İzlenim

MALEZYA YEDİNCİ ULUSLARARASI VAKIFLAR VE  DİYANET İŞLERİ BAKANLARI KONFERANSININ ARDINDAN

Bu yazımızda sizlere 06-08 Mayıs 2002 tarihleri arasında Malezya’nın Başkenti Kuala Lumpur’da  düzenlenen Yedinci Uluslararası Vakıflar ve İşleri Bakanları Konferansı hakkında bilgiler sunacak, uzak doğunun kendine özgü bu İslâm ülkesi hakkında tanıtıcı bilgiler verecek ve izlenimlerimizi aktarmaya çalışacağız.

1979 yılından bu yana süreklilik kazanmış olan bu tür konferansların ilk dördü; 1979-1989 yılları arasında Suudi Arabistan’ın muhtelif şehirlerinde, beşincisi; 1995 yılında Fas’ın başkenti Rabat’ta, altıncısı da; 1997 yılında Endonezya’nın Başkenti Jakarta’da gerçekleşmiştir.

İslâm Konferansı Örgütü’ne üye ülkelerin temsilcilerinin iştirakiyle toplanan Vakıflar ve Diyanet İşleri Bakanları Konferansı’nın amacı, İslâm ülkeleri arasında fikir alışverişinde bulunmak, ekonomi, eğitim, bilim, teknoloji alanında işbirliğine gitmek ve koordinasyonu sağlamak, kutsal mekanların korunmasına yönelik tedbirler almak, dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan Müslüman azınlıklarla yakından ilgilenmek ve sorunlarının çözümüne katkıda bulunmaktır. Bu yılki konferansa ülkemizden Devlet Bakanı Sayın Recep ÖNAL’ın delegasyon başkanlığında; Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri YILMAZ,  Başbakanlık Sosyal Kültürel İşler Başkanı Hüsnü GÜRSOY ve Diyanet İşleri Başkanlığı Teftiş Kurulu Üyesi Yaşar ÇOLAK’tan müteşekkil 4 kişilik bir heyet iştirak etmiştir.

Kuala Lumpur’un önemli otellerinden Istana’da icra edilen Konferansa, İslâm Konferansı Örgütüne üye bütün ülkeler katılımcı, Bosna Hersek Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletleri ile İslâm Konferansı Örgütü ve İslâm Kalkınma Bankası gibi bölgesel ve uluslararası bazı organizasyonlar gözlemci sıfatıyla katılmışlardır. İştirakçi sayısı, 63 ülkeden toplam 160 kişi civarında gerçekleşmiştir. Yavru Vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Konferansa gözlemci sıfatıyla çağrılması, Kıbrıs sorununun bir kez daha İslam dünyasının gündemine taşınması bakımından sevindirici bulunmuştur.

Konferansın açılışı görkemli bir törenle yapılmıştır. Önce Kur’an okunmuş, ardından Malezya Diyanet İşlerinden sorumlu Başbakanlıktan Devlet Bakanı Dato Abdulhamit b. Zeynel Abidin kürsüye gelerek bir açış konuşması yapmıştır. Zeynel Abidin; konferansa ev sahipliği yapmaktan duydukları onuru dile getirdikten sonra, bu organizasyonun Malezya Müslümanları ile diğer İslâm ülkelerinin  tarihi tecrübe ve birikimlerini ortak faydaya sunacağını,  Malezya’nın bütün İslâm devletleri nezdinde daha yakından tanınmasına vesile olacağını, başta Filistin halkı olmak üzere bazı kardeş İslâm ülke ve topluluklarının varlık mücadelesi verdiği bir dönemde, ortak bir şuur ve sorumluluk anlayışı içinde hareket edilmesi gerektiğini, Malezya Müslümanlarının da diğer İslâm ülkelerinden öğreneceği pek çok şeyin bulunduğunu, bu önemli uluslarası etkinliğin İslâm ümmetinin imajının düzelmesine katkı yapacağına inandığını belirtmiştir.

Ardından İslâm Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Dr. Abdul Wahid Balqaziz kürsüye gelerek bir konuşma yapmıştır. Genel Sekreter; çağın ortaya koyduğu düşünce birikimlerinden ve teknolojik imkanlardan yararlanarak, günümüzde İslâm daveti için etkin yöntemler geliştirilmesi gerektiğini, özellikle gayr-ı Müslim ülkelerin kitle iletişim araçlarında o ülkelerde yaşayan insanların kültür ve idrak seviyesine hitap edecek tarzda İslâmî  meseleleri ortaya koyabilecek ve İslâm’ı doğru temsil edebilecek nitelik ve yeterlilikte din bilginlerine ihtiyaç duyulduğunu, bu tür din bilginleri yetiştirmeye yönelik müşterek çalışmaların gerekli olduğunu  vurgulamıştır.

Üçüncü olarak ise Konferansın İcra Kurulu Başkanı ve Suudi Arabistan Krallığı Diyanet ve Vakıf İşleri Bakanı Şeyh Salih b. Abdul Aziz b. Muhammed eş-Şeyh bir konuşma yapmıştır. Konuşmasında, konferansın önemine işaret etmiş ve Malezya’nın konferansa gönüllü olarak ev sahipliği yapmasından duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir.

Açılış seremonisinin son konuşmasını ise, Malezya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Dato Abdullah Haji Ahmed Badawi yapmıştır. Badawi, delegeleri selamladıktan sonra, İslâm ülkelerinin daha müreffeh ve daha rekabetçi bir yapıya kavuşabilmeleri için düşünce kalıplarında köklü değişikliklere gitmeleri gerektiğini, güçlü bir ekonomiye sahip olmadan sosyo-kültürel  alanda da ilerlemenin  olamayacağını, dünyada en fazla müntesibi olan ikinci büyük din, İslâm olmakla birlikte, bu dine mensup ülkelerinin ekonomik güçlerini kolektif bir anlayış içinde değerlendiremedikleri, bunun sonucu olarak da uluslararası ilişkilerde siyâsî etkinliklerini kaybettiklerini, bu sebeple muhatap oldukları haksız ithamlara karşı gerekli mukavemeti gösteremediklerini ifade etmiştir. Badawi, İslâm hakkındaki oluşan olumsuz anlayışların izalesi için, sağduyulu Müslümanların inançlarını temsil görevini, militan aşırı uçlara bırakmamaları gerektiğini de vurgulamış ve bütün Müslümanları zihinsel göçe çağırmıştır. Ona göre;  "Bizler mevcut durgunluk ve ümitsizlik halinden modernite ve üstünlük çağına sıçramak mecburiyetindeyiz". İslâm ülkelerindeki fakirlik sorununun halli için iki somut adımın atılması gerekmektedir: Bunlardan birincisi sosyal fonksiyonlarını daha etkin icra etmesi için vakıf idarelerinin etkinleştirilmesi,  ikincisi ise; fakir İslâm ülkelerine yardım edecek veya onlara kredi açacak uluslararası bir finans kuruluşunun kurulmasıdır.

Malezya’nın filozof tabiatlı Başbakanı Datuk Seri Dr. Mehathir Muhammed ise programı gereği, açış konuşmasını konferansın ikinci gününde yapmıştır. İslâm dünyasına sağduyu ve bilinçlenme çağrısında bulunan ve bütün delegelerin büyük ilgisini çeken konuşmasında özetle şu noktaların  altını çizmiştir:

"İslâm medeniyeti ve Müslümanlar uzun zamandan beri sıkıntılı günler geçirmektedirler. Başlangıç yıllarında Müslümanlar yönetimden bilim, sanat, endüstri ve ticarette varıncaya kadar her alanda ileri konumdaydılar. Bütün dünya Müslümanlara gıpta ile bakıyor, askeri gücüne hayran kalıp boyun eğiyordu.  Ne yazık ki, bu ihtişamlı dönemler Müslümanların şahsî ve toplumsal hataları sebebiyle sona ermiş, 1492’de Granada’nın Müslüman kralı ülkesini İspanyollara teslim ederek Kuzey Afrika’ya geri çekilmek zorunda kalmıştır. Türk İslâm İmparatorluğu ise 1920’lerde Anglo-Fransız saldırılarına maruz kalarak çökmüştür. Bugün Küçük Asya diye tabir ettiğimiz Türkiye’nin büyük bir kısmı Yunanlıların eline geçmişti. O dönemde Mustafa Kemal çıkıp varlık mücadelesine girişmemiş olsaydı, bugünkü Türkiye İslâm coğrafyası içinde yer almayacaktı.

Birçok Müslüman son derece sağlıksız ve hatalı bir yaklaşımla İslâm imparatorluklarının çöküşünü takdir-i ilâhîye bağlamıştır. Halbuki bizler, geri kalmışlığımızın sebebini Yüce Allah’ın takdirinde aramak yerine, bizzat kendimize yönelmemiz gerekmektedir. Yüce Allah’ı sorumlu tutamayacağımız yoksulluk ve geri kalmışlığımızdan ancak kendi çabamızla kurtulabileceğimizi kafamızın içine sokmak durumundayız.

Maalesef kendi kendini korumaktan aciz İslâm ümmeti, karşılaştığı küresel problemlere de çareler üretememektedir.  Filistin şehirlerinde, özellikle Cenin’de  yaşanan insanlık ayıbı  gözlerimiz önünde cereyan etmekte, ancak kınamaktan başka bir şey yapamamaktayız. Müslümanların tek vücut olmaları gerekmektedir. Bunun için yapılacak çalışmalar, İslâmî terminoloji ile ifade edilecek olursa, farz-ı kifayedir. Müslümanlar kendi acizliklerini değiştirmek için hiçbir şey yapmıyor ve Allah'ın yardımını hak etmiyorlar. Doğruyu söylemek gerekirse, bugünkü durumdan Müslümanların kendileri sorumludur. Çünkü Müslümanlar kendi icraatları ile bu duruma düştüler. İslâm Konferansı Örgütü de bugüne dek kayda değer bir başarı gösterememiştir. Müslümanlar İslâm'dan konuşuyorlar fakat onun öğretilerini izlemiyorlar. İslâm kardeşliğinden bahsediyoruz ve sonra da birbirimizi öldürüyoruz. 

Çare, Kur’an ve Hz. Peygamberin sünnetinde mündemiç olan bilim ve kardeşliğe yeterli ölçüde  önem vermektir."

Protokol konuşmalarından sonra 7’inci Konferansa başkanlık edecek kişinin seçimi yapılmış, başkanlığa Malezya Diyanet İşlerinden sorumlu Başbakanlıktan Devlet Bakanı Dato Abdulhamit b. Zeynel Abidin getirilmiştir.

Toplantıda ele alınacak konular, konferansın icra kurulunun yaptığı toplantılarda belirlenerek daha önce üye ülkelerden bazılarına  tevdi edilmiştir. Buna göre;

1. Değişen dünya bağlamında İslâm’a çağrı görevini yürütecek olan kişilerin yetiştirilmesi ve İslâm’a çağrı yöntemi konusu, Suudi Arabistan;

2. İslâm yazılı mirasını korumaya yönelik uluslararası bir vakfın kurulması teklifi, Mısır Arap Cumhuriyeti;

3. Arapça’nın dışındaki diğer dillerle İslâm’ın sunumu için genel strateji konusu, Fas Krallığı,

4. İnternet yayınlarındaki (İslâmî değerler açısından) olumsuzlukların izlenerek değerlendirilmesi konusu,  Suudi Arabistan Krallığı,

5. Kur’an-ı Kerim’in diğer dillere çevrilmesinin kriterleri konusu, Suudi Arabistan Krallığı,

6. Vakıfların korunarak geliştirilmesine yönelik İslâm ülkelerince gösterilen gayretlerin koordinasyonu projesi,  Kuveyt,

7. İslâm Kalkınma Bankası bünyesinde vakıfların gelirlerinin değerlendirilmesine yönelik yatırım fonunun oluşturulması konusu, İslâm Kalkınma Bankası,

8. İslâm ülkelerinde zekat müessesesinin kurulması konusu, Ürdün Krallığı,

9. İslâm’a çağrı ve aşırılık (Malezya deneyimi) konusu, Malezya Krallığı tarafından hazırlanarak konferansta sunulmuştur. Konular Genel Kurul’a sunulduktan sonra her konu için delegasyon başkanlarının tayin ettiği uzmanlarca oluşturulan çalışma grupları, teknik detaylarla ilgili ayrı salonlarda müzakere ve tartışmalar yaparak konu ve projelere nihai şekilleri verilmiştir. Heyetimiz gerek Genel Kurul gerekse çalışma gruplarında görev alarak, metinlerin nihai şekline kavuşmasına katkıda bulunmuştur.

Oldukça faydalı ve olumlu geçen 3 günlük müzakereler sonucunda;

1. Her ne şekilde ve her nerede olursa olsun İslâm dininin şiddet, aşırılık ve terörle ilgisinin olmadığı, bütün insanları barışa davet eden bir dinin terörü metot olarak benimsemesinin mümkün olamayacağı, İslâm dininin teröre bulaşanlara en ağır cezaları ön gördüğü, bütün İslâm ülkelerinin bu doğrultuda bir yargı oluşmasına katkı sağlayabilecek düşünce ve eylemlerden titizlikle kaçınması gerektiği, dünyanın muhtelif bölgelerinde meydana gelen terör eylemleri gerekçe gösterilerek İslâm dininin terörü destekleyen bir din olarak gösterilmesi girişimlerinin kabul edilemeyeceği,

2. İslâm Konferansı Örgütüne üye devletlerin dışişleri bakanlarının 1-3 Nisan 2002 tarihleri arasında Kuala Lumpur’da yaptıkları olağanüstü oturum sonucunda yayınladıkları terörü bütün form ve tezahürleriyle kınayan, her türlü saldırganlığı reddederek barış ve toleransa çağrı yapan Uluslararası Terörizm Deklarasyonu’nda yer alan karar ve tavsiyelerin teyit edilmesi,

3. Filistin halkına destek verilmesi, bu bölgede yaşanan insanlık dramına bir an önce son verilmesi ve İsrail devletinin bir an önce Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi kararlarına uyması,

4. Müslüman azınlıkların haklarının korunması, uluslararası organizasyon ve kuruluşların dikkatini bunların  sorunlarına çekmek için sistematik teşebbüslerde bulunulması, 

4. İslâm’a çağrı görevini yürütecek kimselerin eğitimine özel önem verilmesi ve bu konuda yöntem olarak aşırılıktan kaçınılması, İslâm toplumlarında aşırılığa karşı çoğulcu zihniyet ve diyalog anlayışının geliştirilmesine yönelik eğitim çalışmalarına önem ve ağırlık verilmesi,

5. Gerek İslâm dünyasında gerekse Batı dünyasında İslâm imajının doğru oluşmasına yönelik çalışmalar yapmak üzere İslâm dünyasının saygın bilim ve din adamlarından oluşan bir bilim heyetin oluşturulması, bu maksatla uluslararası konferans ve seminer çalışmalarına aşırlık verilmesi,

6. İslâm Kalkınma Bankası bünyesinde Vakıf Yatırım Fonu oluşturulması yönünde 6’ıncı Konferansta alınan kararın uygulanmasına ilişkin çabalarından dolayı İslâm Kalkınma Bankasına teşekkür edilmesi,

7. Vakıf işlerinin geliştirilmesine yönelik İslâm ülkeleri arasında yürüttüğü koordinasyon gayretlerinden dolayı Kuveyt Vakıflar ve Diyanet İşleri Bakanlığına teşekkür edilmesi,

8. Temel İslâm kavramlarının anlaşılmasına yönelik bir çalışma yaptırılarak konuyla ilgili, yaygın olarak kullanılan dillerde bir kitabın yayınlanması,

10. İslâm kültürünün yazılı mahsüllerini tasnif, tahkik ve neşretmek amacıyla uluslararası bir vakfın kurulması,

11. İslâm ülkelerinde zekat işlerini yürütecek kurumların oluşturulması,

12. İnternet yayınlarındaki olumsuzlukların izlenerek değerlendirilmesi,

Yönünde istişârî mahiyette kararlar alınarak dünya kamuoyuna deklare edilmiştir. Kararların İslâm ülkeleri ve bütün insanlık için yararlı sonuçlar doğurmasını temenni ediyoruz.

 

 

ÖRNEK BİR İSLÂM ÜLKESİ: MALEZYA

Malezya, aramızdaki mesafenin uzak, ama gönüllerimizin yakın olduğu, uzak doğunun çok ilginç ve sevimli bir İslâm ülkesidir. Malezya hakkında daha önce pek çok bilgi edinmiş, bu ülke hakkında hep güzel şeyler duymuştuk. Hatta Malezyalı bir çok şahsî arkadaşlarımız da, bizde hep olumlu izlenimler bırakmıştı. Bu ülkeye gitmemiz nihayet bu yıla nasip oldu. Gördüklerimizin, okuduklarımızla örtüşmesi, bizi fevkalade mutlu kılmıştır. İslâm ülkesi deyince çoğu zaman aklımıza gelen geri kalmışlık, fakirlik, çaresizlik gibi kavramlar, Malezya’da yerini, kalkınmışlık, refah, medenî ilişkiler, hoşgörü,  birlikte yaşama gibi değerlere  bırakmıştır. Küreselleşme bağlamında dinlerarası diyalog ve pluralizm çağrılarının yapıldığı çağımızda, Malezya’nın zeki, azimli, kararlı ve mütevazı insanları, dünyamızın bu köşesinde farklılık içinde, birlikte yaşamın en güzel örneklerini sergilemektedirler. Müslüman, Budist, Hindu, Taoist ve diğer inanç gruplarına mensup insanlar, toplumsal mutabakatla barış içinde, yan yana yaşamakta, ülkenin kalkınması için gayret sarf etmektedirler. Büyükelçimiz sayın Koray TARGAY’ın da ifade ettiği gibi, bu ülkede insanların birbirine olan güven oranı oldukça yüksek düzeyde bulunmaktadır. Bu yüzden, çoğu İslâm ülkesinde müşahede edilenin aksine, toplumsal enerji, ülkenin kalkınmasının temel motivasyonunu oluşturmaktadır.

Bu ülkeyi görmekten, Malezyalı bir çok Müslüman kardeşimizle tanışmaktan fevkalade mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Malezyalı kardeşlerimizin biz Türklere karşı dostane duygular içinde olduğunu müşahede etmek de bizim için başka bir mutluluk kaynağı olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, ufku geniş ecdadımız bu bölgeyi de ihmal etmemiş, buralara gemilerle silah ve sanat erbabı göndererek yüklendiği misyonun gereğini yerine getirmiştir.

1500’lü yıların başında Portekizlerin, şimdilerde Malezya’nın en eski şehri konumunda olan Malakka eyaletini işgal etmesi üzerine, Malayların  şehri  geri alma mücadelesinde, Açe Sultanlığı da  Osmanlı Devletinin gönderdiği ağır silahlarla kendilerine destek olmuştur. Bu özel ilgi ve sevginin arka planında, ecdadın bu yardımının önemli katkısı olduğu söylenebilir.

Malezya’nın gerçek sahipleri Malaylardır. Malaylar, yüzyıllar boyu Çin, Hindistan, Tayland ve Sumatra Adası topraklarında dağınık bir şekilde yaşamışlar, 8-13. yüzyıllar arası Endenozya Sultanlığı’na bağlı kalmışlar, daha sonra da bir müddet Hint işgaline maruz kalmışlardır. Tarih sahnesine 1400 yılında Malay Sultanlığını kurarak çıkmışlardır. Ancak 16’ıncı yüzyıldan itibaren önce Portekiz, bilahare Hollanda, İngiliz ve Japonların işgaline maruz kalmışlardır. Malaylar 31 Ağustos 1957’de Malezya Federasyonu’nu kurarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. 1963 tarihinde bu birliğe Brunei adasında bulunan Sarawak ve Sabah eyaletleri ile Singapur dahil olmuştur. Ancak 1965’te Singapur Malezya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet olmuştur.

Bugün 23.800.000 nüfusuyla Malezya, Güneydoğu Asya ülkeleri arasında gerek ekonomik gerekse sosyo-kültürel gelişmişlik açısından önemli mesafeler kaydetmiş bir ülke görünümündedir. 13 ayrı eyaletten oluşmakta olup, kuzeyden Tayland, Güney Çin Denizi ve Brunei, doğudan Selebes Gölü,  güneyden Endenozya, Singapur ve Malakha Boğazı, batıdan Hint Okyanusu’yla bitişik olan Andaman Denizi’yle çevrilidir.

Malezya toprakları iki büyük kara parçasından oluşmaktadır. Batı Malezya bir yarımada şeklindedir. Bu yarımadada, Johor Darul Takzim, Kedah Darul Eman, Meleka, Kelantan Darul Naim, Negeri Sembilan Darul Khusus, Pahang Darul Makmur, Perak Darul Ridzuan, Perlis Indera Kayangan, Palau Pinang, Selangor Darul Ehsan ve Terengganu Dural İman eyaletleri bulunmaktadır.  Doğu Malezya ise büyük bir kısmı Endenozya hakimiyetinde olan Borneo adasının içindedir. Bu kara parçasında Sarawak ve Sabah Eyaletleri bulunmaktadır.

Malezya’nın %66.1’i Malay ve diğer yerliler; %25.3’ü Çin;  % 7.4’ü Hind; % 1.2’si de diğer etnik kökenlerden oluşmaktadır. Resmi dili Malayca’dır. Malayca’nın yanı sıra yaygın olarak İngilizce, Arapça  ve Çince de konuşulmaktadır.

Malezya’nın federal başkenti, yaklaşık 800.000 nüfuslu  Kuala Lumpur’dur.  Kuala Lumpur Gombak ve Klang nehirlerinin birleştiği bir yerde bulunmakta ve 2 çamurlu nehrin birleştiği yer anlamına gelmektedir. Kuala Lumpur’un bir çok yerini gezme, görme fırsatı bulduk. Görkemli, modern binalarla donatılmış bir şehir görünümündedir. Ülkenin ekonomik gücünün bir simgesi olarak inşa edilen Petronas ikiz kuleleri, 452 metre yükseklikte olup, gerçekten görmeye değer özelliktedir. Ülkede farklı mimariye sahip bir çok cami bulunmaktadır.

Topraklarının %30’u tarım alanı, % 61’i ise ormandır. Malezya’ya bol yağışlı ve tropikal bir iklim hakimdir. Nem oranı oldukça yüksek olup,  iklim koşulları yıl boyu değişmemekte, hemen hemen her mevsim hava sıcaklığı 22-32 derece arasında gerçekleşmektedir.

Malezya’nın İslâmlaşması  ve Dini Yapısı

1991 yılında yapılan resmi istatistiklere göre, Malezya nüfusunun % 59’u Müslüman, % 18’i Budist,, % 8’i Hıristiyan, % 6’ısı Hindu, % 5’i Konfüçyüs, Taoist ve diğer Çin dinlerine mensuptur. % 1 oranında da Animist, Sih ve Bahâi bulunmaktadır. Gayr-ı Müslim nüfus daha ziyade Doğu Malezya’da yaşamaktadır.

Malezya’nın resmi dini İslâm’dır. Resmi olarak kabul gören mezhep ise halkın büyük çoğunluğunun mensup olduğu Şafiî’liktir. Eyaletlerin Müslüman kralları İslâm Dininin de başı olarak kabul edilmektedir. Yetkileri ise daha ziyade törenseldir.

Daha önce Budist, Hindu ve Brahmanların hakim olduğu Malezya ve diğer Uzakdoğu Asya bölgesine, İslâm 15’inci yüzyıldan itibaren girmiştir. Bu bölgeye İslâm ilk defa Müslüman tüccarlar tarafından götürülmüştür. Arap ve Hintli sayısız tüccar grubu gittikleri bu bölgede hem ticaret yapmışlar hem de dinlerini bölge insanına anlatmışlardır. İslâmiyet, Kuzey Sumatra’dan gelen ticaret yolları  boyunca önce Malakka şehri civarında yayılmaya başlamıştır. 1400 yılında bu şehri kuran Parameswara, Pasai kralının kızıyla evlenerek Müslüman olmuş  ve Muhammed İskender Şah adını almıştır. Bu ve bundan sonra gelen hükümdarlar döneminde İslâmiyet yarımadaya iyice yayılmıştır. Portekiz, Hollanda ve İngiliz sömürge dönemlerinde bilinçli olarak Budism ve Hinduizm yayılmaya çalışılmışsa da halk, İslâm inancını muhafaza etmiştir.

Malezya’nın dinî yapılanması ile ülkemizinki arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Bu ülkede tıpkı ülkemiz gibi din  hizmetleri ve din eğitimi mecburî olup, devlet eliyle ve devletin gözetimi altında yürütülmektedir.

Federal Başkent’te Federal Dini İdare, her eyalette de İslâm işlerinden sorumlu resmî kuruluşlar bulunmaktadır. Müftüler ve İmam hatipler bu kuruluşlar eliyle tayin edilip maaşları ödenmektedir. Camiler Federal Müfti Dairesi tarafından idare edilmektedir.

Başbakanlık’tan Devlet Bakanı Dato Abdul Hamid b. Zeynel Abidin’e bağlı dinî kuruluşlar şunlardır:

1. Islamic Understanding Institute of Malaysia IKIM, (Malezya İslâm’ı Anlama Enstitüsü),

2. Pilgrims Fund Board, (Hacılar Fonu İdaresi),

3. Malaysian Islamic Development Department, (Malezya İslâm Kalkınma Departmanı),

4. Federal Territory Islamic Affairs Department (Federal İslâm İşleri Departmanı),

5. Syriah Court of Federal Territory (Federal İslâm Mahkemesi),

6. Mufti Office of Federal Territory (Federal Müfti Dairesi).

Institute of Islamic Understanding Malaysia (IKIM), din hizmetlerini bilimsel bir zemine oturtmak, İslâm’ın doğru anlaşılıp sunulmasını sağlamak amacıyla 3 Temmuz 1992 yılında adında resmî bir think-tank (araştırma merkezi) olarak kurulmuştur. Malezya’da Zekat’ta 1 Ocak 1991 yılında Kuala Lumpur’da Federal İslâm İşleri Departmanına bağlı olarak  kurulan Zekat Toplama Merkezi (Beytülmal) (PPZ) ve daha sonra eyaletlerde burulan şubeleri vasıtasıyla toplanıp ilgili yerlere sarf edilmektedir.

Malezya’nın diğer İslâm ülkelerinden en belirgin bir şekilde göze çarpan farklılığı, Hac Organizasyonudur. Malezya’da Hac organizasyonu, bir taraftan müslüman nüfusun hac işlerini yürütmek, diğer taraftan da malî yatırım ve tasarruf fırsatları sunmak üzere bir finans kurumu olarak kurulan Lembaga Tabung Haji (Hacılar Fonu İdaresi) tarafından gerçekleştirilmektedir. Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Nuri YILMAZ’la birlikte bu müesseseye yaptığımız ziyaretimiz sırasında yetkililer, 1950’li yıllarda yapılan gözlem ve araştırmalarda Malezya’dan hacca gideceklerin sistematik olmayan tasarruf yollarına başvurduklarını, çoğunun parasını yastığın altında tutmayı tercih ettiğini, çoğu köylü olan hacıların bu iş için evlerini,  arazilerini ve hayvanlarını satmak zorunda kaldıklarını, hacdan döndükten  sonra da ciddi ekonomik zorluklarla karşılaştıklarını, konu üzerinde düşünen Kraliyet profesörlerinden Ungku Aziz’in, bu soruna bir çözüm üretmek amacıyla 1959 yılında Hacı Adaylarının Ekonomik Durumunu Geliştirme Planı hazırlayarak hükümete sunduğunu, 1962 yılında Malezya Müslüman Hacıları  Tasarruf Korporasyonu  adı altında bir müessese kurularak 1963 yılında çalışmalara başladığını, 1969 yılında, 1951 yılından itibaren Penang eyaletinde faaliyetlerini sürdüren Hacılar Kontrol Ofisi ile birleştirilerek Lembaga Tabung Hajı’nın (Hacılar Fonu İdaresi) oluşturulduğunu belirtmişlerdir. Bu yıldan beri genişleyerek büyüyen bu müessesenin temel amacı, Malezya Müslüman halkına makul bir maliyetle hac yaptırmak, düzenli ve güvenli bir şekilde hac uçuşlarını gerçekleştirmek, hacılara temiz ve rahat bir şekilde kalabilecekleri konaklama yerleri temin etmek, eyaletlerdeki İslâm Konsilleri ile işbirliğine giderek hacılara eğitim seminerleri düzenlemek, mûdilerin tasarruf mevduatlarını profesyonelce ve İslâm ilkelerine uygun ekonomik aktivitelere yönlendirmek şeklinde belirlenmiştir. Bu fona iştirak etmek için Müslüman Malezya vatandaşı olmak ve Malezya’da mukim olmak gibi şartlar bulunmaktadır. Hacca gitmek için bu müesseseye yetişkinler için her ay minimum 10 Ringitt, çocuklar için ise 2 Ringitt yatırmak gerekmektedir. Fona yatırılan paralar çalıştırılmakta, hac seyahati gerçekleştirebilecek meblağa ulaştığında üyenin hacca gitme hakkı doğmaktadır. Malezya hacılarının genç oluşunun arka planında bu tekâfül sistemin olduğunu söylememiz mümkündür.

1983 yılında Malezya Başbakanı Datuk Seri Dr. Mehathir Muhammed’in öncülüğü ile kurulan ve İslâm Konferansı Örgütünün ile bazı İslâm ülkelerinin de desteklediği Uluslararası Malezya İslâm Üniversitesi ülkenin dinî hayatının gelişiminde önemli rol oynamakta ve İslâm düşüncesinin  gelişimine katkıda bulunmaktadır. Birçok Türk ilâhiyatçı, sosyal-siyaset bilimci ve felsefecinin öğretim üyeliği yaptığı bu üniversitede, 10 bin civarında öğrenci öğrenim görmektedir.

 

Ekonomik Yapı

Malezya, 40 yıldan daha az bir zaman diliminde tarıma dayalı ekonomik yapıdan teknolojik ürünler  ihraç eden bir ülke konumuna yükselmiştir. Bu başarıyı sadece tabiî kaynakları kullanmakla değil, çalışarak, ticaret ve sanayisini geliştirerek, bilgi ve araştırmaya önemli ölçüde kaynak aktararak elde etmiştir. Ülkede para birimi olarak Ringitt (RM) kullanılmaktadır. 71.3 milyar ABD dolarlık ithalat ve 71.4 ABD dolarlık ihracaatı ile dünya ticaretinde en büyük ilk yirmi ülke arasında yer aldığı belirtilmektedir.

Bol yağışlı ikliminden dolayı topraklarının yaklaşık % 70’i ormanlarla kaplıdır. Yoğun palmiye ağaçları meşhurdur. Malezya toplam ihtiyacın % 60’ını karşılayan üretimiyle dünyanın en büyük palmiye yağı üreticisidir. Palmiye yağı yemeklerde sıvı yağ olarak kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra kauçuk, pirinç, ananas, kakao da önemli miktarda üretilmektedir.

1970’li yıllardan itibaren ülkede petrol ve doğalgaz da üretilerek ihraç edilmektedir. Proton marka otomobiller Malezya markasını taşımaktadır. Özellikle ahşap işçiliği ve süslemeciliği ile batik (kumaş boyama) işi oldukça yaygındır. 

Malezya güçlü ekonomisi ile Güneydoğu Asya krizini, uluslar arası yardım kuruluşlarının şartlı ekonomik programlarını kabul etmeden, kendi şartlarına özgü bir ekonomik program ile iki yıl içinde atlatma başarısını göstermiştir.

2020 yılına kadar tümüyle sanayileşmiş bir ülke olmayı hedeflemiştir. Bunun için bilim ve teknolojiye ayrı önem atfetmektedir. Ülkede birçok ileri teknoloji araştırma enstitüleri bulunmaktadır.

 

 

Siyasi Yapı

Malezya Meşruti Monarşi ile yönetilmektedir. Kral, 13 eyaletin 9'unda bulunan Sultanların oluşturduğu Sultanlar Konseyi tarafından, kendi aralarından, rotasyon usulüyle 5 yılda bir seçilmektedir. Eyaletlerin kendi parlamentoları ve Başbakanları vardır.  12 Aralık 2001 tarihinden itibaren Devletin başındaki Kral, Tuanku Syed Siracuddin İbn al-Marhum Tuanku Syed  Putra Cemalullah’dır.

Federal meclis, Millet meclisi ve Senato olarak iki bölümden oluşmaktadır. Millet Meclisi 193, Senato ise 69 üyeden oluşmaktadır. Ülke, 14 partiden oluşan büyük bir koalisyon hükümeti (Barisan Nasiyonal – Milli Cephe) ile idare edilmektedir.

Meclis "Dewan Rayat" ve "Diwan Negara" adlı iki birimden oluşmaktadır. Ayrıca eyaletlerin beş yılda bir yapılan seçimlerde yenilenen parlamentoları vardır. Devletin idare merkezi Kuala Lumpur’un 25 km. dışında prestij amaçlı yeni inşa edilen ve estetik açıdan birbirini tamamlayan görkemli binalardan müteşekkil Putrajaya’dadır.