Gençlerimiz
Hazırlayan
Ahmet ARSLAN
Gençlik ve Sorunları
Gençlik dönemi, insan hayatının en önemli
dönemidir. Bu dönem insan hayatının gelecekte alacağı durumu büyük ölçüde
etkileyen ve biçimlendiren kararların alındığı, insan kişiliğinin büyük
ölçüde tamamlandığı bir dönemdir.
İnsan geçimini sağlayacağı mesleğini,
hayatını paylaşacağı eşini bu dönemde seçer. Önemli ölçüde değer yargılarına,
dünya görüşüne, zihniyet yapısına bu dönemde kavuşur. Onun içindir ki gençlik
dönemi insanın sosyal kişiliğine kavuştuğu olgunlaştığı, kişiliğini bulduğu,
kimlik sahibi olduğu bir çağdır.
Gençlik, çocukluk ile yetişkinlik arasında
bir geçiş dönemidir. Bu dönemin kendine has bazı problemleri vardır. Bu
problemlerin gündeme gelmesi, gencin gelişimini, kişiliğini ve kimliğini
kazanabilmesi açısından kaçınılmazdır. Ancak bu problemlerin yoğunluğu,
çözüme ulaşmaksızın sürüp gitmesi, gencin bu problemler karşısında yaşadığı
çaresizlik, umutsuzluk gibi durumlar, bu
dönemin sağlıksız yaşanmasına sebep olmaktadır.
Genç kuşağı, sağlıksız olan toplumların yetişkin olan kuşağı, hatta geleceği
de sağlıksız olacaktır. Bu yaş grubundaki gençlerin problemlerine çare
bulmak, her şeyden önce bu döneme özgü problemlerin bilinmesinden geçmektedir.
Bu dönemle ilgili problemleri şu ana başlıklar
altında toplamak mümkündür.
Gençlerin Toplum Hayatıyla İlgili Problemleri:
1- Gencin yakın çevresiyle ilgili problemler:
- Aile içindeki iletişim eksikliğinden
kaynaklanan problemler.
- Aile içindeki karşılıklı güven ve güvensizlik
gibi problemler.
- Ailenin gencin yetişmesindeki olumsuz
tutumları (aşırı koruyucu ya da tutarsız yaklaşımları gibi).
- Ebeveynin gençlik dönemi ve bu döneminin
problemleri ile ilgili bilgi eksikliği, bu döneme bakış açısı ve yaklaşım
biçimlerinden doğan problemler.
- Nesiller arası farklılıklardan doğan
problemler ( değişen toplumsal ve kişisel değer yargıları, uyulması gereken
kurallar ile ilgili çatışmalar vb.).
-Ailenin gençle ilgili eğitim, arkadaş
ve yakın çevre ilişkileri, boş zamanlarını değerlendirme, davranış biçimleri,
eş seçimi, okul ve meslek seçimi gibi konulardaki yaklaşımlardan doğan
çatışmalar.
-Ailenin diğer fertleri arasındaki çatışmalarla
ilgili problemler.
- Parçalanmış aileler ile ilgili problemler.
- Ailenin ekonomik, sosyal ve sağlık şartları
ile ilgili problemler.
2- Gençlerin Eğitimi ve Meslek Hayatı
İle İlgili Problemler:
- Gencin okul seçimi ile ilgili kararsızlıkları,
beklentileri, hatalı seçim ve yönlendirmeler, sınav sonuçlarına göre yapılan
zoraki yerleştirmelerin getirdiği problemler.
- İmtihanlardaki başarısızlıklar, hayal
kırıklıkları ve bunların getirdiği aile içi ve çevre problemleri.
- Eğitim içi problemler (öğretmen-öğrenci
ilişkileri, eğitim düzeyleri arasındaki farklılıklar vb.).
- Eğitim düzeyini etkileyen ekonomik ve
toplumsal şartlar (burs, yurt, beslenme, kitap temini).
- Eğitim sürecinde gençlere yönelik sosyal
faaliyetlerin yetersizliği.
- İş bulma zorlukları, meslekle ilgili
zoraki seçimler.
3- Gençlerin Sosyal Çevresi İle İlgili
Problemler:
a- Toplumsal hayat ve kalkınmaya katılım
eksikliğinden doğan problemler:
- Gencin gelecekte üstleneceği aile ve
toplum hayatıyla ilgili sorumluluklar almaya hazırlayıcı faaliyetlerin
yetersizliği.
- Zoraki eğitim ve zoraki meslek seçimi
sebebiyle, arzu edilmeyen bir alanda gencin kendini geliştirmesi ve bunun
sonucunda yetenek ve becerilerini en üst düzeyde kullanamaması, ülke kalkınmasına
katılımının engellenmesi.
- İstihdam politikasında darboğazların
gencin geleceğe dönük amaç ve beklentilerini etkilemesi ve bunun sonucunda
verimliliğin düşmesiyle gençte hayal kırıklığına yol açması.
b- Toplumun gence, gencin topluma bakış
açısından kaynaklanan (güvensizlik) problemler.
4- Gencin Ruhsal Hayatı İle
İlgili Problemler:
- Gençteki zihinsel, bedensel ve ruhsal
gelişim kusurları ve hastalıklardan doğan problemler.
- Gencin arkadaş grupları, okul ve meslek
gruplarıyla ilişkilerinden doğan problemler.
- Gencin cinsel konularda edindiği bilgilerin
eksikliği ya da yanlışlığından ve karşı cinsle olan ilişkilerinden doğan
problemler.
- Baskı ve zorlamalardan doğan problemler
(Ana- baba tutumları, ekonomik baskılar, okul, iş hayatı, meslek hayatı
ile ilgili bazı zorlamalar vb.).
- Ergenlik döneminin kendine özgü niteliklerinden
doğan problemler. (iç çatışmalar, ekonomi sorunları, olumsuz duygusal tepkiler,
bedensel değişim vb.)
- Gençlerde zararlı alışkanlıklar problemi
(Alkol, uyuşturucu, sigara, kumar vb.).
5- Gencin Bedensel, Zihinsel ve Ruhsal
Gelişmesinde Beslenme İle İlgili Problemler:
-Yetersiz, dengesiz ve düzensiz beslenmeden
doğan sağlık problemleri.
- Beslenme konusunda bilgi eksikliği ve
ekonomik güçlükler.
- Çocukluk döneminde başlayan beslenme
ile ilgili hatalı alışkanlıklar.
- Özenti ve hatalı yönlendirmeler.
- İşyeri ve eğitim kurumlarının gencin
beslenmesindeki yetersiz, düzensiz ve bilgisiz tutumları.
Günümüzde aile yapısı bütün ülkelerde
olduğu gibi, bizim ülkemizde de nüfus artışı, ekonomik modellerin değişmesi,
büyük şehirleşme alanlarının ortaya çıkışı ile önemli şekilde değişikliklere
uğramıştır. Birlikte yaşayan aile tipleri terkedilmiş, yerine "Modern aile"
ana-baba ve çocukların teşkil ettiği çekirdek aile tipi meydana gelmiştir.
Bu yeni aile düzeninde toplum kültürü
de değişikliğe uğramıştır. Parçalanmış aile bireyleri gittikleri yeni yerleşim
yerlerinde yeni kültürlerle karşılaşmışlar, kendi kültürlerinden taviz
vermeye başlamışlar ve geleneksel değer yargılarından uzaklaşarak oranın
kültürünü kabullenmişlerdir. Bu kültür değişikliğinin özellikle gençler
ve çocuklar tarafından benimsenmesi, anne-baba ile
çocukları arasında bir uçurum meydana
getirmiştir.
Bugünün gençlerinin kiminle arkadaşlık
yaptığı bilinmemektedir. Bazen gençlerin kendilerini felâkete götürecek
kadar olumsuz kimselerle arkadaşlıklar kurdukları görülmektedir.
Gençler ve yetişkinler ile yaşlılar, her
birisi ayrı âdetleri, gelenekleri, zevkleri, beslenme tarzları ve inançları
olan kitleler haline dönüşmüştür. Gençler içki, esrar, sigara ve benzeri
maddeleri kullanmaktan haz duymaya başlamışlar, millî folklor, millî müzik
ve millî eğlenceler, yerlerini çeşitli ülkelerin eğlence ve modellerine
bırakmıştır.
Gerek dinî otoritenin, gerek aile içi
otoritenin zayıflaması, gençlerde saldırganlık meydana getirmiştir. Otorite
kaybının gençler üzerindeki ilk belirtisi, karşı çıkıcılık ve saldırganlık
olarak kendini göstermektedir. Günümüzde görülen kişisel ve kitle saldırganlığı,
grup eylemleri, asosyal davranışlar, homoseksualite gibi davranış bozukluklarının
hepsi otorite kaybından
kaynaklanmaktadır.
Ülkemizin nüfusu diğer ülkelere oranla
genç nüfustan oluşmaktadır. Ancak gençlerin özel olarak korunmaya ve yetiştirilmeğe
muhtaç oldukları gerçeği, çalışma ve toplum hayatındaki güncelliğini korumaktadır.
Çalışan gençlerin çalışma hayatı içerisinde karşı karşıya kaldıkları bazı
temel problemler, bu kişilerin çalıştıkları yerlerin de problemleridir.
Problemlerin çözümünü aramak,
toplumumuzun temel iktisadî ve sosyal
problemlerini ele almakla eşdeğer tutulmalıdır.
Tüm devletlerin hayatında gençlik, her
zaman önemli bir güç olmuştur. Bugünün dünyasında ülke kalkınmasının itici
gücü ve potansiyeli de gençlerdir.
Atatürk, gençlerin toplum içindeki önemine
her fırsatta temas etmiş, geleceğin teminatının Türk gençliğinde olduğunu
vurgulamıştır.
Bir toplumun gelecekteki huzur ve saadeti,
gençlerin iyi yetiştirilmesine bağlıdır. Gençlerin iyi yetiştirilmesi için
de başta aile olmak üzere, topluma, onu teşkil eden bütün kesimlere ve
devlete büyük görevler düşmektedir.
Gençler, içinde yaşadıkları toplumun durumunu
gösteren bir ayna gibidir. Onlarda görülen bir takım olumsuz davranışlar,
toplumun durumunu ve onda mevcut olan rahatsızlıkları da aksettirmektedir.
Kaynaklar:
- Gençliğin Sağlığı ve Zararlı Alışkanlıklardan
Korunması, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı I. Gençlik Şurası Ön
Çalışma
Raporu.
- Gençliğin Ruhî ve Manevî Problemleri
Tartışmalı İlmî Top. Dizisi, İslâmi İlimler, Araştırma Vakfı Yayınları.
- ToplumunTemelini Sarsan Belli Başlı
Problemler, Lütfi Doğan, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.
Yaşar YILMAZ
TDK Türk Dili Uzmanı
İnancından, kültüründen ve ailesinden
kopuk halde yaşayan bir gençlikle karşı karşıyayız. Toplumumuzun büyük
bir bölümünü oluşturan bu grubu bu hâle getirenler kimler? Hangi anlayış
onları bu duruma soktu? Bütün bunların sebeplerini araştıracak ve çözüm
yolları üzerinde duracağız. 21. yüzyıla kement atan gençliğin temel özelliği
"sınırsız özgürlük"tür. Bu sınırsız özgürlüğün temelinde inançtan yoksunluk
ve aklına her geleni yapmak gibi sakat bir anlayış yatar. Söz konusu anlayışın
geçmişi dünya tarihinde eskilere dayanır. Aydınlanma felsefesi, pozitivist
zihniyeti beraberinde getirmiştir. Pozitivist zihniyetin özünü ise akıl,
mantık ve madde oluşturur. Bu zihniyetin
yüzyılımızda ulaştığı konum çok tehlikelidir.
Her hâlukârda tüketim baştacı edilmiştir. Bir de televizyon, gazete ve
radyo hayat çok feci bir hâle gelmiştir. Kamuoyu bu hızlı akışta şizofren
çığlığını, şiir; feryad ü fiğanı, müzik ; titreyip tepinmeyi, dans; duygu
ve düşünceleri pervasızca dile getirmeyi, sanat olarak değerlendirir olmuştur.
Bu anlayışta gençliğin özgürlük anlayışı çokca
şişirilmiş ve saptırılmıştır. Gençlik
için özgürlük denince, insanî özellikleri unutmak ve başka varlıklara ait
hâlleri olmak şeklinde algılanmaktadır.
Eğitim ve öğretimdeki aksaklık ve eksiklikler;
bu ikisinin birbirine karıştırılması, gençliğimizin içinde bulunduğu olumsuzlukların
bir sebebini teşkil eder.
Söz konusu eğitim ve öğretimde inançtan
yoksunluk, bir çok problemin sebebini oluşturmaktadır. Akıl ve mantığın
herşeyi çözebileceği anlayışı, artık bir hastalık halini almış ve toplumumuzun
bu büyük grubunu çoğu kez yarı yolda bırakmıştır. Birçok kavramda olduğu
gibi bireyselleşme de gençlik tarafından yanlış anlaşılmış ya da
yanlış algılanmıştır. Bu durumda birlikte
davranma, birlikte iş yapma ve kollektif
şuur tamamen yıpratılmıştır. Paylaşma diye ulvî bir davranıştan söz etmek
imkânsızdır.
Toplum için tehlike arz eden her genç,
bir ben gözlüğü takmış, böylece hiç kimseyi görmez ve tanımaz hale gelmiştir.
Şu halde ailenin, toplumsal normların, kültürün hiç bir önemi yoktur. Bu
atmosfer içinde olan gençlik, başı boş yılkı atları gibidirler. Bunda ailenin
de önemli bir payı vardır. Çocuklardan esirgedikleri ilgi ve şevkat dolayısıyla
aileden ve toplumdan kopuk genç grupları
ortaya çıkarmıştır.
Uyuşturucu, içki ve yozlaşmış eğlence
biçimleri, bir bataklığın kokusu mahiyetindedir. Bu kokudan rahatsız olmamak
ve onu yok etmemek gibi bir harakiri içine girmek, affedilir bir durum
değildir. Devlet, medya, aile, okul ve fert olarak bunun bilincinde olmak,
aynı zamanda gençliğin refahının bir tablosunu beraberinde getirecektir.
Kanaatsizlik, sorumsuzluk ve hedefsizlik
bize ait bir gençliğin boynuna astığı, ne acıdır ki onunla övündüğü bir
madalyadır.
Eğitimimizdeki erozyon, aile anlayışımızdaki
kaymalar ve yaşama reva görülen anlamsızlık, genelimizin bu istemediğimiz
maceralara sürüklenmelerindeki ayrı bir sebep. Bu durum sadece gençlik
için söz konusu değildir. Toplumumuzda bu gibi olumsuzluklar atbaşı gitmektedir.
Bu kötü model, seçiciliği ve tahlil gücü az olan gençlik için yıkım olmaktadır.
Böyle olunca da her genç, her istediğini yapma gibi savruk bir hayat içerisine
itilmektedir. Nihayetinde gençlik, bu savruk hayatın kölesi. Bir anlamda
"mankurtu" olmaktadır. Denilebilir ki gençlik sinekkapan otuna yakalanmış
bir böcek gibidir, çırpınmak beyhudedir.
Meselenin çözülebilmesi toplum bazında
köklü değişiklikleri gerektirir. İnançla barışık bir eğitim, bu tür problemlerin
çözümünde önemli ilk hamledir. İkinci hamle ise eğitimde fırsat eşitliğidir.
Toplumumuzun her kesimini kucaklayıcı ve onlara eğitim alanlarında imkân
tanıyıcı bir anlayış, ayrı bir önem arz etmektedir. Diğer yandan okul,
aile ve toplum işbirliği 21. yüzyıla girerken acilen yerine getirilmesi
gereken bir durum. Bu yapıldığı zaman gençlik, savruk bir hayattan el çekme
yoluna gidecektir.
Okulunu, ailesini ve toplumunun çıkarlarına
anlam verecek, daha sonra da yaşamı boyuncu kendine "bir misyon tayin edecektir.
Elbetteki bu tercihin özünü insanca yaşamak"
süsleyecektir.
Bugün gençliğimizin düşmüş olduğu uyuşturucu
bataklığı, toplumumuz için bir kangrendir. Duyarlılığı kaybolmuş, benliği
parçalanmış, kişiliksiz, melez ve ikiyüzlü bir gençliğin yerine idame edilmesi
gereken gençlik, ülkemizin tümünün temel sorunudur.
Geleceğin lokomatifleri olarak nitelendirilen
bu grubun, bu halde gelecek vadetmesi düşünülemez. Asıl kendimizi seyredemediğimiz
sırları kaybolmuş bu aynanın güzel- likleri yansıtmak üzere sırlandırılmasında
geç kalınmamalıdır. Aslında ülkemizde, bu özlenen gençliğin numuneleri
vardır. Önemli olan bunların sayısını kaybetmeden çoğaltmaktır. İnancını,
kültürünü, geçmişini, ailesini, vatanını, büyüğünü ve küçüğünü tanıyan
ve sevip sayan bir gençliğe ne kadar ihtiyacımız var. Bu, biraz da bizim
elimizde şekillenecek bir tablo. Bu tabloyu seyretmeyi, seyrettirmeyi düşünen
ve bu uğurda koşanlara şimdiden merhaba!