Yaz
mevsiminin kendini iyice hissettirmeye başladığı sıcak bahar günlerinden
biriydi. Genç kaplumbağa kendini yol kenarındaki kayanın gölgesine
zor atmıştı. Başını gökyüzünde tüm haşmetiyle parlayan güneşe
çevirdi. Gözleri güneş ışınlarıyla doğrudan buluşamayacak kadar
hassastı. Yanan gözlerindeki güneşten kaçırıverdi. Toprak kurumuş
damar damar çatlamıştı. Baharın yeşil yüzünün yerini kuru dallar
ve otlar almıştı. Genç kaplumbağa içinden;
"-Amma
da uzaklaşmışım evimizden. Sabah serinliğinde kırları seyretmeye
dalmışım. Sırtımdaki yük de görünmüyor ki, Oynak başını kabuğuna
çevirdi. Can iyice sıkılmış gibiydi. O sırada kayaın dibindeki
sarı çiçeğe doğru uçan bir kelebek gördü. Ne kadar zarifti. Oldukça
da mutlu görünüyordu. Kanatları sarılı, morlu, pembeli yeşilli
renkler, tarifsiz desenlerle süslenmişti. Renkler güneş ışıklarına
yanıp sönüyordu adeta. Genç kelebek de elbette güzelliğinin farkındaydı.
Öyle mutlu görünüyordu ki, sanki uçsuz bucaksız kırların prensesi
oydu.
Zavallı
kaplumbağacık, gözlerinde yuvalanan yaşlara mani olamadı. İçinden
onun yerinde olmak geçti. Ah ne var onun gibi zarif kanatlarla
uçabilseydi. Onun yerinde olsaydı hemen gideceği yere ulaşacaktı.
Sonunda ulaşmıştı. Anneciği onu kapıda karşılamıştı. Gözleri korkudan
fırlamıştı adeta.
Ertesi
gün düşünceli ve üzüntülü dolaşırken Yaşlı Porsukla karşılaştı.
Yaşlı Porsuk bilge ve şefkatliydi. Herkes ona çok güvenir, danışırdı.
Yaşlı kaplumbağa Yaşlı Porsuğun yanına oturdu. Yaşlı Porsuk tecrübesiyle
bir derdi olduğunu anlamıştı. Söze kaplumbağa girdi:
-Ah
Bilge Porsuk, derdim büyük. Sırtımdaki yükten, kılığımdan utanıyorum.
Mecbur muyum istemediğim yükü taşımaya, ulaşmamı engelleyen ebliseyi
giymeye. Hem uçmak varken yavaş yavaş yürümekten çok sıkıldım.
-Uçmak
mı? Peki ama neden.
-Dün
kırlarda uçan bir kelebek gördüm. Sanki bir prensesti. O daldan
o dala konuyor, hiç bir şey ona engel olamıyordu.
Bilge
Porsuk, meseleyi anlamıştı. Gözlerini kaplumbağanınkilere dikerek,
keskin nazarlarla baktı.
-Sakin
ol genç adam. Peki sana desem ki elimde bir sihir var. Sana zarar
vermeden kabuktan elbiseni çıkarabileceğimi söylesem!
-Gerçekten
mi? Gerçekten bunu yapabilir misin?
Cevap
vermeden sözlerine devam etti. Yaşlı Porsuk. Diyelim ki, seni
bu yükten kurtardım. Kış gelip karlar yağdığında ne yapmayı düşünüyorsun?
Kelebek gibi olmak seni soğuktan kurtaracak mı? Hele baharda avcıların
ayakları altında ezilmekten nasıl kurtulacaksın?
Genç
kaplumbağa başını önüne eğdi. Bilge Porsuk haklıydı. Sözlerine
devam eden Yaşlı Porsuk;
-Bak
yavrum! Benden sana bir baba uyarısı. Zamanını ayarlayıp gideceğin
yere doğru yola çık. Daima içinde bulunduğun durumu değerlendir.
Yapabileceklerin neler? Hayatını nasıl kolaylaştırabilirsin. Onu
düşün. Sana verilmeyenle sızlanıp vakit kaybetme. Verilenle mutlu
olmaya bak.
Bu
sohbetten sonra kaplumbağa, düşünceler içinde evine doğru yola
çıktı. İleride bir çocuk gördü. Elindeki kelebek tutacağı ile
bir şeyler yapıyordu. Ama o da nesi? Kırların prensesini yakalamıştı.
İçi
cızladı. Üzüldü. Kaplumbağacık haline şükrediyor. Kelebek için
üzülüyordu.
Genç
kaplumbağa, Bilge Porsuğun o tok sesini ömrünün sonuna dek unutmadı.