Merhaba Çocuklar

Ayın Şiiri

Çocuklarla dini sohbetler

Kalplerin anahtarı tatlı dildir

Gezelim Görelim

Bir Hikaye

Tarihten Sayfalar

Gökkuşağı

Sizlerle Başbaşa

Yurttan ve Gurbetten Haberler


Tarihten Sayfalar

İki Amansız Düşman

Çanakkale 48. Alay, 2. Tabur, 2. Bölük erlerinden Mersinli Emin anlatıyor:

“1914 Ağustos'unda Adana'nın her yerine büyücek kağıtlar asıldı. Kağıtta büyük harflerle: “Seferberlik var. Asker olanlar silah altına. “Diye yazıyordu. Halk öbek öbek toplanmıştı biri; “ben cepheden geleli daha onbeş gün oldu. Beş de çocuğum var” dedi. Biz Mersinli dört arkadaş Çanakkale'deki 48. Alay'a verilmiştik. Çantaları toplayıp, vagonlara doluştuk. Bizim Mehmetçikler de avaz avaz ayrılık türküleri söylüyorlardı. Çantalarımızda bayat ekmekle birlikte iplik, çarık iğnesi, kösele, örs, çekiç ve kerpeten vardı. Niye biliyor musunuz?: Çünkü Mehmetçiğin, babasından-dedesinden öğrendiği iki amansız düşmanı vardı: Açlık ve ayakkabısızlık...”(1)

Kınalı Kuzu . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Birinci Cihan Harbi patlak verip yedidüvelle savaşa girildiğinde, Anadolu coğrafyasının eli silah tutan gökçe yüzlü bütün yiğitleri askere çağrılır. Bu daveti alanlar arasında, bıyığı henüz terlemiş Murat isminde bir delikanlı da vardır. Yozgat'ın Sorgun Kazası'nın Karayakup Köyü'nden olan bu yiğidi, önce başını kınalar, sonra selametler anacığı...

Murat Tabur'da yerini aldığında, komutanı Sabri Bey'in dikkatini çeker. Başı kınalı bu Anadolu çocuğunu çağırır ve kınanın sebebini sorar. Murat, mahçup mahçup boynunu büker önce... Komutanına cevap veremez bir türlü... Ardından, bölükteki arkadaşı Şükrü'ye bir mektup yazdırır:

“Anacığım! Kardeşlerimi askere gönderirken başlarına kına koyma. Zabit (subay) efendi bana sordu da cevap veremedim. Kardeşlerim de cevap veremeyip mahçup olmasınlar...”

Bir müddet sonra, Murat'ın anasından cevabî bir mektup ulaşır. Fakat ne mektup!.. Dupduru bir ananın gönlünden satırlara dökülmüş şuur ve ibret dolu ifadelerdir okunanlar:

"Ey oğlum! Gözümün nûru Murat'ım... Zabit efendiye selâm söyle. Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz. Sen dört kardeşin arasında kurbansın. Sen İsmail'sin. Orada şehit olacaksın İnşaallah... Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa, ben de onun için senin saçını kınalayıp öyle gönderdim. Vatana kurban olasın diye!.."

Mektup Murat'ın birliğine ulaştığında, annesi tarafından Çanakkale'ye gönderilen koçun kınalı başı, çoktan vatanı için Allah'ına kurban gitmiştir bile..(2)

Mehmetçik, Anadolu'nun çilekeş analarının adı gibi rûhunu da Peygamber Efendimizin rûhaniyetinden alarak beslediği, sütüne Besmele'nin sırrını vererek emzirdiği ve zamanı gelince de kurbanlık koçların kınalandığı gibi kınalayıp, vatanına kurban olmaya gönderdiği efsane varlık!..

Eğer bu adsız, namsız kahraman, o gün Çanakkale'de ter-ü taze hayatlarını ortaya koymasaydı büyük ihtimalle altında gölgelenebileceğimiz bir bayrağımız ve dinleyebileceğimiz bir Ezanımız olmayacaktı. Bugün hür bir bayrağın altında başımız dik gezebilmemizi Kahraman Mehmetçiklerimize, yiğit gâzi ve şehitlerimize borçluyuz.

Eğer bir gün etrafınızda; kaşının üstünde, yüzünün bir yanında, kolunda, ayağında bir süngü yahut bomba parçası olan birini görürseniz biliniz ki, o Mehmetçiktir. Duâsını alıp, elini öpme fırsatını kaçırmayınız.

Eğer yolunuz bir şehitliğe düşerse, Mehmetçiğin aziz hâtırasını Fâtiha'larla yâd ediniz. Birazcık duyarlılığa sahipseniz, şâirin dediği gibi:

"Ne alçak görünür şu fâni hayat

Baktıkça samimi uzletinize

Bir anda coşarak ağlarım; heyhât...

Günahkâr gözyaşım lâyık mı size?.."

Diye kendinizi sorgulayıp, muhasebeye çekiniz.(3)

1- Dündar, Can; Gölgedekiler, İmge yay. İst. 1995, s. 112.
2- İbrahim Refik, Çanakkale'nin Ruh Portresi, s. 176, Adım Yay. İst. 1998.)
3- Enis Behiç Koryürek, Dînî ve Millî Şiirler Antolojisi, TDV. Yay. Ank. 1991.