Mehmet KOL
Derleme ve Yayın Şubesi Müdürü
Balkanlar ırk, dil, din bakımından en karmaşık bir bölgedir. Bu karmaşıklık
zaman zaman ihtilaflara, savaşlara ve hatta dünya savaşlarına sebep olmuştur.
Bu gün de aynı durum devam etmektedir.
Yunanistan'ın yayılmacı "Megalo İdea" politikası, ülkesinde yaşayan
bütün azınlıkları "Helen" olarak sayması, Batı Trakya'da bulunan Türkleri
"Helen Müslüman" olarak isimlendirmesi bölgedeki gerginliğin önemli sebeplerinden
biridir.
Yunanistan'ın "Helen" kabul ettiği Makedonların etnik varlığını Bulgar
asıllı oldukları gerekçesiyle reddeden Bulgaristan'ın "Velika Bulgaria"
Büyük Bulgaristan ideali, bölgedeki gerginliğin bir başka noktasıdır.
Yunanlılarla Arnavutlar arasındaki Kuzey ve Güney Epir meselesi, Arnavutlukla
Yugoslavya arasındaki Kosova Otonom Bölgesi meselesi başta olmak üzere
diğer karmaşıklıklar Balkanları bir barut fıçısı haline getirmiştir. Bu
durum geçmişte dünya savaşlarının çıkmasında önemli rol oynamıştır.
Birçok milletin yaşadığı Yugoslavya'da Sırplar, Hırvatlar, Slovenler,
Boşnaklar, Makedonlar, Arnavutlar, Türkler, Macarlar, Çingeneler çoğunluğu
teşkil etmektedir. Bunlardan Sırbistan 1383 - 1878 yılları arasında Osmanlı
İmparatorluğu idaresi altında kalmıştır. Slovenya ve Hırvatistan Avusturya
- Macaristan İmparatorluğuna bağlı kalmış ancak, daha sonra Sırp, Hırvat
ve Sloven Krallığı kurulmuş, 1918'de ise "Yugoslavya Kırallığı" adını almıştır.
Bosna - Hersek, Kosova ve diğerleri de bu kırallığın içinde yer almışlardır.
1941'de Almanların istilasına uğrayan Yugoslavya, Batılı Devletler
ve Sovyetlerin desteğiyle Yosip Broz Tito'nun başkanlığında Yugoslavya
Devleti "Sosyalist Federatif Halk Cumhuriyeti Yugoslavya" adını almıştır.
1980'de Tito'nun ölümüyle "Dönüşümlü, Kosova ve Voyvodina otonom bölgeleri
bir cephe, Hırvatistan, Slovenya, Bosna - Hersek ve Makedonya bir başka
cephe oluşturmuşlardır. Zaten mevcut olan siyasi ve iktisadi bunalım artmaya
devam etmiş, bu durum da 15 Mayıs 1991 yılından itibaren bağımsızlık hareketlerinin
başlamasına neden olmuştur.
23.7 milyon olan Yugoslavya'nın yüzde otuz altısını teşkil eden Sırplarla
yüzde yirmisini teşkil eden Hırvatlar arasında mevcut olan Milliyetçilik
çekişmeleri İkinci Dünya Savaşında kanlı çatışmalara neden olmuştur. Daha
sonraki yıllarda da çekişme ve çatışmalar devam etmiştir.
Sırbistan ve Hırvatistan'ın biribiriyle savaş halinde bulunduğu yıllarda
aralarında paylaşmak istedikleri Bosna - Hersek Cumhuriyeti, ülkenin tek
Müslüman cumhuriyeti idi. Aynı paylaşma akibetine Sancak Bölgesi de maruz
kalmıştır. Yeni Hazar ve Taşlıca Balkan Savaşı sırasında Sırbistan ve Karadağ
tarafından işgal edilmiş, yüzde doksana ulaşan Boşnak Türkleri Türkiye'ye
göç etmek zorunda bırakılmıştır. Bağımsızlıklarını isteyen Müslümanlarla,
"Büyük Sırbistan"ın gerçekleşmesi için her şeyi göze alan Sırpların aralarındaki
mücadele pek biteceğe benzemiyor.
Sırbistan'a bağlı Kosova Otonom Bölgesinde çoğunlukta bulunan Arnavutlar'ın
bağımsızlık mücadelesi insanlık dramına dönüşürken, Sancak Bölgesinde bulunan
800 bin Müslüman Türk bağımsızlık arzularını referandumla netleştirmiş
olmalarına rağmen, uygulamaları pek kolay olmayacaktır.
Sırplar, Hırvatlar, Slovenler, Makedonlar, Avar ve Peçenek Türklerinden
oluşan Boşnaklar, aynı kökenli Sırplar ve Karadağlılar, Arnavut, Türk,
Ulah, Macarlar ve diğer azınlıklar bu bölgede çok farklı milletler ve kültürler
mozayiğini oluşturmaktadır. Latin ve Kıril alfabesi kullanılan bu bölgelerde
Hristiyanlığın Ortodoks ve Katolik mezhebine mensup olanlarla, Müslümanlar
yaygındır.
Yugoslavya'nın iç savaşa sürüklenmesinde, bağımsızlık hareketlerine
sahne olmasında, doğu bloku ülkelerindeki gelişmeler, milliyetçilik akımlarının
kuvvetlenmesi, siyasi istikrarsızlık ve iktisadi çöküntü etkili olmuştur.
Diğer önemli bir sebep ise, Sırbistan devlet başkanının aşırı milliyetçilik
duygularıyla "bütün Yugoslavya'yı Sırbistan yapma" hayalidir. Bu yolda
ilk baskı Kosova'da yapılmıştır.
Kosova, Türkleri Avrupa'dan söküp atmak isteyen haçlı (Avrupa) ordusuyla
Türk ordusu arasında yapılan Kosova Savaşı ile 14. yüzyılın sonlarında
Osmanlı Devletine katıldı. Ve beşyüz yıl Türk hakimiyetinde kaldı.
Yugoslavya içinde yer alan Kosova'nın yüzde doksanı Arnavut'tur. Bağımsız
olan Kosovalıların hakları 1987'den itibaren Sırplar tarafından kısıtlanmaya
başlandı. 1990 yılında Sırplar Kosova Parlementosunun kapanmasına karar
verdi. Birçok Arnavut politik nedenlerle işlerinden atıldı.
Bu duruma büyük tepki gösteren Arnavutlar, Sırpların tutumuna boyun
eğmeyerek Arnavut milliyetçiliğini desteklemişlerdir.
Sırplar, okullarda büyük protestolarla karşılaşmıştır. 1991 yılında
Sırpların engellemesine rağmen Kosovalılar referandumla Kosova'nın cumhuriyetçi
statüsünün korunmasına karar vermişlerdir. Geçmişte bağımsız bir devlet
olmayı isteyen birçok Kosovalı, daha sonra Arnavutlukla birleşmeye daha
sıcak bakmaya başladılar.
Yugoslavya'nın içine itildiği kin, nefret, etnik ayrımda ve bağımsızlık
mücadelesinin alevlenmesinde etkin olan bir başka sebep ise, Yugoslavya'nın
parçalanmasından çıkar sağlamayı düşünen batılı devletlerin el altından
Sloven ve Hırvatları kışkırtmaları, onlara silah ve askeri uzman göndermeleridir.
Başta Yugoslavya birliğini sağlamayı ilke edinen Sırpların, Sloven
ve Hırvatların ayrılmasına engel olamadıklarında ayrı bir Yugoslavya ve
Büyük Sırbistanı kurma hayaliyle Kosova, Bosna - Hersek, Makedonya ve Arnavutluk'ta
giriştikleri kanlı eylemleri ve soykırım hareketlerini devam ettirecekleri
kesindir.
Sırplar, amaçları doğrultusunda diğer milletlerin içinde bulunan Sırpları
sürekli kışkırtmakta, onları bağımsızlık hareketlerinde bulunmaya teşvik
ederek o milletler içinde kargaşalıklara ve isyanlara neden olmaktadırlar.
Sırbistan bu tutumuyla Karadağ, Bosna - Hersek, Makedonya, Kosova, Voyvodina
ve Hırvatistan'ın bir bölümünü elde ederek "Büyük Sırbistan"ı kurmak istemektedir.
Bugün Balkanlarda yaşanan dramın ve insanlık dışı vahşetin temelinde yatan
gerçek bu sinsi niyetlerdir.
Türk Milleti olarak bölgede çatışmaların bitmesi, yaraların sarılması,
gözyaşlarının dinmesi, yıkılan yuvaların yeniden kurulması ve insanlık
suçu işleyenlerin cezalandırılmasını arzu etmekteyiz.
Türkiye, Yugoslavya'daki bağımsızlık hareketleriyle kurulan devletlerin
bölgedeki huzur ve istikrarın sağlanmasında en etkili rolü oynayacağı gerçeğini
düşünerek, bağımsızlığını ilan eden bu ülkelere destek olduğunu göstermiştir.
Çünkü bu milletler kendi aralarında komşuluk edecekler, birçok alanda yakın
işbirliği yapacaklardır. Ancak görünen odur ki, Balkanlarda 1. ve 2. Dünya
Savaşlarına iten nedenler, bugün yine canlı tutulmaya çalışılmaktadır.
Bunu fırsat bilerek, bu fırsattan yararlanmak isteyenler vardır.
Milletimizin Mazlum Toplumlara Tarihdeki Yardımı
ve KOSOVA OLAYLARINA BİR BAKIŞ
Rafet ÖZALP
Tarih, "geçmekte olan olayların zaman sırası gözetilerek sürekli ve
metodlu olarak yazılması" ya da "geçmiş olayların ilmi" olarak tanımlanır.
Ancak bu tanımlamalardan farklı olarak tarihe "tekrar eden olaylar manzumesi"
diyenler de az değildir.
Hâdiselerin, çeşitli zaman aralıklarında, aynı ya da farklı coğrafi
mekanlarda benzer saiklerle cereyan etmesinin, insanın zaaf noktasına işaret
ettiği söylenebilir mi? Kimilerine göre benzer olaylar serisinden gerekli
ve yeterli dersler çıkarılmış olsaydı, belki aynı acı tecrübeler tekrar
tekrar yaşanmazdı.
Yaşlı dünyamız eski devirlerden günümüze değin pek çok güzelliklere,
iyiliklere, milletlerin insanî medeniyetlerine sahne olduğu gibi, büyük
insanlık facialarına, toplu kıyımlara, kitlesel ve etnik tehcirlere de
maruz kalmıştır. Kavimler ve kabileler halinde yaratılıp birbirleriyle
tanışması, iyi münasebetler tesis etmesi istenen insanlar, barış ve huzur
içinde yaşamaları mümkünken; dinî, kültürel, etnik köken farklılıkları
ve maddeye olan aşırı hırsları yüzünden zaman zaman çatışmalara ve savaşlara
girebilmişlerdir.
Barışın olmadığı, çatışma ve boğuşmaların yoğunluk kazandığı dönemler,
insanlık için karanlık ve acı dolu yıllar olmuştur. Sebebi ne olursa olsun,
yakılan savaş kıvılcımları, özellikle yüzyılımızda ortaya çıkan savaşlar,
teknolojinin getirdiği modern silahların da devreye sokulması sonucu çok
sayıda insanı canından ederken, kentler ve ülkeleri ağır yıkımlara uğratmıştır.
Savaşlar ve çatışmaların doğurduğu kaoslar sebep olanları yakmakla kalmamış;
masum ve korumasız milyonlarca insanın ya ölmesine veya olumsuz şartlarda
kamplarda yaşamaya mahkum etmiştir. Bu bakımdan "en kötü barış, en iyi
savaştan iyidir" özdeyişinden hareketle denebilir ki, barış, sevgi ve hoşgörünün
tüm dünyaya egemen kılınması için bütün insanlık ortak çaba içinde olmalıdır.
Bu bağlamda milletimiz tarihten gelen bir misyonla toplumlara ve devletlere
unutulmayacak örnekler vermiştir. Mazlum ve mağdur duruma düşmüş olanlar
sığınacak ülke, barınacak yurt aradıkları bir sırada milletimizin şefkat
dolu kucağını bulmuşlardır.
Buna müşahhas misal olarak İspanya'dan çıkartılan Yahudileri, Kafkaslar'dan,
Balkanlar'dan ve yakın tarihte Kuzey Irak'tan göçettirilen tüm dindaş ve
soydaşları gösterebiliriz.
Ecdadımızın Balkanlar'daki Hizmeti
Fert olarak da, devlet olarak da güç ve kudret sahibi iken adalet,
hakka uygun bir dünya özlemi ve bu doğrultuda müşahhas çaba içinde olma,
erdemliliğin göstergesidir. Tarihte kimi milletler, başkalarına hükmeder
konumda iken emirleri altındaki kimselerin haklarını garanti altına alan
esaslara uymaktan ziyade, keyfiliği tercih ettikleri olmuştur. Bütün
bunların aksine milletimiz hakça hareket tarzını ilke edinmiştir. Fethettiği
topraklarda ve ülkelerde müslim - gayr-i mûslim ayrımı yapmaksızın temel
insan haklarını daima gözetmişlerdir. Balkanlar, bu hususta milletimiz
için iyi bir örnek teşkil etmektedir. Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da
hızlı fetih hareketleri ve uzun yıllar bu bölgede tutunabilmiş olması Ğhem
de ciddi muhalefetle karşılaşmaksızınĞ incelemeye ve düşünmeye değer bir
konudur. Bura halkına takip ve tatbik edilen insanî uygulama, onların devletimize
gönülden bağlı kalmalarını sağlamıştır. Slav ırkının alt grubuna mensup
olduğu söylenen Boşnaklar'ın, Osmanlı Devleti bünyesinde kalarak gönülden
İslâm'ı seçmiş olmaları enteresan bir hadisedir. İstanbul'un fethini mütakip
Ortodoks Hristiyanlara "Hristiyan külahı görmektense, Osmanlı kavuğu görmeyi
yeğleriz" sözünü söyleten yukarıda sıralamaya çalıştığımız inkârı kâbil
olmayan gerçekler olsa gerektir.
Getirilen Yeni Düzenlemeler
Milletimizin Balkan coğrafyasında uzun yıllar hem de ciddi anlamda
itirazla karşılaşmadan kalmasının bir diğer sebebi bura halkının yararına
yeni bir düzenleme getirmiş olmasıdır.
Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılması ile ortaya çıkan feodal toprak
sistemi Balkan toplumlarını derinden etkilemişti. Feodal işleyişe göre
Ortodoks Hristiyanlar yılın yarısını toprak sahibi efendilerinin yararına
çalışmak zorunda kalırken, birbakıma köle muamelesi görmekteydiler. Halkı
ezen ve sömüren köhne sistemin kaldırılıp yerine mir'î esaslara göre işleyen
yeni bir uygulamaya gidilmesi, tebayı Osmanlı Devleti'ne daha bir bağlı
kalmaya itmiştir. Halk, devlete vermekle yükümlü olduğu vergiyi (cizye,
ispenç) vermek kaydıyla kendi hesabına çalışabiliyor; servet biriktirebiliyordu.
Böylece refah düzeyi artarken, ticarî hayat da canlanmış oldu. En önemlisi
ise bölgeye siyasi istikrar ve barışın gelmesi oldu. Gayr-i müslim tebaya,
ibadet, eğitim, öğretim, evlenme, aileler arası ve aile içi ilişkiler,
boşanma, ibadet hanelerin bakımı, yetimhaneler, yardım toplama, kilise,
manastır ve havraların yönetimi gibi konularda serbestlik verilmişti. Osmanlı
tebasının elinde bulunan gayr-i menkullerden kiliselere vakfedilen topraklara
dokunulmazdı. Dinle ilgili konularda ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözüm
mercii olarak kiliseler kabul edilmişti.
Serbest meslek dallarından hangisi istenirse, tercih edilebilmekteydi.
Hekimlik, zanaat, ticaret, tercümanlık, matbaacılık, kitapçılık dallarında,
Devlet-i Âliye'nin her yerinde faaliyet gösterebilme imkânı sağlanmıştı.
Müslümanla gayr-i müslim arasında dava konusu olan meselelerde adalet ölçülerinden
asla taviz verilmez; hak sahibi hangi dine mensup olursa olsun kolaylıkla
hakkını elde edebiliyordu. Osmanlı Devleti sınırları içinde bulunan Rum,
Ermeni, Yahudi, Gürcü, Sırp, Bulgar, Macar, Rumen gibi farklı etnik kökene
mensup kimseler yüzyıllar boyu barış içinde birlikte olabildiler.
Balkanlar'daki Yeni Dönem
Fransız ihtilaline kadar Balkan toplum yapısı huzur ve barış içinde
olmuşken, bu tarihten itibaren yeşeren yeni bir takım akımlar yüzünden
toplumların huzuru bozulmaya başladı.
1804'teki Sırp isyanı ve 1821'deki Yunan ihtilali bölgenin güvenliğini
iyice tehlikeye soktu. Tarihimizde 93 harbi diye bilinen 1878'deki Osmanlı
- Rus savaşıyla Balkanlar iyice karıştı. Bu sıralarda yarım milyon dindaş
ya da soydaşımız ölürken, bir milyonun üzerinde insan da bölgeyi terk ederek
Anado- lu'nun çeşitli bölgelerine hicret etmek zorunda
bırakıldı. Bugün, başta İstanbul olmak üzere, Bursa, Eskişehir, Adapazarı
ve diğer bazı şehirlere yerleşen dindaş ve soydaşlar bu tarihlerden itibaren
ülkemize gelmeye başlamışlardır. Bizim asırlarca kendilerine gösterdiğimiz
insanî muamele unutulmuş; buna karşın, soydaş ve dindaşlarımız ağır acılara
uğratılmıştır. Balkanlar'dan ülkemize yönelen göç dalgası I. ve II. Dünya
harpleri sırasında da devam etmiştir. Seksenli yıllarda ise, Bulgaristan'dan
ülkemize yüzbinlerce soydaşımız göçetmek zorunda bırakılmıştır.
Bosna ve Kosova Olayları
Doksanlı yılların başında zulmün kanlı eli bu kez Bosna - Hersek'te
sahneye çıkmış, iki milyon insan ülkesini terk ederken, iki yüz bin insan
hayatından olmuştur. Kanlı ve kirli vahşet hareketinin mümessilleri, çocuk
ihtiyar yüzbinleri katlederken, elli bin civarında kadının da ırzına geçmiştir.
Bosna - Hersek halkı ırk olarak Slav ırkının alt gruplarından birine mensup
bulunmasına rağmen, Müslüman oluşları sebebiyle bu kanlı oyunda soykırıma
tabi tutulmuştur. 1389'da Kosova, 1396'da Niğbolu, 1444'te Varna'da uğradıkları
ağır hezimetin intikamını almak için daha önce Bosna'da şimdi de Kosova'daki
Müslümanları toplu cinayetlerle yok etmeye çalışan Sırplar; ellerine geçirdikleri
köy, kasaba ve kentleri yakıp - yıkıyorlar. Doksanlı yılların başında Bosna
halkını mezalime uğratanlar, Saraybosna ve diğer bazı kentlerdeki Osmanlıdan
kalma tarihi mirası yok edenler, bu yetmiyormuş gibi şimdi de aynı korkunç
planlarını Kosova halkına karşı toplu kıyım uygulamak, çoluk - çocuk, ihtiyar
-kadın demeden milyonları tehcire zorlamak, şeklinde icra ediyorlar.
Rumu, Bulgarı, Sırpı, Macarı, Rumeni ve daha bir çok değişik din ve
milliyet mensubu kimseleri asırlarca kardeşçe sulh ve selamet içinde yaşatan
anlayışın tahlil edip anlaşılması gerekir. İnsanlığı utandıran vahşeti
tezgahlayıp sahneleyenler, bilgi çağında, milletimizin tarihte kendilerine
gösterdiği insanca yaklaşımı ne olur birkez hatırlayabilseler de, icra
ettikleri şenaatlerinden vazgeçebilseler! İnsanları, etnik kimlik ve din
farklılığı yüzünden ülkelerinden çıkarmanın, canlarına kıymanın, aileleri
birbirinden ayırarak tehcire zorlamanın, yabancı ülkelerde olumsuz kamp
koşullarında yaşamaya mahkum etmenin ne büyük bir facia olduğu, ümid ederiz
bunları yapanlara anlatılır. İnsanlık kaidelerini, asgari düzeyde bilmeyenlere
bildirilmesi dileğiyle!... Ve zulme uğrayan Kosovalı kardeşlerimizin dramının
bir an evvel son bularak ülkelerine emniyet içinde dönmeleri temenni ve
duasıyla...