|
İslam
Dünyasına Yeni Ufuklar Açma Hamlesi
GÜNCEL
DİNİ MESELELER İSTİŞARE TOPLANTISI-I

Başkanlığımız,
ülke gündeminde tartışılan dinî konuları görüşmek ve bir
sonuca bağlamak üzere 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında,
İlahiyat Fakültelerinden gelen yaklaşık yüz akademisyen
ile, Başkanlık üst düzey yöneticileri, bazı İl Müftüleri
ve Din İşleri Yüksek Kurulu Üyelerini İstanbul’da Büyük
Tarabya Otelinde bir araya getirdi. Dört ayrı komisyonda
dört gün süren müzakereler sonucunda alınan kararlar "Sonuç
Bildirgesi" başlığı altında kamuoyuna duyuruldu. Yazılı
ve görsel basınımızda da oldukça yankı bulan bu toplantının
arka planını ve toplantıda yapılan çalışmaları sizlerle
paylaşmak istiyoruz.
Başkanlığımız
son yıllarda, çeşitli bilim çevreleri ve sahalarında uzman
olan araştırmacı ve bilim adamlarıyla, ulusal ve uluslararası
boyutlarda bir çok şûra, toplantı ve ortak çalışmalar gerçekleştirmiş,
Anayasa ve Kanunda kendisine verilen toplumu din konusunda
aydınlatma görevini yürütürken, kendisinin ve bu çevrelerin
entelektüel birikimlerini paylaşmayı ve sonuçlarından yararlanmayı
hedef almıştır. Birinci ve İkinci Din Şûraları, Beş kez
gerçekleştirilen Avrasya İslâm Şûraları, Avrupa Birliği
Şûrası, Tefsir, Fıkıh ve Hadis Komisyon Çalışmaları, Dinlerarası
Diyalog Toplantıları bu alanda sayılabilecek önemli organizasyon
ve faaliyetler cümlesindendir. İstanbul’da yapılan Güncel
Dinî Meseleler İstişare Toplantısının gerekçeleri de önceki
çalışmalar neticesinde alınan kararlarda mündemiçtir.
Diyanet
İşleri Başkanlığı ve İlahiyat Fakülteleri Türk toplumunun
dinî hayatının yönlendirilmesi ve şekillendirilmesinde,
toplumun dinî bilincinin oluşmasında çok önemli yeri olan
iki Cumhuriyet müessesesidir. İlahiyat Fakülteleri, toplumu
din konusunda aydınlatmakla vazifeli kılınmış Diyanet İşleri
Başkanlığına görevli yetiştiren ve geniş akademisyen kadrosuyla
da dinin teorik alanda araştırılması ve dinî düşüncenin
geliştirilmesi için gerekli çalışmaları yürüten akademik
kuruluşlardır. Diyanet İşleri Başkanlığı ise, İslâm’ın doğuşundan
bugüne tevarüs eden anlayışlar ile yeni gelişmelerin oluşturduğu
pratikleri uygulayan, anlatan, aydınlatan; kendisine yöneltilen
dinî soruları cevaplayan, ibadet yerlerini yönetme göreviyle
de pratikleri uygulatan bir kurumdur. Bu yönüyle Başkanlığımız,
dinî ve millî bütünlüğün korunmasında, toplumda bu alanda
ortak bir bilincin oluşmasında önemli katkıları olan bir
müessesedir. Bu bağlamda Başkanlığımız, dinimizin aslî kaynaklarının
ışığı altında, geçmişin tecrübelerinden süzülerek oluşturulan
tarihî kültürel mirastan, gelişmeye ve yenilenmeye açık
bir anlayışla, dinimizin istişare prensibi doğrultusunda
ortak aklın verilerinden yararlanmak zorunda olduğu gibi,
ortak aklın oluşması için de çaba sarf etmek durumundadır.
Diyanet
İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ’ın, İstanbul’da
yapılan istişari toplantı sırasında basın mensuplarının
sorularını cevaplandırırken ifade ettikleri gibi, bu çapta
bir toplantının gerçekleştirilmesi uzun süreden beri Diyanet
İşleri Başkanlığının gündeminde idi. Ancak bunun gerçekleştirilmesi
için Başkanlığımızın en üst danışma ve karar organı Din
İşleri Yüksek Kurulunun yeniden oluşumu beklendi. Çünkü
bu toplantıdan çıkacak kararların uygulanmasında en önemli
katkı bu kurul aracılığı ile sağlanacaktı. Güncel Dinî Meseleler
İstişare Toplantısının gerçekleştirilmesi ve gündemindeki
konuların kamuoyunda oluşturduğu heyecanın bir yansıması
olarak basın mensuplarının yönelttiği, "böyle bir toplantının
yapılmasında biraz geç kalınmadı mı?" şeklindeki soruya
Başkanımızın verdiği cevap buydu.
Diyanet
İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ’ın 2002 yılı
hac dönüşü verdiği direktifle "Güncel Dinî Meseleler
İstişare Toplantısı"nın startı verildi. Din İşleri
Yüksek Kurulu Başkanı Doç. Dr. Şamil DAĞCI’nın başkanlığında,
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeleri Prof. Dr. İsmail Hakkı
ÜNAL ve Dr. İbrahim PACACI, Dini Yayınlar Dairesi Başkanı
Harun ÖZDEMİRCİ, Personel Dairesi Başkanı Hasan DEMİRBAĞ
ile Müfettiş Yaşar ÇOLAK’tan oluşan bir komisyon kuruldu.
Komisyon Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ’ın da onayını
alarak, önce toplantıda oluşturulacak çalışma komisyonları
ile müzakere edilecek konuları tespit etti. Müzakerelere
katılacak akademisyenler ile Başkanlık mensuplarını belirledi
ve organizasyonun alt yapı çalışmalarını tamamladı. Komisyon
kararları doğrultusunda gerekli harcamaları yapmak ve mali
işleri yürütmek üzere Türkiye Diyanet Vakfı Levazım Müdürü
Ömer KOÇ ile Muhasebe Müdürü Muhsin LEBLEBİCİ de tertip
heyetine dahil edildi. Tertip Heyetine yardımcı olmak üzere
de Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Şemsettin ULUSAL’ın sorumluluğunda
yeterince personel görevlendirilerek bir sekreterya oluşturuldu.
Artık her şey hazırdı. Yüce Dinimiz İslâmiyet’in teorik
planda araştırmalarını yapan ülkemizdeki İlahiyat Fakültelerinde
görev yapan akademisyenler ile alanlarında uzmanlaşmış araştırmacılar
ve toplumu din konusunda aydınlatmakla görevli Diyanet İşleri
Başkanlığı mensuplarını bir araya getirecek toplantı için
geri sayım başlamıştı.
Uzun
zamandan beri, ülkemizde dinî meseleler çeşitli basın organlarında
ve televizyonlarda halkın gözü önünde tartışılıyor, yetkili,
yetkisiz, ehliyetli, ehliyetsiz bir çok kişi, dinimizin
aslî kaynaklarından tutun da, ibadetlere varıncaya kadar
her konuda konuşuyor ve fikir beyan ediyordu. Sevgi, barış
ve huzur dini olan İslâmiyet’in en önemli konuları reyting
uğruna ateşli tartışmalara, kavgaya, kör dövüşüne alet ediliyor,
televizyon ekranları adeta arenaya dönüştürülüyordu. Halkımız
huzursuz ediliyor, gereksiz gerilimler yaşanıyordu. İnsanımız
hem bu tartışılan konularda bir konsensüsün oluşturulmasını,
hem de değişen ve gelişen dünyada, bu değişimin getirdiği
yeni problemlere ortak çözümler üretilmesini Başkanlığımızdan
bekliyordu.
İşte
15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında İstanbul’da Büyük Tarabya
Otelinde gerçekleştirilen "Güncel Dinî Meseleler İstişare
Toplantısı" bu arayış ve beklentilerin bir sonucu,
tartışmalara bir son nokta koyma çabası, tıkanmış, duraksamış
İslâm dünyasına yeni ufuklar açma hamlesi ve bir tecdit,
bir ihya hareketinin habercisiydi.
İLAHİYAT
ALANINDA ÇALIŞMALAR YAPAN AKADEMİSYENLER İLE DİN ADAMLARININ,
TOPLUMU DİN KONUSUNDA AYDINLATMADA MÜŞTEREK BİR BAKIŞ AÇISI
GELİŞTİRMESİNE İHTİYAÇ VARDIR.
Diyanet
İşleri Başkanlığının, bir çok köşe yazarı ve aydının da
ifade ettiği gibi, tarihinin en çaplı katılımcı yoğunluğuyla
gerçekleştirdiği en önemli toplantısını düzenlemesindeki
amacı ve hedefi ne idi? Diyanet İşleri Başkanımız Sayın
Mehmet Nuri YILMAZ, toplantı öncesi, yazılı ve görsel basınımızın
değerli genel yayın yönetmenleri, köşe yazarları ve yorumcularına
göndermiş oldukları mektuplarında bunu şöyle açıklıyordu:
"Toplumumuzu din konusunda aydınlatmanın, Anayasa ile
Başkanlığımıza tevdi edilmiş bir görev olduğu; Başkanlığımızın,
bu önemli görevi ifa ederken, kendi bünyesindeki kurul ve
hizmet birimlerinin yanı sıra, ülkemizde bilimsel yeterlilikleri
ve dinî hizmetleriyle temayüz etmiş akademisyenlerin ve
din adamlarının görüşlerinden de zaman zaman yararlanma
cihetine gittiği malumlarınızdır. Bu uygulamanın, ülkemizin
dinî hayatında ortaya çıkan problemlerin çözümüne büyük
katkılar sağladığına, ayrıca milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi
temin bakımından oldukça yararlı sonuçlar doğurduğuna, bundan
böyle de olumlu gelişmelere vesile olacağına inanıyorum.
Son
yirmi yıldır iletişim teknolojisinde meydana gelen baş döndürücü
gelişmeler, özellikle elektronik medyanın (TV, internet)
yaygınlaşması, global ölçekte bilgi akışını hızlandırmış,
tartışma zeminlerinin çoğalmasını ve farklılaşmasını sağlamış,
netice itibarıyla toplumu, din konusunda olumlu-olumsuz
her türlü etkiye açık hale getirmiştir. Bu durum, bir taraftan
İslâm bilginlerince ortaya konulan yeni fikir ve görüşlerin
paylaşımını önemli ölçüde kolaylaştırırken, diğer taraftan
ilmî platformda yeterince tartışılıp netleştirilmemiş olan
bilgilerin topluma yansıtılarak halk nezdinde ciddi tereddütlere
yol açtığı da görülmüştür. Bu durum ise, dinin birleştirici
ve toparlayıcı fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir.
İlmî
kriterlere riayet edilmek kaydıyla, din alanında yapılan
tartışmaların, dinî düşüncenin gelişmesine katkı sağlayacağı
şüphesizdir. Ancak, toplumun hassasiyetlerine karşı yeterince
özen gösterilmeden yapılan bu tür faaliyetler, kamusal alanı
rahatlatmak yerine, gerginliğe sevk etmekte ve gereksiz
polemiklere sebebiyet verebilmektedir. Bu yüzden ülkemizin
ilahiyat alanında çalışmalar yapan akademisyenleri ile din
adamlarının, toplumu din konusunda aydınlatmada müşterek
bir bakış açısı geliştirmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu
nedenle, Başkanlık olarak, ilahiyat alanında çalışmaları
bulunan akademisyenler ile din adamlarının iştirak edeceği
ve belirli periyotlarla gerçekleştirilecek olan "Güncel
Dinî Meseleler İstişare Toplantısı" adı altında ilmî
toplantılar düzenlemeyi planlamış bulunuyoruz.
Ülke
gündeminde sıkça tartışılan dinî konular ile, dinî hayatımızda
karşılaşılan problemleri sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturmayı
ve toplumu din konusunda aydınlatmada müşterek bir bakış
açısı geliştirmeyi amaçladığımız bu toplantılardan ilki
15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında İstanbul’da Büyük Tarabya
Otelinde yapılacaktır.
"Dinî
Metinlerin Doğru Anlaşılıp Yorumlanmasında Gelenekçi ve
Modernist Yaklaşımlar ve Toplumsal Yansımaları", "Çağdaş
Dünyada Kadın Problemleri İle İlgili Dinî Tartışmalar",
"Hac İbadeti İle İlgili Tartışmalar" ve "İbadetlerle
İlgili Güncel Tartışmalar" başlıklı konuların dört
ayrı seksiyonda, ekli program çerçevesinde müzakere edileceği
ve yüzü aşkın akademisyen ve alanlarında uzman din adamlarının
katılacağı Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı, 15
Mayıs 2002 tarihinde saat 10.00’da yapılacak açılışla çalışmalarına
başlayacaktır. Ülkemizde ve yurtdışında akademik çalışmalarıyla
temayüz etmiş bilim ve din adamlarının görüş ve önerileri
ile geliştirilecek olan bu ortak ilmi faaliyetlerin, ülkemizin
millî ve dinî bütünlüğüne katkıda bulunacağı kuşkusuzdur.
Ülkemizin
iç ve dış meselelerini yakinen takip eden şahsızınızın 15-18
Mayıs 2002 tarihleri arasında İstanbul’da Büyük Tarabya
Otelinde gerçekleştireceğimiz toplantıya ilgi duyacağı,
toplantı sonuçlarının kamuoyuna duyurulmasında da büyük
katkıları olacağı inancını taşıyorum. Dört gün sürecek
bu yoğun çalışmalarımızın açılışında sizi aramızda görmek
ve katkılarınızdan istifade etmek bize güç katacaktır.
Güncel
Dinî Meseleler İstişare Toplantımızı onurlandırmanızı bekler,
bu vesileyle çalışmalarınızda başarılar diler, selam ve
saygılarımı sunarım."
1990
sonrası yaşanan dünyadaki gelişmelerin dini yeniden yükselen
değer haline getirmesi, entelektüelleri her zamankinden
daha çok dinle ilgilenmeye sevk etmiştir. Bu durum, Başkanımızın
da ifade ettikleri gibi, son yirmi yıldır iletişim teknolojisinde
meydana gelen hızlı gelişme ile birleşince bilginin bir
değer olarak iletişim ağında serbest dolaşımını sağlamış,
olumlu-olumsuz bir çok etkilenme ile insanımız karşı karşıya
kalmıştır. Bu bakımdan Başkanımızın basın mensuplarına gönderdiği
mektupta altı çizilecek önemli hususlar vardır. Diyanet
İşleri Başkanlığının akademisyenlerin görüşlerinden yararlanma
cihetine gitmesinde, dinî hayatımızda ortaya çıkan problemlerin
çözümüne büyük katkılar sağlayacağının, milletçe dayanışma
ve bütünleşmeyi temin açısından oldukça yararlı sonuçlar
doğuracağının bizzat Sayın Başkan tarafından altının çizilmiş
olması, Diyanet İşleri Başkanlığının İlahiyat Fakülteleri
ile işbirliğine verdiği önemin belirtilmesi açısından oldukça
dikkat çekicidir.
Ayrıca
bu mektupta, araştırmacılara, medyaya ve toplumumuza verilmiş
önemli mesajlar da vardır. Şöyle ki; Dinî alandaki bilgilerin
topluma yansıtılmasında, önce bu bilgilerin ilmî platformda
yeterince tartışılıp netleştirilmesinin gereği, halk nezdinde
ciddi tereddütlere yol açacak yaklaşımlardan kaçınılmasının
ve her zaman dinin birleştirici, toparlayıcı fonksiyonunun
göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulanmıştır. Din alanında
yapılan tartışmalarda toplumun hassasiyetlerine gereken
özenin gösterilmesi, gereksiz gerginlik ve polemiklerden
uzak kalınması istenmiştir. Bunun sağlanabilmesinin en önemli
unsuru olarak da, ülkemizde ilahiyat alanında çalışmalar
yapan akademisyenler ile din adamlarının, toplumu din konusunda
aydınlatmada müşterek bir bakış açısı geliştirmesi faaliyeti
olduğu belirtilmiştir.
Bu
açıklamaların yanı sıra, Diyanet İşleri Başkanımız Sayın
Mehmet Nuri YILMAZ’ın "Güncel Dinî Meseleler İstişare
Toplantısı" sırasında basın mensuplarına yaptığı değerlendirmeler
bu toplantının amacı ve hedefleri açısından yeni bir heyecan
ve yeni bir anlayışın habercisiydi. Gelişen teknolojik imkanlar
sayesinde İslâm bilginleri arasında yeni meselelerde de
bir "İcma"nın oluşması gayretlerinin ip uçlarıydı.
Başkanımız şöyle diyordu:
"Türkiye
dinî alandakî araştırma ve birikimleriyle İslâm alemine
örnek olabilecek güçtedir. Bu toplantılarımız periyodik
olarak sürecek ve önemli konularda ortak çözümler için konsensüs
oluşturulacak, daha sonra bu toplantılar uluslar arası boyutlara
taşınarak İslâm alemindeki araştırmacıların tartışmasına
da açılacak, ortak anlayışın belirlenmesine çalışılacak."
Neden olmasın. İnşallah bu gayretler İslâm düşünce hayatında
yeni bir canlanmaya vesile olur.
GÜNCEL
DİNÎ MESELELER İSTİŞARE TOPLANTISININ AÇILIŞI
Güncel
Dinî Meseleler İstişare Toplantısının açılış merasimi, 15
Mayıs Çarşamba günü saat 10.00’da, İstanbul/Fatih İlçesi
Haseki Sultan Camii İmam-Hatibi Mustafa YILDIRIM’ın Kur’an-ı
Kerim tilavetiyle başladı. Yıldırım, günün anlamına uygun
olarak Kur’an-ı Kerim’de istişarenin önemini anlatan ayetleri
okudu. Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı okunuşunun ardından
Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ açış
konuşmalarını yapmak üzere kürsüye geldi.
DİYANET
İŞLERİ BAŞKANI MEHMET NURİ YILMAZ’IN AÇIŞ KONUŞMASI
Diyanet
İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri YILMAZ "Toplantımızı
onurlandıran kıymetli bilim adamları, davetliler ve basınımızın
değerli temsilcileri! Hepinizi saygıyla selamlıyor, davetimize
icabetinizden dolayı hepinize teşekkürlerimi sunuyorum."
diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Malumunuz
olduğu üzere, anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığımız,
Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren, topluma din hizmeti
sunmak, bu alanda toplumu aydınlatmak ve din hizmetlerini
koordine etmek gibi önemli görevler ifa etmektedir. Teşkilatımız
kendisine kanunla tevdi edilen bu önemli görevi yerine getirirken,
tabiatıyla belirli bir usül takip etmektedir. Bunu yaparken
dinin temel sabiteleri ve hedefleri ile kamu yararını dikkate
almakta, 14 asırlık bir geçmişe ve köklü bir geleneğe sahip
olan İslam kültüründe mevcut farklı görüşler içinden tercihlerde
bulunmakta ve böylece halkımıza dinî pratiklerle ilgili
çözüm önerileri sunmaktadır. Bunun yanısıra meydana gelen
gelişmeler ve ortaya çıkan yeni problemlerle ilgili olarak
da araştırmalar yapmakta ve çözümler üretmektedir. Başkanlığımız,
bu aydınlatma faaliyetinde, sahihlik ve köke bağlılığa birincil
derecede önem vermektedir. Bu hizmetleriyle vatandaşlarımız
arasındaki birlik ve beraberliğin gelişmesine, sosyal münasebetlerde
sevgi, saygı ve hoşgörünün hakim kılınmasına büyük katkıda
bulunmaktadır.
Diyanet
İşleri Başkanlığımız toplumu din konusunda aydınlatma görevini
yerine getirirken, öncelikli olarak kendi bünyesindeki kurul
ve hizmet birimlerinden yararlanmaktadır. Ülkemizin yetiştirdiği
değerli din adamı ve ilahiyatçılar arasından seçim ile belirlenen
ve köklü bir geleneğe de sahip bulunan Din İşleri Yüksek
Kurulumuzun çalışmaları bu bakımdan büyük önem taşımaktadır.
Teşkilatımız kendi bünyesinin dışında ülkemizde bilimsel
yeterlilikleri ve dini hizmetleriyle temayüz etmiş uzmanların,
akademisyen ve din adamlarının görüşlerinden de yararlanma
cihetine gitmektedir. Geçmişte, özellikle son on yılda gerçekleştirdiğimiz
pek çok ulusal ve uluslar arası şûra, sempozyum, toplantı
vb. ilmi etkinlikler, işbirliğini ön plana çıkaran bu hizmet
anlayışımızın en bariz örneğini teşkil etmektedir. Bu şûra
ve toplantılarda bilim adamlarınca önerilen hususlar ve
alınan kararların uygulamaya konulması yolunda önemli mesafeler
aldığımızı, bu kararların bir çoğunu uygulamaya koyduğumuzu
huzurlarınızda ifade etmekten mutluluk duyuyorum."
BİZİM
HİZMET ANLAYIŞIMIZ, İFRAT VE TEFRİTÇİ YAKLAŞIMLARDAN UZAK,
YENİLİKÇİ DÜŞÜNCELERE AÇIKTIR
Diyanet
İşleri Başkanlığının hizmet anlayışı ve ülkemizde dinî alanda
yaşanan problemlere de değinen YILMAZ, konuşmasında:
"Bizim
ifrat ve tefritçi yaklaşımlardan titizlikle kaçınılan ama
yenilikçi düşüncelere açık olan hizmet anlayışımız, daha
önce de işaret ettiğimiz gibi, ülkemizin dinî-kültürel hayatında
ortaya çıkan problemlerin çözümüne önemli katkılarda bulunmuş,
milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi sağlamak bakımından oldukça
yararlı sonuçlar doğurmuştur. İnanıyorum ki bu anlayışımız
bundan böyle de dinî hayatımızda olumlu gelişmelere vesile
olacaktır.
Son
yirmi yıldır iletişim teknolojisinde meydana gelen baş döndürücü
gelişmeler, özellikle elektronik medyanın yaygınlaşması,
global ölçekte bilgi akışını hızlandırmış, tartışma zeminlerinin
çoğalmasını ve farklılaşmasını sağlamış, netice itibarıyla
toplumu, din konusunda da olumlu-olumsuz her türlü etkiye
açık hale getirmiştir. Bu durum, bir taraftan çağdaş İslam
bilginlerince ortaya konulan yeni fikir ve görüşlerin paylaşımını
önemli ölçüde kolaylaştırırken, diğer taraftan da ilmî platformlarda
yeterince tartışılıp netleştirilmemiş olan bilgilerin topluma
yansıtılması suretiyle halk nezdinde bazı tereddütlere de
yol açabilmektedir.
Bu
ise, dinin birleştirici ve toparlayıcı fonksiyonlarını olumsuz
yönde etkilemektedir. İlmî kriterlere riayet edilmek kaydıyla,
din alanında yapılan tartışmaların, dinî düşüncenin gelişmesine
katkı sağlayacağı şüphesizdir. Ancak toplumun hassasiyetlerine
karşı yeterince özen gösterilmeden yapılan bu tür faaliyetler,
kamusal alanı rahatlatmak yerine, gerginliğe sevk etmekte
ve gereksiz polemiklere sebebiyet verebilmektedir. Bu yüzden
ülkemizin ilahiyat alanında çalışmalar yapan akademisyenleri
ile din adamlarının, toplumu din konusunda aydınlatma hususunda,
müşterek bir bakış açısı geliştirmelerine ihtiyaç duyulmaktadır.
Bunun için de din hizmeti sunan teşkilatımız mensuplarıyla
din bilimleri alanında uzmanlaşan ilahiyatçılar arasında
sürdürülebilir bir ilişkinin tesis edilmesi kaçınılmaz bir
keyfiyet arz etmektedir." dedi.
BU
TOPLANTIYI DÜZENLEMEKTEKİ AMACIMIZ, DİN ALANINDA FARKLI
GÖRÜŞ VE YORUMLARIN YAPILMASINI MÜMKÜN KILAN DOĞAL SÜRECE
SUN'İ BİR MÜDAHALEDE BULUNMAK DEĞİLDİR.
Açış
konuşmasında, toplantı öncesi bazı çevrelerce, "Diyanet
dinî alanda görüş bildirenlere müdahale etmek istiyor"
tarzındaki eleştirilere de cevap veren YILMAZ, bu konuda
şunları söyledi;
"Başkanlık
olarak bu mahiyette bir istişare toplantısını düzenlemekteki
amacımız, din alanında farklı görüş ve yorumların yapılmasını
mümkün kılan doğal sürece sun'i bir müdahalede bulunmak
değildir. Böyle bir şey, aklımızın ucundan bile geçmez.
İslâm'ın kendi iç dinamiklerinin doğurduğu fikir zenginliğini
köreltecek hiçbir düşünceyi ve eylemi tasvip etmemiz asla
düşünülemez.
Gayet
iyi biliyoruz ki yüce dinimiz İslâm'ın iki temel kaynağı
olan Kur'an ve sahih sünnetin farklı yorumlara elverişli
nitelik arz etmesi, İslâm kültür tarihi boyunca sayısız
fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Görüş farklılıkları
ve ayrılıklarının tabii, psikolojik, tarihsel ve sosyolojik
bir çok nedeni bulunmaktadır. İslâm fıkıh bilginleri ve
usulcüler bu konuyu eserlerinde ayrıntılarıyla işlemişlerdir.
Malumunuz İlm-i hilaf fıkhın önemli bir konusunu teşkil
etmektedir. Farklı içtihatlar esasta bir zenginlik unsurudur.
Bizim bakış açımıza göre farklı yorum ve anlayışlar, bir
tablodaki birbirini tamamlayan farklı kareler gibidir. Güzelliğin
ortaya çıkması karelerin ahenkle bir araya gelmesiyle mümkündür.
İnsanların önüne birden fazla çözüm yolu ve uygulama biçimi
koymak, insanlara seçme olanağı sağlamak anlamına gelmektedir.
Cihanşümul bir din olan İslâm da, gayet iyi bildiğiniz gibi,
farklılıkları yok etmeyi değil, onları ahenkle bir araya
getirerek insanlığın hayrına dönüştürmeyi hedeflemektedir.
İslâm bilginleri, farklı dinî-fikhî içtihatları ortadan
kaldıracak bir tutum izlememişlerdir."
GÖRÜŞ
AYRILIKLARININ KAÇINILMAZ OLDUĞU GERÇEĞİ, BİZİ YÖNTEMSİZLİĞE
VE DİN KONUSUNDA İNDÎ KANAATLERİ İLERİ SÜRME HATASINA SEVK
ETMEMELİDİR.
Farklı
yorumların bir zenginlik kaynağı olduğunu ifade eden Sayın
Mehmet Nuri YILMAZ, konuşmasında şu uyarılarda da bulundu:
"Ancak
görüş ayrılıklarının kaçınılmaz olduğu gerçeği, bizi yöntemsizliğe
ve din konusunda sağlam bilgi ve tutarlı analize dayanmayan
indî kanaatleri ileri sürme hatasına sevk etmemelidir. Dinî
görüş ortaya koymanın belli bir yöntem ve ilkesinin olması
gerektiği de muhakkaktır. Geçmiş ulemanın içtihat için bazı
şartlar öne sürmeleri bu gerçeğe işaret etmektedir.
Diyanet
İşleri Başkanlığı olarak bizim arzu ettiğimiz husus, insanları
tek bir akide ve inanç etrafında birleştirmek amacıyla gönderilen
dinin, farklı anlayıştaki kişi ve grupların kendilerini
meşrulaştırmak için kullandıkları bir araç olmaktan kurtarılmasıdır.
Bu amaca da ancak işbirliği ile ulaşabiliriz."
DİN,
İSTİSMARCI VE CAHİLLERİN ELİNE BIRAKILIRSA, YANLIŞ AMAÇLARA
ALET EDİLEBİLİR, BARIŞ YERİNE, KAVGANIN, KARGAŞANIN VE SOSYAL
ÇATIŞMANIN NEDENİ HALİNE GELEBİLİR.
Konuşmasında
din istismarının tehlikelerine de dikkat çeken YILMAZ, şunları
söyledi:
"Bilindiği
üzere felsefî doktrin ve kanaatlerden çok farklı yönleri
bulunan, insana fizik ve metafizik dünya hakkında kapsamlı
bilgi şeması sunan ve hayatın ayrılmaz bir parçası olan
dinin, sağlıklı ve doğru bir yere oturtulamaması, istismarcı
ve cahillerin eline bırakılması halinde, yanlış amaçlara
alet edilebileceği ve barış yerine, kavganın, kargaşanın
ve sosyal çatışmanın nedeni kılınabileceği de bir vakıadır.
İşte
çok önemli olan bu noktada dini, topluma doğru bir şekilde
anlatma ve aktarma durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığı
ile dinî alanda araştırmalar yapan siz değerli akademisyenlerin
önemi ve fonksiyonu belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
İlahiyat ve Diyanet camiası olarak bizim yan yana gelip
dinî hayatın sorunlarına müşterek çözümler üretmemiz, toplum
üzerinde etkili olacaktır. Halkımızın da bizden beklentisi
budur."
İSTİŞARE
İSLÂM'IN ÖZÜNDE YER ALAN BİR OLGUDUR.
İslâmiyet’te
İstişareye verilen öneme de vurgu yapan Mehmet Nuri YILMAZ,
Güncel Dini Meseleler İstişari Toplantısında ele alınacak
konularla ilgili olarak da şu bilgileri verdi:
"Bildiğiniz
gibi istişare İslâm'ın özünde yer alan bir olgudur. Dinî
hayatımızın kompleks problemlerini teşhis ve çözümlemede,
birikimlerimizi bir araya getirmeye ihtiyaç duyulacağı açıktır.
İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde, muhtaç olduğu istişareye
bîgâne kalmamıştır. Bu nedenle bu tür istişarelere büyük
ihtiyacımız vardır.
Dört
gün sürecek olan istişare toplantımızın büyük bir bilgi
ve fikir alışverişine sahne olacağını ümit ediyorum. Toplantımızda,
dinî metinlerin yorumlanması, İslâm'da kadının yeri ve statüsü
ile ibadet hayatımız ile ilgili bazı konular ele alınacaktır.
Yapacağımız müzakereler neticesinde vardığımız kanaatleri
toplumun istifadesine sunacağız. Bu tür istişare toplantılarımızın
süreklilik kazanabilmesi için nasıl bir yöntem takip edilmesi
gerektiği hususunda fikir alışverişinde bulunacağız. İnanıyorum
ki yapacağımız seviyeli tartışmalar, "hocaların bir
meselede anlaşmaları mümkün değildir" şeklindeki önyargının
izalesine de katkıda bulunacaktır.
Malumunuz,
dinî metinlerin yorumlanması konusu, ilahiyatın en önemli
konuları arısında yer almaktadır. Geçmişte de bu konuya
ne kadar önem atfedildiği fıkıh ve tefsir usulcülerinin
ortaya koydukları eserlerden anlaşılmaktadır. Batıda son
iki asırdır önce sosyal bilimlerde gelişen daha sonra da
teoloji alanına sirayet eden hermonötik çalışmalarının aldığı
muazzam ve devasa boyut da bu önemin başka bir göstergesidir.
Yalnız hemen şunu belirtmek istiyorum ki, İslâm usûl bilginleri,
lafız-anlam ilişkisinin önemini, Batılılardan asırlar önce
keşf ve tespit etmişlerdir. İslâm bilginleri, diğer bilim
ve sahalardaki fikrî etkilenmelerden uzak kalarak, tam bir
ilmi bağımsızlık içinde, "dil-yorum, lafız-mana, evrensellik-örfilik"
meselelerini eserlerinde konu etmişlerdir.
Son
zamanlarda kadınların sosyal hayatta daha aktif rol almaları
ve modernitenin etkisiyle, dünyanın her yerinde kadının
aile ve toplum içindeki sosyal statüsüyle ilgili olarak
önemli tartışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu tartışmaların
din alanına da yansıdığı müşahede edildiğinden, toplantımızda
günümüzdeki kadın problemlerinin tartışılmasını da yararlı
gördük. Bunun yanı sıra yüce Allah ile kulları arasında
özel bir iletişim vasıtası olan, içtenlikle ve şüpheden
uzak olarak ifa edilmesi gereken ibadetler konusunda halkımızın
zihnindeki tereddütlerin izalesinin de önem arz etmesi sebebiyle,
bu alanla ilgili bazı konulara toplantımızda yer verdik."
BU
ÇALIŞMAMIZ, TOPLUMSAL BARIŞIN TESİSİ VE HALKIN ZİHNİNDE
OLUŞAN YANLIŞ ANLAYIŞLARIN TASHİHİ AÇISINDAN ÖNEMLİ AÇILIMLAR
SAĞLAYACAKTIR.
Konuşmasında;
"Öyle inanıyorum ki, bizim bu çalışmamız, toplumsal
barışı tesis ve halkın zihninde oluşan yanlış anlayışların
tashihi açısından önemli açılımlar sağlayacaktır."diyen
YILMAZ, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bu
tür toplantılarımız daha önce temas ettiğim eksende yenileri
ile desteklenir ve sürdürülebilirse pek çok yeni ve olumlu
gelişmelere vesile olabilir, diye düşünmekteyim. Sizlerin
katkılarıyla aziz milletimize yönelik hizmetlerimizi heyecanla
sürdüreceğiz. Burada ortaya çıkacak görüşler ve alınacak
kararlar, din hizmeti görevini daha nitelikli bir şekilde
yerine getirmemizde bizlere yol gösterecek ve ışık tutacaktır.
Yapacağınız değerli katkılarınızdan dolayı şimdiden hepinize
teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum."
TOPLANTI
OTURUMLARI
15
Mayıs Çarşamba günü açılış merasiminden sonra, basına kapalı
olarak çalışmaların sürdürüleceği oturumlara geçildi. İlk
olarak bütün katılımcıların iştirak ettiği I. Genel Oturum
yapıldı. Bu oturumda, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı ve
Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı Tertip Heyeti
Başkanı Doç. Dr. Şamil DAĞCI kısa bir konuşma yaptı.
DAĞCI,
konuşmasında şunları dile getirdi:
"Toplumu
din konusunda aydınlatan din görevlilerimiz, tabiri caiz
ise siz akademisyenlerin rahle-i tedrisinden geçiyor, hayatlarının
belli bir döneminde aldıkları metodik bilgilerle, toplumu
aydınlatmaya gayret ediyorlar. Ancak hayat akıp gidiyor.
Her gün çözüme kavuşturulması zorunlu olan yeni problemler
ortaya çıkıyor. Başka bir ifade ile belli bir dönemde edindiğimiz
sınırlı bilgilerimize karşılık, hızla değişen sosyal ve
teknolojik şartlara paralel olarak yeni yeni problemlerle
yüz yüze geliyoruz. Bu ise, sürekli olarak yenilenmemizi
zorunlu kılıyor. Bu hızlı değişim karşısında çözümlerimiz
mevzi kalamaz, sosyal realiteyi göz ardı edemez, aksi takdirde
çözüm olma niteliği taşımaz. Problemleri çözmek için önce
onları tanımak, sonra tartışmak, daha sonra da ortak aklın
tezahürü olarak kabul edebileceğimiz makul çözüm yöntemleri
geliştirmek durumundayız.
Din
İşleri Yüksek Kurulu olarak toplumu din konusunda aydınlatmada
Kur’an ve Sahih Sünnet ile; aklı selimi ve sosyal realiteyi
ilke ediniyoruz. Kesin nasslarla sabit olan hükümler ile,
değişime, içtihada ve yoruma açık alan arasındaki farkın,
kısaca din ile dinî olan alan arasındaki ayrımın bilincindeyiz.
Tasav
GÜNCEL
DİNÎ MESELELER İSTİŞARE
TOPLANTISI
- I SONUÇ BİLDİRGESİ
Temel
görevi toplumu din konusunda aydınlatmak olan Diyanet İşleri
Başkanlığı, kurulduğu günden beri bu görevini en iyi şekilde
yerine getirme çabası içinde olmuştur.
Bilim
ve teknoloji alanındaki gelişmelerin hızlandırdığı sosyal
değişim, geleneksel din anlayışlarını derinden etkilemiş,
bir çok meselenin yeniden ele alınmasını zorunlu kılmış
ve acil çözüm bekleyen yeni problemler ortaya çıkarmıştır.
Bilimsel
yöntemlerle çözümlenmesi gereken bu problemlerin, kamuoyu
önünde tartışmaya açılması, sağlıklı çözümlere ulaşmayı
engellediği gibi, toplumda zihinsel bir karmaşaya yol açmakta
ve halkımızın dini duygularını rencide etmektedir.
Buna
bağlı olarak, dinî meselelerin gereksiz bir gerilim konusu
olmaktan çıkarılması ve önerilen çözümlerin dinine bağlı
halkımızı ikna ve tatmin edebilmesi için, spekülatif beyanlar
yerine, hem geleneksel tecrübeyi hem de çağdaş gelişmeleri
dikkate alan yöntemlerden hareket edilmesinin bir zorunluluk
olduğu açıktır.
Dinî
meselelerde görüş açıklanırken bilimsel bir yönteme dayanılması,
dinî kaynakların keyfi bir şekilde, "meşrulaştırma
aracı" olarak kullanılmasını önlemesinin yanı sıra,
halkın genelini tatmin eden çözümlere ulaşmayı mümkün kılacak
ve din konusunda marjinal eğilimleri etkisizleştirecektir.
Dinin
doğasını, Müslümanların tarihsel tecrübesini ve çağdaş dinî
meseleleri akademik disiplinler çerçevesinde inceleyen ilahiyat
fakültelerimizin bilgi ve tecrübe birikimi, bu problemlerin
üstesinden gelebilecek, hatta diğer İslam ülkelerine örneklik
edebilecek bir potansiyele sahiptir.
Diyanet
İşleri Başkanlığı, İstanbul Büyük Tarabya Otelinde 15-18
Mayıs 2002 tarihlerinde Güncel Dinî Meselelerin Çözümü konusunda
bu birikimden yararlanmak amacıyla, Din İşleri Yüksek Kurulu
üyelerini akademisyenlerle bilimsel bir zeminde buluşturan
bir istişare toplantısı düzenlemeyi gerekli görmüş ve gerçekleştirmiştir.
Bu
toplantıda, farklı konuları tartışmak üzere;
1.
Dinî metinlerin doğru anlaşılıp yorumlanmasında gelenekçi
ve modernist yaklaşımlar ve toplumsal yansımaları,
2.
Çağdaş dünyada kadın problemleri ile ilgili dini tartışmalar,
3.
Hac ibadeti ile ilgili tartışmalar,
4.
İbadetler ile ilgili güncel tartışmalar,
adlarıyla
oluşturulan 4 ayrı komisyonun yürüttüğü çalışmalar sonucunda,
halen yaşanmakta olan bazı problemler pratik çözüme kavuşturulurken,
bazılarının çözümü için önemli adımlar atılmıştır. Genel
kurulda görüşülerek kabul edilen bu kararlar, din ile evrensel
değerler arasında özde bir çatışmanın bulunmadığını ve sosyal
değişmenin ortaya çıkardığı problemlerin sağlıklı bir perspektifle
çözümlenmesinin mümkün olduğunu göstermektedir.
Bu
kararların dini konularda yaşanan zihin karışıklığını gidermesini,
toplumsal uzlaşma ve barışın sürdürülmesine katkıda bulunmasını
temenni ediyoruz.
Komisyonlarca
hazırlanan ve Genel Kurulumuzda görüşülerek kabul edilen
kararlar şunlardır:
1.
Dinî metinlerin (Kur’an ve hadisler) anlaşılması ve yorumlanmasında
izlenen yöntemleri "gelenekçi" ve "modernist"
şeklinde ikili bir tasnif içinde ele almak, yönlendirici
ve yanıltıcı olabilir. Anlama ve yorumlama konusunda İslam
bilginlerince ilk dönemlerden itibaren geliştirilen klasik
yöntemlerin yanı sıra, çağdaş yöntemlerden de yararlanılması
gerekir.
2.
Dinî metinlerin anlaşılması ve yorumlanmasının çok yönlü
faaliyetler olduğu göz önünde bulundurularak, bu konunun
özel bir proje olarak ele alınıp, farklı bakış açılarının
tartışılacağı ihtisas toplantılarının yapılması ve ikinci
istişare toplantısının bundan sonra gerçekleştirilmesi yararlı
olacaktır.
Söz
konusu ihtisas toplantılarında özellikle aşağıdaki konuların
tebliğ ve müzakere hazırlığı yapılarak ele alınması uygun
bulunmuştur:
a)
Anlama ve yorumlama,
b)
Tarihsellik,
c)
Dil,
d)
Klasik yöntemin sorunları,
e)
Talil-taabbüd ayırımı ve sınırları,
f)
Hz. Peygamber’in dindeki konumu,
g)
Akıl-vahiy ilişkisi,
h)
Din-toplum ilişkisi,
ı)
Din-bilim ilişkisi.
3.
Dinî metinlerin anlaşılmasında ve yorumlanmasında öznellik
belli ölçüde kaçınılmaz ise de, metinlerin lafzi delaleti,
İslam toplumlarının tarihsel tecrübesi ve bu tecrübenin
ana gövdesini oluşturan icmâ anlayışı, bu öznelliği en aza
indiren unsurlar olarak görülmelidir.
4.
Dinî konularda yapılan açıklamalarda ve özellikle kamuoyu
önünde cereyan eden tartışmalarda şu noktaların gözönünde
bulundurulması yararlı olacaktır:
a)
Kur’an ve hadislere anlam verirken ‘metne sadakat’ ilkesine
riayet edilmesi,
b)
Dile getirilen görüş ve çözüm önerilerinin birer kişisel
yorum olduğu ve başka görüşlerin de teorik olarak doğruluk
imkanına sahip bulunduğu belirtilmek suretiyle, herhangi
bir yorumun mutlak hakikat olarak algılanmasına yol açacak
üsluplardan kaçınılması ve muhataba tercih imkanı ve hareket
alanı bırakılması,
c)
İslam’ın temel kaynağının sadece Kur’an olduğu, Sünnet’in
kaynak değeri taşımadığı izlenimine yol açacak üslup ve
söylemlerden kaçınılması.
5.
Klasik dinî kaynaklar Müslümanların tarihsel süreçte dinî
metin ve meseleler etrafında geliştirdikleri zengin bir
birikimi yansıtır. Bunlar gerek müelliflerinin bakış açılarını
gerekse yazıldıkları döneme kadarki ilmî mirası yansıtmaları,
ayrıca İslam’ın tarihsel tecrübesinin bir kesitini teşkil
etmeleri yönüyle büyük bir önem taşırlar. Bununla birlikte,
bu klasik kaynakların günümüz dinî problemlerinin çözümünde
tek belirleyici kaynak olarak görülmesinin yetersiz olabileceği
gibi, bunlar göz ardı edilerek doğrudan Kur’an’dan ve hadislerden
çözüm üretilmesi de teorik ve pratik açıdan bazı olumsuzluklar
taşıyacaktadır.
6.
Klasik kaynaklarda dinî hükümlerin örneklendirilmesi ve
günlük hayata uyarlanması tarzında yer alan olay ve yargılar,
büyük ölçüde bunların telif edildiği dönemin ilmî ve kültürel
birikiminin ürünüdür. Bu örnek olay ve yargıları, İslam’ın
temel öğretisinin bir parçası olarak algılamak da, bunlardan
seçilen olumsuz örnekleri günümüz anlayış ve bilgi düzeyi
ile karşı karşıya getirerek onları peşinen mahkum etmek
de isabetli değildir.
7.
Dinî hükümlerin zaman ve mekan bağlamında değişmesi, temel
itikat ve ahlak esaslarında ve ibadetlere ilişkin dinî metinlerin
açık hükümlerinde söz konusu olmayıp, genelde ibadetlerin
ifasının içtihada açık ayrıntı ve şartlarında ve formel
hukuki hükümlerde gündeme gelmekte ve gerek izlenen yönteme
gerekse çağın bu alandaki mevcut telakki ve uygulamasının
etkisine bağlı olarak farklı eğilimler ortaya çıkmaktadır.
8.
Din ve değişme konusu bazı münferit örneklere indirgenerek
bu örneklerden hareketle genellemelere gidilmesi, dinle
çağdaş değerler arasında çatışma olduğu izlenimi yaratmakta,
Kur’an ve Sünnet’in sağlıklı anlaşılmasını önlemekte ve
bunların asli işlevi olan hidayet kaynağı olma vasfını önemli
ölçüde gölgelemektedir.
9.
Dinî hükümlerde amaç-araç (makâsıd-vesâil) ayırımı, bunlarla
gözetilen maslahatlar, kamu yararı düşüncesi, ictihat yöntemleri,
hükümlerin konuluş gerekçesinin bilinip bilinemeyeceğine
ilişkin ölçütler, tarihsel ve metinsel bağlam gibi hususların
dikkatle incelenmesi, günümüzde dinî hükümlerin ne ölçüde
ve ne yönde değişebileceği tartışmasına ciddî boyutta katkılar
sağlayacaktır.
10.
Toplumun dinî nitelikli sorunlarını tespit etmek ve çağdaş
ihtiyaçlara cevap verecek yeni yorumlara dayanak oluşturmak
üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde, veri tabanları
oluşturacak ve gerekli istatistik çalışmaları yapacak bir
araştırma merkezinin kurulması yararlı olacaktır.
11.
"Kadın problemi", sadece günümüzün değil, insanlık
tarihinin temel bir sorunudur. Özü itibariyle dinler bu
sorunu hak ve adalet ölçüleri çerçevesinde çözmek için önemli
düzenlemeler getirmişlerdir. İslâm dininin getirdiği esaslar
bu açıdan özel bir öneme sahiptir. Ancak erkek egemen toplum
yapıları, dinlerin getirdiği bu iyileştirmeleri kabullenmekte
zorlanmış, zaman içerisinde bunu tersine çevirecek bir arayış
içine girmiştir. Hatta, kadın aleyhtarı düşünce zaman zaman
dinî bir kisveye bürünmüştür.
12.
İslâm'ın temel kaynaklarına (Kitap ve sünnet) göre, kadın
ve erkek eşit ve birbirini tamamlayan varlıklardır. Gerek
ontolojik olarak, gerekse dinî sorumluluk, hukukî ehliyet,
temel hak ve hürriyetler bakımından ilkesel bazda kadın
erkek ayrımı söz konusu değildir. Ancak kadının konumunun
belirlenmesinde, bu ilkesel esasların yanı sıra, İslâm'ın
doğup geliştiği toplumlardaki sosyal ve kültürel çevre,
özellikle ataerkil aile yapısı etkili olmuştur. Bu durum,
İslâm toplumlarında farklı kadın anlayışlarının ortaya çıkmasının
da sebebidir.
13.
Kadın ile ilgili Kur'an ayetlerini anlamada ve yorumlamada,
ayetlerin sosyo-kültürel nüzul süreci ve literal (lafzî)
anlamının yanı sıra hangi gayelerin esas alındığı da göz
önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, kadının sosyal ve hukuki
statüsü konusunda daha ileri adımlar atılması Kur'an'ın
ruhuna aykırı değildir. Bunun yanı sıra Kur'an-ı Kerim'in
ana ilkeleri ve Hz. Peygamber'in kadın ile ilgili genel
tavır ve prensipleri ışığında, cinsiyet ayırımını çağrıştıran,
kadını kadın olduğu için aşağılayan ve temel hak ve hürriyetlerden
mahrum bırakan bütün haber ve rivayetlerin ya özünden saptırılmış
ya da uydurma olduğu dikkate alınmalıdır. Söz konusu uydurma
haber ve rivayetlerden dolayı, İslâm dinini ve Peygamberini
suçlama ilmî ve ahlakî değildir.
14.
Yukarıda ifade edilen kadın ile ilgili bütün yanlış düşünce
ve telakkilerin ortadan kaldırılması sağlıklı bir eğitime
bağlıdır. Nitekim Cumhuriyetimizin ve çağdaşlaşma konseptinin
temel hedeflerinden biri, kadının aile ve toplum içindeki
statüsünün yükseltilmesidir. Bu hedefe ulaşabilmek, kız
çocukların ve kadınların eğitim ve çalışma haklarının güvence
altına alınmasına; fırsat ve imkan eşitliğinden tam olarak
yararlandırılmalarına; olumlu ayrımcılık yöntemleriyle teşvik
edilmelerine bağlıdır. Bu sebeple kız çocukları ve kadınların,
eğitim ve çalışma olanaklarını kısıtlayan, engelleyen ya
da engelleme ve kısıtlama ihtimali taşıyan anlayış ve uygulamalar
yeniden gözden geçirilmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
15.
Evlenme İslâm kültüründe tarafların hür iradeleriyle oluşan
bir sözleşme olarak düzenlenmiştir. Şahitler huzurunda yapılması
gibi aleniyeti sağlayan şekil şartları dışında özel bir
merasimi gerektirmez. Halk arasında dinî nikah olarak bilinen
uygulama, Türkiye'ye özgü tarihi, dinî ve hukukî şartların
ürünüdür. Ancak, eşlerin evlilikten doğan haklarının zayi
olmaması açısından, bu uygulamanın resmî nikahtan sonra
yapılması tavsiyeye değer bulunmuştur.
16.
Evlilik birliğinin devamı asıl gaye olmakla birlikte İslâm
dini, eşlerin, birbirleri ile uyuşamadığı ve ayrılmanın
zaruret haline geldiği durumlarda, Kur'an ve Hz. Peygamber'in
gözettiği amaçlar ve hukukî süreç dikkate alınarak bu birliği
sona erdirme haklarının bulunduğunu kabul eder.
17.
Müslüman hanımların gayrimüslim erkeklerle evliliği konusunun
daha detaylı incelenerek bir sonraki istişare toplantısında
görüşülmesi uygun olacaktır.
18.
Şahitlik konusunda, borçlanma ayetinde belirtilen ve dönemin
şartları ışığında, kadınların ticarî faaliyetlerdeki pasif
rolünden kaynaklanan farklılık, genel düzenleme içermez;
ilgili diğer ayetler bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu sebeple, borçlanma ayetindeki farklılığın, kadınların
zihinsel eksikliğinin sonucu olarak gösterilmesi kabul edilemez.
19.
Miras paylaşımında kadınların payının erkeklere nispetle
genel olarak farklı düzenlenmesi, erkeğin çeşitli alanlardaki
mali sorumluluğunun kadına nispetle daha ağır olmasıyla
doğrudan ilişkilidir. Öte yandan, kadının ihtiyacının daha
fazla olduğu veya erkeğin mali sorumluluğun daha az bulunduğu
durumlarda, karşılıklı rıza ile bu paylaşım daha farklı
bir şekilde yapılabilir.
20.
Kadınların özel hallerinde, namaz yükümlülüğünden muaf tutulmaları,
onların temiz olmamaları sebebiyle değil, psikolojik ve
fizyolojik yüklerini hafifletme düşüncesiyledir. Ancak kadınlar,
bu gibi durumlarda, Kur'an okuyabilecekleri gibi mescitlere
de girebilirler. Çoğunluk bilginler karşı olmakla birlikte,
bazı bilginlerce tavaf yapabilecekleri de ifade edilmiştir.
21.
Kadınlar, günlük namazlara, bayram, Cuma ve cenaze namazlarında
cemaate iştirak edebilirler. Hz. Peygamber dönemindeki
uygulama dikkate alarak, Cuma ve Bayram namazlarının kadın
ve çocuklar için özendirilmesi gerekir.
22.
Nisa 34. ayetinde geçen "kavvam" ifadesi erkeklere
hak ve sorumluluk yüklemektedir. Ayetin literal (lafzî)
anlamı konusunda farklı görüşler olmakla birlikte, söz konusu
ayetin, bugün de yaygın olarak görülen aile içi şiddete
dayanak yapılamayacağı, aksine kadınlara yönelik davranış
biçiminin belirlenmesinde Hz. Peygamber'in uygulamasının
örnek alınması gerektiği özenle vurgulanmıştır.
23.
Konu ile ilgili ayetlerin bütünlüğü ve Hz. Peygamberin sünneti
gözönünde bulundurulduğunda hac: "bilinen aylarda"
yani Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları içerisinde vakfesi
Zilhiccenin 9. gününde olmak üzere yılda bir defa yapılabilen
bir ibadettir.
24.
Hac ibadeti ile mükellef olanlar bu ibadeti istedikleri
yılda yapabilirler. Can ve mal güvenliğinin ciddi bir şekilde
tehlikeye düşmesi dışında hac ibadeti engellenmemelidir.
Kaldı ki, can ve mal tehlikesi halinde bu mükellefiyet,
tehlike devam ettiği sürece ertelenir.
25.
Hac ve umre niyetiyle doğrudan Mekke’ye gidildiği takdirde,
"Hill" bölgesi içinde kalan Cidde’de ihrama girilemez.
26.
İhram yasaklarının ihlali durumunda öngörülen cezalarda,
İslam bilginlerinin farklı görüşleri göz önünde bulundurularak,
kolaylık ilkesine riayet edilmelidir.
27.
Müzdelife vakfesinin, bayram gecesi gece yarısından itibaren
güneşin doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılabileceği
görüşü benimsenmiştir.
28.
Hz. Peygamberin uygulaması ile sabit olan Cemerat’a taş
atmanın haccın menasikinden olduğu bilinmeli ve taş atmanın
günü ve zamanı konusunda da İslâm bilginlerinin uygulamayı
kolaylaştırıcı görüşlerinden istifade edilmelidir.
29.
Ayetler, hac ve umre ile ilgili kurbanların (hedy) Harem
bölgesinde kesilmesi gerektiğini açıkça ifade etmektedir.
Dolayısıyla niyet edilen haccın çeşidi kurban kesmeyi gerektiriyorsa
bu kurbanlar sadece Harem bölgesinde kesilir.
30.
Hac’dan önce veya sonra Medine’de Hz. Peygamber’in kabrini
ziyaret etmek ve Mescid-i Nebevi’de 40 vakit namaz kılmak
haccın menasikinden değildir. Ancak hacca giden bir kişinin
Hz. Peygamberin kabrini ziyaret edip imkanlar ölçüsünde
Mescid-i Nebevi’de namaz kılması da uygun bir davranıştır.
31.
Haccın yanında ömürde bir kez umre yapmanın da farz olduğunu
söyleyen görüş kabul edilmemiş, bunun müekked bir sünnet
olduğu görüşü benimsenmiştir.
32.
Hac menasiki, mümkün olan en kısa süreye indirilmelidir.
Bu durum, maliyetleri düşüreceği gibi kurban kesmeyi gerektiremeyen
İfrad Haccı’na da özendirici olacaktır.
33.
İlmi bir komisyon tarafından biri görevlilere, diğeri hacılara
yönelik olmak üzere anlaşılır bir Türkçe ile ihtilafların
en aza indirgendiği fotoğraf, harita ve kroki gibi görsel
unsurlarla desteklenen fıkhi boyutunun yanısıra haccın tarihi
ahlaki kültürel boyutlarının da ele alındığı teorik ve pratik
bilgileri içeren iki ayrı kitap hazırlanmalıdır.Benzer bir
çalışmanın video kaseti ve CD şeklinde de hazırlatılması
cihetine gidilmelidir.
34.
Hac menasiki esnasında ortaya çıkan çeşitli aksaklık ve
ihtiyaçların giderilmesi için İslam ülkelerinin katılacağı
bir hac şurası düzenlenmesinin faydalı olacağı kanaatine
varılmıştır.
35.
Kur’an-ı Kerim’in değişik dillere çevrilmesi ve anlaşılır
tefsirlerinin yapılmasına büyük ihtiyaç vardır. Fakat şu
da unutulmamalıdır ki, hiçbir tercüme, aslının yerini tutamaz
ve her bakımdan aslına tam bir uygunluk arz etmez. Çevirisine
Kur’an denilemeyeceği ve o çevirinin Kur’an hükmünde olmadığı
konusunda İslam bilginleri görüş birliği içerisindedir.
Namazda
kıraat, hem Kur’an’ın belirlemeleri hem de Hz. Peygamberin
açıklama ve örnekleriyle kesin ve sabit bir farz olup, kendi
özgün dilinde okunmasıyla yerine getirilebilecek bir rükündür.
Herkesin konuştuğu veya dilediği dilde kıraat farzını yerine
getirmesi halinde, bir çok kargaşanın, çekişmenin ve bölünmenin
ortaya çıkacağı açıktır. Böyle bir uygulama, beraberliği
zedeleyeceği, toplumsal bütünlüğü bozacağı, ibadetlerden
beklenen asıl amacı ortadan kaldıracağı için de mahzurludur.
Fakat namazın ihmal ve tehir edilemeyeceği dikkate alınarak,
Kur’an’ın asli lafzını okuyamayanların, öğreninceye kadar
tek başına namaz kılarken mealiyle kılması mümkündür.
Dua
ise, kulun doğrudan Yaratıcısına sığınıp ondan istekte bulunması
demek olduğundan, bunun herkesin kendi diliyle yapılmasından
daha tabii bir şey olamaz.
36.
Ezan İslam’ın değişmez bir simgesidir. Dünyanın neresinde
olursa olsun, Müslüman varlığının ve kimliğinin bir göstergesidir.
Özgün dilinde okunması konusunda 15 asırlık bir gelenek
ve bir ittifak söz konusudur. Ezanın asıl amacı, vaktin
girdiğini bildirip namaza davet olduğundan değişik dilleri
konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması,
ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki,
bunun yolu da bilinen asli lafızlarıyla okunmasından geçer.
37.
Namazın günde 5 vakit oluşu Kur’an, Sünnet ve Müslümanların
ittifakı ile sabittir.
Bununla
birlikte Hz. Peygamber’in bazı uygulamaları sefer halinde
öğle ile ikindinin ve akşam ile yatsının hem takdim hem
de tehir biçiminde (birini diğerinin vaktinde) cem edilerek
bir arada kılınabileceğini göstermektedir. Hz. Peygamberin
mukim iken de bazen cem yaptığına dair rivayetler ve sahabe
yorumları bir bütün halinde değerlendirildiğinde bunun
sebepsiz olmadığı, alışkanlık haline getirilmemek kaydıyla
dinen geçerli bir mazerete dayandığı anlaşılmaktadır.
38.
Meşruiyyetini Kur’an ve sünnetten alan kurban ibadeti, Ebu
Hanife’ye göre vacip; İslam bilginlerinin çoğunluğuna göre
ise sünnettir.
Ancak
bir ibadetin farz olmayışı, onu ibadet olmaktan çıkarmayacağı
gibi, ifa şeklinin değiştirilmesini de gerektirmez. Bu itibarla,
kurban kesmek yerine bedelinin tasadduk edilmesi, bu ibadetin
yerine geçmez.
Kurbanların
İslam’ın öngördüğü temel şartlara uyularak, çevre temizliğine
gereken duyarlılığı göstererek kesilmesi esastır. İhtiyaç
halinde kesim esnasında, canlı olarak kesmek kaydıyla, kurbanlık
hayvanın uygun tekniklerle bayıltılmasında bir sakınca yoktur.
39.
Fıtır sadakasının belirlenmesinde, bir kişinin ortalama
bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktarı ölçü
olarak alınmalıdır.
Zekat
nisabının belirlenmesinde ise, Hz. Peygamberin belirlediği
miktarların aynen korunması veya asgari geçim ve benzeri
endekslerin dikkate alınması şeklinde görüşler bulunmakla
birlikte, geniş ve çok boyutlu olduğundan, konunun daha
sonra düzenlenecek istişare toplantısında etraflıca müzakere
edilmesi benimsenmiştir.
Kamuoyuna
saygıyla duyurulur.
GÜNCEL
DİNî MESELELER
İSTİŞARE
TOPLANTISININ
MEDYADA YANSIMALARI
Başkanlığımızca,
İstanbul’da 15-18 Mayıs 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilen
"Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı"na
yazılı ve görsel basınımız, oldukça ilgi göstermiştir. Gerek
toplantı yapılmadan önce, gerekse toplantı esnasında ve
sonrasında günlerce bu toplantının yankıları yazılı ve
görsel basınımızda, haber, yorum olarak yer aldı. Bir çok
köşe yazarımızın, sütunlarında önemli değerlendirmeler yaptıkları
görüldü. Ulusal Televizyonlarımızın hemen hepsinde, haber,
açık oturumlarda toplantının yapılışı, mahiyeti ve sonuçlarıyla
ilgili değerlendirmeler yapıldı. Bütün bunlar, Başkanlığımızın
düzenlediği ve yüzün üzerinde akademisyenin iştirak ettiği
toplantıya Türk kamuoyunun gösterdiği ilginin de boyutunu
ortaya koyuyordu.
Uzun
süreden beri medyada tartışılan, kafaların karışmasına sebebiyet
veren konularla ilgili bu toplantı nasıl bir yaklaşım sergileyecek,
bu konularda nasıl çözümler üretecek, kamuoyu buradan çıkan
kararlar neticesinde bir rahatlamayı yaşayabilecek miydi?
Bütün bu sorular medyanın toplantıya gösterdiği ilginin
de birer gerekçeleriydi.
Güncel
Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nın yapılacağına ilişkin
haberler, bütün yazılı basınımızda, "İstanbul’da Din
Zirvesi", "Hocaların Zirvesi", "Hocalar
Ortak Dil Arıyor", "Güncel Dinî Konulara Cevap
Aranıyor", "Dinde Uyum Zirvesi", "Tek
Ses Olacaklar", "Din Şûrasına Büyük İlgi"
ve benzeri başlıklarla verildi. Toplantıda ele alınacak
konular ve toplantıya katılacakların kimler olduğu ve toplantıdan
beklentiler uzun uzun anlatıldı bu haberlerde. Bir çok ulusal
televizyonumuz, ana haber bültenlerinde toplantıyı konu
edindiler ve gerek konuk alarak, gerekse telefon bağlantılarıyla
toplantının mahiyetiyle ilgili kamuoyunu aydınlatma yoluna
gittiler.
Sayısı
oldukça az bazı medya kuruluşlarımız, toplantıya davet edildiği
halde katılmayan bir akademisyenimizin "Beş yıldızlı
otelde dinî meseleler konuşulmaz" görüşünü de haber
konusu yaparak toplantıyı tartışmalı başlatma gayretine
girmiş ise de bu pek fazla yankı bulmamış olacak ki, daha
sonraki haberlerinde üslup değişikliği yaparak, toplantının
seyri hakkında olumlu haberler vermeyi sürdürdüler. Belki
de bu onların "magazin" türü habercilik anlayışının
bir yansımasıydı. Elbette ki buna da saygı duyuyoruz.
Toplantının
açılışı, gerçekten yazılı ve görsel medyamızın yoğun ilgisi
altında yapıldı. Toplantının oturumlarının basına kapalı
sürdürüleceği bildirilmiş olmasına rağmen, habercilik anlayışı
içerisinde basın mensuplarımız, toplantının yapıldığı otelden
bir dakika olsun ayrılmadılar. Oturum aralarında katılımcılarla
yaptıkları röportajları, toplantının seyriyle ilgili topladıkları
haberleri adeta bir yarış içerisinde bağlı bulundukları
yayın kuruluşuna yetiştirme gayretini gösterdiler. Başkanlığımız,
basın mensuplarına yardımcı olmak gayesiyle otelde bir
basın bürosu oluşturdu. Basınla ilişkilerde yoğun deneyimi
olan Başkanlık Basın Danışmanı Necati GÜNGÖR ve ekibi, basın
mensuplarının taleplerini yerine getirmek için yoğun çaba
harcadılar. Her gün sabah, toplantının geçen bir günü ile
ilgili değerlendirmelerin ve günün programının yer aldığı
basın bültenleri hazırladılar ve basının istifadesine sundular.
Toplantı
süresince, Televizyon kanalları başta Diyanet İşleri Başkanımız
Sayın Mehmet Nuri YILMAZ olmak üzere toplantıya katılan
akademisyenleri haber programlarına konuk ederek, bu önemli
toplantının tüm ayrıntılarını kamuoyuna sundular. Toplantının
sonuçları da yazılı ve görsel medyamızda geniş geniş verildi.
Toplantı sonunda yapılan basın toplantısını ve Sonuç Bildirgesinin
açıklanmasını canlı yayınlayan televizyon kuruluşlarımız
oldu.
Toplantının
hemen akabinde çeşitli kanallarda düzenlenen açık oturumlarda,
toplantıya katılan şahıslar da davet edilmek üzere tartışmalar
tertip edildi. Kanal 7 televizyonunda Ahmet Hakan’ın hazırlayıp
sunduğu İskele Sancak, ATV’de Hulki CEVİZOĞLU’nun hazırlayıp
sunduğu Ceviz Kabuğu, bunların güzel örneklerinden ikisiydi.
Bir
çok gazetemizde değerli köşe yazarlarımızın da yorum yazıları,
toplantıya olan ilgiye ayrı bir renk kattı. Mesela Sayın
Taha AKYOL 16.05.2002 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki Objektif
isimli köşesinde; "İslâm’da Tartışma" başlığı
altında yayınladığı yazısında toplantıyla ilgili bilgi
veriyor, toplantıda hangi konuların ele alınacağını belirtiyor
ve şu tespitlere yer veriyordu.
"İstanbul’da
15-18 Mayıs tarihlerinde Tarabya Oteli’nde Diyanet İşleri
Başkanlığı ‘Güncel Meseleler İstişare Toplantısı’ adıyla
çok önemli bir toplantı düzenledi. Bunun için Başkan Mehmet
Nuri YILMAZ’ı kutluyorum. Sayın YILMAZ davet mektubunda,
‘iletişim teknolojisindeki gelişmelerin... global ölçekteki
bilgi akışının’ toplumumuzda din konusunda yeni tartışmalara
yol açtığını belirtiyor:
‘Bu
durum, bir taraftan İslâm bilginlerince ortaya konulan yeni
fikir ve görüşlerin paylaşımını önemli ölçüde kolaylaştırırken,
diğer taraftan ilmî platformlarda yeterince tartışılıp netleştirilmemiş
olan bilgilerin halk nazarında ciddi tereddütlere yol açtığı
görülmektedir...’
Evet,
Türkiye’de asırlardan beri alışılıp benimsenmiş inanç ve
geleneklerin zamanımızda tartışılmasının sebebi, farklı
bir çağda yaşıyor olmamızdır."
Taha
AKYOL, toplantıyı köşesinde böyle duyururken, sonuçlarını
da 20.05.2002 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yine aynı köşesinde
"İçtihat Kapısı Açıldı" başlığıyla değerlendiriyor
ve şu ifadeleri kullanıyordu.
"Bütün
İslâm dünyası için fevkalade açılımı Türkiye başardı. Diyanet’in
düzenlediği ‘Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nda,
en az yedi asır önce kapatılan ‘içtihat kapısı’ tekrar açıldı!...
Başkan Mehmet Nuri YILMAZ’ı tekrar kutlarım. Farklı görüşleri
olan Prof. Süleyman Ateş, Prof. Hayrettin KARMAN, Prof.
Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Prof. Salih AKDEMİR çok mutluydular,
‘büyük bir açılım gerçekleştirildi’ diyorlardı..."
Sayın AKYOL, bu tespitlerinin yanında toplantı kararlarından
alıntılar yapıyor ve "bunun anlamı dinî düşüncede çoğulculuktur"
değerlendirmesinde bulunuyordu.
Ahmet
TAŞGETİREN de 17.5.2002 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’ndeki
köşesinde "Güncel Dinî Meseleler" başlığıyla kaleme
aldığı yazısında: "Böyle bir toplantının önemli ve
hayati bir anlam taşıdığını ifade etmeliyim... Çünkü din
kamuoyunda tartışılıyor ve ne yazık ki kötü tartışılıyor.
"Kötü" yani, sorumsuzca, yani bir bilgiye ulaştırıcı
nitelikte değil, bir kaosa sürükleyici nitelikte, yani magazin
boyutunda, yani tv’lere reyting kazandırıcı mahiyette, yani
din alanını bütünüyle tartışmalı bir alan olarak sunucu
nitelikte, yani tartışmaya katılanların tüm eksiklerini
dine bedel olarak ödetici şekilde, yani inançları besleyici
değil, törpüleyici formatta... Tarabya toplantısının her
halükârda faydalı olacağı ümidiyle hayırlara vesile olmasını
diliyorum." diyor. 20.05.2002 tarihli yazısında da:
"Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nda alınan
kararlar açıklandı. Gerek toplantının kendisi, gerekse burada
alınan kararlar üzerine değişik değerlendirmeler yapılacaktır.
Hemen kendi düşüncemi belirtmem gerekirse, bizatihi böyle
bir toplantının yapılmasının olumlu olduğu kanaatindeyim.
Türkiye’de, İslâm’ın güncel meselelerinin tartışılacağı
bir ilmî platform, olumlu ve ileri bir adım sayılmalıdır..."
değerlendirmelerini yapıyordu.
Türker
ALKAN ise, Radikal Gazetesinin 21.05.2002 tarihli nüshasındaki
köşesinde; “Geçen hafta toplanan ‘Güncel Dinî Meseleler
İstişare Toplantısı’nın büyük bir başarı olduğunu düşünüyor
ve Diyanet İşleri Başkanlığını kutluyorum. Bu toplantıda...
çağdaş dünyaya yaraşan kararlar çıkmıştır." değerlendirmelerine
yer veriyordu. Aynı Gazetede Murat BELGE, bu konuya ayırdığı
21.5.2002 tarihli yazısını, "Söz konusu toplantının,
fiilen hazırlanışının adımları ne olursa olsun, bu ihtiyacın
doğurduğu bir girişim olarak yorumluyorum; yararlı olduğuna
inanıyor ve arkasının geleceğini umuyorum." cümleleriyle
noktalıyordu.
Bekir
COŞKUN, Hürriyet Gazetesinde 21.05.2002 tarihli köşesinde;
"Bence Türk ulusu, büyük bir uygarlığın sahibi olduğunu
bir kez daha kanıtlıyor... Diyanet İşleri Başkanı Mehmet
Nuri YILMAZ ve çağdaş-aydın din adamlarımızı kutlamalıyız.
Onları herkes desteklemeli. Ülkemizin her zamankinden daha
fazla böyle din adamlarına ve onların yürekli çabalarına
ihtiyacı var." cümleleriyle toplantıyı değerlendiriyordu.
Bütün
bunlar gazetelerdeki köşe yazarlarımızın "Güncel Dinî
Meseleler İstişare Toplantısı"na gösterdikleri ilgiden
sadece birkaç örnek. Sabah Gazetesinde Ruhat MENGİ, Vakit’te
Hasan KARAKAYA, Milli Gazete’de Mustafa MİYASOĞLU, Afet
ILGAZ, Ebubekir SİFİL, Mahmut TOPTAŞ, Yeni Asya’da Mustafa
ÖZCAN, Yeni Şafak’ta Akif EMRE, Resul TOSUN, Sami HOCAOĞLU,
Hayrettin KARAMAN, Türkiye’de Fuat BOL, Ortadoğu’da İrfan
ÜLKÜ, Cumhuriyet’te Prof. Fatma ESİN, Zaman’da Hamdi MERT
ve daha bir çok köşe yazarı toplantı bittikten sonra da
günlerce bu toplantı üzerine yazılar yazdılar ve yorumlarda
bulundular.
Güncel
Dinî Meseleler İstişare Toplantısı’nın sonuç bildirgesi
de tüm ulusal basınımızda geniş ölçüde yer aldı. Her gazete
kendi habercilik anlayışları içerisinde kararlardan önemli
gördüklerini başlığa çektiler. Hemen hemen hepsi birinci
sayfadan kararları kamuoyuna duyurdular. "Kadına ‘saf’
serbest", "Dinde rönesans", "Çalışan
üç vakit namaz kılabilir", "Dini bu kez uzmanlar
tartıştı", "Kadınlar da camide namaz kılabilecek",
"Cahiller artık susmalı-Dinî otoriteler, tartışmalara
son noktayı ittifakla koydu.", "Kadın devrimi
Fetvada", "Dinde geniş uzlaşma","Dinde
modern çağ başlıyor", "Diyanet’ten ‘eşitlikçi’
bildirge", "Diyanet’ten önemli kararlar",
"Dinde kadın devrimi" "Diyanet tartışmalara
noktayı koydu" bu başlıklardan dikkat çekici olanlarıydı.
Gerçekten
yazılı ve görüntülü basınımız her zamankinden daha çok "Güncel
Dinî Meseleler İstişare Toplantısı"na alaka göstermiştir.
Bu alakayı gazetelerinde ve ekranlarında gösteren tüm basın
kuruluşlarımıza ve mensuplarına şükranlarımızı sunuyoruz.
Önemli bir toplantıyı, yaptıkları haberleriyle ve köşe yazılarıyla
daha önemli ve anlamlı hale getirdikleri için.
Ancak
buradan küçük bir uyarıyı da yapmayı basınımız açısından
önemli buluyoruz. Sayıları az da olsa bazı muhabirlerimiz
dinî meselelerdeki bilgi eksiklikleri nedeniyle kamuoyunda
yanlış algılamalara neden olabilecek eksik ve yanlış bilgilendirmeler
de yaptılar. Tabi ki iyi niyetlerinden asla şüphemiz yok.
Ama bu durum zaman zaman Diyanet İşleri Başkanımızın, "Basının
bünyelerinde ilahiyat uzmanlarına da yer vermesi"
gereğine yaptığı vurguyu bir kez daha hatırlamamıza vesile
oldu.
Tekrar,
bu toplantıya emeği geçen herkesi, basınımızı kutluyor,
ülkemizde yeni ufuklar oluşturacak nice toplantılarda buluşmak
ümidimizi yeniliyoruz.
|