Merhaba Çocuklar

Ayın Şiiri

23 Nisanlı Çocuklarımız

Bahar Gelince

Rüzgarın Gücü

Bir Hikaye

Tarihten Sayfalar

Gezelim Görelim

Bilgin Dede'nin verdiği Ders

Sizlerle Başbaşa

Yurttan ve Gurbetten Haberler

 

Bir Hikaye

Gerekmez İse Söndür !!!

Bir düşünür diyor ki; “Her savurgan, toplumun düşmanıdır. Her tutumlu ise onun refahını düşünen kimsedir.”

Hir düşünür diyor ki; “Her savurgan, toplumun düşmanıdır. Her tutumlu ise onun refahını düşünen kimsedir.”

Hastanelerde, okullarda, devlet daireleri koridorlarında “Gerekmez ise söndür” ya da “Işığı kapat” yazılı uyarı levhalarına rastlarız. Işığı söndür mü doğrudur, yoksa kapat mı, o tartışılabilir başka bir konu.  Ancak önemli olan tasarruffa yönelik böyle uyarıların yerinde ve faydalı olduğudur. Bu ifadeleri hem rica, hem de emir olarak yorumlamak da mümkün.

Demek ki, böyle uyarıların yapılmasını düşünen kişiler binlerce, yüzbinlerce elektirik lâmbasının gerekmediği halde söndürüldüğünde tasarruf edilen elektrik enerjisi ile büyük bir fabrikanın bir gün çalışabileceğini hesaplayabiliyorlar.  Fakat, biz ayrı ayrı fertler bu kadar basit bir hesabı anlayıp da ekonomimize tasarruf sağlamak için katkıda bulunabiliyor muyuz?

İşin garip tarafı kendi kişisel çıkarlarımız varsa tasarrufu anlayabiliyor, uygulamaya özen gösteriyoruz. Ama bizi bizzat etkilemiyorsa ona komşunun bir sorunuymuş gibi bakıyoruz.  Çünkü evimizde bir lamba fazla yanıyorsa fazla para ödeyeceğimizi çok iyi biliyoruz. İş yerimizdeki savurganlık zararını ya devlet ya da işyeri sahibinin ödeyeceğini bildiğimiz için sözünü ettiğimiz levhalardaki yazıları görmüyoruz bile.

Savurganlığı yerme, tasarrufu takdir etme alışkanlıklarını toplumun veya kişinin kültür düzeyi olarak algılamak da mümkün .  Dikkat edersek tasarrufun yararını ve zararını kavramış toplumlar hep kültür düzeyi yüksek toplumlardır. Bu gibi alışkanlıkların kavratılması küçük yaşta başlayıp insanın yaşadığı müddetce devam ettiği herkesçe bilinir.  Ama marifet sadece onu bilmekte değil, uygulamaktadır. Hiç olmazsa yetişen nesle bu terbiyeyi, bu alışkanlığı kavratma çabalarında en büyük ödev öğretmenlere ve bizler onların anneleri, babaları, ağabeyleri, ablalarına düşmektedir. Büyüklerin kişisel örneğinin olumlu veya olumsuz sonuçlar verdiğini kim inkâr edebilir!..

Sıradan memurları, uzmanları, işçileri, bir yana bırakıp büyük koltuklarda oturan onlarca, yüzlerce binlerce başkan, müdür, müşavir vb. idarecilerin yüzlercesinin çalışma odasına günün hangi saatinde olursa olsun girin de bir görün! Kocaman, kocaman lâmbaların, avizelerin gün boyu ışıdığını göreceksiniz. İsterseniz bir de örnek verelim.

Günlük güneşlik bir ilkbahar günü Ankara’nın en büyük liselerinden birinin müdürünü ziyaret etmiştik. Müdür odası donatımı bakımından bakan odasından farksız. Televizyonu, videosu, mini radyosu, telsizi, sultan tahtına benzer koltuğu, sandalyeleri, pahalı halısı, kahve ve çay takımları, kitaplığı vs. tastamam.

Çaylarımızı yudumlarken kapı zili çalındı. Hademenin biri girdi içeriye, iki büklüm bir suçlu tavrıyle:

“Emredersiniz, müdürüm?” diye sordu.

Müdür:

“Mehmet Bey, şurdan penceremden görüyorum, saat onbir oldu giriş kapısı önüdeki lâmba hâlâ yanıyor. Onu görmüyor musunuz?” diye çıkıştı.

Bu anda bakışlarım istemeyerekten tavana kaydı. Oysa Müdür Beyin kendi çalışma odasının tavanına monte edilmiş dört sıra ışıklı lâmbaları da hâlâ yanıyordu. Kendimi zor tuttum: “Okulun bilmem neresinde yanan lâmbayı görüyorsunuz da, başınızın ucundakileri nasıl görmezsiniz!..” diye soracaktım. Ama ziyaretçi durumum buna müsade etmiyordu. Sustum.

Yoksa Müdür Bey kendi lâmbalarının ille ve ille hademeler tarafından söndürülmesini mi bekliyordu? Kimbilir?! Çünkü bir çoğunun zihniyetine göre herkesin kendi görevi vardır: İdareci idarecilik yapar, hizmetçi hizmetçilik. İdareci çalışma odasındaki lâmbaları söndürürken emir kullarından biri onu görürse adamın makam otoritesi nerde kalır?!..

Devlete, millete hizmet etmenin binbir yolu vardır. Yurt ekonomisini güçlendirmek, milletimizin refahını artırmak istiyorsak, yediden yetmişe herkes bu uğurda yapabileceği katkıyı düşünmek ve yapmak mecburiyetindedir. Ayrıca büyüklerin pozitif kişisel örneği tartışılmaz bir gerçektir.

Bugün yıllar öncesi olduğu gibi elektrik kısıntısı uygulanmıyorsa; köylerimiz kentlerimiz geceli gündüzlü ışıklara gark oluyorsa; istediğimiz saate televizyonumuzu, çamaşır makinemizi vb. açabiliyor; istediğimiz kadar kullanabiliyorsak bu büyük bir nimettir. Bu nimet ise devsletimizin çabaları ve milletimizin alın teriyle yoğrulmuştur. Onun değerini bilelim!