|
İslamda
Zorluk ve Aşırılık Yoktur
Değerli
müminler!
Bugünkü
sohbetimizde zorluğun ve aşırılığın dinimizde yeri olmadığını
anlatmaya çalışacağız. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle
buyuruyor: ''Allah dinde sizin için hiçbir zorluk kılmamıştır.''(1)
Peygamberimizin ifadesiyle din kolaydır, onda zorluk ve
zorlanmak yoktur. Çünkü Allah Teâlâ; ''Allah, hiç kimseye
gücünün üstünde bir şey yüklemez.''(2) buyurmuş, insanı,
yapamayacağı, gücünün yetmiyeceği bir şeyle yükümlü tutmadığını
bildirmiştir. Allah, Ramazan ayı orucunu müminlere farz
kılmıştır. Ama bu ayda hasta olan veya yolculuk yapan kimselere
yedikleri günlerin sayısı kadar daha sonra tutmak üzere,
orucu yemeleri ve tutamayacak kadar yaşlı olan kimselere
de her gün için bir fidye vermelerinin yeterli olacağı bildirilmiş
ve sonra da şöyle buyurulmuştur: “Allah size kolaylık ister,
zorluk istemez.”
Kişinin
güç yetiremiyeceği şeyle yükümlü tutulmadığını gösteren
şu örnek ne kadar dikkat çekicidir. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:
Biz bir defa Peygamberimizin yanında otururken birisi geldi
ve:(3)
-
Ey Allah'ın elçisi, ben öldüm, dedi. Peygamberimiz:- Sana
ne oldu ki? diye sordu. Adam:
-
Ey Allah 'ın elçisi, oruçlu iken eşime yaklaştım, dedi.
Peygamberimiz:
-
Hürriyetine kavuşturacak bir köle bulabilir misin ? diye
sordu. Adam:
-
Bulamam, dedi. Peygamberimiz:
-
Öyle ise iki ay peş peşe oruç tutmaya gücün yeter mi ? buyurdu.
Adam:
-
Hayır, gücüm yetmez (hem ben bu felakete oruç yüzünden uğramadım
mı?) dedi. Peygamberimiz:
-
60 yoksulu da doyuramaz mısın? diye sordu. Adam:
-
Hayır, doyuramam, dedi ve Peygamberimizin yanında durdu.
Biz de ne olacağını beklerken, Peygamberimize içi hurma
dolu bir zenbil getirildi. Peygamberimiz:
-
Hani adam nerededir ? buyurdu. Adam:
-
Buradayım, diye ayağa kalktı. Peygamberimiz;
-
Bu hurmayı al, yoksullara sadaka olarak dağıt, buyurdu.
-Benden
fakir bir yoksulamı vereceğim, ey Allah'ın elçisi. Allah’a
yemin ederim ki, Medine'nin kara taşlı iki tarafında benim
ailemden daha fakir bir aile yoktur, dedi. Bunun üzerine
Peygamberimiz, mübarek dişleri görülünceye kadar güldü.
Sonra da adama:
-
Haydi, bu hurmayı al ailene yedir, buyurdu.(4)
Buhârî
ve Müslim'in rivâyet ettikleri olay, dinde zorluk olmadığını
gayet açık bir şekilde göstermektedir. Oruç tutmaya niyet
eden bu kişi cinsî ilişkide bulunmak suretiyle dinen suç
sayılır bir iş yapmıştır. Ceza olarak köleyi azad edip hürriyetine
kavuşturması kendisine söylenmiş, ekonomik durumunun buna
müsait olmadığı için yapamıyacağını; öyle ise iki ay aralıksız
oruç tutması söylenmiş, buna da güç yetiremiyeceğini; altmış
yoksulu doyurması istenince de fakir olduğu için bunu da
yapamıyacağını ifade etmiştir. Âlemlere rahmet olan o yüce
Peygamber, adamın beyanıyla yetinmiş, söylediklerinin doğruluğunu
araştırma ihtiyacı duymamıştır. En ilginç tarafı da, tam
o esnada Peygamberimize ikram edilen bir sepet hurmayı,
Peygamberimiz: ''Hiç olmazsa bu hurmayı al, bozduğun oruca
keffaret olmak üzere Medine'deki yoksullara dağıt'' deyince,
adam:
“Medine'de
benden daha fakiri yok, izin ver de bu hurmayı eve götüreyim
çoluk çocuğumla yiyeyim” demiş, Peygamberimiz: ''Hadi öyle
yap'' deyip, hurmayı kendisine vererek konuyu kapatmıştır.
Bu
olayda ayrıca din âlimlerine bir uyarı da var. Din hakkında
soru soranlara ve dini öğrenmek isteyenlere güler yüzlü
olmaları ve dine ısındırmaları öğretiliyor. Peygamberimizin
gülerek: ''Bu hurmayı götür ailene yedir'' buyurması, en
yüksek bir fazilet örneğidir. Peygamberimizin şu uyarısı
hiçbir vakit unutulmamalıdır. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:
-Bir
bedevî mescide girdi ve su dökündü. İnsanlar onu linç etmek
için başına üşüştüler. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Onu
bırakınız. Oraya bir kova su dökerek temizleyiniz. Çünkü
siz kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, güçleştirici olarak
gönderilmediniz”, buyurdu. Sonra da bedevîyi yanına çağırarak
kendisine: ''Bu mescidler ne su dökünmek ne de başka pislik
-büyük abdest- için yapı1mamıştır. Bunlar, Allah'ı anmak,
namaz kılmak ve Kur'an okumak için yapılmıştır.'' diye,
güzel güzel nasihat etti. (5)
Evet
dinde, dinî hükümlerin yerine getirilmesinde zorluk yoktur.
Namazda ayakta durmak (kıyam) farzdır, gereklidir. Ancak
ayakta duramıyacak olan kimse oturarak namazını kılar. Ayakta
duracağım diye kendisini zorlamasına gerek yoktur. Oturarak
namaz kılamıyacak olan kimse yatarak, başı ile rükû ve secdeleri
yaparak kılar. Rahatsız olduğunu ve namazı nasıl kılacağını
soran kimseye, Peygamberimiz:
“Ayakta
kıl, gücün yetmezse oturarak kıl, ona da gücün yetmezse
yan yatarak kıl.” (6) buyurmuştur.
Ebu
Hureyre (r:a.) anlatıyor: Peygamberimiz (Hac’da), iki oğlunun
arasında onlara dayanarak zorlukla yürüyen bir yaşlıya rastlayarak
sordu:
-Buna
ne oldu? oğulları:
-
Ey Allah'ın Resûlü, yaya Kabe’ye gitmeyi adamıştı diye cevap
verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz:
-
Bin ey ihtiyar. Zira Allah bu şekilde kendine eziyet ederek
yapacağın ibadetten müstağnidir.” buyurdu. (7)
Rivayete
göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: ''Peygamber efendimiz
arkadaşları ile konuşurken ayakta duran bir adam gördü ve
kim olduğunu sordu. Ebu İsrail'dir, güneşte durmayı, oturmamayı,
gölgelenmemeyi, konuşmamayı ve oruç tutmayı adamıştır, dediler.
Peygamberimiz: “Ona söyleyiniz konuşsun, gölgelensin, otursun,
ama orucunu tamamlasın” buyurdu.(8)
Değerli
mü’minler, dinimizde zorluk olmadığı gibi aşırılık da yoktur.
Aşırılığı koyu dindarlık sananlar yanılmışlardır. Peygamberimiz:
"Din
işlerinde aşırı gidenler yok olmuştur."(9) buyurmuş
ve bu sözü üç defa tekrarlamıştır. Bir başka hadis-i şerif
de: "Dinde aşırı gitmekten sakının, sizden öncekiler
dindeki aşırılıkları yüzünden helak olmuşlardır."(10)buyurulmuştur.
Peygamberimiz,
ashabında gördüğü hiçbir aşırılığı onaylamamış ve daima
uyarmıştır: Bununla ilgili olarak Enes (r.a.) şu olayı anlatmatadır:
Peygamberimiz bir defa mescide girdi, iki direk arasına
gerilmiş bir ip gördü.
-Bu
ip nedir? diye sordu.
-
Zeynebindir. Yorulduğu zaman ona tutunur, dediler. Peygamberimiz:
-“O
ipi çözünüz. Sizin her hangi biriniz istekli olduğu sürece
namaz kılsın. Yorulunca da yatsın ve uyusun (öyle zorlanarak
ibadet yapılmaz).” buyurdu.(11)
Enes
İbn Malik (r.a.) anlatıyor: Bir defa Ashab'tan üç kişi (Ali
b. Ebî Talip, Abdullah b. Amr b. As ve Osman İbn Maz'un),
Peygamberimizin gizli ibadetini sormak ve öğrenmek üzere
Peygamberimizin hanımlarının evlerine gelirler (ve Peygamberimizin
saygı değer eşlerinden sorarlar.) Bunlara Peygamberimizin
evde yaptıkları ibadetleri anlatınca güya bunu azımsarlar
ve kendi kendilerine, "Biz nerde Peygamber nerde? Hiç
şüphe yok ki, Allah Peygamberinin geçmiş olan ve gelecekte
işlenmesi muhtemel bulunan bütün günahlarını mağfiret buyurmuştur"
derler. Sonra da şu karara varırlar: İçlerinden birisi:
Ben geceleri devamlı ibadet edeceğim. Diğeri: Ben de devamlı
oruç tutacağım. Üçüncüsü de: Ben de kadınlardan ayrı yaşayacağım,
evlenmeyeceğim, der. Onlar böyle söylerken Peygamberimiz
bunların yanına geldi ve:
"Siz
şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz değil mi? Fakat şunu
iyi biliniz ki: Ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve
günahlardan en çok korunanınızım. Bununla beraber bazan
oruç tutarım bazan tutmam. Gecenin bir kısmında kalkar namaz
kılarım; bir kısmında yatar uyurum. Kadınlarla da evlenirim.
İşte benim sünnetim budur. Her kim benim bu yolumdan gitmez
de ondan yüz çevirirse benden değildir.” buyurdu..(12)
Peygamberimiz
kendi sünnetinin orta yol olduğunu, bu orta yolu izlemeyenlerin
onun sünnetinden ayrılmış olacaklarını bildiriyor. Peygamberimizin
sünnetine son derece bağlı olan Ashab-ı kiram da aşırılığı
hoş görmemişlerdir. Bunun da pek çok örnekleri vardır. Bir
tanesini nakletmemiz yeterli olacaktır. Ebû Cuhfe (r.a.)
anlatıyor: Peygamberimiz Ashab'tan Selman ile Ebû'd-Derdâ'yı
kardeş yapmıştı. Bir defa Selman Ebû'd-Derdâ'yı ziyarete
gitti. Ebû'd-Derdâ'nın eşini eski elbise içerisinde gördü.
Ebû'd-Derdâ da varlıklı birisi idi. Selman, kardeşinin eşine:
-
Bu hal nedir, niye böyle eski elbiseler giyiyorsun? diye
sordu. Ebû'd-Derdâ'nın eşi:
-
Kardeşin Ebû'd-Derdâ'nın dünya ile bir işi yok, diye cevap
verdi. Daha sonra Ebû'd-Derdâ geldi. Kardeşi Selman için
yemek hazırladı ve:
-
Ben oruçluyum, siz buyurun, dedi. Selman: (Vallah bu orucu
bozacaksın) sen yemezsen ben de yemiyeceğim, dedi. Olayı
nakleden Ebû Cuhfe diyor ki, Ebû'd-Derdâ da orucunu bozup
misafiriyle yedi. Akşam olunca yattılar. Ebû'd-Derdâ daha
yeni yatmışlardı ki ibadete hazırlandı. Selman ona:
-Uyu,
dedi. Ebû'd-Derdâ uyudu. Bir müddet sonra kalkacak oldu.
Selman yine:
-
Uyu, dedi. Gecenin sonu olunca Selman Ebû'd-Derdâ'ya:
-
Şimdi kalk, dedi ve her ikisi de kalkıp birlikte namaz kıldılar.
Sonra Selman, kardeşi Ebû'd-Derdâ'ya şöyle dedi:
-
Senin üzerinde Rabbinin hakkı vardır. Nefsinin hakkı vardır.
Ailenin hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver.
-
Ebû'd-Derdâ bu olayı gidip Peygemberimize anlattı. Peygamberimiz:
“Selman
doğru söylemiştir.” buyurdu.(13) Bu konuda bir hadis-i şerif
daha nakletmek istiyorum. Abdullah b. Amr b. As (r.a.) şöyle
demiştir: “Ben bütün sene oruç tutuyor, her gece Kur'an
okuyordum. Beni Peygamberimize anlattılar, bana haber gönderdi
ve yanına gittim. Bana:
-
“Ben senin bütün sene oruç tutar olduğunu ve her gece Kur'an
okuduğunu haber almadım mı sanıyorsun?” buyurdu. Ben:
-
Evet ey Allah'ın Peygamberi, haber aldığın gibi öyle yapıyorum.
Ancak, bununla sadece hayır murad ediyorum, dedim. Peygamberimiz:
-
“Fakat eşinin, senin üzerinde hakkı vardır, misafirlerinin
senin üzerinde hakkı vardır, vücudunun da senin üzerinde
hakkı vardır. Sen Allah'ın Peygamberi Hz. Davud'un orucunu
tut. Çünkü O, insanların en çok ibadet edeniydi.” buyurdu.
Ben:
-
Ey Allah'ın Peygamberi, Davut aleyhi’s-selâm'ın orucu nasıldı?
diye sordum. Peygamberimiz:
-
“Davut aleyhi's-selâm bir gün oruç tutar, bir gün yerdi.
Bir de her ay Kur'an-ı hatmet.” buyurdu. Ben:
-
Ey Allah'ın Peygamberi, benim bundan daha fazlasına gücüm
yeter, dedim. Peygamberimiz:
-
“O halde her yirmi günde bir Kur'an'ı hatmeyle.” buyurdu.
Ben:
-
Ey Allah'ın Peygamberi, benim bundan daha fazlasına gücüm
yeter, dedim. Peygamberimiz:
-
“Madem öyle, onu her hafta hatmeyle. Ama bundan öteye de
geçme. Çünkü eşinin, senin üzerinde hakkı vardır, misafirlerinin
de senin üzerinde hakkı vardır. Vücudunun da senin üzerinde
hakkı vardır”, buyurdu. Abdullah diyor ki, ben ibadet isteğinde
şiddet gösterdim, bana şiddet gösterildi. Peygamberimiz
bana:
-
Sen bilemezsin, belki ömrün uzun olur (o zaman da bu söylediklerini
yapamazsın) buyurdu. Sonuçta Peygamberimizin dediğine geldim,
keşke Peygamberimizin gösterdiği kolaylığı kabul etseydim,
dedi.(14) Bu hadis-i şerifler bize iki gerçeği öğretiyor:
Birincisi,
ibadetlerde aslolan kolaylık ve itidaldir, aşırılık makbul
değildir. Çünkü ibadetteki aşırılık, diğer görevlerin yerine
getirilmesine manidir. Hadis-i şerifler, sıkıcı bir zühd
hayatı yaşamaktan bizi men ediyor. Peygamberimiz, insanı
yormayacak, usandırmayacak ve neşesini azaltmayacak şekilde
ibadet edilmesini tavsiye ediyor ve kendisini örnek veriyor.
Doğru olan budur, benim yaptığımdır. Bana uymazsanız benden
uzaklaşmış olursunuz, diyor.
Dindeki
aşırılığın makbul olmadığı konusunda Peygamberimizin çok
uyarıları var. Hatta bazı kimselerin çok ibadet etmeleriyle
Peygamberimize takdim edilmelerinden Peygamberimizin hoşlanmadığı
görülüyor. Peygamberimiz, yanında bir kadın otururken Hz.
Aişe'nin yanına girdi ve sordu:
-
Bu kadın kimdir? Hz. Aişe:
-
Filan kadındır, dedi ve kıldığı nafile namazlarını uzun
uzun anlatmaya başladı. Peygamberimiz:
-
“Uzatma, gücünüzün yettiğini yapın. Allah’a yemin ederim
ki, siz usanmadıkça Allah usanmaz. (Yani sizin gücünüzü
kat kat aşacak şekilde dahi yapacağınız ibadetleri Allah
kabul eder; fakat hiçbir zaman işinizi gücünüzü bırakıp,
bütün vaktinizi ibadete ayırmanızı istemez.) O'nun en sevdiği
ibadet az da olsa devamlı olan ibadettir.” buyurdu.(15)
İkincisi,
müslümanın görevleri sadece namaz kılmak, oruç tutmak ve
Kur'an okumaktan ibaret değildir. Bundan başka, kendisine,
ailesine, çocuklarına, komşularına, toplumuna ve milletine
karşı görevleri de vardır. Bu görevlerini ihmal ederek,
sadece nafile ibadetle meşgul olması, makbul değildir. Nafile
ibadetler, diğer görevlerin yapılmasına engel olmamalıdır.
İşte Peygamberimizin bir başka tavsiyesi: “Bu din çok kolaydır.
Bir kimse ibadetlerim eksik olmasın diye din hususunda kendisini
zorlarsa din ona galebe çalar, üstün gelir. Şu halde orta
yolu izleyin. Size müjde olsun. Az da olsa devamlı ibadetle
sevap kazanırsınız. Sabah, akşam ve gecenin serin bir vaktinden
de yararlanınız.” (16)
Değerli
mü’minler!
İbadetlerdeki
aşırılık makbul olmadığı gibi, malı harcamadaki aşırılık
da makbul değildir. Parayı biriktirip yeri gelince harcamamak
veya elinde ve avucundakini saçıp savurmak, israf etmek
de bir başka aşırılıktır, makbul değildir. Bunların ikisi
de yanlıştır ve İslâm’ın ahlâk anlayışına uygun değildir.
Bunda da orta yol izlenmelidir. Bakınız Allah Teâlâ bu konuda
ne buyuruyor:
“Elini
boynuna bağlayıp asma (yani cimri olma), onu büsbütün de
açma (yani israf etme) sonra kınanır pişmanlık içinde kalırsın.”(17)
Bir
başka âyet-i kerime de şöyle:
“Bunlar
ki, mallarını harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de
cimrilik yaparlar, bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.”(18)
Evet
değerli müminler, dinimizde zorluk olmadığı gibi gerek ibadetlerde
ve gerekse ahlâkî davranışlarda aşırılık yoktur. Çünkü
dinimiz itidal dinidir. Bütün davranışlarımızda ölçülü ve
mutedil olmayı emreder. Örnek de Peygamberimizdir.
Allah
hepimizi, bütün davranışlarında Peygamberimizi örnek alanlardan
eylesin. Âmin.
1-
Hac, 78.
2-
Bakara, 286.
3-
Bakara, 185.
4-
Buhârî, Savam, 31; Müslim, Sıyam, 14.
5-
Buhârî, Vudû, 58; Müslim, Tahâre, 30.
6-
Buhârî, Taksir-i Sâlat, 19.
7-
Buhârî, Muhsar, 27; Müslim, Nüzür, 4.
8-
Buhârî, Eyman, 3.
9-
Müslim, İlm, 4.
10-
Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/125.
11-
Buhârî, Teheccüd, 18; Müslim, Salât, 31.
12-
Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 1.
13-
Buhârî, Savm, 51.
14-
Müslim, Sıyam, 35; Buharî'nin de benzer kısa bir rivayeti
vardır.
15-
Buhârî, Teheccüd, 18; Müslim, kitabu salati'l-Müsafirine
ve Kasriha, 31.
16-
Buhârî, İman, 29.
17-
İsra, 29.
18-
Furkan, 67.
|