|
Din
Hizmetine Bakışımız
Diyanetimizin 78 inci kuruluş yıl dönümüne kavuşmanın sevinç
ve gururunu hep birlikte yaşıyoruz. Bu vesile ile kuruluşundan
bu yana teşkilatımıza emeği geçen herkesi yürekten kutluyor,
vefat edenlere Yüce Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları olarak toplumun selameti
açısından son derece önemli görevler icra etmekteyiz. Sunduğumuz
hizmetin önemini herkesten önce kendimizin iyi kavraması
gerekiyor. İnsanları maddenin esaretinden kurtarıp ruhun
derinliklerine yükseltmenin, insanlara sonlu olan dünyamızda
sonsuzluğa çıkan yolları göstermenin, onları varoluş gerçeğinden
haberdar ederek hayatın anlamını çözmelerine katkıda bulunmanın
son derece değerli ve şerefli bir uğraş olduğu, her akl-ı
selimin rahatlıkla kabul edebileceği bir gerçektir. Toplum
her zaman, fertlerini maddenin aşırı bağımlılığından çekip
çıkararak erdemli bir yaşama doğru yönlendirecek ve ruhlara
ferahlık verecek gayretlere ihtiyaç duyacaktır. Ülkemizin
güzel insanları bu ihtiyacı her zaman hissetmekte ve gelecekte
de hissedeceklerdir. Bu anlamda misyonumuzun oldukça ağır
olduğunu takdir edeceğinizden eminim.
Ülkemizde dini hayatımızı ilgilendiren önemli-önemsiz pek
çok sorunun temelinde bilgi eksikliği gibi bir sebep yatmaktadır.
Ülkemizde din alanındaki bu eksikliğin gerçekte hangi boyutlarda
olduğunu, son zamanlarda basın yayın organlarında yapılan
dini muhtevalı tartışmalarda bütün çıplaklığı ile görme
fırsatını elde ettik. Anladık ki insanımızın bir kısmı dini
yaşantıyı, hayattan kopmak ve dünyaya yüz çevirmek olarak
değerlendirmekte; diğer bir kısmı da inanç, tecrübe, ibadet,
bilgi ve ahlaki davranış boyutunun ötesinde, dindar olmayı
sadece bazı ritüellerin icrasından ibaret saymaktadır. Bunun
yanı sıra, dinin en temel kavramlarını dahi doğru telaffuz
etmekten aciz olan bazı kişiler de, büyük bir cesaret (!)
örneği sergileyerek, tartışmalarda aktif bir şekilde rol
alarak dini hayatımızın krize sürüklenmesine katkıda bulunmaktan
geri durmamaktadırlar.
Bu durum karşısında bizlere din eksenli yoğun münakaşa ortamında,
zihni karışmış insanımızın problemlerini çözmek için önemli
görevler düşmektedir. İnsanlarımız bu konuda Başkanlığımızdan
çok şeyler beklemektedir. Bu beklenti, teşkilatımızın halkımızın
gönlündeki tarihin derinliklerinden günümüze taşıdığı müstesna
yerin somut bir delili olarak algılanmalıdır. Halkımızın
güvenine layık olabilmek ve teşkilatımıza beslediği sevgiyi
daha da derinleştirmek için, görevlilerimizin asgari bazı
özelliklere sahip bulunmaları gerekmektedir.
Her şeyden önce din görevlilerimiz topluma kendilerini kabul
ettirebilmek için, karizmatik şahsiyet geliştirmek durumundadır.
Karizma (başkalarını etkileme gücü) ise, ancak bilgi, mütevazi
bir hayat sürmek ve insanlara sevgiyle yaklaşmakla kazanılabilecek
bir haslettir. Dinin ferdi ve toplumsal hayatta yaşanması
için temel kaynaklarda yer alan bilgileri yorumlayarak insanlara
dinin hayat pratiğinin gösterilmesi, din görevlilerinin
sorumluluk alanına giren bir görevdir. Bu sorumluluğun ifası,
ancak İslâm’ın temel kaynaklarına vukufiyet ve İslâm kültür
mirasını yeterince tanımakla mümkün olur. Dinin temel kaynaklarına
ve İslâm kültürüne vakıf olmayan, bunlardan fikir üretebilecek
gücü olmayan, inancını her kesimden insana idrak edebileceği
bir üslup ve muhtevada anlatma becerisinden yoksun bulunan,
din ile kültürü birbirinden tefrik edemeyecek bir durumda
olan din görevlilerinin karizmatik şahsiyet tesis etmeleri
hayli zordur. Din görevlileri, bilgisel donanımlarını tamamlamanın
yanısıra, aynı zamanda aksiyon adamı da olmak durumundadırlar.
Kendilerini hiçbir zaman başkalarının üstünde görmemeleri,
insanların maddi ve manevi selameti uğrunda yalnız nefislerinin
ihtiraslarını değil, bütün birikimlerini feda etmeye ve
ruhlara hayat aşısı yapmaya hazır hissetmelidirler. Her
sahada mücadelelerini sevgiyle yapmayı alışkanlık haline
getirmeli, herkesi kucaklayabilecek gönül zenginliğine sahip
olmalıdırlar. Nefislerinin bayağı duygularını bastırmaktan
aciz, maddi hedeflerin ötesine geçememiş, görevlerini sadece
beş vakit namaz kıldırmaktan ibaret sayan din görevlilerinin,
insanlara dinin gerçek ruhunu tattırması mümkün olabilir
mi? Din adamları topluma faydalı ve insanların bunalan ruhlarını
kurtarmaya matuf her mücadelenin içinde, fikir, söz, yazı
ve eylemleriyle yer almalıdır.
Burada son devrin münevverlerinden Nureddin Topçu'nun idealindeki
din görevlisiyle ilgili olarak söylediklerini aktarmak istiyorum.
Topçu diyor ki, “din görevlisi ahlakı ile örnek olan kimsedir.
Onun en başta görevi, insanların sefaletlerinin yanında
yaşamak, ister vücutta ister ruhta gözüksün, lakin her halde
ruhu sefalete sürükleyecek olan acıların yıktığı varlıklara
uzanıp onları yerden kaldırmaktır. Din görevlisi ruhların
kurtarıcısı, ahlak yaramızın doktorudur. Kin ile kibirden
temizlenmiş, menfaatlerden sıyrılmış, nefsini unutmuş, kalbi
ve kafasıyla Allah’ın bütün kullarının imdadına koşmak isteyen,
dünya gözüyle gönülsüz, Allah gözünde kahraman hizmet eridir.
Ayin, terennüm, teganni, temcit onun işi değildir. Böyle
bayağı hareketler, ruhları selamete kavuşturma mesuliyetini
omuzlarına yüklenen, ruhlarımızın sahibi olan insanların
işi olmaktan uzaktır”. (İslâm ve İnsan, sh. 64-65).
Kanaatim odur ki, günümüz halk ve aydın kesiminin de görmek
istediği din görevlisi, Nureddin Topçu'nun ortaya koyduğundan
farklı değildir. Bu vesile ile son olarak bütün görevlilerimize
şunu söylemek istiyorum: Görev yerlerimizde halkımızın dînî
ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamak için bütün gücünüzle
çalışın. Kapasitenizi buna müsait hale getirmek için gece-gündüz
durmadan gayret edin. Eğer biz, bir hizmet boşluğu oluşturursak,
bu boşluk tabi kanunlar gereği, birileri tarafından muhakkak
doldurulacaktır.
Hepinize güvenimin tam olduğunu belirtiyor, sizlere bu ulvi
hizmette başarılar diliyorum.
|