|
AİLE
TERBİYESİNDE BİLİNMESİ GEREKEN
ON GÖREV
Değerli
mü’minler!
Bugünkü
sohbetimizde aile terbiyesinde bilinmesi ve uygulanması
gerekli on görevden söz etmek istiyorum.
Allah
Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: “Allah’a ibadet
edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya-babaya, akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın
arkadaşa, yolda kalmışa, ellerinizin altında bulunanlara
iyi davranın. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri
sevmez.”(1)
Âyet-i
Kerime’de uygulanması gerekli on emir yer almaktadır. Şimdi
kısaca bunların neler olduğu üzerinde duralım.
1-
Allah’a İbadet Etmek ve O'na Hiçbir Şeyi Ortak Koşmamak
Bu,
Allah'ın gönderdiği Peygamberleri aracılığı ile insanlara
duyurduğu ilk emridir. Allah'a yapılan ibadetin makbul olması
için o ibadete başkasının ortak edilmemesidir. Çünkü Allah,
ortaklıktan münezzehtir, yücedir. Eşi, dengi ve ortağı yoktur.
O'nun eşi ve ortağı olduğunu sanan ve O'ndan bir şey isterken
başkasını aracı yapan, hem derin bir sapıklığa düşmüş hem
de O'na büyük bir günah ile iftira etmiş olur. Onun için
O'na ibadete başkasını ortak kılmak, affetmiyeceğini bildirdiği
büyük bir günahtır.
2-
Anaya-Babaya İyilik Etmek
Allah,
kendisine ibadetten sonra ikinci derecede kişinin var olmasının
sebebi olan anne ve babasına saygılı davranılmasını emrediyor.
Kişiye en yakın olan ve onun için hiçbir fedakarlığı esirgemeyen
anne ve babasına karşı saygı görevini yapmayan kimseden
başkasına saygı göstermesi beklenmez. Anne-babaya karşı
değil saygısızlık, “öf” bile demeyi Allah yasaklıyor. Peygamberimizin
şu sözü bu konuda her şeyi açıklıyor:
“Allah'ın
rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah'ın gadabı anne
ve babanın gadabındadır.”(2)
3-
Akrabaya İyi Davranmak
Dinimiz
bütün insanlara ve hatta hayvanlara iyi davranılmasını emreder.
İnsanlar içerisinde iyilik yapılmasını emrettikleri kimseler
sıralanırken akraba ikinci sırada yer alır. Akrabanın görüp
gözetilmesi dinî bir terim olarak “sıla-i rahim” diye ifade
edilir. Dinimiz sıla-i rahm'a büyük önem vermiştir.
Kur'an-ı
Kerim'de şöyle buyurulur:
“Ey
mü’minler! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini
yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip
yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak bir birinizden
dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten
de sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde gözetleyicidir.”(3)
Peygamberimiz
de şöyle buyurmuştur: “Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse
misafirine ikram etsin; Allah'a ve ahiret gününe inanan
kimse sıla-ii rahim'de bulunsun.”(4)
Peygamberimizin
bir seferinde Bedevinin birisi önüne geçip bindiği devenin
yularını tuttukdan sonra:
-
Ey Allah'ın Resûlü, beni cennete koyacak bir ameli bana
haber verir misiniz, dedi. Orada bulunanlar:
-
Buna ne oluyor, buna ne oluyor, demeye başladılar. Peygamberimiz:
-
Ne olacak, ihtiyacı var ki soruyor, dedikten sonra Bedeviye
şu cevabı verdi:
“Allah'a
ibadet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmaz, namazı doğru
kılar, zekatı verir, yakınlarını ziyaret edersin (işte bunları
yaparsan cennete girersin). Artık deveyi bırak, buyurdu.”(5)
Enes
(r.a.) de Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
“Rızkının
bol olmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını
görüp gözetsin.”(6)
Allah
Teâlâ'nın insan için takdir buyurduğu ömür ne artar ne de
eksilir. Bu ve benzeri hadisi şeriflerde sadakaların ve
güzel işlerin ömrü artıracağı ifade buyurulmuştur. Bu artma,
bizim anladığımız manada bir artma değildir. Allah Teâlâ,
insanların yapacakları ibadetleri ve güzel işleri ezelde
biliyor. Bunun için bunların güzel işleri sebebiyle ömürlerini
artırarak takdir buyuruyor. Yoksa ezelde takdir edilmiş
olan ömürleri, sonradan yapacakları ibadet ve güzel işleri
sebebiyle artırılacak değildir.
Allah
Teâlâ'nın hakkımızdaki takdirini bilmediğimiz için Peygamberimizin
konu ile ilgili teşviklerine uymamız uygun olacaktır.
Akrabadan
muhtaç olanlara yardım etmek sıla-i rahimin kapsamı içindedir.
Zekat ve fitrelerimizi öncelikle akrabadan yoksul olanlara
vermemiz, bu malı ibadetlerimizin daha çok kabulüne vesile
olacaktır. Peygamberimiz buyuruyor: “Yoksula bir şey vermek
sadakadır. Akrabaya bir şey vermenin ise iki sevabı vardır.
Birisi sadaka sevabı, diğeri de akrabayı görüp gözetme sevabıdır.”(7)
Bir
başka hadisi şerif de şöyledir: “Sadakanın en kıymetlisi,
içinde düşmanlık hisleri taşıyan fakat bunu açığa çıkaramayan
akrabaya verilen sadakadır.”(8)
Böyle
bir akrabaya verilecek sadaka, hiç şüphe yok ki, onun içinde
sakladığı düşmanlık hislerinin ortadan kalkmasına ve düşman
gördüğü akrabaları ile dost olmasına sebep olacaktır.
Peygamberimiz
hayır yapmak isteyen kimselere akrabalarını hatırlatarak
bu hayrın onlara yapılmasının daha çok sevap olacağını ve
Allah'ı daha çok memnun edeceğini bildirirdi. Enes (r.a.)
anlatıyor:
Ebû
Talha (adındaki sahabi) Medine'deki Ensarın en zenginlerindendi.
En sevdiği mal da Peygamberimizin mescidinin karşısındaki
Beyreha denilen bahçesi idi. Peygamberimiz zaman zaman o
bahçeye girer ve tatlı suyundan içerdi. Ebû Talha, “En sevdiğiniz
maldan sadaka vermedikçe iyiliğe eremezsiniz.”(Al-i İmran,
3/92) mealindeki âyet-i kerime nazil olunca, kalkıp Peygamberimize
geldi:
-
Ey Allah'ın Resûlü, Allah Teâlâ, “En sevdiğiniz maldan Allah
yolunda harcamadıkca iyiliğe eremezsiniz.” Buyuruyor.
En
sevdiğim mal, Beyreha adındaki hurmalıktır. Onu Allah rızası
için sadaka ettim. Allah katında onun hayrını ve ahiret
azığı olmasını umuyorum. Ey Allah’ın Resûlü, Allah sana
nasıl ilham ederse öyle yap, dedi.
Peygamberimiz:
-
İyi yaptın, senin için karlı bir maldır. Sözünü dinledim.
Ben onu akrabana vermeni uygun görüyorum”, buyurdu. Ebû
Talha:
-
Uygun gördüğün gibi yapayım, ey Allah'ın elçisi, dedi ve
bahçeyi akrabasiyle amca çocukları arasında taksim etti.”(9)
“Abdullah
b. Mes'ud (r.a.)’ın eşi Zeynep es-Sakafiyye (r.a.)’nin rivayetine
göre Peygamberimiz:
“Ey
kadınlar topluluğu, zinetlerinizden olsun sadaka verin.”
buyurdu. Ben eşim Abdullah b. Mesud'a:
-
Sen fakir bir adamsın, mali durumun iyi değil. Peygamberimiz
sadaka vermemizi emrettiler. Peygamberimize git de sor,
eğer senin ve çocukların için harcadığım sadaka yerine geçiyorsa
size, geçmiyorsa başkalarına vereyim dedim. Eşim Abdullah:
-
Kendin git sor, demesi üzerine, Peygamberimize gittim. Bir
de baktım ki Ensardan aynı maksatla gelmiş bir kadın da
kapıda durmaktadır. Peygamberimiz heybetli idi. Önümüze
Bilâl çıktı. Ona:
-
Peygamberimize git de kapıda iki kadın bekliyor, sizden,
kocalarına ve terbiyelerinde bulunan yetimlere harcadıkları
sadaka yerine geçer mi? diye soruyorlar, de, fakat bizim
kim olduğumuzu söyleme, dedik. Bunun üzerine Bilâl Peygamberimizin
yanına girdi ve ondan sordu. Peygamberimiz:
-Onlar
kimlerdir? Buyurdu.
Bilâl
de:
-Ensar'dan
bir kadın ile Zeynep’dir, dedi. Peygamberimiz:
-Zeyneplerin
hangisi? Buyurdu. Bilâl:
-Abdullah
b. Mes'ud'un eşi, cevabını verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz:
-
Onun için iki sevap vardır. Biri akrabalık sevabı diğeri
sadaka sevabı, buyurdu.”(10)
Sıla-i
rahimin en güzeli akrabadan muhtaç olanları ziyaret ederek
onlara yardım etmek ve geçim darlıklarım hafifletmektir.
Sıla-i rahim görevini ihmal etmek, Allah’ın rahmetinin üzerimizden
kesilmesine sebeptir. Peygamberimiz buyuruyor: “Rahm Arş'a
tutunmuş, akrabalık Arş'ın Rabbine sığınmış ve şöyle demiştir”;
“Beni görüp gözeteni Allah gözetsin, benimle ilgiyi kesenden
de Allah rahmetini kessin.''(11)
Bir
adam Peygamberimize sordu:
-
Ey Allah'ın elçisi, benim yakınlarım var. Ben onları ziyaret
ederim, onlar bana gelmez. Ben onlara iyilik ederim. Onlar
bana kötülük eder. Ben onlara yumuşak davranırım, onlar
bana kaba davranır. Peygamberimiz:
“Eğer
dediğin gibi isen, onlara sıcak kül yediriyor gibisin. Sen
böyle davrandığın sürece, Allah Teâlâ sana yardımcı olur
ve seni onlardan korur.''(12)
Hadis-i
Şerifte geçen “onlara sıcak kül yediriyor gibisin” ifadesi
bir benzetmedir. Peygamberimiz, kişinin akrabasına karşı
bu örnek davranışı karşısında, onların çirkin davranışlarından
ötürü başlarına gelecek elem ve ıztırabı, sıcak kül yiyenin
ıztırabına benzetmiştir.
Yine
Peygamberimiz, “Akrabadan gelen iyiliğe misliyle karşılık
veren kimse tam manasıyla akrabasına sıla etmiş değildir.
Gerçek sıla, kendisiyle ilgiyi kesenleri görüp gözetmektir.”(13)
buyurmuşlardır.
İnanmış
olan kimse artık bu ayet ve hadisler karşısında akrabaları
ile ilgisini kesemez. Onları rahatsız edici ve kabul edilemez
davranışları karşısında bile onlara iyilik etmek ve yardımda
bulunmak durumunda olmalıdır. Çünkü Hz. Ali Peygamberimizin
şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Dünya ve ahiret ahlâklarının
en güzelini sana bildireyim mi? Seninle alakasını kesenle
ilgilenmen, sana vermeyene vermen ve sana zulmedeni affetmendir.”(14)
4-
Yetimlere İyi Davranmak
Dinimiz,
toplum fertlerinin birbirleriyle yardımlaşmalarını öğütlerken,
yoksulları görüp gözetmemizi, öksüzleri kendi çocuklarımız
gibi koruyarak eğitip yetiştirmemizi tavsiye eder. Peygamberimiz:
“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait her hangi bir yetimi
görüp gözetmeyi, eğitip yetiştirmeyi üzerine alan kimse
ile ben, cennette şöyleyiz (bareberiz)” buyurarak şehadet
parmağı ile orta parmağını işaret etmiştir.(15)
Öksüzler
bize Allah'ın emanetidir, onların anası da babası da biziz.
Onların görüp gözetilmesi, eğitilip yetiştirilmesi ve topluma
yararlı birer insan haline getirilmesi bizim görevimizdir.
5-
Yoksullara Yardım Etmek
İnsanların
durumları eşit değildir. Bir kısmı varlıklı iken bir kısmı
yoksuldur. Bir kısmının sağlığı iyi olduğu halde bir kısmı
hasta ve sakattır. Toplum halinde yaşayan insanların birbirleriyle
yardımlaşmaları dinimizin emridir. Varlıklı zengin insanlar
toplum içindeki yoksulları soruşturmalı ve onlara yardım
etmelidir. Peygamberimiz buyuruyor:
“Yoksulları
arayın ve onlara yardım edin. Siz ancak fakirleriniz sayesinde
(düşmanlara karşı) yardım görür ve rızıklanırsınız.”(16)
6
ve 7. Komşuya İyi Davranmak
Toplu
yaşayışta aileden sonra haklarına en çok riayet etmemiz
gerekenler, yanyana yaşadığımız komşularımızdır.
Âyet-i
Kerime'de komşular, yakın ve uzak olmak üzere iki kısma
ayrılmaktadır. Yakın komşu, evi yakın olan komşuya denebileceği
gibi akrabadan olan komşuya da denir. Uzak komşu da ya evi
uzak olan veya akrabadan olmayan veya da müslüman olmayan
komşudur. Peygamberimiz buyuruyor: “Komşu üç kısımdır. Birincisinin
üç hakkı vardır: Komşuluk hakkı, yakınlık hakkı ve İslâmiyet
hakkıdır. (Bu yakınlığı olan müslüman komşudur.) İkincisinin
iki hakkı vardır; Komşuluk hakkı ve İslâmiyet hakkı. (Bu
müslüman olan komşudur.) Üçüncüsünün ise bir hakkı vardır
ki, bu müslüman olmayan komşudur.” (17)
Görülüyor
ki, komşu tabirinde müslüman, müslüman olmayan dost, düşman,
zararlı, faydalı, yakın uzak istisnasız bütün komşular dahildir.
Demek ki müslüman, yakının bulunan kim olursa olsun herkesle
iyi geçinecek ve İslâm’ın güzelliklerini yaşayarak gösterecektir.
En etkili nasihat budur. Burada bir hatıramı anlatmak isterim.
Ankara Müftüsü idim. Hava kirliliği konusunda konferans
vermek üzere Türkiye'ye gelen Amerikalı bir profesör müslüman
olmak üzere Müftülüğe başvurdu. Gerekli dinî merasimi yaptıktan
sonra kendisine sordum:
-
Müslümanlığı neden kabul ettiniz? Şu cevabı verdi:
-
Bundan önce Fas veya Tunus'ta üniversitede öğretim üyesi
idim. Kaldığım daire komşum bir müslümandı. Çok saygılı
ve edepli birisi idi. Ben müslüman olmadığım halde bana
karşı örnek davranışlarına şahit oldum ve çok etkilendim.
Oradan ayrılırken kendisine; Bir yabancı ve dininizden olmayan
kimseye karşı bu asil davranışlarınızın kaynağı nedir? Diye
sorunca, ‘Kur'an-ı Kerim din ayırımı yapmaksızın, komşunun
komşuya karşı iyi davranmasını emrediyor. Kitabımın bu emrini
uyguladım’ dedi. Bunun üzerine Kur'an-ı inceledim ve müslüman
olmaya karar verdim.
Görülüyor
ki, müslüman tavırlariyle İslâm’ın güzelliklerini telkin
ederse daha etkili olur.
Evet
yüce dinimiz komşu haklarına büyük önem vermiştir. Peygamberimiz
bu önemi şu sözleriyle açıklamıştır: “Cebrail aleyhi's-selam
bana komşu hakkında o kadar tavsiyelerde bulundu ki, ben,
komşuyu komşuya varis kılacak sandım.”(18)
Ebû
Zer (r.a.) diyor ki; Dostum Peygamberimiz; bana şöyle vasiyet
etti; “Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy, sonra da komşu
ailelerine bak, onlardan muhtaç olanlara münasip bir pay
ayır.” buyurdu.(19)
Ebû
Hureyre (r.a.)’nin rivayetinde Peygamberimiz; “Ey Müslüman
kadınlar! Komşuya verilen veya komşudan alınan bir hediyeyi
paça dahi olsa az görmeyin.”(20) buyurmuştur.
Ebû
Şureyh el-Huzâî (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir. “Allah'a ve ahiret gününe inanan komşusuna
iyi davransın, Allah'a ve ahiret gününe iman eden misafirine
ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden hayır söylesin
veya sussun.” (21)
Ebû
Hureyre (r.a.) den rivayet olunduğuna göre Peygamberimiz
şöyle buyurmuştur:
“Vallahi
inanmamıştır, vallahi inanmamıştır, vallahi inanmamıştır.”
Kim
inanmamıştır? Ey Allah'ın Resûlü, diye sordular.
Peygamberimiz;
“Komşusu kötülüğünden emin olmayan kimse inanmamıştır.”
buyurdu.(22)
Yine
Ebû Hureyre (r.a.)’nin rivayetinde, bir adam Peygamberimize:
-
Ey Allah'ın Resûlü, falan kadın çok nafile namaz kılar,
çok sadaka verir ve çok nafile oruç tutar, ancak diliyle
komşularına eziyet eder, dedi. Peygamberimiz:
“O
kadın cehennemdedir”, buyurdu. Adam sözüne devamla:
-
Ey Allah'ın Resûlü falan kadın da az nafile oruç tutar ve
nafile namaz kılar. Ve kendi eliyle hazırladığı keş'den
bir miktarda sadaka verir, ama komşularına eziyet etmez,
dedi.
Peygamberimiz;
“İşte o kadın cennettedir”, buyurdu.(23)
Komşularımıza
karşı başlıca görevlerimiz şunlardır:
Komşuların
haklarına saygılı olmak, onları söz ve davranışlarımızla
incitmemek, Sevinç ve üzüntülerini paylaşmak, dert ve sıkıntılarını
gidermeye çalışmak, Gerektiğinde yardım etmek, ödünç vermek,
hediyeleşmek, Hastalandıklarında ziyaret etmek, ölenin cenazesine
katılmak ve başsağlığı dilemek.
Özet
olarak; kendimiz için sevip istediğimiz şeyleri onlar için
de sevip arzu etmek, kendimize yapılmasını istemediğimiz
şeyleri onlara reva görmemek ve yapmamak.
Bu
bölümü Enes İbn Malik (r.a.)’in rivayet ettiği bir hadisi
şerifle tamamlayalım: “Yanı başındaki komşusunun aç olduğunu
bildiği halde karnı tok olarak yatan kimse bana iman etmiş
değildir.”(24)
8.
Yanındaki Arkadaşa İyi Davranmak
İyi
davranılması gerekenlerden biri de yanındaki iş arkadaşı
ve meslekdaşıdır. Mü’min, herkesle iyi geçinir, herkesin
haklarına saygılı olur ve kimseyi kırıp incitmez. Özellikle
birlikte çalıştığı, her gün yüz yüze baktığı arkadaşına
daha iyi davranır. Peygamberimiz buyuruyor:
“Allah
katında dostların hayırlısı, arkadaşlarına iyi davranan,
komşuların hayırlısı da komşularına hayrı dokunandır.”(25)
9.
Yolda Kalmışlara İyilik Etmek
Memleketinden,
evinden uzakta kalmış, hele parası da tükenmiş olan insanlara
iyilik etmek, yardımda bulunmak ve yol göstermek müslümanın
görevidir
10.
Ellerimizin Altında Bulunanlara İyi Davranmak
Âyet-i
Kerime'de kendilerine iyi davranılması, emredilenlerin onuncusu;
yanımızda çalıştırdığımız insanlar ve hizmetimizde bulunanlardır.
Onların ücretlerini zamanında ve eksiksiz ödemek ve onları
Üzecek davranışlardan sakınmaktır. Enes İbn Malik (r.a.)
diyor ki: “Peygamberimize on sene hizmet ettim. Bir defa
olsun bana (canı sıkılıp da) “öf'' demedi, niçin böyle yaptın?
Diyerek azarlamadı. Böyle yapsaydın da demedi.”(26)
İşte
ayet-i kerime'de yer alan on emir kısaca bunlardır. Bu on
emri yerine getirenler, getirmeye çalışanlar Allah'ın sevgili
kullarıdır. Allahım! Bizi bu kullarından eyle. Amin!
---
1-
Nisa, 36.
2-
Tirmîzî, Birr, 3.
3-
Nisa, 1.
4-
Buhârî, Edep, 31.
5-
Buhârî, Zekat, 1; Müslim, İman, 4.
6-
Buhârî, Büyu, 12; Müslim, Birr, 6.
7-
Tirmizi, Zekat, 26.
8-
et- Terğib, ve't-Terhip, 2/37 (Hadisi, Taberânî, İbn Huzeyme
ve Hakîm rivayet etmişlerdir).
9-
Buhârî, Zekat, 44; Müslim, Zekat, 14.
10-
Buhârî, Zekat, 48; Müslim, Zekat, 14.
11
- Müslim, Birr, 8.
12-
Müslim, Birr, 6.
13-
Buhârî, Edep, 15.
14-
et-Tergib ve't-Terhip, 3/342 (Hadisi Taberânî “Evsat”inde
rivayet etmiştir).
15-
Müslim, Zühd, 2.
16-
Ebû Davut, Cihad, 77.
17-
Kenzu'l Ummal, 9 (Hadis No: 24891).
18-
Buhârî, Edep, 28; Müslim, Birr, 41.
19-
Müslim, Birr, 42.
20-
Buhârî, Edep, 30; Müslim, Zekat, 29.
21-
Müslim, İman, 19; Buhârî, Edep, 21 (Yalnız Buhârî'nin rivayeti
biraz farklıdır).
22-
Buhârî, Edep, 29; Müslim, İman, 18.
23-
et-Tergib ve't-Terhip, 3/356 (Hadisi, Ahmed, Bezzar, İbn
Hibban ve Hakîm rivayet etmişlerdir. Hakîm, İsnadı Sahihtir,
demiştir).
24-
et- Tergib ve't- Terhib, 3/358 (Hadisi Taberani ve Bezzar
rivayet etmişlerdir.).
25-
Tirmîzî, Birr, 28.
26-
Buhârî, Edep, 39.
|