|
Yeni
Yıla Girerken
İnsanlık
tarihinde küresel ve bölgesel çatışmalar nedeniyle milyonlarca
insanın öldüğü, yaralandığı ve gözyaşı döktüğü; teknolojik
gelişmelerin insana maddi alanda birçok nimetler sunmasına
rağmen, manevi yönünü dikkate almaması sebebiyle onu yalnızlığa,
huzursuzluğa mahkum ettiği; bilgi, ekonomik ve kültürel
değerlerin sınırları aştığı bir yüzyılı geride bırakarak,
büyük ümitlerle iki yıl önce 21. yüzyıla girdik.
Yeni
bir heyecanla girdiğimiz bu yüzyılın ikinci senesinde, ülke
olarak ekonomik sıkıntı ve dünya ölçeğinde de ABD'de Eylül
ayında gerçekleştirilen terör saldırısı sonrasında yaşanan
trajik hadise ve medeniyetler çatışması mı, medeniyetler
barışı mı tartışmaları ile geçirerek yeni bir yıla girdik.
Gelişmeler,
21. yüzyılda bilginin öneminin giderek artacağını, bilgiyi
fert ve toplumun menfaatleri istikametinde kullanabilen
ülkelerin varlıklarını devam ettirebileceklerini göstermektedir.
Bu yüzyılda geçmişte üstünlük unsuru olan doğal kaynakların,
sermaye birikiminin, iş gücü vb. kavramların devre dışı
kalarak bilginin en önemli üretim faktörü olacağı, hatta
yegane belirleyici güç olacağı düşünürler tarafından öngörülmektedir.
Bilgiye sahip olmanın yolu ise eğitimden ve sürekli öğrenmekten
geçmektedir.
Nitelikli,
kaliteli, bilgili ve geçmiş ile bugünü özümseyerek geleceği
şekillendirebilecek güçlü ve sağlıklı bir toplum olmak;
coğrafi konumu, doğal ekonomik değerleri ve çevresindeki
ülkelerin istikrarsızlığı nedeniyle dünyanın en sıcak bölgesinde
bulunan ülkemiz için hayati önem arz etmektedir.
Ülkemiz
ve insanımızın, gerek tarihi birikimi ve gerekse milli ve
manevi dinamikleriyle 21. yüzyılda dünya ölçeğinde her alanda
söz sahibi olabilecek bir potansiyele sahip olduğuna inanıyorum.
Yaşadığı
topraklarda ve ulaşabildiği yerlerde, hak ve adaletin tesisi,
İslam’ın izzeti ve şerefini korumak için büyük gayret gösteren
milletimizin, bu sahada insanlığa rehberlik edebilecek manevî
değerler birikimi ve tarihi tecrübeye sahip olduğu aklı
selim sahibi herkes tarafından bilinmekte, insanlık alemi
de bizden bu alanda büyük hizmetler beklemektedir.
Bilimsel
ve teknolojik gelişmelerin, baş döndürücü bir hızla birbirini
takip etmesi; ekonomik endişe ve menfaatlerin ön plana çıkmasıyla
manevi ve ahlaki değerlerin aşınmaya yüz tutması ve bunun
sonucu olarak da çıkar çatışmalarının yaşandığı bir dünyada,
insanlığın huzurlu ve mutlu geleceği için; ahlâk ve dayanışma,
barış ve hoşgörü kavramlarının içinin ideolojik ve politik
olarak değil, tamamen evrensel insani değerler açısından
doldurulması ve hayata geçirilmesi gerekir.
İletişim
ve haberleşmenin ortaya çıkardığı küreselleşme ortamında,
bilgi toplumu olma yolunda büyük mesafeler kaydetmiş toplumların;
küreselleşme kavramını kullanarak kendi kültürlerini tanıttıkları,
yaydıkları, diğer kültürlerle kaynaştırdıkları, zaman zaman
da farklı kültürlere hayat hakkı tanımama gayretleri içine
girdiği görülmektedir.
İnsanlığın
artan bir ilgiyle dini değerlere yöneldiği bu zamanda, doğru
anlaşıldığında insana dünya ve ahiret saadeti sağlayacak
bir din olan İslam'ın; özellikle yakın zamanda yaşanan üzücü
olaylar sebebiyle terör, anarşi vb. itici kavramlarla özdeşleştirilmeye
çalışılması bizleri derinden düşündürmelidir.
İşte
bu gerçekten hareketle, dünyadaki hızlı değişim sürecinde
tefrikaya düşmeden; sevgi ve barış dini olan İslam'ın ölmez
prensiplerinden şaşmadan, yeni bir ufukla, yeni bir anlayış
ve yaklaşımla, çağımızın modern teknik ve metotlarından
da yararlanarak bid'at ve hurafelerden arınmış olarak dinimizi
anlatmak ve insanlığa yeniden sunmak gerekmektedir.
|