|
MİLLÎ
MÜCADELEDE ATATÜRK
ve DİN FAKTÖRÜ
Tarihte
itibarlı ve büyük millet olmak, sahip olunan değerleri tanımak
ve yaşamakla mümkündür. Zira geçmişiyle kavgalı olup “reddi
miras” etmekte ısrar edenler gelecekte de huzur bulamazlar.
Ağaç hatta küçük bir çiçek bile toprağın içindeki kök ve
filizlerden alacağı kuvvet sayesinde yeşerir ve büyür. Bu
yönüyle biz geldiğimiz ve yaşadığımız süreç bakımından gök
kubbenin altında güzel hatıralar bırakan bir medeniyetin
temsilcileriyiz. Ne var ki tarihi tecrübe ve birikimden
yararlanmak yerine zaman zaman maksadını aşan sübjektif
yorum ve değerlendirmelerle kendi kendimizi yıpratıyor,
zayıflatıyor hatta kamplara ayırıyoruz. Bu çerçevede gündemden
düşürülmek istenmeyen konulardan biri de Atatürk’ü veya
onun misyonunu inanç değerlerine karşı göstermek yolundaki
planlı ve maksatlı iddialardır.
Oysa ki Atatürk’ün; İslâm’ın üstünlüğü, Kur’an’ın
belağatı, Hz. Muhammed (s.a.s.)’ in nübüvveti,
din eğitimi ve din hizmetleriyle ilgili açık beyan
ve tavsiyeleri bulunmaktadır.(1) Takdir edersiniz ki bu
makale ile, söz konusu başlıkların tamamını detaylıca açıklamak
mümkün değildir. Ancak ölümünün 63. yılında onun milli mücadeledeki
zaferi esnasında din faktörüne verdiği önem üzerinde durmakta
yarar vardır.
Bilindiği
gibi İslâm dini ruhbanlığı, taklid ve cehalete dayalı bir
züht ya da dünyasından vazgeçme “terki dünya” anlayışını
kabul etmez. Başarılı olmak için teşebbüs, çalışma, azim,
gayret, heyecan ve hareketliliği tavsiye eder. Düne göre
bugün, bugüne göre de yarın daha çok başarılı olmayı öngörür.
İnsanlığa karşı güleryüz ve sevgiyle bakmayı verilmiş bir
sadaka ile eş değer sayar. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.s.)’in
de yüzü daima mütebessimdi. Bundan dolayıdır ki, onu bir
kere gören, artık yanından ayrılmak istemezdi. Allah'ın
veli ve sevgili kulları da bu özelliğe riayet etmişlerdir.
Zira insanı korkulara, çaresizliklere, sıkıntılara karşı
dirençli kılıp geleceğe ve başarıya hazırlayan yegane güç
inanç faktörüdür. Bu güçleri yok sayarak meydanlarda savaş
kazanmak mümkün değildir. Kişi ancak inandığı değerlere
bağlılığı oranında fedakârlık yapabilir. Zira o gerektiğinde
bu fedakârlığı canı ve kanı ile ödemeye hazırdır. İslâm’ın
bu uğurda belirlediği hedefin ufkunda şehitlik mertebesi
vardır. Nitekim Kur'an'a göre de bu hedefe kilitlenenler
artık ölümsüz bir hayata ulaşmışlardır. Mustafa Kemal Paşa
ise, Bedir muharebesini kazanan Hz. Peygamber (s.a.s.)'i
överken aynı gücün önemine işaret etmiştir. “Hz. Muhammed'in
bir avuç imanlı müslüman ile mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine
zengin Kureyş ordusuna karşı, Bedir Meydan Muharebesi’nde
kazandığı zafer, fani insanların kârı değildir. O’nun peygamberliğinin
en kuvvetli delili işte bu savaştır.”(2) Yine Atatürk Çanakkale
Savaşı’nda Bombasırtı Taarruzu’nda mehmetçiğin kahramanlığını
anlatırken, aynı gücün önemini şöyle vurgulamaktadır: “Mukabil
siperler arasında mesafesi sekiz metre, yani ölüm muhakkak.
Birinci siperdekiler, hiç biri kurtulmamacasına kâmilen
düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne
kadar şâyân-ı gıbta bir itidal ve tevekkül!.. öleni görüyor,
üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. Hiç ufak bir fütur
bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde
Kur'an-ı Kerim, Cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler
Kelime-i Şehâdet çekerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki
ruh kuvvetini gösteren şâyân-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız
ki, Çanakkale Muharebesi’ni kazandıran bu yüksek ruhtur.''(3)
Gerçekten
halkımız özellikle de yeni nesil için, Millî Mücadele yılları
ibret, örnek olaylar ve derslerle dolu bir zaman dilimidir.
Zira Anadolu dört bir yandan düşmanın hain saldırısına maruz
kalmıştır. Üstelik düşmanın silah, mühimmat ve diğer savaş
teknikleri yönünden de üstünlükleri vardı. İşte bu tehlike
batı cephesinde odaklanmış ve Ege’den iç bölgelere doğru
ilerlemeye başlamıştı. Fakat asırlar boyunca hür ve müstakil
yaşamış olan milletimiz bu istilaya karşı tam bir bütünlük
içinde karşı koymasını bilmiştir. Asker, şehirli-köylü,
kadın-erkek, genç-yaşlı, ilim ve fikir adamları ateş hattında
birleşmişlerdir. Millî Mücadele’deki bu birlik ve heyecan
İslam âlemini de yakından ilgilendirmiş ve dünya müslümanları
tarafından hem maddî hem manevî olarak desteklenmiştir.
Zaten Türk halkı da Millî Mücadele hareketine millî ve dinî
bir anlam vermiştir. Nitekim Mehmet Akif de vaaz ve şiirlerinde
istiklâl sonrasını başarmak için dinin birleştiriciliğine
dikkat çekerek, Karesi’de Zağnos Paşa Camii’nde verdiği
bir vaazında şunları söylemiştir. “Aramızda vahdeti temin
ederek topluca çalışmalıyız. Cemaatsiz yaşamak, cemaatten
ayrılmak olmaz, cemaat-ı İslâmiyyenin kesafet peyda etmesi
için gayret göstermeliyiz. Ufak sebeplerle birbirine küsmemeli.
Biliyorsunuz ki yabancılar, asırlardan beri tefrika tohumlarını
aramıza serptiler. Bir hayli de mahsul aldılar. Biz gözümüzü
açsaydık bugün altında inim inim inlediğimiz şu felaketleri
görmeyecektik. Her ne ise, geçmişe esefin faidesi yoktur.
Maziden yalnız ibret alınır. Eğer müslümanlar yaşamak istiyorlarsa
cemaat arasında nifaka, şikaka, dargınlığa, küskünlüğe,
ayrılığa, gayrılığa meydan açabilecek en ufak sözlerden
kaçınmalıdır...”(4)
Yunanlıların
İzmir'i işgal etmeleri ve Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemeleri
tahammül edilecek gibi değildi. Şair Mehmed Emin Bey, Halide
Hanım, Selim Sırrı Bey ve Dr. Sabit Bey gibi yazarlar Atatürk'ün
de izin ve desteğini alarak, halkın hislerine tercüman olmak
ve onların morallerini yükseltmek için Sultan Ahmed Meydanı’nda
bir miting düzenlediler. Samiha Ayverdi'nin fotokopisini
yayınladığı el ilanları mitinge katılan yaklaşık yüz bin
insana dağıtılmıştır. İlandaki şu ifadeler dine, ibadete
ve duaya ne kadar önem verildiğini açıkça göstermektedir.
“Müslüman! Önümüzdeki Cuma günü resmî dua günüdür, yevm-i
mezkürda Fatih, Sultan Ahmet ve Bayezıt camilerinde Cuma
namazından sonra Müslüman ve Türk yurtlarının halâsı (kurtulması)
için dua edilecektir. Vatanını seven her Müslümanın bu ictimalarda
bulunması vecibe-i diniyedir. Camilerde, evlerde tazarru
et! Duadan sonra Allah’a yönelen kalbinle Sultan Ahmet’e
bütün Türk ve Müslümanların koşacağı büyük ve umumi ictimaa
gel! Sevgili vatanın parçalanıyor, öldürücü felaketler yağıyor.
Camilerin mukaddesatını çiğneyecekler! Gözlerini aç, düşmanlarını,
milletini düşün! İzmir facialarını öğren! Anadolu senin
de kararını bekliyor. Haksızlıklara karşı feryat et! Âlemin
vicdanına hitap eden heyecanlarla hakkını müdafaaya ve parçalanan
vatanın imdadına koş!”(5) Mitingde Harbiye nazırı Şevket
Turgut Paşa, İstanbul Muhafızı Seyyid Paşalar ile polis müdür-i umumisi Halil Bey de hazır
bulunmuşlardı. İzmir'in matemiyle siyahlanan sancaklarımızın
üzerinde ''Müslümanlar ölmez, öldürülemez.” İki milyon Türk,
iki yüz bin Rum'a feda edilemez! “Hak isteriz” gibi cümleler
milletin ortak dili olmuş gibi hafif bir rüzgarla titreşiyordu.
Bu mitingle ilgili çok daha önemli tespitler var. Fakat
o konuşmaların hepsini buraya almak mümkün değildir. Ancak
geniş bilgi sahibi olmak isteyenlere, “Devrin Yazarlarının
Kalemiyle Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal” isimli eserin
birinci cildinin tamamını okumalarını tavsiye ederim.
Görüldüğü
gibi Milli Mücadele öncesinde maddi ve manevî kaynaklar
harekete geçirilmektedir. Zira bu kaynakların kullanımında
insan unsuru önemlidir. Halide Edib bu tarihi ânı şu cümlelerle
ifade etmiştir: “O gün; yaşlı dedelerin gözlükleri altından
beyaz sakallarına, ninelerin ipekli bol çarşafları içinde
buruşuk yanaklarına nasıl göz yaşları akıttıklarını görmeliydiniz.”(6)
Aslında bu tablo Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği gibi savaşta
düşmana üstünlük sağlamak için bütün vasıtalara başvurmanın
ve önlem almanın pratik örneğidir. “Onlara (düşmanlara)
karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın...”(7)
Bilindiği
gibi Millî Mücadele’de sonuç, yüce milletimizin lehine tecelli
etmiştir. Böylece Anadolu toprakları bir kez daha şehit
kanlarıyla ıslanarak gıdasını aldı. Ancak Mustafa Kemal
ve arkadaşları savaşın maddî ve manevî kayıplarını telafî
etmek için bir maarif kongresindeki nutkunda şunları söylüyordu:
“Efendiler dünyada her şey için, muvaffakiyet için en hakiki
mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak
gaflettir, cehalettir, dalâlettir. Yalnız ilmin ve fennin
yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekamülünü idrak
etmek ve terakkiyatını zamanında takip eylemek şarttır.”(8)
Yine mücadelenin kazanılmasından sonra çıktığı yurt gezilerinin
birinde Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde halka irad ettiği
hutbede, şu önemli hususları anlatmıştır: “Ey millet, Allah
birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selâmeti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz, Cenâb-ı Hak tarafından
insanlara hakayık-ı diniyeyi tebliğe memur ve resul olmuştur.
Kanun-ı esasi, cümlemizce malumdur ki, Kur’an-ı azîmüşşandaki
husustur. İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz, son
dindir, ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate
tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor. Eğer akla, mantığa ve
hakikate tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânîn-i
tabiiyye-i ilâhiyye beyninde tezat olması icabederdi. Çünkü
bilcümle kavânîn-i kevniyyeyi yapan Cenab-ı Hak'tır. Efendiler
camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için
yapılmamıştır. Camiler, tâat ve ibadet ile beraber din ve
dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek yani
meşveret için yapılmıştır.”(9)
Aslında
bu alanda söylenecek çok söz ve gösterilebilecek çok örnek
vardır. Fakat yazımızın ilk bölümünde de işaret ettiğimiz
gibi akla gelen her şeyi buraya almak mümkün değildir. Eminim
ki başımızdaki akıl ve kalbimizdeki iman kuvvetinin sesine
kulak verirsek daha ölçülü, objektif ve başarılı sonuçlara
ulaşırız. Yazımızı “Türk Milleti daha dindar olmalıdır.”
diyen Atatürk'ün fikir hayatına katkıda bulunan Celal Nuri
(İleri)'nin 1922 yılında yazdığı şu cümleleriyle tamamlayalım.
“...Hür, müstakil, müterakki bir millet olarak yaşayabilmek
için; “Hikmet, müslümanların kaybolmuş malıdır.” hadis-i
şerifinin manasından yararlanmaya mecburuz... zira yer vâsi,
menabi-i servet ise kâfidir.”(10)
1-
Bkz. Doç. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadelede Din Adamları,
D.İ.B. Yayınları, Ankara
1997.
2-
Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi,
s. 29, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara.
3- Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal, (Haz. Komisyon)
s. 23, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara
1992.
4- a.g.e, c. 1, s. 228.
5- a.g.e, c. 1, s. 89.
6- a.g.e, c. 1, s. 106.
7- Enfal, 60.
8- Atatürk Devri Fikir Hareketi, (Haz. Komisyon)
s. 3, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992.
9- Ahmet Gürtaş, a.g.e. 30.
10- Atatürk Devri Fikir Hareketi, c.1, s. 53.
|