Duyuru Detay

Basın Açıklaması-Açıklama

Tarih: 03.02.2005
Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfının, “Cem ve Kültür Evinin” Alevi Bektaşi inancını benimseyen vatandaşların ibadet yeri (mabedi) olduğuna dair talebinin Başkanlığımızca İslam dininin ibadetine mahsus cami ve mescitler dışında Cem ve Kültür Evinin 633 sayılı Kanunun 1’nci maddesi uyarınca Diyanet İşleri Başkanlığı Yönetimindeki ibadet yerleri kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle reddine dair 02/09/2004 tarihli ve 1261 sayılı işlemin iptali için Anayasa Mahkemesine götürülmesi talebiyle Ankara 7. İdare Mahkemesine başvurması neticesinde Başkanlığımız konunun hassasiyetini göz önünde bulundurarak Din İşleri Yüksek Kuruluna konunun dini, Hukuk Müşavirliğine ise yasal boyutunu inceletmiş ve sonuçlarını ilgili mahkemeye bildirmiştir.

Bilgi Edinme Kanunu kapsamında bu konuyla ilgili Çanakkale ve İstanbul Valiliğinin taleplerine Din İşleri Yüksek Kurulu ve Hukuk Müşavirliğinin görüşleri doğrultusunda Başkanlığımızca cevap verilmiştir. Radikal Gazetesi Başkanlığımızın İstanbul Valiliğine gönderdiği yazıyı 25/01/2005 tarihli nüshasının 1. sayfasının 3-6 sütunlarında “Cemevi Dini Değil” başlığıyla manşete taşıyarak bazı yanlış anlaşılmalara ve yorumlara zemin hazırlamıştır. Söz konusu gazeteye Başkanlığımızca 25/01/2005 tarih ve B.02.1.DİB.0.63/117-1/26 sayılı tekzip metni gönderilmiş ancak Basın Kanununun 19’ncu maddesi gereğince açıklamamızı yayınlaması gereken gazete bugüne kadar açıklamamızı yayınlamamıştır. Bu itibarla Başkanlığımızca aşağıdaki açıklamanın yapılması lüzumlu görülmüştür.

Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğu günden beri üstlendiği kamu hizmetini laiklik ilkesi doğrultusunda vatandaşlık esasına göre yerine getirmekte, bunun için de mezhep, meşrep, tarikat, alevi, sünni ve benzeri hiçbir ayırım yapmadan müslümanlık üst kimliği altında herkesi içine alacak bir şekilde, sağlıklı ve bilimsel bilgi ışığında yasaların kendisine verdiği görevi sürdürmektedir.Diğer bir anlatımla Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ve vatandaşlık esasına göre yapılanan ve hizmet sunan bir kamu kurumu olduğu için İslam içi oluşum ve grupların hepsine aralarında bir değerlendirme ve karşılaştırma yapmaksızın eşit mesafede durmaya ve bütün vatandaşlarımıza İslam dini konusunda sağlıklı ve istikrarlı, toplumsal birlik ve bütünlüğü sağlayıcı bir hizmet sunmaya özen göstermektedir.

Bilgi edinme maksadıyla zaman zaman kurum, kuruluş ve şahıslardan gelen talepleri Başkanlığımız dini ve hukukî boyutlarıyla ele alarak gerekli cevapları hazırlamaktadır. Başkanlığımız kültürel kimliğimizin önemli bir parçası olan ve ülkemizin sosyal, kültürel ve tarihî yapısının oluşumunda vazgeçilmez bir yere sahip bulunan Alevilik, Bektaşilik gibi inanç gruplarını İslam içi oluşumlar ve İslam’ın tarihi süreçte ortaya çıkmış zenginlikleri olarak gördüğünü, Başkanlığın sünni bir kurum ve kuruluş olmadığını ve bu yönde bir hizmet politikasına sahip bulunmadığını çeşitli vesilelerle sıkça beyan etmiştir ve etmektedir.

Aynı anlayışın devamı olarak Başkanlığımız, cemevlerini de özgün, kültürel ve mistik kimliği ve misyonu bulunan ve korunması gereken bir zenginlik olarak görmektedir. Ancak böyle bir bakış açısı cemevlerini caminin alternatifi ve muadili bir ibadethane olarak görmeyi haklı kılmaz. Cemevlerinin camilerin muadili bir ibadethane olup olmadığı meselesi, Alevîliğin İslâm’dan ayrı, başlı başına bir din olup olmadığıyla ilgili bir meseledir. İslâm dininin ibadethanesi camidir. Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın Kur’andan başka bir kutsal kitabı ve Hz.Muhammed’ten gayri bir peygamberi olmadığı için Alevilik, ayrıntıda nasıl tanımlanırsa tanımlansın, İslam içi bir inanç ve dini anlayıştır. Alevilik-Bektaşilik öğretisinin kurucu ve saygın şahsiyetlerinin yazılı eserlerinde, nefeslerinde ve şiirlerinde bu böyle ifade edildiği gibi tarihsel realite de bunu göstermektedir. Alevi vatandaşlarımızın kahir ekseriyetinin düşüncesi de böyledir.

Bu nedenle cemevleri, İslam’ın on dört asırlık teori ve pratiğinde hiçbir zaman camilerin alternatifi ve muadili olmamıştır. Çünkü cami, belli bir mezhebin, namaz kılanların ve camiye gelenlerin değil, mezhebi, meşrebi, tarikat ve inanç grubu, dini pratiği ne olursa olsun bütün Müslümanların ortak mabedidir. Bu konuda bugüne kadar herhangi bir tereddüt ve şüphe ortaya çıkmamıştır. Bir dinin mabediyle o dine dair ilmi, ahlaki, kültürel ve benzeri faaliyetlerin gerçekleştirildiği mekanları birbirine karıştırmamak gerekir. Alevîlik, İslâm kültürünün bütününden ayrışan değil, onu tamamlayan bir unsurudur. Alevî-Bektaşî kültür ve geleneğinde dergâh, tekke, zaviye ve niyaz evi olarak tanımlanan bugünkü cemevlerinin ısrarla cami, kilise ve sinagog gibi birer mabet olarak gösterilmeye çalışılması tarihi tecrübeye ve bilimsel kriterlere aykırıdır. Daha da önemlisi böyle bir yaklaşım milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden bir ayrıştırmaya da zemin hazırlayıcı mahiyette bir girişimdir.

Oysa günümüzde ülkemizin dini ve milli değerleri etrafında bütünleşmeye daha çok ihtiyaç bulunmakta, bunun için de Başkanlığımız, dindarlık tarzı, dinin inanış ve pratiklerdeki farklılığı ne olursa olsun ülkemiz insanının tamamını kucaklayıcı bir hizmet ve bilgi politikası izlemeye özen göstermekte; ayrışmayı değil ortak paydaları öne çıkarmaya gayret etmektedir. Bunun içindir ki, son zamanlardaki Alevî vatandaşlarımızla Başkanlığımız arasındaki olumlu ilişkiler giderek artmış ve bu olumlu ilişkiler ülkede birlik ve dirliğin tesisine ayrı bir katkı sağlamaya ,ülkemizin sosyal ve kültürel hayatına ayrı bir anlam kazandırmaya başlamıştır. Basınımızın da benzeri bu duyarlılığa sahip olduğuna ve bu yöndeki çabalarımıza destek vereceğine inanmaktayız.

Kamuoyuna duyurulur.


DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI