|
Merhaba
Çocuklar
Ayın
Şiiri
Dostluk
Mesajı
Güzel
Türkçemiz
Osmanlıda
Şeyhülislamlık
Çolak
Hasan'ın arzusu
Tarihten
Sayfalar
Devekuşları
Yurdumuzdan
Bir Köşe (midyat)
Kurnaz
Tilki
Sizlerle
Başbaşa
Yurttan
ve Gurbetten Haberler
|
TARİHTEN SAYFALAR
Beni Dervişliğe Alırmı sın?
Fatih sultan Mehmed devrinde en büyük âlimlerden biri Akşemseddin
idi. Bu zat, Fatih'e İstanbul'u 29 Mayıs'ta alacağını müjdelemişti.
Birgün Fatih yanında oturan Akşemseddin'e:
-Hocam! Beni dervişliğe alır mısın? Akşemseddin de:
-Alamam, deyince Fatih buna kızmış ve şöyle demişti: Çok acayib
şey, ne olduğu ve istidatları belli olmayan bir takım adamları
dervişliğe alıyorsunuz da beni kabul etmiyorsunuz. Akşemseddin
hafifce gülümsedi ve şöyle cevap verdi:
-Dervişlikte bir hal vardır. Ondan tad alındığı takdirde dünya
işlerinden ve saltanattan el çekmek lazım gelir. Halbuki sizin
böyle bir hal yapmanız memleketin zararına olur. O zaman siz de
ve ben de günaha girmiş oluruz. Padişahlara lazım olan şey; iyi
huyluluk ve adalet sever olmaktır.
Tek Göz Sana Yeter
Orhan Gazi İzmit'in fethine giderken, silah arkadaşı Gazi Ali
Beyi de Hereke fethine memur etmişti. Ali Bey, Hereke kalesi yakınlarına
gelince kuvvetine bakmadan derhal hücuma geçti. Hereke tam fethedileceği
sırada kaleden atılan bir ok Ali Bey'in gözüne saplandı. Ali Bey
eliyle oku gözünden çıkarırken, yanında bulunan arkadaşları çok
telaşlandılar. Bunu gören Ali Bey şöyle dedi: -Bre yiğit arkadaşlarım!
Ne telaş edersiniz? Bir başta bir göz yeter. İki gözü olup arkaya
bakmaktansa, tek gözlü olup ileriye bakmak iyidir".
Yaklaşan Tehlike ve Acı Son
Tarihi kaynaklara göre Timur, Yıldırım ile savaşmak istemiyordu.
Nitekim, Yıldırım'dan gelen bir elçiye Timur şöyle diyordu:
-Biz kışı Karabağ'da geçireceğiz. İlkbaharda ordumuzla Osmanlı
sınırına geleceğiz. Hükümdarınız isteklerimizi kabul ederse, mesele
hallolur. Aksi halde savaş alanında buluşacağız. Taş da olsa karşımızda
mum olacaktır. Ali Paşa ise Yıldırım'ı savaştan vazgeçirmek için
uğraşmışsa da, başaramamıştır. Hatta Yıldırım kendini ikna etmeye
çalışan Ali Paşa'ya:
-Şerefimiz ve karşı koyacak kuvvetimiz vardır, tâbi olup istiklâlsiz
yaşayamayız" diyordu. Bilindiği gibi Yıldırım, Ankara savaşında
mağlup ve esir olmuştu. Üstübaşı perişan bir şekilde Timur'un
huzuruna getirildi. Türk-Moğol Hakanı kendini tutamayıp gülünce,
Yıldırım şöyle dedi:
-Allah'ın bu dünyada bedbaht ettiği kimseye gülmek ayıptır. Bu
söze karşılık Timur da:
-Allah'ın bu dünyayı benim gibi topal ile senin gibi bir köre
bıraktığına gülüyorum, diye cevap verdi. Sekiz ay Timur'un yanında
esir kalan Yıldırım Akşehir'de vefat edince, Timur buna çok üzülmüş
ve şöyle demişti:
-Yazık, cihan bir kahraman kaybetti.
Bre Doğan Nicesin?..
Haçlılar büyük kuvvetlerle Niğbolu kalesine saldırmışlardı. Kale
kumandanı Yıldırım'ın çok sevdiği Doğan Bey idi. Kahramanca bir
savunma yapan Doğan Bey, yardım gelmediği takdirde kaleyi mecburen
teslim edecekti. Bir gece kale burçlarından aşağıya bakarken,
uzaktan bir ses işitti:
-Bre Doğan..! Doğan..! Evet bu ses Yıldırım, bu ses Yıldırım'ın
sesi idi ve Doğan Bey bu sesi tanımıştı. Derhal cevap verdi:
-Emret Padişahım!
-Bre Doğan nicesin?
-Erzakım var, askerim az.
-Üç gün dayan, geliyorum! Doğan Bey kulak verdi, uzaklaşan bir
atın nal seslerini işitti. Demek ki Padişahı düşman ordugâhının
arasından geçmiş, Niğbolu kalesine kadar gelmişti.
|