Bir
Hikaye
Gerekmez
İse Söndür !!!
Bir
düşünür diyor ki; “Her savurgan, toplumun düşmanıdır. Her tutumlu
ise onun refahını düşünen kimsedir.”
Hir
düşünür diyor ki; “Her savurgan, toplumun düşmanıdır. Her tutumlu
ise onun refahını düşünen kimsedir.”
Hastanelerde,
okullarda, devlet daireleri koridorlarında “Gerekmez ise söndür”
ya da “Işığı kapat” yazılı uyarı levhalarına rastlarız. Işığı
söndür mü doğrudur, yoksa kapat mı, o tartışılabilir başka bir
konu. Ancak önemli olan
tasarruffa yönelik böyle uyarıların yerinde ve faydalı olduğudur.
Bu ifadeleri hem rica, hem de emir olarak yorumlamak da mümkün.
Demek
ki, böyle uyarıların yapılmasını düşünen kişiler binlerce, yüzbinlerce
elektirik lâmbasının gerekmediği halde söndürüldüğünde tasarruf
edilen elektrik enerjisi ile büyük bir fabrikanın bir gün çalışabileceğini
hesaplayabiliyorlar. Fakat, biz ayrı ayrı fertler bu kadar basit
bir hesabı anlayıp da ekonomimize tasarruf sağlamak için katkıda
bulunabiliyor muyuz?
İşin
garip tarafı kendi kişisel çıkarlarımız varsa tasarrufu anlayabiliyor,
uygulamaya özen gösteriyoruz. Ama bizi bizzat etkilemiyorsa ona
komşunun bir sorunuymuş gibi bakıyoruz.
Çünkü evimizde bir lamba fazla yanıyorsa fazla para ödeyeceğimizi
çok iyi biliyoruz. İş yerimizdeki savurganlık zararını ya devlet
ya da işyeri sahibinin ödeyeceğini bildiğimiz için sözünü ettiğimiz
levhalardaki yazıları görmüyoruz bile.
Savurganlığı
yerme, tasarrufu takdir etme alışkanlıklarını toplumun veya kişinin
kültür düzeyi olarak algılamak da mümkün .
Dikkat edersek tasarrufun yararını ve zararını kavramış
toplumlar hep kültür düzeyi yüksek toplumlardır. Bu gibi alışkanlıkların
kavratılması küçük yaşta başlayıp insanın yaşadığı müddetce devam
ettiği herkesçe bilinir. Ama marifet sadece onu bilmekte değil, uygulamaktadır.
Hiç olmazsa yetişen nesle bu terbiyeyi, bu alışkanlığı kavratma
çabalarında en büyük ödev öğretmenlere ve bizler onların anneleri,
babaları, ağabeyleri, ablalarına düşmektedir. Büyüklerin kişisel
örneğinin olumlu veya olumsuz sonuçlar verdiğini kim inkâr edebilir!..
Sıradan
memurları, uzmanları, işçileri, bir yana bırakıp büyük koltuklarda
oturan onlarca, yüzlerce binlerce başkan, müdür, müşavir vb. idarecilerin
yüzlercesinin çalışma odasına günün hangi saatinde olursa olsun
girin de bir görün! Kocaman, kocaman lâmbaların, avizelerin gün
boyu ışıdığını göreceksiniz. İsterseniz bir de örnek verelim.
Günlük
güneşlik bir ilkbahar günü Ankara’nın en büyük liselerinden birinin
müdürünü ziyaret etmiştik. Müdür odası donatımı bakımından bakan
odasından farksız. Televizyonu, videosu, mini radyosu, telsizi,
sultan tahtına benzer koltuğu, sandalyeleri, pahalı halısı, kahve
ve çay takımları, kitaplığı vs. tastamam.
Çaylarımızı
yudumlarken kapı zili çalındı. Hademenin biri girdi içeriye, iki
büklüm bir suçlu tavrıyle:
“Emredersiniz,
müdürüm?” diye sordu.
Müdür:
“Mehmet
Bey, şurdan penceremden görüyorum, saat onbir oldu giriş kapısı
önüdeki lâmba hâlâ yanıyor. Onu görmüyor musunuz?” diye çıkıştı.
Bu
anda bakışlarım istemeyerekten tavana kaydı. Oysa Müdür Beyin
kendi çalışma odasının tavanına monte edilmiş dört sıra ışıklı
lâmbaları da hâlâ yanıyordu. Kendimi zor tuttum: “Okulun bilmem
neresinde yanan lâmbayı görüyorsunuz da, başınızın ucundakileri
nasıl görmezsiniz!..” diye soracaktım. Ama ziyaretçi durumum buna
müsade etmiyordu. Sustum.
Yoksa
Müdür Bey kendi lâmbalarının ille ve ille hademeler tarafından
söndürülmesini mi bekliyordu? Kimbilir?! Çünkü bir çoğunun zihniyetine
göre herkesin kendi görevi vardır: İdareci idarecilik yapar, hizmetçi
hizmetçilik. İdareci çalışma odasındaki lâmbaları söndürürken
emir kullarından biri onu görürse adamın makam otoritesi nerde
kalır?!..
Devlete,
millete hizmet etmenin binbir yolu vardır. Yurt ekonomisini güçlendirmek,
milletimizin refahını artırmak istiyorsak, yediden yetmişe herkes
bu uğurda yapabileceği katkıyı düşünmek ve yapmak mecburiyetindedir.
Ayrıca büyüklerin pozitif kişisel örneği tartışılmaz bir gerçektir.
Bugün
yıllar öncesi olduğu gibi elektrik kısıntısı uygulanmıyorsa; köylerimiz
kentlerimiz geceli gündüzlü ışıklara gark oluyorsa; istediğimiz
saate televizyonumuzu, çamaşır makinemizi vb. açabiliyor; istediğimiz
kadar kullanabiliyorsak bu büyük bir nimettir. Bu nimet ise devsletimizin
çabaları ve milletimizin alın teriyle yoğrulmuştur. Onun değerini
bilelim!