|
01.04.2005
|
|
Mü’min kardeşlerinin yararına olan işlerde
onların karşısına dikilmez. Daha sonra vicdanını rahatsız edecek işleri yapmaktan sakınır. Şurası bir
gerçektir ki, Allah’a inanan kişi huzur dolu bir gönüle sahip onurlu bir
insandır. İmanı onu hayatın olumsuzluklarından ve doğru yoldan sapmaktan
korur.
Onu, insanların
hizmetine kendini adayan ve bu uğurda her türlü fedakârlığı göze alan;
kanaatkâr, cesur, faziletli, hiçbir kötülüğe bulaşmayan, başkalarının
haklarına asla el uzatmayan, ağırbaşlı ve olgun bir insan haline getirir.
Şayet imanımız bize bu özellikleri kazandırmıyorsa kuru bir iddiadan ibaret
kalır. Gerçekte ise iman, sadece bir iddiadan ibaret değil, kalbe iyice
yerleşmiş bir inançtır. Bu bakımdan amelimiz imanımıza uygun olmalıdır.
Değerli Kardeşlerim,
Allah ve Rasülünün
çağırdığı iman, bizi kötülüklerden alıkoyup bütün güzellikleri yaşatan bir
hayat iksiridir. Bu husus Kur’an-ı Kerimde şöyle vurgulanmaktadır: “Ey
iman edenler! Allah ve Rasûlü size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, o
çağrıya uyun ve bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. Sizler,
muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız.”
[3]
Hutbemi, kalbe
yerleşmiş imanın hayata yansımalarını en güzel şekilde ifade eden bir ayet
mealiyle bitiriyorum:
“Mü’minler
ancak, o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun
ayetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Onlar
sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine
rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte
onlar gerçekten Mü’minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler,
bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.”
________________
[1] Hucurat, 49/10
[2] Buhari, Edeb
27; Müslim, Birr 66, (2586).
[3] Enfal 8/24
[4]
Enfal:8/2-4
|
|
İmanla Hayat Bulmuş
Değerli Kardeşlerim
Yaratılışımızın gayesi,
Yüce Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmektir. İman, hem dünya, hem de
ahiret saadetini sağlayan en değerli manevî sermayemizdir. Sahip olduğumuz
imanın en önemli özelliği ise, kalbin derinliklerine nüfuz etmesi ve
vicdanların onunla huzur bulmasıdır. İman, bu özelliğiyle, şirkin ve
putperestliğin kirlettiği kalplere yeniden hayat vermiş, sahabe örneğinde
olduğu gibi, mensuplarını cehalet ve vahşetten kurtarmış, sevgi, saygı ve
adaletin oluşturduğu medeniyetin zirvesine yükseltmiştir. İmanın kutsal
iklimi, renkleri, dilleri ve düşünceleri farklı olan insanları ortak bir
duyguda birleştirerek onları kardeş yapmış ve bu husus Kur’anda
“Mü’minler ancak kardeştirler” anlamındaki ayetiyle ilan edilmiştir. Mü’minler bu
duygu ve imanla birbirlerini severek bütün çağlara örnek bir iman
kardeşliği sergilemişler ve “İhtiyaç sahibi olsalar bile kardeşlerini kendi
nefislerine tercih etmişlerdir.”
Bu manzarayı Allah Rasülü şöyle tasvir etmektedir. "Mü’minler
birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir
vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu
sebeple rahatsızlanır."
Muhterem Mü’minler,
Kalbin derinliklerine nüfuz etmiş bir iman, mü’minin hayatına canlılık ve
güzellik katar. Bu nedenle, inanan kişi, ortaya koyduğu her davranışında
inancını yansıtır. Gizli, açık her yerde Yaratıcının denetimini hisseder.
Sözünde durur ve emanete ihanet etmez. Doğru yoldan ayrılmaz. |