Merhaba Çocuklar

Ayın Şiiri

23 Nisanlı Çocuklarımız

Bahar Gelince

Rüzgarın Gücü

Bir Hikaye

Tarihten Sayfalar

Gezelim Görelim

Bilgin Dede'nin verdiği Ders

Sizlerle Başbaşa

Yurttan ve Gurbetten Haberler


Bilgin Dede'nin Verdiği Ders

Zamanın birinde şirin mi şirin bir kasabada, bir aile yaşarmış. Bu ailenin biri erkek, diğeri kız iki çocukları varmış. Bu iki kardeş aralarında hiç bir konuda anlaşamaz, bu yüzden de anne ve babalarını çok üzerlermiş. Anne ve baba, ne yaptılar ne söyledilerse, bu iki kardeşin arasında bulunan kıskançlık duygularını bir türlü ortadan kaldıramamışlar. Hep kavga edip, biri ne giymek istiyorsa  öbürü farklısını; biri ne yiyip, içmek istiyorsa  öbürü farklısını istermiş. Bazen de aynı şeyleri ister, paylaşmayıp kavga ederlermiş.

Gel zaman, git zaman günler böylece geçip giderken, babalarının aklına bir fikir gelmiş:“Evet evet” deyip, kendi kendine konuşmaya başlamış. Karısı hemen: “Ne oluyor bey” diye sormuş. Adam: “Bilgin, Bilgin Dede” demiş. “O dertlilere deva , herkese hemen her konuda yardımcı oluyor. Bize de yardım eder de, çocuklarımız kavga etmezler artık” demiş.

Karısı hemen ona katıldığını söyleyip, bir an önce Bilgin Dede’ye gitmesini istemiş. Adam iki çocuğunu da alıp, Bilgin Dede’ye gitmiş. Bilgin Dede’ye derdini anlatıp yardımcı olmasını istemiş. Bilgin Dede çocukları bırakıp gitmesini, bir haftadan önce de gelmemesini söylemiş.

Babaları gittikten sonra Dede, hemen çocuklara ne şekilde bir uygulama yapacağını kararlaştırmış. Bu iki kardeşi alarak içinde iki küçük masadan başka bir şey bulunmayan bir odaya götürmüş. Onları orada iki sandalyeye sırt sırta, canları yanmayacak, fakat çözülemeyecekleri şekilde bağlamış.

Çocuklar iyice acıkmışlar. Derken yemek saati gelmiş, geçiyormuş. Bilgin Dede’nin yemek getirmesi ve ellerini çözmesi için bağırıp çağırmaya başlamışlar. Nihayet Bilgin Dede ellerinde iki tepsi ile gelmiş, iki tepside de şahane yemekler varmış. Bilgin Dede yemekleri sandalyelerin karşısındaki masalara ayrı ayrı bırakmış.  Çocuklar sandalyelerden çözülmelerini bekliyorlarmış. Nitekim, Dede çocukların ellerini çözüp sandalyeleri bir kenara koymuş. Fakat bu sefer de çocukları ayaklarından güzelce birbirine bağlamış. Çocuklar, yemeklerini biran önce yiyebilmek için birbirlerini çekiştirip duruyorlarmış. Derken vakit pek geç olmuş. Çocuklar uzun süre çekişip didişmekten yorulmuş, Bilgin Dede de gelip yemek tepsilerini götürmüş.  Çocuklar çekişmekten karınlarını doyuramamış, aç  kalmışlar. Bilgin Dede bir müddet sonra yine elinde iki tepsi ile içeri girmiş.  Tepsileri yine aynı masalara bırakıp gitmiş.  Bu tepsilerde de iki farklı meyva suyu varmış. Susuzluktan damakları kuruyan çocuklar, meyva sularına ulaşmak için yine birbirlerini çekiştirmeye başlamışlar. Onlar çekişe dursun, Bilgin Dede’nin tepsileri götürmesiyle bu sefer de susuz kalmışlar.

Yorgunluk, susuzluk ve açlıkla birlikte iki kardeş uyuyakalmış. Sabah olunca Bilgin Dede kahvaltı tepsileri ile içeri girmiş ve tepsileri yine aynı şekilde bırakıp çıkmış.

Çocuklar bakmışlar ki olacak gibi değil. Çekiştikte aç ve susuz kalmaktan , yorgun düşmekten başka ellerine bir şey geçmiyor. Yaşadıklarından ders almışcasına birbirlerine bakarak: “Bu gün bir karar verelim. Aç ve susuz kalmamak için Bilgin Dede’nin bize getirdiği yiyecek ve içecekleri sırasıyla yiyip içelim” demişler.

Bir yaş büyük olanı: “Önce senin tepsideki yiyecekleri yiyelim, sonra benim tepsidekileri yeriz” demiş. Kız kardeş, kabul etmese, biliyor ki yine kavga edecekler. Hemen abisinin teklifini kabul etmiş, yemekleri sırayla yemişler. Fakat bu sefer de susuzlarmış.

Bilgin Dede biraz sonra elinde aynı meyva sularının bulunduğu tepsiler ile içeri girmiş, tepsileri yine yerlerine koymuş. Çocuklar az önce yaptıkları anlaşma gereği sırayla  meyva sularını içmişler, böylece susuzluktan da kurtulmuşlar.

Çocukların bir müddet sonra da canları sıkılmış; öfleyip, püflemeye başlamışlar. Bu defa Bilgin Dede, iki farklı oyuncak torbasıyla yanlarına gelmiş. İki torbayı da ayrı yerlere koyup gitmiş. Çocuklar yine çekişecek olmuşlar. Bakmışlar ki çekişmekle

oyun kuramayacaklar, oyunlarını da sırayla oynamışlar. Anlamışlar ki, en iyisi güzellikleri paylaşmak. Bundan böyle her şeylerini paylaşarak yaşamaya karar vermişler. Artık herşey daha iyiymiş. Mutlu olmuşlar. Anne ve babaları ile mutlu olarak yaşamışlar.