|
Kıymetli
Okuyucularımız!
Bu
sayımızda kültür sanat köşemiz için; sizlerden gelen lirik
şiir dediğimiz kahramanlık, vatan-millet, bayrak sevgisi,
içerikli şiirleri seçtik.
Türk
ebediyatında önemli bir yer tutan lirik şiirin varlığı,
Türk dilinin var olduğu günden beri coşkusunu yitirmeden
devam edegelmiştir. Dedekorkut Ata’dan, Karacaoğlan’a, Mehmet
Akif Ersoy’dan Âşık Veysel’e ve günümüz ozanlarına kadar
dillenen kahramanlık öykülerimiz yiğit milletimizin hürriyet
sevdasının gözeleridir.
Şair
ruhlu bir millet olduğumuz bir gerçektir. Tarihi kahramanlıklarla
dolu böyle bir milletin yazılı ve sözlü edebiyatında hayatının
gerçeğini yansıtması gayet tabiidir.
Biz
de hamaset duyguları kabarmış şair kardeşlerimize bu lirizmin
akıp giden coşkusuna sayfalarımızı açtık. Köşemize, her
seviyeden şiir dostlarını her konuda bize yazmaya davet
ediyoruz.
Adresimizi
artık biliyorsunuz: Diyanet İşleri Başkanlığı Eskişehir
yolu 9. km. Çankaya-Ankara.
Yazı
ve şiirlerinizi İnternetten: http://www.diyanet.gov.tr.
veya hassan_yil@mynet.com. adresine gönderebilirsiniz.
Bu
sayımızdaki şiir sohbetimizin ardından şiirlerin genel temasına
uyumlu tarihçi yazarımız Muammer Yılmaz’ı “Toprak ve İnsan”
denemesiyle konuk ediyoruz.
Şimdi
şiir sohbetimize usta şairlerimizden Durdu Şahin’in “Bayrak”
isimli şiiriyle başlıyoruz.
BAYRAK
Gururla
göklerde dalgalanan
Bizlere
bitmeyen kıvançsın bayrak
Yüce
milletime güç veren kansın
Seslen
de dünya uyansın bayrak.
Oturanlara
“yürü” demelisin
Herkesten
önce sen yürümelisin
Unutma
ülkenin bekçisi sensin
Bulutlar
renginle boyansın bayrak.
Sendeki
asalet gerçek kuvvettir
Sana
âşık olmak büyük devlettir
Bu
vatan seninle ebed müddettir
Elbette
bunları bilensin bayrak.
Ayyıldızın
hep dorukta olduğu
Gece-gündüz
iman ile dolduğu
Bir
şehitle tam bin kere doğduğu
Kıyamete
kadar bilinsin bayrak.
Durdu ŞAHİN
Sayın
Şahin, 6+5=11’li hece ölçüsüyle yazdığınız şiiriniz, ses
uyumu yönünden gayet güzel. Klasik Türk şiiri nazım şekillerinden
aaab, cccb, dddb... şekliyle yazdığınız şiiriniz gayet seviyeli.
Kıtalar arası ahenk sağlanmış. Yüreğinizdeki bayrak sevdası,
hiç eksilmesin. Vatan-Millet-Bayrak sevgisiyle örülü,
samimî duygularınızı yansıttığınız, nice çalışmalarınızla
birlikte olmak dileğiyle, selam ve saygılar sunuyoruz.
Bize
Friedrichshafen’den yazan Sayın Ahmet Çimşir’in Güzel Bayrağım”
başlıklı şiirini yayınlıyoruz.
Güzel
Bayrağım
Beyazına
kurban, al’ına kurban
Yıldızına
kurban, hilal’e kurban
Feda
olsun bu can, uğrunda kurban
Ey
güzel bayrağım, şanlı bayrağım.
Nerede
Türk yaşarsa orda sen varsın
Her
gönülde çıra gibi yanarsın
Türk
genci için sen, namussun arsın
Ey
güzel bayrağım, şanlı bayrağım.
Yeşil
sahalarda nakış gibisin,
Mavi
semalara, yakışan sensin,
Karlı
dağ başında, başka güzelsin
Ey
güzel bayrağım, şanlı bayrağım.
Her
yarışta önde görmek isterim,
Her
karışta seni örmek isterim
Var
mı dünyada hiç, senin benzerin
Ey
güzel bayrağım, şanlı bayrağım.
Ezanlar
susmasın bayrak inmesin
Senin
sevgin bizde hiç eksilmesin
Yerin
yücelerde, göklerde senin
Ey
güzel bayrağım, şanlı bayrağım.
Dalgalan
göklerde, sen nazlı nazlı
Seni
bekleyenler var şahin gözlü
Vatan
aşıkları, oğlanlı kızlı
Ey
güzel bayrağım, şanlı Bayrağım
Düşürmeyiz
asla, seni yerlere
Emanetsin
çelik bileklilere
Dikecekler
layık olduğun yere
Ey
güzel bayrağım, şanlı bayrağım.
Ahmet
ÇİMŞİR
Sayın
ÇİMŞİR, gurbette olmanın vermiş olduğu vatan ve bayrak hasreti
içerisinde yazdığınız şiiriniz içli ve akıcı. Şiirin, burcunda
dalgalandırdığımız şanlı bayrağımızı ne kadar yüksekte tutsak
yeridir. Uğruna toprağa düşerek, kanımızı vererek kutsallaştırdığımız
bayrağımızı yüceltmek hepimizin görevidir. Şiiriniz uslûb
bakımından gayet güzel, şiir içerisindeki tasvirleriniz
ve kullandığınız bazı kelimeler Bayrak şairimiz, Arif Nihat
ASYA’nın Bayrak şiirini hatırlatıyor. Aynı duyguları paylaşanların
aynı kelilemeleri kullanmaları kaçınılmaz oluyor. Lirizmin
kenarında gezinirken bayraklaşmış düşüncelerinizi, satırlara
aksettirdiğiniz için sizi tebrik ediyoruz. Daha özgün bayrak,
vatan, memleket hasreti tüten nice şiirlerinizle birlikte
olmayı diliyoruz. Selam ve saygılarımızı sunuyoruz.
Şimdi
de TEKİRDAĞ-Çorlu’dan bize yazan Sayın Gülay SORMAGEÇ’in
“Ana Dilim Türkçem” isimli şiirini sizlerle paylaşıyoruz:
ANA
DİLİM TÜRKÇE’M
Bebeğimin
ninnisinde,
Genç
kızımın türküsünde
Nur
ninenin öyküsünde
Ana
dilim güzel Türkçe’m
Ana
onun ilk okulu,
Nasihatla
sevgi dolu
Lâle
sümbül gül kokulu
Ana
dilim güzel Türkçe’m
Ozanımın
sazındadır
Sevdasında
nazındadır
Şive
şive ağzındadır
Ana
dilim güzel Türkçe’m!
Anlatmaya
doyamam ki,
Varlığım
o, kıyamam ki,
Yabandan
tat alamam ki,
Ana
dilim güzel Türkçe’m
Gülay
SORMAGEÇ
Sayın
SORMAGEÇ, şiirleriniz daha önce de dergilerimizde yer aldı.
Ses uyumu ve kafiye bakımından da oldukça güzel bir manzum.
Dil bahçesinin en güzel çiçeklerinden olan Türkçemiz doyumsuz
bir fonetiğe sahip. Bir milletin dili o milletin varlığının
sigortasıdır. Dilimiz kimliğimiz, dilimiz önbenliğimiz,
dilimiz tarih ve dünya içerisinde bağımsızlığımızın nişanesi.
Dilimize
dair şiir bahçenizdeki goncalardan, gönül meyvalarınızdan
daha çok dermeniz dileklerimizle yeni çalışmalarınızı bekliyor,
derin saygı ve selamlarımızı sunuyoruz.
Yine
Türkçemizi şiirine konu edinen ve bize sürekli yazan şarimizi,
Sayın Şerafettin ÖZDEMİR’i “Güzel Türkçemiz” başlıklı çalışması
ile şiir sohbetimize konuk ediyoruz.
GÜZEL
TÜRKÇEMİZ
Yüce
Rabbim vermiş, bize bir nimet,
Sevgiye,
saygıya, güzel Türkçemiz.
Kur’an,
dil, din, bayrak, en büyük devlet
Birliğe,
dostluğa, güzel Türkçemiz.
Rüzgarın
sesidir, suda şırıltı,
Yıldız
yıldız hilâl, gökte parıltı
İnleyen
namedir, şimşek gürültü,
İklim
iklim seda, güzel Türkçemiz
Uyandık
aşk ile coştuk şevk ile,
Esaret,
sürgünlük, tüm bunlar çile,
Artık
sevgi aksın, illerden İle,
Kutlu
yürüyüşe güzel Türkçemiz.
Kültür
mirasımız güzel Türkçemiz
Onun
varlığına, kurban hepimiz,
Hitama
ermeli olmasın siz-biz
Yediveren
güldür, güzel Türkçemiz.
Yol,
erkân, töremiz, âdetlerimiz,
Birimiz
hepimiz hepsi birimiz
Kopuz
namesiyle kaval sesimiz
Ney’e
üflenecek güzel Türkçemiz.
Şerafettin ÖZDEMİR
Sayın
ÖZDEMİR, gayet samimî ve içten yazmış olduğunuz mısralarınız,
çoban kavalı gibi içli ve yanık bir türkü kıvamında. Şiirimizin
başlıca şekillerinden biri olan 6+5= 11’li hece veznini
kullanmışsınız, bu vezin Türk şiirininden yaygın uygulandığı
şekildir.
Biliniz
ki, Türkçeyi sevenlerin, Türk diline gönül verenlerin, Türkçe’yi
yüceltme gayretinde olanların yanındayız. Ne yazık ki dilimizde
son zamanlarda bir yozlaşma eğilimi görülmekte. Kültür sanat
camiasında da bile bu olumsuzlukların görülmesi daha bir
düşündürücü. Bu tür kasıtlı veya bilinçsiz davranışlar milletimizi
derinden üzmektedir. Sizin gibi memleket sevdalıları dilini
övmeyi, sevmeyi kendine görev bilir. Bu inancınızdan dolayı
sizi tebrik ediyoruz. Dilimizin üstünde oynanan oyunlar,
asil milletimize zarar vermeye çalışanlar diline sahip çıkan
milliyetperverler sayesinde amacına ulaşamayacaklardır.
Güzel Türkçemizi şiirinize konu etmekle gündeminize taşıdığınız
için sizi tebrik ediyor başarılarınızın devamını diliyor,
yeni çalışmalarınızı bekliyor, selam ve saygılarımızı sunuyoruz.
Bize
daha önce de yazan şairimiz sayın Mehmet ÖZLEN’i, ecdadımızın
kurduğu cihan devleti Osmanlı’nın hatırasına yazmış olduğu,
şanlı milletimizin şanlı hatıralarını, şanlı tarihimizi,
konu edinen “Devleti Âl-i Osmân” adlı şiirinden dörtlüklerle
köşemize konuk ediyoruz.
DEVLET-İ
ÂL-İ OSMÂN
Yaylalarda
cirit attım
Kafkaslarda
at oynatım
Balkanlarda
çok savaştım
Ben
diyar-ı Rum’a geçtim.
Ben
Kosova’da Murad’ım
Niğbolu’da
bir Yıldırım
İstanbul’un
fethinde de
Fatih’im
Sultan Mehmed’im.
Kanuni
Süleyman ile
Bir
Yavuz Sultan Selimle
O
nice cihangirlerle
Ben
tarihe mühür vurdum
Ben
tarihî bağlarımla
Devlet-i
Âl-i Osman’ım
Gencecik
Cumhuriyetle
Ben;
yediyüz yaşındayım
Mehmet ÖZLEN
Sayın
ÖZLEN, şanlı ecadımızı yâd ettiğiniz ve millî duygular içerisinde
kaleme aldığınız mısralarınız, gayet içten ve samimi. O
şan ve şeref dolu günlere, Türk’ün o onurlu çağlarına, mazimize
uzandıkça gerçekten coşmamak elde değil. Hemen her Türk’ün
taşıdığı millî duygular ile şiir yazması, içten bile değil.
Şiiriniz,
kafiye düzeni ve şekil bakımından biraz zayıf olmakla birlikte,
tasvirleriniz ve içtenliğiniz bu küçük kusurunuzu kapatıyor.
Şiir; kafiye, vurgu ile beslendiğinde okuyucuya ve muhatabına
daha bir haz verir. Lirik şiir hissedilerek yazılır. Hissetmek
için inandığınız değerlere, ideallerin arkasında olmanız
gerekir. Bu türde şiir yazan üstadların şiirlerini inceledikçe
daha güzel yazdığınızı göreceksiniz. Millî duygularla coşarak
yapacağınız yeni çalışmalarınızı bekliyor, selam ve saygılar
sunuyoruz.
Şimdi
sizleri tarihçi-yazar Sayın Muammer YILMAZ’ın vatan- millet
sevgisi, ülkesini memleketini güzel bir Türkçeyle özetleyen
denemesi ile başbaşa bırakıyoruz.
TOPRAK
VE İNSAN
İnsanoğlunun
öz mayası, topraktır. Ondan gelip, tekrar kendisine döneceğimiz
dost toprak, bizleri ikaz etmekten de geri kalmaz:
“Şimdi
üstümde gerine gerine gezip tozuyor, bana tepeden bakıyorsun.
Ömür sermayen tükenince yine bana geleceksin. Tevazuyu hiçbir
zaman elden bırakma. Değerini ve değerimi bil; seni Yaratanına
karşı kulluk görevini iyi yap. Her iki cihanda da benim
gibi sadık bulamazsın.”
Öyle
dostluklar vardır ki gelip geçicidir. Menfaat üzerine kurulan
dostlukların hepsi böyledir. Gerçek dostluklar, Allah’a
giden yolda birleşen dostluklardır. Riya ve hasedin kol
gezdiği dünyamızda dost bulmak zorlaşmıştır. Nitekim, Gönül
Gözlü Koca Veysel ömrü boyunca dost dost diye kavrulmuş,
en sonunda vefayı ve dostluğu toprakta bulmuştur.
Toprak
vatan olunca kutsallaşır. Toprağın vatanlaşması için mukaddesatla,
maneviyatla ve tarihle yoğrulmuş olması gerekir. Toprak
sevgisi Türk’ün hasleti, varlığı, devlet olma felsefesidir.
Uğrunda atını, canını verir. Sıra çorak da olsa, toprağının
bir karşına gelince işte o zaman kükrer. Canını ve kanını
bu uğurda sebil gibi akıtır. Akıtır ki, kendisinden sonra
gelenler rahat etsin; mutlu yaşasın.
Mehmedim
cepheden cepheye koşarken evini, barkını, çocuğunu, yavuklusunu,
kıratını, gözü yaşlı Ayşesini onun için bırakır. Bırakırken
gözü arkada değil daima ileridedir. Dönerse gazi, ölürse
şehittir.
Toprak
anadır. Göğsünü her çeşit insana açar; bir tek damla kalana,
kan gelene kadar emzirir. Böyle bir anayı sevmemek; o sütü
helâl ettirmemek olur mu?
Vatan
sevgisi kuru kuruya olmaz. Toprağı (nı) tanımakla, onu herşeyi
ile sevmekle olur. Toprak altı ve üstü ile tanınır ve sevilir.
Toprak
altında binlerce şehidi, evliyayı, enbiyayı saklar. Onların
fikir ve düşünceleri bizlere ışık olup, geleceğimizi aydınlatır.
Bu
cennet ülkeyi bizlere emanet eden, beden ve ruhlarıyla sırtında
taşıyan mürşidlerimizi tanımaz; fikir ve düşüncelerini tatbikata
koymaz, miraslarını har vurup harman savurursak dar kalıpların
ve sapık ideolojilerin adamı olur çıkarız. Maddî ve manevî
fatihlerini tanımayan toplum ve milletlerin mankurtlaşacakları
ve başkalarının kolayca kölesi olacakları bir gerçektir.
Bir
şehre güzellik ve hava veren sokakları, yüksek binaları,
meydanları, eğlence yerleri değildir. Ecdadın ince zevkini,
faziletini alınteri ile yoğurup ona ruhunu ve karekterini
ve verdiği nişanlardır. Bu nişanların bir tek taşına zarar
vermek toprağın üstünü tanımamak bir yana, ecdadın ruhunu
da kanatmak demektir.
Toprak
dağı ile taşı ile, kurdu ile kuşu ile tanınır ve sevilir.
Bunların bir başka hikayesi, bir başka destanı vardır. Her
hikaye ve destanda kendimizden bir parça buluruz.
Dağ,
yayla ve ovaların ılgıt ılgıt esen yeliyle ciğerlerini şişirmeyen;
çiğdem kazıp, kardelen çiçekli karını yemeyen, bir ipek
seccadeymiş gibi üzerinde namaza durmanın huzurunu, bozbulanık
ırmaklarında çimmenin mutluluğunu tatmayan insan toprağının
dolayısıyla vatanının da garibidir.
Tarla
tarla çıplak ayakla koşmayan; kerpiç damlı evinin tandırında
pişen ve buram buram kokan bazlamanın tadını tatmayan, yağmur
duasında bulunup, gözyaşlarını ekmeğine katık etmeyen insan
Anadolu gerçeğini dolayısıyla toprağının değerini anlayamaz.
Bu değersizlik maazallah kendini inkara kadar götürür. Böylelerinin
kılıkları da, türküleri de bize benzemez. Yüreklerinde ne
nakış, ne desen, ne de acı vardır.
İstikbâlimizin
“Altın Nesli”ni istiyorsak kan ve irfanla yoğurduğumuz toprağımızı
iyi tanımak, tanıtmak ve sevdirmek zorundayız.
Bir
nehrin, gölün, tarihi eserini, yerini harita üzerinde göstermek
veya ona ait bilgileri kitaplardan okumak başka yerinde
görüp onun üzerinde düşünmek başkadır. Aslında bu imkân
yanında zaman ve program meselesidir.
İnsanımızın
bir kısmı bilhassa gençlik ne yazık ki toprağını tanımadan
büyümekte ve o şekilde hayata atılmaktadırlar. Büyük göç
ve sağlıksız şehirleşme insanımızı insafsızca öğütüyor.
Beton yığınları arasında nice güzellikleri ve değerleri
görüp tanımadan yaşıyoruz. Bütün değerler; saygı, sevgi
komşuluk, sıcak dostluklar sanki bu beton yığınlarına gömülmüştür.
Maddî kirlenme manevî kirlenmeye de kapı açıyor. Göğe çıkayım
derken, boşluğa inen insanlar; hele hele büyük şehirlerde
bazen bir kır çiçeğine, bir söğüt dalına, ağaçlarda rakseden
kuş sesine hasret doğup, büyüyüp, sonra da ölüyorlar.
Şairler
sultanı Necip Fazıl; buralarda sıkılan insanlara tercüman
olmak istercesine onları dağlara şarkı söymeye çağırıyor.
“Uzasan
göğe ersen
Cücesin
şehirde sen
Bir
dev olmak istersen
Dağlarda
şarkı söyle...”
Muammer YILMAZ
|