|
Merhaba
Çocuklar
Ayın
Şiiri
Dostluk
Mesajı
Güzel
Türkçemiz
Osmanlıda
Şeyhülislamlık
Çolak
Hasan'ın arzusu
Tarihten
Sayfalar
Devekuşları
Yurdumuzdan
Bir Köşe (midyat)
Kurnaz
Tilki
Sizlerle
Başbaşa
Yurttan
ve Gurbetten Haberler
|
Güzel
Türkçemiz
Yüce Allah, bizleri insan olarak en güzel bir biçimde yaratmıştır.
Eşref-i mahlûkat, yani en değerli bir varlık kılmıştır. Bizleri,
paha biçilmez değerlerle donatmıştır: Akıl, ruh, kalp, el, yüz,
göz gibi. Bizler bu değerlerle; aklımızla, yüreğimizle, duygu
ve düşüncelerimizle birlikte yaşarız. Duygu ve düşüncelerimizı
dilimizle, sözIe ya da yazıyla başkalarına aktarırız. Duygu ve
düşüncelerimizi, dilek ve isteklerimizi söz ya da yazıyla anlatmamıza
dil diyoruz. Dilimiz en etkili bir anlaşma aracıdır. Güzel dilimiz
Türkçe, bizleri bir toplum halinde tutan değerlerin başında gelir.
Tarihimizi, atalarımızın yaşayışlarını, onların duygu ve düşüncelerini,
yine dilimiz aracılığıyla öğreniriz. Bu değerleri dilimizle gelecek
kuşaklara aktarırız. Toplumuzun gelişmesinde, dilin elbette önemli
bir yeri vardır. Bilgi, kültür, dil aracılığıyla topluma yayılır.
Gelenek ve göreneklerimize, dini bilgilerimize, kültürel değerlerimize
yine dille ulaşırız. Yüce Allah'ın emir ve yasaklarını, Sevgili
Peygamberimizin öğütIerini, güzel sözIerini, Arapça'dan dilimize
aktaranlardan öğreniriz. Dilimizi güzel ve etkili bir biçimde
kullanmak için onun kurallarını öğrenmeliyiz. Dilimizi değerli
bir armağan olarak bırakan atalarımızın, yüzyıllar boyunca ortaya
koydukları önemli eserleri severek okumalıyız. Onlardan yararlanmalıyız.
Kelime dağarcığımızı zenginleştirmeliyiz. Çok kitap okuyarak,
bilgimizi, kültürümüzü artırmalıyız. BöyIece güzel dilimizi en
güzel bir biçimde konuşmaya ya da yazmaya çalışmalıyız. Dilimizi
güzel ve etkili biçimde konuşan ve yazan insanlardan olmak, bizi
mutlu eder. Çünkü konuşmalarımız saygıyla, ilgiyle dinlenir. Duygu
ve düşüncelerimizi güzel bir biçimde anlatmak bizleri rahatlatır.
Atalarımız: "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" demişler. Tatlı
dilden güzel ve etkili dil anlaşılır, değil mi? Kimi arkadaşlarımız;
okulda, toplumda duygu, düşünce ve dileklerini anlatmada zorlanırlar.
Sıkılırlar, çekinirler. Özellikle Türkçe derslerinin bilgilerimizi,
isteklerimizi güzel bir biçimde anlatmak için birer fırsat olduğunu
unutmayalım. Okuyalım, okuduklarımızı anlamaya, anladıklarımızı
da en güzel bir biçimde anlatmaya çalışalım. Bilindiği gibi Türkçe
derslerinin amacı da budur. Güzel dilimizi her zaman sevelim.
Güzel dilimize sevgimizi nasıl gösteririz? Güzel ve yararlı eserleri
okumak, onları anlamak ve dilimizi en güzel bir biçimde kullanmaya
çalışmak! Dilimiz, siz küçük okuyucularını kitaba çağırıyor. Okumaya
sesliyor. Kendisini güzel konuşan ve yazanlara, kelime hazinesinin
kapılarını açıyor. Ne dersiniz?
OSMANLILARDA ŞEYHÜLİSLAMLIK
Bu yazımızda sizlere şeyhülislamlığı tanıtmaya çalışacağız. Şeyhülislam
tabiri genellikle büyük fıkıh bilginleri için kullanılan bir tabirdir.
Hicri 4. asırdan itibaren kullanıldığını bildiğimiz "şeyhülislâm"
ünvanının Osmanlılar'a kadar resmi bir özelliği yoktu. Osmanlı
Devleti'nde kendisine sorulan dinî meseleleri cevaplandıran kimseye
"müfti" (müftü), verilen karara da "fetva" denmekteydi. Şeyhülislâmlık
da başmüftîlik tarzında oluşmuştu. Bu anlamda ilk şeyhülislam,
Molla Şemseddin Fenârî'dir. İlme ve ilim adamına olan saygılarıyla
bildiğimiz Osmanlı padişahları, şeyhülislamlardan da gereken saygı
ve desteği esirgememişlerdir. Kanunnameleriyle meşhur Fatih Sultan
Mehmed, kanunnamesinde şeyhülislâmı ve padişah hocalarını vezirlerden
üstün tutmaktaydı. Yukarıda adı geçen kanunnameye göre ulemanın
reisi kabul edilmekle beraber şeyhülislâmın, ilmiye sınıfının
başı sayılması 16. asrın ortalarına doğru gerçekleşmiştir. 16.
asırda Zenbilli Ali Cemâlî Efendi, İbn-i Kemal Paşazâde ve Ebu's-Suûd
Efendi gibi kudretli alimlerin bu makama gelmesiyle şeyhülislâmlık
daha da önem kazandı. Bilhassa bu üç şahsiyetin Osmanlı Devleti'nin
yükselmesinde önemli katkıları olmuştur. Osmanlılar'da Şeyhülislâm,
ilmiye sınıfının başı sayılıyordu. Klasik Osmanlı devrinde devlet
görevlileri kalemiye, seyfiye ve ilmiye olmak üzere üç sınıfa
ayrılıyordu. İlmiye sınıfı, günümüzün Adalet ve Milli Eğitim Bakanlıkları
ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevlerini üstlenmiş durumdaydı.
Günümüzün Başbakanına benzer bir görev üstlenmiş olan sadrazam
için bile okur-yazar olma şartı aranmazken ilmiye sınıfına girebilmek
için medrese bitirme şartı aranması dikkat çekicidir. 1424-1922
yılları arasında 131 şeyhülislâm 175 defa bu makama tayin edilmiştir.
Ebu's-Suud Efendi 29 seneyle en fazla; Memikzâde Mustafa Efendi
de 13 saatle en az bu makamda kalan şeyhülislamdır. 131 şeyhülislâmın
yalnızca 9'u Türk asıllı değildir. (Arap, Boşnak Gürcü, Çerkez,
Arnavut'tur.) Şeyhülislâmlar içinde müstesna bilginler, yazarlar,
şairler, hattatlar, bestekârlar ve huhukçular vardı. Bir çok şeyhülislâm
verdikleri fetvaları toplayarak hem İslâmî ilimler, hem de Osmanlı
hukuk tarihi bakımından değerli eserler bırakmışlardır. 1424'de
Molla Fenârî'ye bu ünvanın verilmesiyle, son Osmanlı Şeyhülislâmı
Medenî Nuri Efendi'nin 1922'de kabinesiyle birlikte istifa etmesi
arasındaki 498 sene boyunca devam eden şeyhülislâmlık, Osmanlılarla
birlikte tarihe mal oldu.
|