştirme gayretini gösterdiler. Başkanlığımız, basın mensuplarına yardımcı olmak gayesiyle  otelde bir basın bürosu oluşturdu. Basınla ilişkilerde yoğun deneyimi olan Başkanlık Basın Danışmanı Necati GÜNGÖR ve ekibi, basın mensuplarının taleplerini yerine getirmek için yoğun çaba harcadılar. Her gün sabah, toplantının geçen bir günü ile ilgili değerlendirmelerin ve günün programının yer aldığı basın bültenleri hazırladılar ve basının istifadesine sundular.

Toplantı süresince, Televizyon kanalları başta Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ olmak üzere toplantıya katılan akademisyenleri haber programlarına konuk ederek, bu önemli toplantının tüm ayrıntılarını kamuoyuna sundular. Toplantının sonuçları da yazılı ve görsel medyamızda geniş geniş verildi. Toplantı sonunda yapılan basın toplantısını ve Sonuç Bildirgesinin açıklanmasını canlı yayınlayan televizyon kuruluşlarımız oldu.

Toplantının hemen akabinde çeşitli kanallarda düzenlenen açık oturumlarda, toplantıya katılan şahıslar da davet edilmek üzere tartışmalar tertip edildi. Kanal 7 televizyonunda Ahmet Hakan’ın hazırlayıp sunduğu İskele Sancak, ATV’de Hulki CEVİZOĞLU’nun hazırlayıp sunduğu Ceviz Kabuğu, bunların güzel örneklerinden ikisiydi.

Bir çok gazetemizde değerli köşe yazarlarımızın da yorum yazıları, toplantıya olan ilgiye ayrı bir renk kattı. Mesela Sayın Taha AKYOL 16.05.2002 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki Objektif isimli köşesinde; "İslâm’da Tartışma" başlığı altında  yayınladığı yazısında toplantıyla ilgili bilgi veriyor, toplantıda hangi konuların ele alınacağını belirtiyor ve şu tespitlere yer veriyordu.

"İstanbul’da 15-18 Mayıs tarihlerinde Tarabya Oteli’nde Diyanet İşleri Başkanlığı ‘Güncel Meseleler İstişare Toplantısı’ adıyla çok önemli bir toplantı düzenledi. Bunun için Başkan Mehmet Nuri YILMAZ’ı kutluyorum. Sayın YILMAZ davet mektubunda, ‘iletişim teknolojisindeki gelişmelerin... global ölçekteki bilgi akışının’ toplumumuzda din konusunda yeni tartışmalara yol açtığını belirtiyor:

‘Bu durum, bir taraftan İslâm bilginlerince ortaya konulan yeni fikir ve görüşlerin paylaşımını önemli ölçüde kolaylaştırırken, diğer taraftan ilmî platformlarda yeterince tartışılıp netleştirilmemiş olan bilgilerin halk nazarında ciddi tereddütlere yol açtığı görülmektedir...’

Evet, Türkiye’de asırlardan beri alışılıp benimsenmiş inanç ve geleneklerin zamanımızda tartışılmasının sebebi, farklı bir çağda yaşıyor olmamızdır."

Taha AKYOL, toplantıyı köşesinde böyle duyururken, sonuçlarını da 20.05.2002 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yine aynı köşesinde "İçtihat Kapısı Açıldı" başlığıyla değerlendiriyor ve şu ifadeleri kullanıyordu.

"Bütün İslâm dünyası için fevkalade açılımı Türkiye başardı. Diyanet’in düzenlediği ‘Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nda, en az yedi asır önce kapatılan ‘içtihat kapısı’ tekrar açıldı!... Başkan Mehmet Nuri YILMAZ’ı tekrar kutlarım. Farklı görüşleri olan Prof. Süleyman Ateş, Prof. Hayrettin KARMAN, Prof. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Prof. Salih AKDEMİR çok mutluydular, ‘büyük bir açılım gerçekleştirildi’ diyorlardı..." Sayın AKYOL, bu tespitlerinin yanında toplantı kararlarından alıntılar yapıyor ve "bunun anlamı dinî düşüncede çoğulculuktur" değerlendirmesinde bulunuyordu.

Ahmet TAŞGETİREN de 17.5.2002 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’ndeki köşesinde "Güncel Dinî Meseleler" başlığıyla kaleme aldığı yazısında: "Böyle bir toplantının önemli ve hayati bir anlam taşıdığını ifade etmeliyim... Çünkü din kamuoyunda tartışılıyor ve ne yazık ki kötü tartışılıyor. "Kötü" yani, sorumsuzca, yani bir bilgiye ulaştırıcı nitelikte değil, bir kaosa sürükleyici nitelikte, yani magazin boyutunda, yani tv’lere reyting kazandırıcı mahiyette, yani din alanını bütünüyle tartışmalı bir alan olarak sunucu nitelikte, yani tartışmaya katılanların tüm eksiklerini dine bedel olarak ödetici şekilde, yani inançları besleyici değil, törpüleyici formatta... Tarabya toplantısının her halükârda faydalı olacağı ümidiyle hayırlara vesile olmasını diliyorum." diyor. 20.05.2002 tarihli yazısında da: "Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nda alınan kararlar açıklandı. Gerek toplantının kendisi, gerekse burada alınan kararlar üzerine değişik değerlendirmeler yapılacaktır. Hemen kendi düşüncemi belirtmem gerekirse, bizatihi böyle bir toplantının yapılmasının olumlu olduğu kanaatindeyim. Türkiye’de, İslâm’ın güncel meselelerinin tartışılacağı bir ilmî platform, olumlu ve ileri bir adım sayılmalıdır..." değerlendirmelerini yapıyordu.

Türker ALKAN ise, Radikal Gazetesinin 21.05.2002 tarihli nüshasındaki köşesinde; “Geçen hafta toplanan ‘Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nın büyük bir başarı olduğunu düşünüyor ve Diyanet İşleri Başkanlığını kutluyorum. Bu toplantıda... çağdaş dünyaya yaraşan kararlar çıkmıştır." değerlendirmelerine yer veriyordu. Aynı Gazetede Murat BELGE, bu konuya ayırdığı 21.5.2002 tarihli yazısını, "Söz konusu toplantının, fiilen hazırlanışının adımları ne olursa olsun, bu ihtiyacın doğurduğu bir girişim olarak yorumluyorum; yararlı olduğuna inanıyor ve arkasının geleceğini umuyorum." cümleleriyle noktalıyordu.

Bekir COŞKUN, Hürriyet Gazetesinde 21.05.2002 tarihli köşesinde; "Bence Türk ulusu, büyük bir uygarlığın sahibi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor... Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ ve çağdaş-aydın din adamlarımızı kutlamalıyız. Onları herkes desteklemeli. Ülkemizin her zamankinden daha fazla böyle din adamlarına ve onların yürekli çabalarına ihtiyacı var." cümleleriyle toplantıyı değerlendiriyordu.

Bütün bunlar gazetelerdeki köşe yazarlarımızın "Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı"na gösterdikleri ilgiden sadece birkaç örnek. Sabah Gazetesinde Ruhat MENGİ, Vakit’te Hasan KARAKAYA, Milli Gazete’de Mustafa MİYASOĞLU, Afet ILGAZ, Ebubekir SİFİL, Mahmut TOPTAŞ, Yeni Asya’da Mustafa ÖZCAN, Yeni Şafak’ta Akif EMRE, Resul TOSUN, Sami HOCAOĞLU, Hayrettin KARAMAN, Türkiye’de Fuat BOL, Ortadoğu’da İrfan ÜLKÜ, Cumhuriyet’te Prof. Fatma ESİN, Zaman’da Hamdi MERT ve daha bir çok köşe yazarı toplantı bittikten sonra da günlerce bu toplantı üzerine yazılar yazdılar ve yorumlarda bulundular.

Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nın sonuç bildirgesi de tüm ulusal basınımızda geniş ölçüde yer aldı. Her gazete kendi habercilik anlayışları içerisinde kararlardan önemli gördüklerini başlığa çektiler. Hemen hemen hepsi birinci sayfadan kararları kamuoyuna duyurdular. "Kadına ‘saf’ serbest", "Dinde rönesans", "Çalışan üç vakit namaz kılabilir", "Dini bu kez uzmanlar tartıştı", "Kadınlar da camide namaz kılabilecek", "Cahiller artık susmalı-Dinî otoriteler, tartışmalara son noktayı ittifakla koydu.", "Kadın devrimi Fetvada", "Dinde geniş uzlaşma","Dinde modern çağ başlıyor", "Diyanet’ten ‘eşitlikçi’ bildirge", "Diyanet’ten önemli kararlar", "Dinde kadın devrimi" "Diyanet tartışmalara noktayı koydu" bu başlıklardan dikkat çekici olanlarıydı.

Gerçekten yazılı ve görüntülü basınımız her zamankinden daha çok "Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı"na alaka göstermiştir. Bu alakayı gazetelerinde ve ekranlarında gösteren tüm basın kuruluşlarımıza ve mensuplarına şükranlarımızı sunuyoruz. Önemli bir toplantıyı, yaptıkları haberleriyle ve köşe yazılarıyla daha önemli ve anlamlı hale getirdikleri için.

Ancak buradan küçük bir uyarıyı da yapmayı basınımız açısından önemli buluyoruz. Sayıları az da olsa bazı muhabirlerimiz dinî meselelerdeki bilgi eksiklikleri nedeniyle kamuoyunda yanlış algılamalara neden olabilecek eksik ve yanlış bilgilendirmeler de yaptılar. Tabi ki iyi niyetlerinden asla şüphemiz yok. Ama bu durum zaman zaman Diyanet İşleri Başkanımızın, "Basının bünyelerinde ilahiyat  uzmanlarına da yer vermesi" gereğine yaptığı vurguyu bir kez daha hatırlamamıza vesile oldu.

Tekrar, bu toplantıya emeği geçen herkesi, basınımızı kutluyor, ülkemizde yeni ufuklar oluşturacak nice toplantılarda buluşmak ümidimizi yeniliyoruz.