Dinlerarası Diyalog Açısından Avrupa'daki CAMİLER
Ahmet ÇEKİN
Reutlingen/ALMANYA Din Görevlisi
Hz. Peygamber'in Mekke'den Medine'ye hicret
etmelerinden (M. 622) hemen sonra İslam ile diğer ilahi dinler arasında münasebetler
başlamış, Yahudilerle yapılan vatandaşlık sözleşmesi ve Peygamberimizin
Yahudilerin ileri gelenleri ile yaptığı İlahiyat kaynaklı tartışmaları diyaloğun
başlangıcını oluşturmuştur. Arapça konuşan Necranlı Hristiyanların Medine'ye
gelerek
Resul-i Ekrem'le tartışmalarını (631) önemli bir Hristiyan-Müslüman diyaloğu
olarak değerlendirmek mümkündür. Müslümanların kısa sürede Resul-i Ekrem'in
irtihalinden sonra gerçekleştirdiği fetihler neticesi Müslümanlarla-Hristiyanların
karşılaşması sıklaşmış, VIII yy. İspanya'nın, IX. yy. Sicilya'nın fethi
neticesi Batılı Hristiyanlar kendilerinden güçlü İslam
toplumları ile yüzyüze gelmişlerdir. Haçlı seferleri esnasında Hristiyan alimler
İslam'ı daha yakından tanıma imkanı buldular. Ancak bu bilgilenme neticesinde
İslam'ı Avrupa'ya olduğu gibi tanıtmaktan ziyade çarpıtılmış bir İslam ve
Müslüman imajı sunmayı tercih ettiler. Daha sonraları nispeten ılımlı
yaklaşımlar sergileyenler olmuşsa da II. Vatikan Konsiline kadar bu olumsuz bakış
açısı devam etmiştir. II. Vatikan Konsili'nin (11.10.1962-8.12.1965) toplanmasını
temin eden ve bu konuda Kilise tarihinde önemli bir yeri olan Papa XXIII. Johannes
Paul'un ölümü üzerine yerine geçen VI. Paul 6 Ağustos 1964 tarihinde yayımladığı
"Ecclasiam Suam" adlı bildirgesinde Kilisenin Hristiyanlık dışındaki
dinlerle diyaloğa girmesini tavsiye etmekte, özellikle Yahudiler ve Müslümanlardan
bahsederek Müslümanların dininin takdire şayan olduğunu belirtmektedir. Daha sonra
Kilisenin resmi dökümanları içinde bu anlayış genişletilerek Müslümanlara
geçmişteki acı hatıraları unutarak barış, özgürlük, sosyal adalet ve ahlaki
değerleri birlikte koruyup ilerletmeleri çağrısı yapılmıştır. II. Vatikan
Konsilinden sonra diğer dinlerle diyalog arayışlarını sıklaştıran Katolik Kilisesi
bu çerçevede faaliyet göstermek
üzere Papalık Dinlerarası Diyalog Sekreteryası oluşturmuş ve bu sekreterya'nın bir
bölümü olarak İslam Komisyonu (1974) kurulmuştur.
Katolik Dünyasında meydana gelen bu değişim diğer Hristiyan mezheplerini de
etkilemiştir. Teknolojik imkanların küçülttüğü dünyamızda bu değişimin hemen
hemen bütün dinleri etkileyeceği kaçınılmazdır. Bu açıdan İslam dünyasında da
benzer ihtiyaçlar ortaya çıkmıştır. Nitekim 23-27 Kasım 1998 tarihleri arasında
gerçekleştirilen 2. Din Şurası'nın önemli maddelerinden birisini
de "Dinlerarası Diyalog" meselesi oluşturmuştur. 1960'lı yıllarda Avrupa'da
işgücüne ihtiyaç duyulması neticesi özellikle Federal Almanya çok sayıda Türk
işçisi kabul etmiştir.
İlk yıllarda biraz para kazanıp vatana dönme anlayışı ağır basmış, 70'li
yıllarda aileler de Almanya'ya getirilmiş, 80'li yıllar geri dönmekle-yerleşmek
arasında karar verme yılları olarak geçmiş, 90'lı yıllarda ise geri dönmenin
artık mümkün olamayacağının ortaya çıktığı yıllar olmuştur.
Müslüman Türk işçilerinin Batı-Hristiyan toplumundaki bu serüveni her iki taraf
için de yeni durumlar ortaya çıkarmıştır. Tarihi dönem içinde Müslüman-Hristiyan
münasebetleri Müslümanlar açısından hakim unsur-teb'a şeklinde, 18. yüzyıldan
sonra ise işgalci-emperyalist güçler ile yerli halk münasebetleri şeklinde
gelişmiştir. Ancak şimdiki durum her iki hale de benzememekte,
anlaşmalara dayalı olarak kanunen hakları teminat altına alınmış ayrı dine mensup
insanların ilişkisi durumu geçerlilik kazanmıştır.
Hatta artık sayıları 500 binlere varan Müslüman vatandaş olgusu Batı
toplumlarının gündemine girmiştir.
Türkiye'den Avrupa'ya gelen Türkler inançlarını da beraberinde taşımışlardır.
İlk önceleri çeşitli yerlerde eda edilen Cuma ve Bayram namazları daha sonra kurulan
dernekler bünyesindeki mescidlerde kılınmaya başlanmıştır. 1980'li yıllarda Devlet
eliyle Din Hizmeti sunulmaya başlanmasından sonra gerek derneklerin organizasyonu
gerekse hizmet mekanlarının satın alınması ve diğer unsurlarla artık
kubbeli-minareli camilerin inşaası aşamasına geçilmiş, 90'lı yılların sonuna
geldiğimiz şu günlerde sadece Federal Almanya'da 50 civarında kubbeli-minareli cami
inşa edilmiştir. Kubbeli-minareli camilerin inşası hem görsel olarak buradaki yerli
halk arasında bir ilgi uyandırmış, hem de İslam konusunda bilgi sahibi olmak
isteyenlerin müracaat edecekleri
yerlerin başında yer almalarını sağlamıştır.
Bu bağlamda 1996 yılında açılan Reutlingen Yunus Emre Camii'nde bir yılda
gerçekleştirilen faaliyetler konunun anlaşılmasına ışık tutacak mahiyettedir. Söz
konusu caminin inşatına 1993 yılında başlanmış, 1996 yılı Ekim ayında
açılışı yapılmıştır. Temelden inşaa edilen cami, minaresi, ağaç kubbesi,
çinisi, yazıları ve diğer aksamı ile modern teknolojinin bütün imkanları
kullanılarak Osmanlı-Türk mimarisi stilinde yapılmıştır. 1998 yılı içerisinde
camiye öğretmenleri nezaretinde 100'e yakın öğrenci grubu, kiliseler ve meslek
kuruluşlarına mensup 20'nin üzerinde yetişkin ziyaretçiler ve Volkshochschule (Halk
Eğitim Merkezi) kursiyerleri ziyarette bulunmuşlardır. Bu ziyaretlerde, caminin
tanıtımı yapıldıktan sonra, salonda ziyaretçilerin İslam ve Müslümanlar
hakkındaki soruları cevaplandırılmaktadır. Bu ziyarete katılanların sayısı
yıllık 3000 kişi civarındadır. Ziyaretçiler genellikle karşılaştırmalı olarak
İslamiyet hakkında bilgi edinmektedirler. İslamiyette önem verilen davranışlar,
ibadetler, ölümden sonrası, İslâm'ın diğer dinlere bakışı, İslam'da kadın,
İslâm hukukunun ceza bölümleri ağırlıklı olarak konu edilmektedir.
Yunus Emre Camii'nde oluşturulan herkese açık, misafirperver ve kolay bilgi edinebilme
imajı buradaki yerel idarecilerin, komşuların ve genel olarak Alman toplumunun
dikkatinden kaçmamış, açıldığı günden bugüne hiçbir olumsuzluk yaşanmadığı
gibi, gerek mahalli idareciler gerekse Kilise yetkililerince bu şehirde böyle bir eserin
bulunmasının bir zenginlik olduğu, çoğulcu
bir toplumun ısbatı olduğu ve demokratik bir ortamda farklı dinlere mensup insanların
barış içerisinde yaşamasının bir göstergesi olduğu hem bizzat hem de basın-yayın
yoluyla defalarca dile getirilmiştir. Hristiyan-Müslüman diyaloğu çerçevesinde
çeşitli toplantılarda tertiplenmiştir. Cami Salonunda Protestan Kilisesi'nden bir
Papaz konuşmacı olarak davet edilmiş, "Hristiyan nedir?" konusunda tebliğ
sunmuştur. Daha sonra dinleyicilerin çeşitli soruları konuşmacı tarafından
cevaplandırılmıştır.
Kilise konferansı salonunda "Günah Nedir?" konulu panel yapılmış ve bu
paneli mahalli basın yanında 100'ün üzerinde Müslüman-Hristiyan takip etmiş, her
iki dindeki çeşitli yönleri açıklanmıştır. Reutlingen çevresinde bulunan
çeşitli yerleşim merkezlerinden yapılan vaki davetler üzerine, İslâm'da
yaşlılık, Ailede dini hayat, ölmek üzere olanlara ve cenazelere yapılan dini
görevler, İslâm'ın diğer dinlere bakışı gibi konularda din görevlisi tarafından
bilgi verilmiştir.
Bu faaliyetler neticesinde şu anlaşılmıştır ki; camiler sadece namaz kılınan
yerler değil, Hristiyanlar ve diğer inanç sahipleriyle buluşma yeri, karşılıklı
hoşgörü ve tolerans oluşmasında vazgeçilmez katkıları olan yerlerdir. Çünkü
Almanya'da kendisini aşırı sağcı-yabancı düşmanı diye tanımlayan insanlardan
bile, camiyi ziyaret edip ilgi gördükten sonra fikirlerinde değişiklik olduğunu
ifade edenlerle karşılaşılmıştır.
Almanya'da bulunan diğer camilerde de aynı durumların olduğunu söylemek abartı
olmaz.
Başkanlığımız tarafından organize edilen yurtdışı din hizmetlerinin verimliliği
ve yukarıda kısaca bahsettiğimiz faaliyetlerin buradaki vatandaşlarımızın
hayatını olumlu olarak etkiliyebilmesi açısından bazı tekliflerimizi de zikretmek
istiyoruz.
Buradaki karşılaştığımız her papaz en az 1-2 yabancı dil bilmekte, diğer dinler
hakkında temel bilgilere vakıf olmaktadır.
Kubbeli-minareli camilerde görev yapacak elemanlar mutlaka Hristiyanlık hakkında genel
bilgilere vakıf olmalı, Almancayı konuşup-anlayabilmelidir. Çünkü diğer inanç
sahipleriyle yapılan toplantılarda tercüman aracılığı ile konuşmak toplantının
amacına ulaşmayı %50 azaltmaktadır.
Yeterli dil bilen eleman bulunmadığı da bir vakıadır. Ancak mevcut görevlilerimizden
bu hizmetleri yapabilecek seviyede Almanca öğrenmiş olanlar geçici bir tedbir olarak
uzun süre buralarda görev yapmalıdırlar. DİTİB'e bağlı sayısı 50'yi bulan
Kubbeli-minareli camilerimiz de böyle bir seviye temin edilebilirse, bu durum AlmanyaÔda
İslam ve Müslümanlar konusunda oluşmuş olumsuz imajın düzeltilmesinde fevkalade
olumlu rol oynayacağını camileri ziyaret eden, toplantılara katılan Almanlardan
defalarca işitmiş bulunuyoruz. İkinci olarak DİTİB merkezinde bir araştırma
merkezinin de acilen kurulması gerekmektedir. Bu merkezde, Almanya'da yaşayan
vatandaşlarımızın aile yapısı, gençler, çocuklara camilerde verilen din eğitimi,
kiliseler ve Alman toplumu ile ilişkiler konusunda akademik araştırma yapabilecek
nitelikte elemanlar istihdam edilmeli, maliyeti ne olursa olsun bu merkez bir an evvel
faaliyete geçirilmelidir.
Bu merkezinde yardımlarıyla, Almanya genelinde Hristiyan-Müslüman ilişkileri
açısından çok olumlu faaliyetlerin gerçekleştirilebilme imkanı vardır. Ayrıca
zikredilmelidir ki, Başkanlığımızın DİTİB'le müşterek sunduğu hizmetlerden, Hac
Organizasyonu, Cenaze Fonu ve diğer hizmetler genellikle 1. ve 2. kuşağa hitap etmekte,
hizmetlerin 3. ve 4. kuşağa ulaşmasında eksiklikler bulunmaktadır.
DİTİB merkezinde kurulacak böyle bir merkez aynı zamanda hizmetlerin değişik yaş
guruplarına etkili olarak sunulmasında da önemli bir görev ifa edebilecektir.