Merhaba Çocuklar

Ayın Şiiri

23 Nisanlı Çocuklarımız

Bahar Gelince

Rüzgarın Gücü

Bir Hikaye

Tarihten Sayfalar

Gezelim Görelim

Bilgin Dede'nin verdiği Ders

Sizlerle Başbaşa

Yurttan ve Gurbetten Haberler


Tarihten Sayfalar

Devlet Parasının Önemi

Sahabe devrinde bir bayram sabahıydı. Bütün gönüller huzur doluydu. İnsanlarda tatlı bir heyecan vardı. Her yer cıvıl cıvıldı. Medine-i Münevvere’de herkesin yüzü gülüyordu. Huzur ve mutluluk bütün şehri kaplamış, herkes neşe ve sevinç içerisinde bulunuyordu. Hele çocuklar !.. Onlarda öyle bir neşe, öyle bir mutluluk vardı ki, sormayın gitsin. Bayramlık elbiselerini giymişler, bir sağa - bir sola koşturup duruyorlardı.

    Bütün insanlığın saadeti için gecesini gündüzüne katan, halkın mutluluk ve refahı için kendi huzur ve mutluluğunu hiçe sayan Halife Hz. Ömer, camiden çıkıp evine giderken, bir sokağın başında oyun oynayan çocukları gördü. Yüzünde çok tatlı bir tebessüm belirmişti.        

   Dakikalarca çocukların neşeli oyunlarını seyretmekten kendisini alamadı. İşte o anda kendi çocukları aklına geldi. Onlara bayramlık hiçbir şey alamamıştı. Halbuki kendisi bütün İslâm Dünyası'nın Halifesi'ydi. Çocukları ise, bir fakirin çocuğundan farksızdı. Bayram gününü evlerinde geçirmeye hazırlanıyorlardı.

    Hz. Ömer, çocuklarına bayramlık bir şeyler alabilmek için hemen çarşıya gitti. Fakat cebinde parası yoktu.

    İşte o anda babalık şefkatiyle yüreği yandı. Veznedarına; “Bana devlet hazinesinden, ileride aylığımdan kesmek üzere üç aylık borç para gönder.” diye haber saldı...

  Başta söylediğim gibi, devir Sahabe devri idi. Kimsenin burnunun kanamadığı, halkın huzur ve mutluluk içinde yaşadığı devir. Herkes görevinin bilinci içerisinde...

   Hz. Ömer’in bu isteği karşısında veznedar ne yapacağını şaşırdı. Aklına; “Ya Ömer parayı aldıktan sonra ölürse! O zaman bu parayı kim ödeyecek?” gibi bir soru geldi. Halife'ye haber gönderdi. Eğer parayı aldıktan sonra üç ay yaşayacağına dair bir belge verirse, kendisine istediği parayı verebileceğini söyledi.

  Halife Hz. Ömer, bu cevap karşısında irkildi. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi. Gözlerinden akan yaşlar sanki bir pınar olmuştu. Yaptığı işten pişmanlık duyarak hemen secdeye kapandı. Evet, üç ay yaşayacağına dair elinde senet yoktu.

  Kendisine istediği parayı vermeyen veznedarına kızmadı bile. Hemen yanına koştu. Ondan özür diledi. Gözlerinden öptü. Sonra da şöyle dedi:

  “Allah senden razı olsun. Sen, bu hareketinle beni aydınlattın, kendime getirdin. Yaptığım hareketin ne kadar yanlış olduğunu anladım. Bu devlet senin gibi insanlarla ne kadar iftihar etse azdır.”

İki Bilge Çocuk

Peygamberimiz (s.a.s.)'in çok sevdiği torunları Hasan ile Hüseyin daha henüz çocuktular.

Bir pınarın başında arkadaşları ile oynuyorlardı.

Baktılar ki, adamın biri pınardan abdest alıyor. Fakat aldığı abdest yanlıştı. Ona, doğru abdest alma şeklini öğretme gereği duydular. Fakat yaşlı adamı utandırmak istemiyorlardı. Öyle ki, hem yapılan hatayı düzeltmek; hem de bunu yaparken sahibini incitmemek gerekiyordu. Düşündüler ve sonunda şöyle bir yol izlemeye karar verdiler :

  Kendi problemleriymiş gibi davranmak!. .

 Bunun için ihtiyarla şöyle bir konuşmaya girdiler:

Hasan:

-Amca! Kardeşim bana sen yanlış abdest alıyorsun, diyor.

Her ikimiz de senin yanında bir abdest alalım. Bakalım hangimizin aldığı abdest hatasız oluyor, dedi.

Peki yavrularım, alın da göreyim, dedi ihtiyar.

İkisi de adamın yanında hatasız bir şekilde abdest aldılar.

İhtiyar, çocukların aldığı abdesti izleyince, dedi ki:

-Çocuklar!.. sizin ikinizin de aldığı abdest doğrudur. Hatalı olan benim aldığım abdesttir. İnceliğinize, nezâketinize hayranım. Allah Teâlâ, ikinizden de râzı olsun. Teşekkür ederim.