Din ve Toplum

CAMİLERİN TARİHİ GELiŞİMİ
VE CAMİLERLE İLGİLİ DîNî HÜKÜMLER

Cami kelimesi sözlükte “toplayan, bir araya getiren” anlamındadır. Kur’an-ı Kerim, hadisler ve ilk İslâm kaynaklarında cami karşılığında mescid kelimesi gelmektedir. Ülkemizde genellikle içinde Cuma namazı kılınan ve hatibin hutbe irad etmesi için minber bulunan ibadet yerlerine cami, minberi bulunmayan küçük mabedlere ise mescid denilmiştir. Ancak Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa ve genellikle mezhep imamlarıyla ileri gelenlerinin kabirlerinin bulunduğu camilere de mescid adı verilmektedir.

Osmanlılar döneminde padişahlar tarafından inşa ettirilen büyük camilere, “selatin camileri”, vezirler ve diğer devlet ricali tarafından inşa ettirilen orta büyüklükteki camilere banisinin adına izafe edilerek sadece cami, küçük olanlara da mescid adı verilmiştir. Mescidlerin cuma namazı kılınan camiye tahvili ise berat ve izinle olmaktaydı. Batı dillerinde caminin karşılığı olarak mosque, mosquee vb. kelimeler kullanılmaktadır. Hz. Peygamber döneminde bayram ve cenaze namazı kılınan yerler için “namaz kılınan yer” anlamına gelen musalla kelimesi kullanılmaktaydı. Yol boylarındaki üstü açık mescidlere ise namazgah denilmektedir.(1)

Bir ayet-i kerimede: “Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla def etmeseydi her halde manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılıp giderdi ki buralarda Allah’ın adı çok anılır.” (Hac, 40) buyurularak ibadet yerlerini korumanın önemine dikkat çekilmektedir. Başka bir ayette ise; “İçlerinde Allah’ın adının anıldığı mescidlere girmeyi yasaklayan ve onları tahribe çalışandan daha zalim kim olabilir?” (Bakara, 114 ) buyurulmak suretiyle cami ve mescidlere düşmanlığın Allah’ın dinine düşman olmakla eş anlamlı olduğu ifade edilmektedir.

Kur’an’ın bildirdiğine göre: “İnsanlar için inşa edilen ilk beyt (mabet) Mekke’deki (Kabe)’dir” (Al-i İmran, 96). Ebu Zer'in sorduğu bir soru üzerine Hz. Peygamber yeryüzünde yapılan ilk mescidin Mescid-i  Haram, ikincisinin ise Mescid-i Aksa olduğunu açıklamıştır (Buhârî, (Enbiya 40; Müslim, Mesacid, 1-2). Hz. Peygamber İslâm’ı tebliğe başlayınca müşrikler büyük bir tepki gösterdiler. Ancak buna rağmen O, yapılan baskı ve hakaretlere aldırmadan zaman zaman Mescid-i Haram’da Hacerul’esved ile Rüknü’l-yemani arasında namaz kılardı. İlk Müslümanlar evlerinde ve vadilerde gizlice ibadet ediyorlardı. Ayrıca Darü’l-Erkam da adeta bir mescid haline getirilmişti. Hz. Peygamber’in “mirbed” denilen ağıllarla harmanların temiz olan kısımlarında namaz kıldığı rivayet edilmektedir. (Buhârî, Salât, 49; Müsned, II,178; III, 404; IV, 85)

Akabe biatlarından sonra sayılarının artmasıyla birlikte Müslümanlar Medine’de bir mescide ihtiyaç duymaları üzerine Esad b. Zurare’nin Mescid-i Nebevî'nin yapıldığı arazideki bir hurma kurutma yerinin etrafını duvarla çevirerek mescid haline getirdiği rivayet edilmektedir.(2) Hz. Peygamber de hicret sırasında Medine’ye yaklaşık 2 mil mesafede bulunan Kuba’da bir müddet misafir kalmış ve orada bir mescid inşa ettirmiştir.

Hz. Peygamber Kuba’dan Medine’ye doğru giderken yol üzerinde bulunan kimseler kendisini davet ettiler. Ancak O (s.a.s.) devesinin serbest bırakılmasını istedi ve mescidin yapılacağı yerin tesbitini kastederek onun görevli olduğunu söyledi. Deve, Malik b. Neccarların evlerinin önünde bulunan düzlükte çöktü. Bu yer Selh ve Süheyl adlarındaki iki yetime aitti. Hz. Peygamber bu yeri sahiplerinden satın alarak Mescid-i Nebevî’yi yaptırdı. (Buhari, Menakibu’l-Ensar, 45). Hz. Peygamber mahallelerde ve kabileler içinde Müslümanların sayısı artınca buralarda mescidler inşa edilmesini emretmiş, kısa bir süre içinde de Medine ve çevresinde bir çok mescid inşa edilmiştir. Belâzuri'nin naklettiğine göre Medine'de Mescid-i Nebevî ile Kuba Mescidi dışında dokuz mescid vardı. Buralarda yalnızca vakit namazları kılınıyor, cuma namazı ise Mescid-i Nebevî'de kılınıyordu.(3)

Çeşitli kabileler İslâm’ı kabul ettikçe bulundukları yerlerde kendi adlarıyla anılan mescidler inşa etmişlerdi. Böylece Hz. Peygamber'in yeni mescidler inşa edilmesiyle ilgili emrinden kısa bir süre sonra mescid inşa etmeyen kabile kalmamıştı. Medine’ye oldukça uzak kabilelerde de cami inşa edilmişti. Mescid-i Nebevî'den sonra içerisinde ilk cuma namazı kılınan mescid, Beni Abdülkays yurdundaki Cüvâsâ Mescidi’dir. (Buhârî, Cuma, 11) Cüvâsâ Arap Yarımadası’nın doğusunda bugünkü Riyad ve Zehran arasındadır. Resûl-i Ekrem gönderdiği askeri birliklere, gittikleri yerlerde mescidi bulunan bölgelerin halkına dokunmamaları talimatını vermişti. Yelemlem’de oturan Cezimeoğulları, üzerlerine gelen Halid b. Velid’e Müslüman olduklarını ispatlamak amacıyla mescidlerini göstermişlerdi. Aynı şekilde Kızıldeniz sahilinde Kadid yakınında ve Müreysi su kaynağı civarında oturan Mustalikoğulları topraklarında da mescidler yapılmıştı. İslâm’ı kabul eden kabilelerin bir kısmı eski mabedlerinin yerine cami inşa etmişlerdir.(4)

CAMİLERLE İLGİLİ DÎNÎ HÜKÜMLER

Kur'an-ı Kerim’de: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru ve sürekli kılan, zekat veren ve Allah’tan başkasından korkup çekinmeyen kimseler imar eder.” (Tevbe,18) buyurulmak suretiyle cami yaptırmanın müminlere ait bir imtiyaz olduğu vurgulanmıştır. İslâm alimlerinin çoğuna göre ayet-i kerimede yer alan “imar” tabiri camilerin inşası, onarılması, döşenmesi, aydınlatılması ve temiz tutulması şeklindeki maddî imarı içine aldığı gibi oralarda ibadet etmek, Kur’an okumak ve okutmak, ilim öğrenmek ve öğretmek gibi manevî imar faaliyetlerini de içerir. Cami imar ve inşası ile ilgili ayet ve hadisleri değerlendiren alimler Müslümanların yaşadığı yerleşim birimlerinde ihtiyacı karşılayacak kadar cami yaptırmanın farz-ı kifaye olduğu sonucuna varmışlardır.(5)

“Müşriklerin, kendi küfürlerine bizzat kendileri tanıklık edip dururken, Allah’ın mescidlerini imar etmeye ehliyet ve selahiyetleri yoktur.” (Tevbe, 17) mealindeki ayette ifade olunduğu gibi Müslüman olmayanların cami yaptırmaları veya yapılmasına katkıda bulunmaları hoş karşılanmamıştır. Müslüman olmayanların cami yapımına katkıda bulunmalarının Müslümanları minnet altına sokacağını ifade eden Fahreddin er-Razi, böyle bir şeyin kabul edilemez olduğunu söylemektedir.(6) Çağımız alimlerinden Serbasî, dinî ve siyasî yönden sakınca bulunmadığı takdirde Müslüman olmayanların cami yapımına katkıda bulunabileceklerini söyler.(7)

Camilerin yapılış amacı dışında kullanılması, yıktırılması, satılması caiz değildir. Bir ayette: “Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışan kimseden daha zalim kim olabilir?” (Bakara, 114) buyurulmaktadır. Ancak bazı alimlere göre bir köy halkı köylerini bütünüyle terkeder de cami kullanılmaz hale gelirse, yeri satılır ve parası başka bir camide kullanılır.(8)

Cami ve mescidlerin sade bir görünümde olması gerekir. Sadelikten uzak süslemeler, dikkat çekici yazılar ibadet esnasında kişiyi zihnen meşgul edeceği ve namazda huşûun zedelenmesine sebep olabileceği için mekruh sayılmıştır. Ancak camilerin kıble duvarı dışındaki bölümlerine vakıf malından harcanmamak, övünme ve gösteriş amacı taşımamak ve israftan uzak olmak şartıyla yazı yazılmasında ve süsleme yapılmasında sakınca görülmemiştir.(9)

Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’e, “Allah’ın evi (Beytullah)” diye nitelendirilen Kabe’yi temiz tutmaları emredildiği haber verilmektedir. (Bakara, 125; Hac, 26). Böylece mü’minlerin camilerin temizliği konusunda titiz davranmaları istenmektedir. Zira namaz kılınacak yerin temiz olması namazın şartlarından birini oluşturmaktadır. Camilerin temizliği, bir bakıma camiye girenlerin vücut ve elbise temizliğiyle de bağlantılı olduğundan müminlerin bu konuda oldukça dikkatli olmaları gerekir. Zira bir ayet-i kerimede camilere güzel elbiselerle gidilmesi emredilmiştir.  (A'raf, 31) Özellikle cemaatin kalabalık olduğu cuma ve bayram günlerinde camiye yıkanarak gitmek sünnettir. Allah’ın evi olan camilere girecek kimseler, maddî pisliklerden temizlenmelerinin yanı sıra cünüplük gibi hükmî ve küfür gibi manevî kirlerden de arınmalıdırlar. Cünüp, hayız ve nifas halinde bulunan kimselerin gusül abdesti almadan camiye girmeleri Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından yasaklanmıştır (Ebû Davud, Taharet, 93; İbn Mace, Taharet, 126). Camiye dahil olan alt ve üst kısımları da aynı hükme tabidir. Böyle kimseler mecburi hallerde teyemmüm ederek camiye girebilirler. Bayram ve cenaze namazları için düzenlenmiş bulunan açık namazgahlarla camiye bitişik avlu, revak gibi mekanlar, cünüp vb. durumdaki kimselerin girmeleri bakımından cami hükmünde değildir. Apartmanlarda bulunan mescitlerin alt ve üstündeki daireler de cami hükmünde değildir. Mecburiyet olmadıkça birden fazla kapısı bulunan camileri yol olarak kullanmak uygun olmadığı gibi camiye abdestsiz girmek caiz olmakla birlikte hoş bir davranış değildir.(10) Müşriklerin, daha kapsamlı bir ifadeyle gayri müslimlerin Mescid-i Haram’a yaklaşmaları Kur'an-ı Kerim’de genel anlamda menedilmişse de(bk. Tevbe, 28) Hanefilere göre, hac ve umre amacı taşımamak şartıyla bunlar Mescid-i Haram da dahil olmak üzere bütün camilere girebilirler. Çünkü bu tür ziyaretler, onların İslâm dininin yüceliğini anlamalarına ve onu benimsemelerine vesile olabilir. Şafiîlerle Hanbelîlere göre ise Mescid-i Haram dışındaki camilere gayri müslimlerin izinle girmeleri mümkündür. Ancak Harem sınırları içine girmelerine izin verilmez.(11)

İslâm alimleri genellikle cami adabına riayet edemeyecek yaşta olan çocuklarla akıl hastalarının camiye girmelerini uygun görmemişlerse de temyiz (iyiyi kötüden ayırt etme) çağına gelmiş çocukların camiye götürülmesi, cemaatle namaza alıştırılması ve kendilerine camide Kur’an öğretilmesini teşvik etmişlerdir.

Hadis kaynaklarında Hz. Peygamber’in camiye girerken okumuş olduğu çeşitli dualar yer almaktadır. (Mesela, Müslim, Müsafirin, 191) Bir hadis-i şerifte, camiye girerken salatü selamdan sonra, “Allah’ım, bana rahmet kapılarını aç”, çıkarken de “Allah'ım, senin lütuf ve keremini dilerim!” şeklinde dua edilmesi tavsiye edilmiştir. (Müslim, Müsafirin, 68; Ebû Davud, Salat,18).

Camiye sağ ayakla girilmesi, sol ayakla çıkılması, camiye giren kimsenin tahiyyetü'l-mescid niyetiyle iki rekat namaz kılması da sünnettir. Ezan okunduğu esnada camide bulunan kimsenin meşru bir mazereti olmaksızın namaz kılmadan çıkıp gitmesi mekruhtur. Camilerde cemaati rahatsız edici, onların huzurunu bozucu her türlü tutum ve davranışlardan uzak durulması, soğan sarımsak gibi ağır kokulu şeyleri yedikten sonra camiye gidilmemesi gerektiği gibi bunun yanında camilerde, başkalarını inciterek öne  geçmekten, rahatsızlık verecek şekilde safları sıkıştırmaktan ve namaz kılanın önünden geçmekten de sakınılmalıdır.

İbadet yerleri olan camilerde taraflara karşılıklı, menfaat sağlayan alım-satım, kira vb. akitler veya gelir getirici diğer işler yapılması uygun değildir.

Camilerde ihtiyaç sahiplerine kendileri istemeden sadaka vermek ve bağışta bulunmak caiz ise de dilenmek veya dilenen kimseye bir şey vermek İslâm alimlerince hoş karşılanmamıştır. Böyle bir davranışı mekruh gören alimler olduğu gibi haram sayanlar da olmuştur. Camide bulunanları rahatsız etmeyecek şekilde konuşmanın bir sakıncası yoksa da sırf sohbet etmek amacıyla camiye gitmek, yüksek sesle konuşmak uygun değildir. Öyle ki,  başkalarını rahatsız edecek şekilde yüksek sesle zikir yapmak bile tasvip görmemiştir. İtikaf, yolculuk veya misafirlik gibi özel durumlar dışında ve ihtiyaç bulunmadıkça camide uyumak ve kirletilmese bile yemek yemek hoş bir davranış değildir.(12)

Hırsızlık vb. sebeplerle içerideki eşyaya zarar verilme endişesi söz konusu olduğu durumlarda caminin namaz vakitleri dışında kapatılması caiz görülmüş; böyle bir sakıncanın bulunmaması halinde ise mekruh görülmüştür. Ebu Hanife ve İmam Malik gibi müctehidler yağmur vb. bir mazeretin bulunmaması halinde cami içinde cenaze namazının kılınmasını mekruh saymışlardır. İmam Şafiî ile Ahmed b. Hanbel’e göre ise bunda bir sakınca yoktur.(13)

Namaz kılmak bakımından camilerin en faziletlisi Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre sırasıyla Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksa’dır. Malikîler’e göre ise Mescid-i Nebevî,  Mescid-i Haram’dan daha faziletlidir. Faziletli oldukları konusunda bir çok hadis-i şerif bulunan bu üç mescidin dışında büyük ve cemaatinin kalabalık olmasından başka herhangi bir caminin özel bir imtiyazı yoktur. Bir kimsenin kendi mahalle  semt camisini cemaatsiz bırakmaması daha faziletlidir.(14)

----

1- Önkal, Ahmet-Bozkurt, Nebi, Cami,  md. VII, 47; Pakalın, M. Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1993, II, 488; III /155-157.
2- İbn Sad, Muhammed, et-Tabakatu’l-Kübra, Beyrut, 1968, I, 239.
3- Hamidullah, İslâm Müesseseleri, 61; Önkal-Bozkurt, Cami, DİA, VII, 48.
4- Hamidullah, İslâm Müesseseleri, 61; Önkal-Bozkurt, Cami, DİA, VII, 48.
5- Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, Ts., IV, 2479 vd. Farz-ı Kifaye, müslümanların ferden değil de toplum olarak sorumlu oldukları mükellefiyetlerdir. Cenaze namazının kılınması, cihad, ilimle meşguliyet, meslek ve sanatların icrası, iyiliklerin emredilip kötülüklerin engellenmesi gibi.
6- Râzî, Fahrettin,. Mefatihu’I-Gayb, Kahire, 1934-62, XVI, .7.
7- Şerbasî, Ahmet,  Yeselaneke fi’d-Din ve’l-Hayat, Beyrut, 1980, IV, 99.
8- Zuhaylî, Vehbe, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuh, Dımeşk, 1985, VIII, 220.
9- İbn Abidin, M. Emin, Reddü'I-Muhtar, Kahire, 1976, I, 441 vd; Kasımî, M. Cemaleddin, İslahu'I-Mesacid, Cezayir, 1989, 96.
10- Merğınânî, el-Hidâye Şerhu Bidâyeti’I-Mübtedî, Mısır, 1384, III, 19; Alauddin, Abidin, el-Hidâyetü'I-Alâiyye, İstanbul, 1984, 285; Akyüz, Vecdi, Mukayeseli İbadetler İlmihali, İstanbul, 1995, I, 286 vd.
11- İbnu’I-Arabî, Ahkâmu’l-Kur’an, Beyrut, 1988, II, 468-470; Elmalılı, a.g.e., IV, 2502.
12- İbn Abidin, a.g.e., I/440 vd.; Zuhaylî, a.g.e., III, 708.
13- İbn Rüşd, Bidâyetü’I-Müctehid, Kahire, Ts., I, 191-207.
14- Bilmen, Ö. Nasuhî, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul, 1985, 241. Şener, Mehmet, Cami, DİA, VII, 92.

İSLAM'DA MÜŞRİK VE EHLİ KİTAPLA EVLENMENİN HÜKMÜ

Evlilik karı-koca arasında birlikte yaşamaya ve karşılıklı yardımlaşmaya imkan veren ve taraflara karşılıklı hak ve ödevleri yükleyen bir sözleşmedir. Kur'an-ı Kerim'de: "(Ey Mü’minler) Allah'a eş tanıyan kadınlarla (müşriklerle) onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İman eden bir cariye müşrik bir kadından bu sizin hoşunuza gitmese de elbet daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de onlar iman edinceye kadar (mümin kadınları) nikahlamayın. Mümin bir kul, müşrikten o sizin hoşunuza gitse de elbette hayırlıdır. Onlar sizi cehenneme çağırırlar. Allah ise kendi iradesi ile, cennete ve mağfirete çağrırı. O ayetlerini insanlara apaçık söyler, tâ ki  iyi düşünüp ibret alsınlar."(1)

Ayette, müşrik: hiçbir semavî dini kitabı kabul etmeyen, putlara tapan kadın ve erkeğe denir. Nikah kelimesinden maksat ise cinsel münasebet değil, evlenmedir.

Ehl-i Kitap Kadınlarla (Yahudi, Hıristiyan) Kadınla Evlenmek Caiz midir?

El cevap: Ayet puta, ateşe tapan kadınlarla evlenmeyi yasaklamış, kitap ehli kadınlarla evlenmeyi caiz kılmıştır. Zira Allah; "Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği sizin için helal olrduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Namuskâr, zinaya sapmamız, gizli dostlar edinmemiş insanlar olarak yaşamanız şartıyla mü’minlerden hür ve iffetli kadınlarla kendilerine sizden evvel kitap verilenlerden yine hür ve iffetli hanımlar dahil, siz onların mehirlerini verince size helaldir"(2) buyurmuştur. Bu âyete göre kitap ehli kadınlarla evlenmek mübahtır. Ehli sünnetin icmaı ile görüşü bundan ibarettir. Büyük müfessir Katade: "Allah: Siz müşrik kadınlarla evlenmeyiniz" buyurduğu âyetinden maksat kitap ehli olmayan müşrik kadınların olduğunu söylemiştir.(3)

Peki müslüman kadınlarla evlenmeleri haram olan müşrikler kimlerdir? Allah (c.c.): “Müşrik erkeklere de onlar iman edinceye kadar mü’min kadınları nikahlamayın” buyurmuştur. Bu âyete göre müşrik bir erkeğin müslüman bir kadınla evlenmesi dinen yasaktır.

Ayette "müşrik" kelimesinden murat İslâm dinine girmeyen putperest, Mecûsî, ve mürtedlerdir. Bunların hepsi ile ayette görüldüğü gibi kesinlikle evlenmek haramdır. Bunun hikmeti de İslâm'ın izzet ve şerefinin her şeyin üstünde olmasıdır. Müslüman bir erkeğin Yahudi ve Hıristiyan bir kadınla evlenmesi helal olduğu halde; Hıristiyan ve Yahûdi bir erkeğin Müslüman bir kadınla evlenmesi İslâm ulemasının tümüne göre kesin olarak uygun görülmemiştir. İslâm dinine göre erkeğin kadın üzerinde mutlaka bir hakimiyeti vardır. Bu nedenle Hıristiyan ve Yahudi bir erkeğin mü’mine bir kadınla evlenmesi halinde mü’mine kadını dinini terketmeye zorlayarak kendi dinine sokabilir. Doğan çocukları, babası Hıristiyan veya Musevî yapabilir. Çünkü çocukların terbilyesinde baba hakim konumundadır.

Diğer taraftan müslüman bir erkek, Hazreti Muhammed (s.a.s.)'e Kur'an'a inandığı gibi, Hz. İsa'ya, Hz. Musa'ya ve onlara inzal olan İncil ve Tevrat'a da inanır. Bu durum Müslüman erkeğin Hıristiylan veya Yahudi olan karısına eziyet yapmasına engeldir. Bu durumda erkek ve kadın arasında dini bir ihtila sözkonusu olamaz. Fakat Kur'an'a, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e inanmayan ehli kitap bir erkekle Müslüman bir kadının evlenmesi halinde ehli kitap olan erkek,  dininden dolayı Müslüman olan karısına işkence yapması ve onun dinini hafife alması ihtimali kuvvetlidir. Şayet bu duruma itiraz edecek olan kişi olursa şöyle cevap veririz: "Biz Müslümanlar Peygamberiniz Hz. İsa'ya, Hz. Musa'ya ve kitaplarınız İncil ve Tevrat'a inanıyoruz. Eğer siz de Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ve Kitabımız Kur'an'a inanırsanız, kızlarımızla evlenebilirsiniz."

Dünya ve ahiret mutluluğu hidayete uyanların üzerine olsun.

Kaynaklar
1- Bakara, 221.
2- Maide, 5.
3- Taberî, c. 2, sayfa, 378.
4- Tefhimü'l-Kur'an. c.1.

ÜÇÜNCÜ BİN YILIN AREFESİNDE DEĞİŞİK DİNLER ARASINDA İŞBİRLİĞİ TOPLANTISININ ARDINDAN

Bu toplantıya dünyadaki dinlerden temsilciler davet edilmiştir. Bu temsilcilerin bir kısmı doğrudan dini liderler olurken, büyük kısmı da muhtelif dini grupların ve dinlerin temsilcileri olarak toplantıya katılmışlardır.

Roma gibi çok eski bir tarihe sahip olan, her tarafında tarih ve dinî motifler görülen ve hepsinin ötesinde, St. Pierre ve St. Paul’u bağrında bulunduran Roma’nın, Hıristiyanlık için elbette çok büyük bir önemi vardır. Roma sadece Batı Hıristiyanlığının merkezi değil, daha önce Pağan roma İmparatorluğunun da dini merkeziydi. Pağanizmin dinî karargâhı da Roma’da bulunuyor ve en büyük Pağan dini lidere “pontif” deniyordu. Roma İmparatoru Constantin 313 yılında, Hıristiyanlığın, Roma dinlerinin arasına girmesine izin vermiş ve Roma İmparatorluğunun resmi dini olarak Hıristiyanlık 389 yılında kabul edilmiş ve devlet dini olmuştur. Hıristiyanlık da st Pierre ve st. Paul’un aziz hatıralarının bulunduğu Roma’da karargâhını kurmuştur. Çünkü İsa, St. Pierre’e şöyle demiştir: “Sen Petrus’sun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım ve ölüler diyarının kapıları onu yenmiyecektir.” (Matta, 16/18) İşte St. Pierre (Petrus) Hıristiyanlığı yaymak için miladi tarihin ortalarında Roma’ya gelmiş ve altmışlı yıllarda ayaklarından asılarak öldürülmüştür. Aynı akibete St. Paul’de Roma’da maruz kalmıştır. İsa’dan sonra  Hıristiyanlığı temsil eden St. Pierre idi. St. Pierre ise Roma’da idi. Daha sonraki dönemlerde, Hıristiyanlığın ilk kutsal saydığı kilise de Roma kilisesi olmuştu. Çünkü Roma Hıristiyan cemaati, St. Pierre’in cemaati idi. İşte Papa Roma’da St. Pierre’in makamını temsil ediyordu. Bu temsil, ikibin yıllık tarih içinde, 389’dan sonra resmileşti ve Roma Hıristiyanlığın dinî merkezi haline geldi.

İşte Roma Hıristiyanlık için bundan dolayı kutsaldı ve Vatikan bu kutsallığın temsil mekanıydı. Kutsal meclisin bulunduğu Vatikan, Papa’nın başkanlığında temsil ediliyordu.  1054 yılına kadar tüm Hıristiyanların dinî otorite merkezi olan Roma Kilisesi, bu tarihten sonra, Batı Latin Katolik Kilisesinin temsil merkezi oldu. İstanbul Kilisesi Roma’dan bu tarihten sonra ayrıldı ve tarihin en büyük dinî kırılması meydana geldi. Batı Hıristiyanlığı XVI. yüzyılda Lutherle yeni bir kırılmaya daha sahne oldu. Bu kırılmadan Protestan adını alacak olan yeni kiliseler ortaya çıktı. Fakat Vatikan, Papa’nın başkanlığında bir milyarın üzerindeki Kato likleri temsile devam etmektedir. Merkeziyetçi yapısı ile dünya Katoliklerine yön vermeye de hâlâ devam ediyor. Vatikan bu haliyle, dünyanın en güçlü Hıristiyan idare merkezidir.

Bu yüzyılın sonuna doğru düzenlemiş olduğu Dinlerarası İşbirliği Toplantısı, Vatikan’ın diyalog arayışının bir sonucudur. Vatikan bununla iki önemli şeyi gerçekleştirmek istiyor. Birincisi; Hıristiyanlararası kopmaları gidermek, ikincisi; dünyadaki diğer dinlerle diyalog içinde işbirliği sağlamak. Böylece, farklı müminler arasındaki gerginliği gidererek, diyalog atmosferini meydana getirmek. Şüphesiz bur diyalog atmosferi, diyalog ve işbirliği düzeyinde kaldığı ve geliştiği sürece faydalı bir çalışma olacaktır. Fakat diyalog ortamını, misyonerliğe zemin hazırlamak olarak düşünüldüğü zaman, zararlı bir çalışmaya dönüşecektir. Bunun için diyalogda misyonerlik işareti olmamalıdır. Diylaogda insanlığın yararına olacak işlerde işbirliği ortamı meydana getirmek ve dayanışmayı  artırmak gerekecektir.

Vatikan, Dinlerarası Diyalog Konseyi’nin 24-29 Ekim tarihinde Vatikan’da yaptığı bu toplantıya katılım bir hayli fazlaydı. İkiyüzden fazla kişi dünyadaki birçok dinlerden gelerek bu toplantıya katılmıştı. Toplantıda dikkat çeken din mensupları ve liderlerin dinlere göre dağılımı şöyleydi:

A- HIRİSTİYANLAR

1- Katolik Kilisesinin önemli temsilcileri bu toplantıya davet edilmiştir. Vatikan’da üst düzey görevlilerden başka, İtalya’dan bu toplantıya otuz kadar temsilci katılmıştır. Bunların dışında Arjantin’den, Libya’dan, Belçika’dan,  İngiltere’den, Avustralya’dan Fas’tan, Lübnan’dan, Taylant’tan, Filipinler’den, Tunus’tan, Almanya’dan,  Fransa’dan, Hindistan’dan, Amerika’dan, Kanada’dan, Güney Afrika’dan, Kenya’dan, Nijerya’dan, Gine’den, Cezayir’den, Malezya’dan, Kolombiya’dan, birçok Katolik temsilci, ülkelerindeki Katolikleri temsil etmişlerdir.

2-   Ortodoks Hıristiyanlardan, dinlerarası işbirliğine katılanlar şunlardı:

İstanbul Ortodoks Patrikliği’ni (İsviçre Chanbesy Ortodoks Patriği) Mgr. Damaskinos temsil etti. Patriğinin mesajını Damaskinos okudu. İstanbul Patriği I. Bartholomaios mesajında, iştirakçilere selamdan sonra, toleransta, insan varlıklarının vicdan hürriyetinde ve liyakatinde işbirliğine çağırmıştır. Üçüncü bin yılın eşiğinde farklı dinler arasında işbirliği toplantısının başarılı olmasını, iştirakçilerin kişisel seviyede hakikati yaşatmalarını, Tanrının kendilerine sağlık, mutluluk ve uzun ömür vermesini temenni etmiştir. (19 Ekim 1999)

Toplantıya katılan diğer Ortodokslar ise İskenderiye ve Afrika Ortodoks Patrikliğini temsilen Kenya, İtalya Ortodoksluğunu temsilen, Tavola Valdese, İsviçre Chanbesy Ortodoks Patrikliği, Amerika’dan St. Viladimir Ortodoks Teoloji  semineri, Süryani Ortodoksluğunu temsilen Suriye, Moskova Ortodoksluğu, Kıbrıs, Nijerya ve Yunanistan dan ise  Santo Sineda Chiesa di Grecia’dan bir temsilci katılmıştır.

3- Anglikan Kilisesi, (üç temsilci göndermiştir.) (İngiltere)

4- Lübnan Ermeni Katholicosatosu (Lübnan)

5- Ortadoğu Kiliseler Konseyi (Kıbrıs)

6- Amerika’dan, Word Methodist Council (Amerika)

7- Dünya Lutherci Kiliseler Federasyonu (İsviçre)

8- Thanksgiving squace (Amerika)

9-Romania Patrikliği (Fransa)

10- Patriarcato Chiesa Assira (İngiltere)

11- Reformist Kiliseler Evrensel İttifakı (İtalya)

12- Kiliseler Evrensel Konsili (İsviçre)

13- Word Mennonite Conferance (Kanada)

14- Reform Kiliseler Birliği (Fransa)

15 Etchmiadzin Ermeni Patriği (Ermenistan)

Dinlerarası işbirliği toplantısına katılan Katolik sayısı yetmiş iki kişiydi.

B. MÜSLÜMANLAR:
Dinlerarası işbirliği Toplantısına katılan Müslümanların sayısı kırk iki kişiydi. Bunların İslâm ülkelerine göre dağılımı ise şöyledir: Ürdün, Lübnan, Fransa, Libya, Malezya, İsviçre, Bengaldeş, İran, Filipin, Türkiye, İtalya, Cezayir, Irak, Amerika, Gine, Bosna-Hersek, Kazakistan, Suudi Arabistan, Kongo, Kanada, Nijerya, Fas. Bu toplantıda Türkiye’den üç kişi vardı. Diyanet İşleri Başkanını temsilen Elazığ Müftüsü Dç. Dr. Fikret KARAMAN, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Emre ÖKTEM ve Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Mehmet AYDIN.

C- YAHUDİLER
Toplantıya katılan Yahudilerin sayısı onbeş idi. Bunlardan üçü İngiltere’den, dördü Amerika’dan, dördü İtalya’dan, biri Meksika’dan, biri İsrail’den, biri Brezilya’dan, biri de Fransa’dan idi. Fransa’dan katılan Büyük Rabbin Rene, Samuel SIRAT, Hillel Enstitüsü’nün Müdürü idi.

D- BUDİSTLER
Toplantıya katılan Budist sayısı yirmisekiz idi. Bu Budistleri iki kategoride toplamak mümkündür. Tibet Budistleri ki Dalay Lama’ya bağlı olanlar. Diğer Budistler ise Budizm’in Hinayana koluna bağlı olanlardı. bunları birbirinden ayıran tek şey giydikleri elbiselerdi. Tibet Lamaistleri, ihram şeklinde turuncu bir elbise giyerlerken, diğer Budistler sarı renk bir elbise giymektedirler. Her ikisinin de başları açık ve tıraşlıdır.

Budistlerin geldikleri ülkeler ise şöyledir: İngiltere, Srilanka, Kamboçya, Tayvan, Tayland, Hindistan, Japonya, Kore, Moğolistan, İtalya, Almanya, Hong Kong.

Bunların dışında Tenrikyo, Miochikai, Rissho, Kosei-Kai ve Emnnokyo gibi Budist kolları da toplantıya katılmışlardır. Bu Budistlerin geldikleri ülke ise, Japonya’dır.

E- ŞİNTOİZM
Japonya’nın millî dinini üç ayrı dini eğilimi temsil etmiştir. Jinja-Honcho, Oomoto, Sarine Shinto. Bunların ayrı ayrı temsilcileri vardı. Izu Kudo ve Mrs. Kudo, Jinja-Honcho’yu; Yasum Hirose, Mitsuo, Yamazaki, Oomoto’yu; Fumihiro Uchida ise, Shrine Shino’yu temsil etmişlerdir.

F- KONFÜÇYANİZM
Konfüçyanizmi, iki Koreli temsil etmiştir. Bunlar, Chang Kyuchoi ve Prof. Hansa Mahn-Gunı Youe’dur.

G- SHKHİZM
Sikhleri temsilen gelenler, Hindistan’dan İngiltere’den göç eden, Ajit Singh ile, Charanjit Singh idi. Ayrıca Kanada Sikh cemaatinin temsilcisi olarak T. Sher Singh.

H- ZERDÜŞTLÜK
Zerdüştlüğü temsilen iki kişi gelmişti. Birisi İngiltere'de ikamet eden Mr. Jehangir Sarosh dir. Diğeri de "Hindistan’da ikamet eden, Homi Dhalla idi. Hindistan'da Zerdüştlük Parsilik olarak yaşamaktadır.

I- HİNDUİZM
Hinduizmi temsilen on kişi toplantıya katılmıştır. Bunlardan altısı Hindistan, ikisi Endonezya'dan, biri Kanada'dan, birisi de Amerika'dan gelmişlerdir.

J- JAİNİZM
Jainizmi temsilen beş kişi vardı. Bunlardan biri Hindistan, dördü İngiltere'den gelmişti.

K-BAHAİLER:
Bahâiliği, İtalya'dan katılan, Dr. Julio Savi ve Prof. Maria Augusta Favali temsil etmiştir.

L-MANDEENLER (SABİİLER)
Aslında Irak'da yaşayan Mandeenleri, Norveç Üniversitesinde öğretim üyesi olan Dr. Kais AL  SAADİ temsil etmişti. Al-Saadi Genel Kurulda Mandeenlerin yalnızlığını dile getiren Arapça bir konuşma da yaptı.

M- AMERİKA YERLİ DİNİ
Amerika’daki geleneksel dinleri, Amerika’lı dört kişi temsil etti. Bunlar, cha-das-ska-dum WHICTALUM, Marguerite WHICTALUM, Mr. Pete Toya, Mrs. Toya idiler. Cha-das-ska-dum geleneksel kıyafetiyle oldukça dikkat çekiciydi. İri yarı vücut yapısı ile, Amerika yerli müziğini defle icra etti.

24-29 Ekim tarihleri arasında Vatikan City'de yapılan “Üçüncü bin yılın arefesinde farklı dinler arasında işbirliği" toplantısına katılanlar iki ayrı binada misafir edildi. Seçkin bir davetli topluluğu Vatikan’da Santa Marta'da kaldı. Diğer davetliler, otel olarak kullanılan Domus Pacis Fransisken evinde kaldılar. Organizasyonun mükemmel olduğunu söylemek zorundayım. Her sabah 8, 30 da otobüs Domus Pacis'den davetlileri Vatikan City’nin muhteşem konferans salonuna taşımıştır. Santa Marta'da kalanların otobüs problemi yoktu. Çünkü yakındı.

Toplantı 25 Ekim sabahı saat l0'da Vatikan City Konferans Salonu’nda başladı. Konferans salonu tahminen bin kişi alabilecek kapasitede idi. Her oturma yerinde mikrofon ve iki dinleme cihazı vardı. Konuşmalar simultane olarak tercüme ediliyordu. Kullanılan diller genelde İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Arapça ve Japonca idi. Herkes yerini aldıktan sonra, açılış oturumu başladı. Dinlerarası Diyalog Konseyi Sekreteri Mgr. Michael Fitagerald, teknik konularda kısa bir bilgi sundu. Arkasından, Kardinal Roger Etchegary, bir hoşgeldiniz konuşması yaptı. Bu toplantının, muhtelif dinlerin çok seçkin temsilcilerinden oluştuğunu beLirterek, toplantının önemine işaret etti. Daha sonra, İstanbul Patriği I. Bartholomaios'un mesajını İsviçre Chambesy Ortodoks Patriği, Mgr. DAMASKİJ NOS okudu. Okunan ikinci mesaj Ezher şeyhi Dr. Muhammed Said Tantavi'ninci, Ezher şeyhinin mesajını, Ezher Üniversitesi Monoteist Dinlerarası Diyalog Daimi Komite Başkan Yardımcısı Dr. Ali El-Samman okudu. Kısaca Ezher Şeyhi mesajında şunları söylüyordu: “Üçüncü bin yılın eşiğinde gelecek nesillere yeni ufuklar açacak olan dinlerarası diyaloğu desteklemek ve derinleştirmek için yaptığınız teşebbüsü şerefle selamlıyorum.”

Mesajlar okunduktan sonra, Japonya'dan bir Budist temsilci, İran'dan bir Şii temsilci, Japonya’dan bir Şinto temsilci, Moğolistan'dan bir Tibet Budizmi temsilcisi kısa konuşma yaptılar. Daha sonra, Papalık Dinlerarası Diyalog Konseyi Başkanı Kardinal Arinze uzun bir konuşma yaptı. Konuşmasında dinlerin işbirliği’nin dünya barışı için önemini anlattı. Son konuşmayı Malezya'dan katolik Theresa Chooı yaptı. İngilizce onüç sahifelik bir bildiri mahiyetinde olan bu konuşmada Theresa şunların üzerinde durdu:

1- Gelecekte bin yılın daha iyi, daha banşçı olması için nasıl çalışmalıyız.

2- İki ay yedi gün sonra 2000 yılındayız. Etrafımda farklı inançların sorumlularını görüyorum. Onlarda işbirliği yollarını keşfetmeye arzuludurlar.

3- Dünyada olup bitenlerden endişe duyuyorum. İnsanlık, kinle, savaşlarla, dinlerarası çekişmelerle bölünmüştür. Bölünmüş insanlık,  çok zenginlerle, çok fakirler arasında bulunmaktadır.

4- Bizim işimiz aceledir. Kötülüklere karşı birlikte çalışmak zorundayız. Dünyayı değiştirebiliriz. Hep birlikte, dünyanın daha iyi olması için çalışabiliriz.

Daha Sonra, gruplara konuşma hakkı tanındı. Fakat altmış iki kişi konuşma isteyince zamandarlığı nedeniyle, sadece onbeş kişiye söz hakkı verildi. Muhtelif din mensupları, toplantıdan duydukları memnuniyeti bildirdiler ve toplantının dünya barışına katkı sağlamasını temenni ettiler.

25 Ekim 1999 öğleden sonraki birleşik oturumda grup çalışmaları hakkında bilgi verildi ve muhtelif din mensupları tekrar söz aldı. Sabah oturumunda söz alamayan ülkelere söz verildi. Konuşmacılar dünya barışı için, dinlerarası işbirliğinin faydalarına temas ettiler ve papalığa bu toplantıyı düzenlediği için teşekkür ettiler.

Aynı gün 17.30-19’da grup çalışmalarına başlandı. Grup üyelerinin konuştukları ortak dillere göre gruplar oluşturulmuştu. Buna göre on grup vardı. Her grup yirmi kişiden oluşuyordu. Böylece genel olarak ikiyüz kişi grup çalışmasına katılıyordu. Gruplar dinlerarası işbirliği ve dinlerarası diyalog konularında çalışmalar yaptı. Grup çalışmaları, 25 Ekim öğleden sonraki oturumda başladı. 26 Ekim sabahı oturumda devam etti. Her grup, diyalog konusundaki görüşlerini belirten ortak kararı belirten birer metin hazırlamışlardı. 26 Ekim öğleden sonraki genel oturumda, grup başkanları hazırladıkları teklifleri okudular. Böylece on grup başkanı veya raportörler kararları bildirmiş oldular. Yine aynı gün 17. 30-18.30 arası bu görüşler, tartışmaya açıldı. Görüşler değerlendirildi. Bazı noktalara dikkatler çekildi. 24-29 Ekim 1999 Papalık Dinlerarası Diyalog Konseyi’nin 'Dinlerarası İşbirliği Toplantısı’nın ortak deklarasyonuna girecek konular tespit edilmiş oldu.

26 Ekim akşarn, Santa Marta' daki kokteyle katılan davetlilere aynı akşam, Vatikan City’nin konser salonunda muhteşem bir konser sunuldu. Konserde, İtalyan müziği, Katolik dini müziği, Yahudi dinî müziği, İslâmî bir kaside, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerden oluşan bir koronun sunduğu ortak müzik ziyafetleri takdim edildi. Konser gecenin geç saatlerine kadar devam etti.

Toplantının üçüncü günü yani 27 Ekim sabahı saat 08’ de Fransisken tarikatının kurucusu Aziz François d’ Assise'in memleketi olan Assise’e gezi düzenlenmişti. Dört otübüsle yapılan bu gezi Roma' dan Assise'e kadar üç saat sürmüştü. Assise’te muhteşem Fransisken Manastırı’nı görüyoruz. Manastır halâ ayakta ve bir eğitim kurumu olarak faaliyet gösteriyor. Orada bizi Fransisken Manastırının Başkanı ve talebeleri karşıladılar. Kısa bir kahve molasından sonra Fransisken bazilikasındaki toplantıya katıldık. Orada Fransisken Manastır Başkanı bir konuşma yaparak, bize hoşgeldiniz dedi. Muhtelif din mensuplarından, Budist, Hinduist, Yahudi ve Müslüman temsilciler konuşma yaptı. Müslümanlar adına Ürdün delegesi eski Vakıflar Bakanı, halen Dustur gazetesinin sahibi olan Kâmil Şerif konuştu. Burada da en son konuşmayı, Papalık Dinlerarası Diyalog Konsey Başkanı Arinze yapmıştı. Küçük hediyeler dağıtıldı ve Aziz François'nin mezarı ziyâret edildi. Muhteşem bir bina olan bu Fransiskan Manastırı, bir yandan tamir edilirken, öbür yandan ziyaretçilerle dolup taşmaktadır. Yerli turizmin canlılığını insan İtalya'da daha iyi anlıyor. Ekim ve Kasım ayları İtalya'da yerli turizmin en canlı olduğu aylardır.

Tepenin üstüne bütün haşmetiyle, kemerli pencerelerle ve revaklarla inşa edilen bu Fransisken   Manastırının dayandığı temel felsefe ne idi? Kimdi bu François d’ Assise? Fransiskenler   kimdi? Bugün durumları neydi? Şüphesiz insan bu soruları sormaktan kendini alamıyor. Francois d' Assise, Fransisken tarikatının kurucusudur. Zengin bir ailenin çocuğudur. Gençliğinde bir çok savaşa iştirak etmiştir. Splolete de bir vizyon görmüştür. Bu vizyonda İsa, ona konuşmuştur. O andan itibaren bütün zenginliklerden yüz çevirmiş, fakirliği yüceltmiştir. Birkaç talebe ona katılmış ve onlara 1209 da bir kural koymuştur. Onun yorulmak bilmez gayreti, vecd dolu vaazları onu misyonerliğe götürmüştür. Mısırda vaaz etmiş ve sultandan, Kudüs'e hacca gitmek için kolaylıklar elde etmiştir. O, sözü, kılıca tercih etmiştir. İtalya'ya döndüğünde, ibadete ve vaaza başlamıştır.  François d' Assise'in kurduğu tarikat Freres Minuer ismini almıştır. Tarikatın kuruluş tarihi 1208 yılı olarak gösterilmektedir. Bu tarikatı papa 1215 ve 1223 yıllarında tasvip etmiştir. Tarikat bir dilenci tarikatıdır. Bunu François istemiş ve mensuplarını minorites diye isimlendirmiştir. Freres Mineur (küçük kardeşler) tarikatı kendilerini fakirlerin ve hastaları hizmetine vermişlerdir. Bu tarikatta vaazdan çok yardımseverlik ve örnek olmak üzerinde durulmuştur. Keşişin hayatını, çalışma ve ibadet doldurmaktadır.  Dilencilikde istenen bir şeydir. Çünkü François’nin istediği şey, fakirlik ve alçak gönüllülüktü. O, örnek olmayı, söze tercih etmektedir. François’nin Assie istemese de, tarikat üniversiteliler arasında yayılmıştı. Böylece, Fransızca korktuğu, kaçınılmaz evrim meydana geldi. Beş bin Fransisken bir anda François’in etrafına toplanabiliyordu. Bu durum papaların dikkatini çekti. Aziz Francois’nin istediği mutlak fakirlik, tarikata bağışlanan mülkiyetlerin yönetimi için bazı problemler ortaya koydu.

XIII. yüzyıldan itibaren bazı tarikat mensuplarının titizce kurallara uyanların , kurallara uymayı gevşetenlerden ayrıldığı görüldü. Kurallara uyanlar Joachim de Fiore’un talebeleri oldular. Onlardan bazıları, fakir keşişler ismini aldılar. Papa XXII. Jean, dilenci tarikatlerine karşı, mutlak fakirliğin, kesin bir anarşi olduğunu düşünerek, çok sert tedbirler almıştır.

XVI. yüzyılda X. Le’on, Fransiskenleri, kurallara riayet edenleri, kuralları gevşetenlerden net olarak ayırmıştır. Kurallara riayet edenler observants, gevşetenler conventuels adını almışlardır. Kurallara uyanlar siyah bir elbise ile beyaz bir ip ve kapşon giymektedirler. Daha sonra Jean de Guadalupe tarafından 1500 yılında İspanya’da yeni bir Fransisken grubu oluşturuldu. Bunlar daha sert kural taraftarlarıydı. Bunlar, Re’collets ismini almışlardı. Tarikatın entellektüel grubu ise, Pariste Cordelier ismini almıştı.

Fransiskenler, yüzyıllarca Dominikenlere muhalefet etmişlerdir.

XVI. yüzyılda capucins’ler tarikatı adı ile yeni bir tarikat meydana getirilmiştir. Bunların hedefi, putperestler arasında misyonerlik yapmaktı. Aynı zamanda Aziz François’nin sert kurallarını uygulamayı da istiyorlardı. Ancak XIX. yüzyılda muhtelif Fransisken kolları Freres Mineur ismi altında yeniden toplanmışlardır. Fakat, X. Pie tarafından yeniden teşkilatlandırılmışlardır. Bu gün üç Fransisken ayrı grubu vardır.

1- Les Freses Mineur Observants: Kahverengi  kalın, yün, kapşon ve sandal giyerler.

2- Conventuels’ler: Kuralları gevşek uygulayanlar.

3- Capucins'ler: Sert  kurallarla birlikte, misyonerlik yapmak isteyenler.

Bunların dışında kadın Fransisken manastırları da kurulmuştur. Bunlar da Clarisse’ler, Colettines’ler, Les Capucines’ler, sonra, Calais Fransiskenleri ve Marie Fransiskenleri ismini almışlardır.

Bütün Fransiskenler altı yıl için seçilen ve Roma’da oturan genel bir başkana bağlıdırlar. İşte Assise yaptığımız seyahatte, Hıristiyanlar için bir hac ziyareti özelliği taşıyordu. Çünkü Aziz François’nin kabri orada bulunuyordu. Bugün Fransiskenler, sayıca çok az da olsa, papalık onları onure ediyor ve onlara itibar kazandırıyordu. Bu seyahatin belki de tek amacı buydu. Ama bizce bu seyahat faydalı oldu, çünkü bir defa daha Fransisken tarikatının maceralı tarihi seyrini hatırlamış olduk.

27 Ekim 1999 günü program, kaldığımız Domus Pacic’e saat 21’de dönüşümüzle sona ermişti. O akşam yemeğe, değerli Vatikan sefirimiz Sayın Altan GÜVEN davet etmişti. Daha önce 1985’te ve 1987’de iki defa Cumhuriyet bayramı kokteyline katıldığım sefaret binamızda bizi sıcak bir şekilde karşıladı. Yanımda Elazığ Müftümüz Sayın Doç. Dr. Fikret KARAMAN vardı. Vatikan’ın toplantısını değerlendirdik ve ülke meselelerini konuştuk. Ülkemiz açısından son derece yararlı ve ufku geniş olan Altan GÜVEN Beye burada teşekkürlerimi sunarken, ülkemizin böyle şahsiyetlere ihtiyacının büyük olduğunu bir defa daha tekrarlıyorum.

Dinlerarası işbirliği toplantısının son günü olan 28 Ekim oldukça yoğun bir programa sahipti. Her günkü gibi toplantı saat 9. 30’da bütün iştirakçilerin katılımı ile başlamıştı. Grup çalışmalarından gelen kararların toplamı olarak hazırlanmış olan genel mesaj okunmuştu. Mesaj üzerinde konuşmalar oldu ve genel değerlendirmeler yapılmıştı.  Böylece 25 Ekim 1999 günü saat 10’da başlayan dinlerarası işbirliği toplantısı 28 Ekim 1999 günü öğlen sona erecekti. Dinlerarası işbirliğinin bir sonucu olarak bugün iştirakçiler öğleye kadar oruç tutmaya davet edilmişlerdir.  Bu oruç, Hıristiyani manada bir oruçtu. Özellikle Hıristiyanlar, Budistler bu oruca riayet ettiler. Müslümanların oruç anlayışlarına bu tersti. Bizim için bu orucun fazla bir anlamı olmadı. Ancak insanların kendilerini kısada olsa, dini bir psikolojik oruç ortamında hissetmeleri yine de önemliydi. Sabah oturumunun sonunda Genel Mesaj metni dağıtıldı. 25-28 Ekim tarihleri arasında Vatikan’da yapılan “Dinlerarası  İşbirliği” toplantısının kapanış oturumu deklarasyonunda başlıca şu hususlar yer alıyordu:

1-27 Ekim Assise yapılan seyahatin Aziz Françoisd’ Assise’in hatırasını tescil’e tahsis edilmiştir.

2- Çağdaş dünyanın problemleri olan, fakirlik, ırkçılık, çevre kirliliği, materyalizm , savaş ve silahlanma, globalizasyon, aids, tıbbî yetersizlik, aileye ve topluma karşı ilgisizlik, kadınların ve çocukların marjinalize olması gibi konulara karşı tedbir almak.

3- İnsan hakları, insan liyakatı, adalet ve barış için birlikte çalışmak.

4- Din ve vicdan hürriyetine saygıya dayalıyeni bir manevi şuur meydana getirmek.

5- Dini geleneklerin parçalanmalarına karşı koymaya ve aramızda dostluğun ve milletlerarası saygının artırılmasına çaba sarfetmek.

6- Dünyadaki trajik çekişmelerin, dinlerarası birleşmenin, pragmatik, milliyetçi, politik veya ' başka menfaatlerin sonuçları olduğunu bilmek

7- Dini geleneklerimizin yüksek ideallerini tam olarak yaşamak mecburiyetimizi yerine getirmezsek, bundan çıkacak sonuçlardan sorumlu olacağımızın ve sert şekilde yarglılanacağımızın da bilincindeyiz.

8- Dünyadaki problemler o kadar çok ki, onları tek başımıza çözemeyeceğimizi biliyoruz. Bunun için dinlerarası işbirliği acilen gereklidir.

9- Hepimiz biliyoruz ki dinlerarası işbirliği, kendi dini kimliğimizi terk etmek anlamına gelmez. Fakat o, daha çok bir keşif seyahatidir.

10- Beşeriyet ailesinin uzuvları olarak, birbirimize saygılı olmayı öğrenmeliyiz. Bizi birbirimize bağlayan, müşterek değerlerimizi ve farklılıklarımızı takdir etmeyi bilmeliyiz. İşte bunun içindir ki, dünyanın muhtelif yerlerindeki krizleri aşmaya, çekişmeleri önlemeye çaba sarfetmek için; birlikte çalışabileceğimize inanıyoruz.

11- Farklı dinlerarası işbirliği; fanatizmin, aşırılığın, şiddete sevkeden karşılıklı çekişmenin reddi üzerine dayanmalıdır.

12- Hepimiz, anlayışı, karşılıklı saygı ve işbirliğini ilerletmek için; eğitimin ne kadar önemli bir vasıta olduğunun bilincindeyiz.

13- Cemiyetin yapısı ve temel unsuru olarak aileyi desteklemek gerekir.

14- Şahsiyetlerini oluşturmak için genç nesillere yardım etmek gerekir.

15- Dinî geleneklerimizin herbiri için, objektif bilgiyi yayabilmemiz doğrultusunda medya dahil bütün vasıtaları kullanmak gerekir.

16- Dinî ve tarihî metinleri kitaplarının objektif bir şekilde dinî gelenekleri takdim ettiğinden emin olunmalıdır.

17- Bu doğrultuda herkes, dinler ve kultürler arası bir diyaloğa girmeye davet edilmişlerdir.

Bu durum bizi; aşağıdaki çağrıları yapmaya götürmektedir.

a) Dinî şeflerden, cemaatleriyle karşılıklı diyalog esprisini ileriye gotürmelerini ve her seviyedeki toplumla diyaloğa girmeye hazır olmalarını istiyoruz.

b) Dünyadaki bütün liderlerden, tesir alanları ne olursa olsun şunları talep ediyoruz:

1- Dinin, kin ve şiddeti tahrik etmek için kullanılmasına karşı koymak.

2- Irkçılığı desteklemek için dinin kullanılmasını engellemek.

3- Dinin mahalli, milli ve milletlerarası seviyedeki cemiyetlerdeki rolüne saygılı olmak.

4- Fakirliğin kökünü kazımak, sosyal ve ekonomik adalet için mücadeleye katılmak.

c) Toplantının esprisi içinde; bugün burada toplananlardan (25 Ekim - 28 Ekim 1999 Vatikan) şunları talep ediyoruz:

1- Geçmiş hataların affını araştırmak.

2- Geçmişin bolünme, kin getiren ve sadece karşılıklı sevginin ve takdirin gelişmesini engelleyen acı tecrübelerinin uzlaşmasını geliştirmek.

3- Zenginlerle-fakirler arasındaki uçurumu kapatmaya kendimizi vermek.

4- SürekIi barış ve hakikatlı bir dünya yaratmak için çalışmak.

Sevinç ve minnet duyguları ile, bu dini toplantıya katılanların bir çoğu Allah’a şükrederek bayan ve bey kardeşlerine bu ümit mesajları takdim edeceklerdir. 28 Ekim 1999 günü, yani toplantıların son günü öğleden sonra “Dinlerarası İşbirliği Toplantısına” katılan yirmiden fazla din mensubu için 15.30-16.30 arasında kendi dini ibadetlerine ayrılmıştı. Her grup bir salonda toplanacak, kendi dinlerine göre dua edeceklerdi. Müslümanlar için Vatikan radyosunun altındaki salon ayrılmıştı. Orada, toplanan Müslümanlar kısa bir sohbet yaptıktan sonra cemaatle ikindi namazını kıldık. İmamımız İranlı Muham med Said olmuştu. Namaz sonrası Elazığ Müftümüz Doç. Dr. Fikret KARAMAN kısa bir Kur’an okudu ve hep birlikte dua ettik. Aslında, 1985’lerde Roma'da temeli atılan muhteşem bir  cami, şu anda tamamlanmış ve ibadete açılmış tı. Müslümanlar oraya gidebilirdi. Fakat toplantı mekanına uzak olduğu için, Müslümanlara bu salon tahsis edilmişti. Toplantı boyunca basın bizi takip etti. Burada üzüldüğüm konu yine, Türk basınının ilgisizliğiydi. Haberleri mi yoktu, yoksa ilgisiz mi kaldılar doğrusu öğrenemedim.

Saat 17.30-19.00 da meşhur Sen Pierre Kilisesinin önünde toplantıya katılanlar için yer ayrılmıştı. Orada kapanış oturumu yapılacak, dini konser ve konuşmalarla bu muhteşem toplantı  noktalanacaktı. Pek tabiî ki bütün bunlar Papa Jean II. Paul'un huzurunda icra edilecekti. Nitekim Papa II. Jean Paul, kısa bir zaman sonra toplantıya üstü açık mercedes arabasıyla geldi ve protokoldeki yerine oturdu. Sen Pierre meydanı tıklım tıklım dinleyicilerle dolmuştu. Çok sıkı güvenlik tedbirleri alındığı belliydi. Hem İtalyan polisi; hem de Vatikan Emniyet Güçleri pür dikkat vazife başındaydılar. Meydanda kamera ve ses düzeni tek kelime ile miükemmeldi. İlk konuşmayı, Kardinal H. E. Card Etchegaray Papa'ya dönerek Fransızca yaptı. Günün anlamını dile getirdi, toplantı hakkında kısa bilgi sundu. Daha sonra muhtelif din mensupları kısa konuşmalar yaptılar. Konuşmacılar; Hindu, Budist, Yahudi, İslam, Hıristiyan dininden seçilmişlerdi. Burada Yahudileri temsilen Paris Hillel Enstitüsü Direktörü Rabbi Rene Samuel Sırat, Hinduları temsilen Hindistan'dan gelen Dr. Usha MEHTA, İngiltere Anglikan Kilisesini temsilen  Mr. Brian Pearce, Müslüman cemaatı temsilen, Amerika Müslüman Cemaati İmamı, İmam W. D. Muhammed; Katolikleri temsilen İtalyan Augustin Tiydze ve Prof. Andrea Riccard birer konuşma yaptılar. Daha sonra Papalık Dinlerarası Diyalog Konsey Başkanı ARİNZE, Papa'ya, toplantı deklarasyonu konusunda bilgi verdi. Son sözü Papa II. Jean Paul aldı ve uzunca İngilizce bir konuşma yaptı. Konuşmanın genel özeti, deklarasyon muhtevası ile yakın ilişkiliydi. Kısaca Papa,  dünya barışının teminini ve bunda dinlerin işbirliğini istiyordu. Papa’nın konuşmasından sonra bazı din temsilcileri Papa’ya takdim edildi. Toplantı, bir iki dakikalık dini tefekkür sessizliği yapıldıktan sonra sona erdi.

Sıra St. Pierre meydanındaki konsere gelmişti. İtalyan müziğinin yanında dini müzik de bu konserde dikkat çekiciydi. Dini koroda, Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman müzisyenlerin birlikte söyledikleri parçalar herkesi coşturmuştu. “Aleluya" parçası, Yahudi ve Hıristiyanlıktaki müşterek köke işaret ediyordu. Yahudi bir orkestra şefinin yönettiği koro, orada bulunanların dini duygularındaki müşterek sesi, yani iyilik yapma, toleranslı yaşama duygularını dile getiriyordu. Günün batması ile birlikte gelen hafif karanlıkta yakılan binlerce mum, bir yandan Hıristiyan liturjisini yansıtırken bir yandan da üçüncü bin yılın arefesinde halâ dünyadaki mevcut karanlıkları, dinlerin işbirliğinin aydınlatması ümidini taşıyordu. 25-28 Ekim 1999 da “Vatikan City”de gerçekleştirilen "Dinlerarası İşbirliği Toplantısının" delegeleri, Vatikandaki meşhur Aula Nervi salonundaki resepsiyona gotürülerek, akşam yemeği programına alınmışlar ve böylece "Papalık Dinlerarası İşbirliği Konseyi" , iki bin yılına çok az bir zaman kala, tarihinin çok önemli bir toplantısına mükemmel bir organizasyonla imzasını atmış oldu. Temennimiz toplantıların hayırlara vesile olmasıdır.