|

Harun ÖZDEMİRCİ
Dini Yayınlar Dairesi Başkanı
|
Gurbetçiye
Selam
Kimliğini
Arayan Gençlik ve Satanizm
“Gençlik bir ulusun geleceği itici ve ilerletici gücüdür.
Yaşanılan günlerin aynası, yarınların habercisidir. Gençliği
tanımak, onun duygu ve düşüncesini, davranış ve tutumunu anlamak,
bilmek demektir. Çocuk ve gençler ailenin, toplumun kültür
yapısıyla kimlik ve kişilik kazanır; bu yapıyı yansıtır. Nasıl
sorunlu bir çocuk, sorunlu aile yapısını yansıtıyor, sorunlu
bir genç de sorunlu toplum yapısını yansıtmaktadır. Gençlik
yüzyıllar boyu oluşmuş kültür içinde kimliğini, kişiliğini
arama süreci yaşar. Bu süreç içinde toplumda durumunu, rolünü
ve yerini bulmaya çalışır. Gençlik çağındaki kimlik, kişilik
arayışı içinde, boyun eğme-başkaldırma, bağımlılık-bağımsızlık,
deneme-yanılma, sorumluluk-sorumsuzluk, güven-güvensizlik,
hak ve görev, özgür ve özerk olma, güçlü olma-güçsüzlük, toplumla
bütünleşme vb. gibi sözcüklerin içi doldurulur, kavramlar
yaşama aktarılır. Eğer bir toplumda ortak amaç, beklenti,
değer, ilke ve kurallar kargaşası varsa, çocuk ve gençlere
aktarılacak kültür dağılıp parçalanmış ve olumlu, yararlı,
yapıcı örnekler azalmışsa, gençler kimlik bunalımı yaşamaya
başlayacaklardır.” Bu satırlar, Ruh ve Sinir Hastalıkları
Uzmanı Prof. Dr. Özcan Köknel’in gençlerin kendisine yönelttiği
sorulardan yola çıkarak kaleme aldığı, “Kimliğini Arayan Gençliğimiz”
adlı eserden alınmıştır. Gençlik tüm fırtınalarıyla, heyecanıyla,
kabına sığmaz hareketliliğiyle yaşadığımız dünümüzün adı.
Yüzümüzü bugünde geleceğe çevirdiğimizde ise, bütün bir istikbalimizi
teslim edeceğimiz yarınlarımız. Ümidimiz ve kıvancımız. Gençlik,
insan toplulukları için bulunmaz bir nimet, önemli bir güç,
yararlanılması gerekli olan muazzam bir dinamiktir. Bir ulus,
genç nüfusundan iyi yolda yararlanabilirse, hem o ulus için
ve hem de insanlık için sonsuz faydalar hasıl olur. Böyle
bir sonuç, gençliğin iyiye, güzele yönlendirilmesiyle elde
edilebilir. Gençlik ihmale uğrar, milli kültür ve hasletler
ona yeterince aktarılmazsa, bir kimlik arayışı içerisinde
olan gençlik, kendisi, ülkesi ve toplumu için bir endişe ve
üzüntü kaynağı haline gelir.
Gençliğin yaratılışından kaynaklanan sürekli hareketliliği
ve aktifliği, ülke yararına kanalize edilemediği zaman, gençlik
çeşitli mihrakların, kötü emelli kişilerin, sapık cereyanların
tesir alanı içerisinde kalabilir. O zaman gençlik her zamankinden
daha çok korunmaya ve sahip çıkılmaya muhtaçtır. Bir toplumu
yok etmek, yıpratmak ve zora sokmak isteyen şer güçler, öncelikle
o topluluğun değerlerini ve gençliğini hedef alırlar. Değerleri
iyi kodlanmamış, gençliği ifsat olmuş topluluklar, şer güçlere
karşı dayanma gücünü yitirir, iç barış ve huzurunu kaybeder.
Gençliğimiz, ülkemizin içerisinde bulunduğu stratejik ve jeopolitik
durum nedeniyle her zaman bazı güçlerin ilgi odağı haline
gelmiş, onların törer, uyuşturucu ve alkol bataklığına sürüklenmesi
için çaba sarfedilmiştir. Bir kimlik arayışı içerisinde olan
gençliğimiz bugün ise, gelişen internet ve bilgisayar teknolojisinin
de tesiriyle Satanizm gibi inkarı, şiddeti, kültür ve geleneklerle
savaşı, baş kaldırıyı amaç edinen sapık bir akımın pençesine
düşürülmek istenmektedir.
En yalın haliyle “Şeytan’a tanrı diye tapınmak” şeklinde tanımlanabilecek
Satanizm, 1998 yılı ortalarında Alp Cenan Yuğaç ve Aslı Yardımcı
isimli iki gencimizin birlikte intiharı ile ülkemizin gündemine
gelmiş, daha sonra birbirini takip eden intihar hadiseleri
ve en son da Lara’nın geçtiğimiz ay intiharı ile de basın
ve yayın organlarında yoğun bir şekilde tartışmaya açılmıştır.
Şiddeti çağrıştıran giysiler ve takılar içinde, Budizm ve
Taoizm gibi Doğu kaynaklı öğretilerden, üstün ırkı, baskıyı,
sertliği, şiddeti, diktatörlüğü savunan siyasal görüşlere
kadar geniş bir yelpazede yer alan kavram karışıklığıyla,
“Kendi dinini kendin yarat” anlayışıyla şiddet içeren ayinler
ve törenlerden ibaret böylesi sapık bir akımın, çoğunluğu
Müslüman, geri kalan kısmı da diğer semavî dinlerin mensuplarından
oluşan toplumumuzun gençliği üzerinde, az da olsa etkili oluşunun
sebepleri iyi irdelenmelidir. Gençlerimizin bu sapık akımın
tuzağına düşmesinin sebepleri, uzmanlarınca, kimlik arayışı
içerisinde olan gençliğin önüne çıkartılan örneklerin yanlışlığı,
ilgisizlik, sevgisizlik, takipsizlik, dinî ve millî değerlerin
onlara yeterince aktarılamaması gibi başlıklar altında ortaya
konulmaktadır. Öyleyse eğitim sistemimizden, medyamıza kadar,
ailelerin, ilgili kurum ve kuruluşların hizmet ve anlayışlarını
yeniden gözden geçirmesine ihtiyaç vardır. Toplumu din konusunda
aydınlatmakla görevli bir kurum ve onun mensupları olarak
bizlerin de gençliğimize götürdüğümüz hizmetleri daha canlı
hale getirme zorunluluğumuz bulunmaktadır. Kısacası devlet,
millet, aile ve medya’ya çok görevler düşmektedir. Bir sonraki
sayımızda buluşmak üzere, her şey gönlünüzce olsun. Hoşça
kalın. |
|
|