|
04.02.2005
|
|
Hicret; her vesile ile birlik, beraberlik ve
dayanışmayı vurgulayan İslam’ın hayat bulmasına yol açan önemli bir
olaydır. Hicret; imanın maddi güç karşısında kazandığı zaferin simgesidir.
Hicret, Allah rızası için; anadan, babadan, yardan, diyardan, maldan,
mülkten hatta candan, evlattan vazgeçişin, ibretli ve meşakkatli
kıssasıdır.
Hicret;
her şeylerini Allah için, göz kırpmadan terk eden Mekkeli Muhacirler ile
onları bağırlarına basan, muhtaç oldukları halde onları kendilerine tercih
eden Medineli Müslümanların, Ensarın destanıdır. Bu destanda fedakarlık,
kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik, değerlerin paylaşımı, özgürlük
aşkı, adalet, saygı ve hoşgörü temel konulardır. Alemlere rahmet olarak
gönderilen Peygamberimizin Medine'ye hicreti bu değerlerin insanlığa
yeniden kazandırılması yolunda verilen mücadelenin en önemli aşamasıdır.
Hicret; Allah’a ibadete, insanî erdemlere, rahmet ve medeniyete gönlünü
açanların zaferi; bu değerlere kapılarını kapatanların mağlubiyetidir.
Hicret; nurun hayat buluşu, karanlığın aydınlığa dönüşüdür. Bu büyük
dönüşümün gerçekleşmesine katkıda bulunmuş olmanın Allah katında elbette
bir mükafatı vardır. Yüce Kitabımız Kur’an bu mükafatı:
"İman edip hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla,
canlarıyla cihat eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür.
İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir."(1)
ayetiyle dile getirmektedir.
Aziz
Kardeşlerim!
Hicreti
süsleyen tablolarda çağımız insanı için alınacak birçok ibret ve ders
vardır. Bencilliğin, maddeperestliğin, çıkarcılığın, adaletsizliğin tahrip
ettiği insanlığın aydınlığa çıkışı; hicretle başlayan ve yeşeren insanî
değerlerin, fedakarlık ve kardeşlik örneklerinin hayat bulması ile
mümkündür.
Günahlarla, isyanlarla kirlenen gönül
dünyamızın, kulluğa, itaate, ibadete yönelmesinin de gerçek hicret olduğunu
unutmayalım.
___________
1-Tevbe, 9/20.
|
|
Değerli
Müminler!
Yüce Allah, emir ve
yasaklarını insanlara tebliğ etmek üzere peygamberler göndermiştir.
Görevleri sadece insanları doğru yola ulaştırmak olan bu kutlu elçilerin
hemen hepsi, pek çok işkence ve zulme maruz kalmışlardır. Bazısı
öldürülmüş, bazısı yurtlarından göçe zorlanmış, bazıları da toplumdan
soyutlanarak baskı altında tutulmuşlardır. Halbuki bu kutlu elçiler,
gönderildikleri toplum için rahmet, şefkat ve sevgi kaynağı idiler. Onlara
gönül kapılarını kapatan toplum, aslında insanî fazilet ve erdemlere
kapısını kapatmaktaydı. Allah elçilerini bağrına basan toplumlar ise,
insanî erdemlere, aydınlığa kucak açmaktaydı.
Allah elçilerinin
sonuncusu, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed de
insanları, şirki ve küfrü, vahşet ve zulmü terk edip sadece Yüce Yaratana
ibadete, adalete, merhamete, insanî erdemlere davet etmekteydi. Mekkeli
müşrikler bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen bu Yüce Elçi’ye akla
hayale gelmedik işkence ve zulmü reva gördüler. O’na kucak açma, O’nunla
insanlık onuruna yeniden ulaşma yerine; O’nu dışladılar, hayatına
kastettiler. Bu ağır baskılar altında tebliğ ve davet görevini yerine
getiremeyeceğini anlayan Kainatın Efendisi, Miladi 622 yılında Mekke’den
Medine’ye hicret etti. Bu hicret asla bir kaçış olmadığı gibi; sıradan bir
göç de değildi.
Muhterem
Müslümanlar!
Hicret; İslâm
davasının hedefe giden yolunda bir dönüm noktasıdır. Hicret; İslam
toplumunun teşkilatlanması, bir güç haline gelmesi ve çevresine kendini
kabul ettirmesi sürecinin ilk adımı olmuştur. |