Merhaba Çocuklar

Ayın Şiiri

Sevgili Peygamberimizin Doğumu

Boncuk

Meleklere İman

Hac Hatıraları

Tarihten Sayfalar

Gezelim Görelim

Sevgi Yağmurları

Emelin Üzüntüsü

Sizlerle Başbaşa

Yurttan ve Gurbetten Haberler

Sevgi Yağmurları

Ne zaman semadan yağmur damlalarını, kar tanelerini yere düşerken görsem o günü, o saati hatırlarım. O mahşeri kalabalık gözümün önünde canlanır, yapılan konuşma kulaklarımda çınlamaya başlar. Bir kez daha sevgiyle yağmur arasında çok sıkı bir bağ olduğunu kendi kendime söyler; “çok şükür yine bulutlar el ele vermişler birlik olmuşlar sevgi yağmurlarını üzerimize indiriyorlar” derim.

Sevgiyle, bereketin (yağmur) ne alakası var? demeyin. İsterseniz size de anlatayım. Bir zamanlar yağmurlar yağmaya, çayır çimen kurumaya başlamıştı. Hatta kendiliğinden gürül gürül akıp giden çeşmeler bile damla damla akar olmuştu. Bu duruma çok üzülen kasaba halkı, kuraklığın bir an önce kalkması için yağmur duasına çıkılmasına karar vermişti. Üç gün duaya çıkılacak ve son gün dua ile birlikte yemek yenecekti. Bu karar çevre köy ve kasabalara da ilan edilmişti.

Birinci  ve ikinci gün dedemle birlikte gittim duaya. Üçüncü gün ise çok büyük bir hareketlilik başlamıştı kasabamızda. Sanki seferberlik ilanı yapılmışcasına herkes kasabanın kuzeyindeki Çoban Çeşmesine doğru akın ediyordu. Çevre beldelerden motorlu vasıtayla gelenlerin yanında atıyla, eşeğiyle gelenler bile olmuştu. Küçücük beldemiz bir anda kocaman bir şehir olmuştu sanki. O gün biz de ailecek Çoban Çeşmesinin misafiri olmuştuk. Dedeme: “Nedir dedeciğim bu kalabalık?” diye  sorduğumda; hiç unutamayacağım bir cevap verdi bana. “Evlat” dedi. “Allah’a şükür biz öyle bir milletiz ki, ne zaman darda kalsak hemen bir araya geliriz. Daha dün İstiklâl Harbinde, kadınıyla, erkeğiyle bir araya gelmiş, düşmana gereken dersi vermiştik. Bugün de beldemizde ve memleketimizde süren kuraklığın sona ermesi için bir aradayız. Az sonra ellerimizi dilekçe yaparak Yüce Mevla’ya açacak, hep birlikte ‘amin’ diyeceğiz.”

Dedemle sohbet ederken bir anda sesler kesildi. İlçe müftümüz gelmişti. Az sonra Kur’an okunmaya başlandı. Ortalıkta çıt yoktu. Sanki dağ-taş, kurt-kuş Mevlâ’nın kelâmını saygı ile dinliyordu. Müftü amca eline mikrofonu alarak on dakikaya yakın bir konuşma yaptı. O kısacık konuşma kalpleri yumuşatmıştı, kuruyan gözleri yaşartmıştı. Kalabalığın arasından arada bir “haklısın, çok doğru söylüyorsun” sesleri geliyor, konuşulanları tasdik ediyorlardı. Sözlerini şu cümlelerle bitirmişti müftü amca: “Sevgili kardeşlerim, yağmurların azalmasında bizlerin de büyük payı var. Zira birbirimizi sevmez olduk. Fakir fukarayı unuttuk. Şimdi hep birlikte günahlarımıza tevbe edelim. Birbirimize karşı olan kini, öfkeyi silelim. Birbirimizi öylesine sevelim ki bu sevgimiz; şu parça parça duran bulutları birleştirsin. İki hidrojen, bir oksijen atomunun oluşmasına vesile olsun inşaallah.”

Yapılan konuşmanın ardından, görevli hocaefendiler yağmur duasını ayakta okudular. Bizler de oturduğumuz yerden “amin” dedik. Tek bir ağızdan çıkarcasına yükselen sesler, gökyüzünde bulutları birbirine katıyordu sanki.  Yemeklerimizi yedik, Çoban Çeşmesine veda ettik.

 

İşte o gün sevgiyle, yağmurlar ve bulutlar arasında çok sıkı bir alaka olduğunu anladım. Kâinatın mayası rahmetin yağması, herşeyin başı sevgi dedim.

Şimdi yerdeki kara, yağan yağmura baktıkça hep sevgi gelir aklıma. Yağmurun yere düşmesini, iki insanın el sıkışıp birbirlerine sarılmasına benzetirim. Ne zaman da kavga eden iki insan görsem, ya da soğuktan yorganını başına çekmiş bir ihtiyara rastlasam, veya açlıktan çöplükte ekmek arayan bir yoksulla karşılaşsam; “eyvah yine kuraklık başlayacak, insanlar susuz kalacak, Çoban Çeşmesi akmaz olacak” diye, tir tir titrerim.