Sizlerle Başbaşa
Sevgili
Çocuklar! Bu sayıda da sizlerle kalp kalbe, gönül gönüle sohpet
edebilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Her zaman söylediğim şeyi bir
daha söyleyeyim: Ben sizi gerçekten çok seviyorum. Candan seviyorum.
Neden çok seviyorum? Çünkü yalandan-dolandan, fitneden-fesatlıktan,
çalışıp bilgi edinmek yerine nabza göre şerbet vererek,işlerini
hem de en güzel şekilde yürütenlerden bıkılıp usanıldığı her
devirde sizler, bütün bu kötülüklerden uzaksınız. Bunun için çok
seviyorum sizleri .
Çocuklar
hep böyle temiz düşünceli, temiz kalplidirler. Fakat büyüyünce
neden değişirler, onu da anlamak mümkün değil. Ama sizler hiç
değişmeyeceksiniz büyüyünce de. İşte onun için mutluyum sizlerle
tekrar buluştuğumuz için. Bu mutluluk içinde;
Gaziantep-Islahiye
Boğaziçi İlköğretim Okulu 3/A sınıfı öğrencisi Nuri Avcı’nın mektubunu
aldım hemen ele. Diyor ki sevgili Nuri: “Bundan 4 ay önce bir
resim göndermiştim size, fakat hâlâ yayınlanmadı. Dergiyi her
ay elime alınca hemen resim köşesine bakıyorum, yayınlanan resimler
benim yaptığım resimden çok güzel değil. Bir resim daha gönderiyorum,
onu bari yayınlayın da beni üzüntüden kurtarın.”
Nuri
kardeş! Sana bir şaka yapacağım, darılma: Hani “Kirpiye yavrusu
yumuşacık gelirmiş” diye bir atasözü vardır bilirsin. Kirpi yavrusunun
dikenleri vardır ama, anne kirpiye o dikenler kadife gibi yumuşacık
görülürmüş de yavrusunu, “yumuşacık yavrum” diye severmiş. Haydi
bir atasözü daha söyleyeyim: “Kimse yoğurdum ekşi demezmiş.” Bunun
gibi sana da resmin normal olarak çok güzel görünmüş. Ama bak,
o resmin verilmeyince ikinci bir resim çizip göndermişsin. O beğenildi
ve hemen bu sayıda verildi, gördün mü?
Resim
çizmek çok güzel bir uğraştır. Daha başka çiz ve bize gönder.
Başka çalışmalarını da gönder. Tamam mı? Anlaştık mı? Anlaştık.
Haydi öyleyse, bekliyoruz.
Denizli-Tavas
Sarıabat İlköğretim Okulu 5/A sınıfı öğrencisi Merve Gül Yatgın
da, “Dergimizin gelmesini her ay dört gözle bekliyoruz. Resimlerini
boyamak, fıkralarını okumak, bilmecelerini-bulmacalarını çözmekten
çok mutlu oluyorum”diyor.
Derginin
gelmesini her ay dört gözle beklemekte çok haklısın Merve Gül
kardeş. Çünkü dergimizin benzeri bir dergi şu an Türkiye’de mevcut
değil. Bunu çok açık söylüyorum. Şu çizgi romanlar; hep profesyonel
ressamlar çiziyor. Bulmaca da öyle. Yusuf Kol abiniz artık bir
bulmaca ustası oldu bu işi devamlı yapa yapa. Hikayeler öyle;
yurdumuzdan bir köşeyi o bölgeden olan bir arkadaşımız yazıp gönderiyor.
Ama bu profesyonellerin yanında, siz de ileride profesyonel bir
yazar, çizer olacaksınız. Bu daha çok bir işi sevmek ve onu devamlı
yapmakla olur. Yani demek istediğim şu: % 90 sizin her türlü çalışmalarınıza
ayırıyoruz her dergimizin sayfalarını. Sen de resim çiz, fıkra,
bilmece, şiir, hikaye; bölgenizin güzelliklerini tanıtıcı yazı
yaz, bulmaca yap gönder, arkadaşların da senin eserlerini okuyup
mutlu olsunlar, olmaz mı? Senin ve kardeşin Esra’nın fotoğraflarınızı
bu sayıya verdik, diğer çalışmalarını da bekliyoruz.
Tekirdağ-Çerkezköy’den
Fatih Çiftçi de diyor ki:
“Bir
çift göz arıyorum
Bakıp
da gören
Görüp
de gördüğünün
Ne
olduğunu bilen
Ne
olduğunu bildiği şeyden
Nefret
etmeyen
Seven...seven...seven...”
Laf
aramızda, tam filozofça sözler söylemişsin Fatihciğim. Bakıp da
görse, gördüğünün ne olduğunu bilse... sevse... Her gün hırsızlıklardan,
vurup kırmaktan söz eder mi televizyon haberleri? Bıkıp usanıyor
insan artık bu tür haberlerden. Sende iş var, başka çalışmalarını
da bekliyoruz.
Konya-Kulu
Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu 6. sınıf öğrencisi Enes Aydoğan
da, “Üç kardeşiz, derginizi çok seviyoruz. Hikaye, fıkra ve testlerinizi
çok beğeniyorum. En çok da Gaffar Tetik’in yazdığı yazıda herkesi
tanıtması hoşuma gidiyor. Beni de tanıtırsa çok sevinirim” diyor.
Sevgili
Enes! Hani, “Gördün kızarmış köfteyi de, ağzın kulaklarına varıyor
neşeden” diye bir söz vardır ya, sen de tanınıp meşhur olmayı
gördün de çok sevinirsin tabii. Bu sayıda sen de tanındın, haydi
bakalım iyisin, iyisin. Şakamı anladın değil mi? Gözlerinden öpüyor,
çeşitli çalışmalarını bekliyorum.
Gaziantep-merkez
Şahinbey ilçesinden Havva Nurbanu Saymen, “Ben henüz okuma-yazma
bilmediğim için bu mektubu size Behçet Özgüler Cami İmam-Hatibi
olan babam Hüseyin Saymen yazıyor. Ablam Rukiye Saymen de mektubu
yazarken babama yardım ediyor, ben de size sevgilerimi ve gülücüklerimi
gönderiyorum” diyor.
Sevgini
ve gülücüklerini aldık kabul ettik Havva Nur kardeş. Fotoğraflarınızı
da Mart sayımızda değerlendirdik. Gördünüz mü? Gördünüz. Sevindiniz
mi? Sevindiniz. Biz de sizin mektubunuzdan çok sevindiğiniz için
başka muktuplarınızı da bekliyoruz. Neden “Şahinbey” denmiş ilçenizin
adına? Anlatın, birkaç da fotoğraf gönderin, dergide değerlendirelim,
olmaz mı? Olur. Haydi bakalım, hemen araştırmaya girişsin okuyup
yazan babanla ablan.
Eveet
genç arkadaşlar. Bu sayıda da bu kadar. Gelecek sayıya kadar kalın
sağlıcakla...