|
06.05.2005
|
|
“Rabbin,
kendisinden başkasına asla kulluk etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı
kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi yaşlanırsa, sakın
onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.
Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, beni
küçükken sevgi ve şefkatle koruyup büyüttükleri gibi sen de onlara merhamet
et”.
Yetim olarak ana-baba özlemiyle büyümüş
peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde, Allah’ın en çok
sevdiği amelin, vaktinde kılınan namazdan sonra ana-babaya iyilik etmek
olduğunu bildirmişlerdir.
Aziz Müminler!
Anne ve babalarımıza karşı görev ve
sorumluluklarımız sadece dünya hayatıyla sınırlı olmayıp; onlar aramızdan
ayrıldıktan sonra da devam etmektedir. Nitekim sahabeden Ebu Üseyd diyor
ki, biz Rasûlullah’ın yanında otururken, bir adam çıkageldi ve; “Ey
Allah’ın elçisi! Anne ve babamın vefatlarından sonra onlar için yapmam
gereken herhangi bir iyilik var mı?” diye sordu. Rasûlullah (sav); “Evet,
onlara dua etmen, onlar için Allah’tan af ve mağfiret dilemen, verdiği
sözlerini yerine getirmen, akrabalarını ziyaret etmen ve dostlarına ikramda
bulunmandır”
buyurdular.
O halde iyi bir Müslüman, Allah’a
kulluk görevinin yanı sıra, öncelikle anne ve babasına karşı görev ve
sorumluluklarını yerine getirir. Varlık sebebi olan ana-babasını her zaman
hatırlar ve ihtiyaçlarını karşılar. Her fırsatta sevgi ve saygılarını
sunar. Onları incitecek söz ve davranışlardan sakınır. Dünya ve ahiret
mutluluğunun ana-babaya gösterilecek sevgi ve saygıya bağlı olduğunu
aklından çıkarmaz. Sözlerimi hutbemin başında okuduğum âyet-i
kerimenin meâliyle bitiriyorum:
“İnsana, anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün
biraz daha güçsüz düşerek taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl
içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana
şükret. Dönüş banadır”.
|
|
Değerli Müminler!
Dünya’da sevgi, saygı ve iyiliğe en fazla
lâyık olan kişilerin başında anne ve babalar gelmektedir. Anneler,
çocuklarını hamilelik dönemlerinde büyük zorluklarla taşımakta, çeşitli
eziyet ve sıkıntılarla dünyaya getirmektedirler. Doğum sonrasında ise,
uykularını bölerek onları emzirmekte, en güzel ninnilerle uyutup, sevgiyle
büyütmektedirler. Hepimiz maddî ve manevî gelişimimizi annelerimizin
sevgi, şefkat ve merhametine borçluyuz. Çünkü bir çocuğun ruhsal ve
bedensel gelişimi için anne sütü ne kadar önemli ise, annenin sevgi,
şefkat ve merhameti de en az o kadar önemlidir.
Kişinin anneye olan ihtiyacı hayat boyu
sürmektedir. Annelerimiz başlarımızın tâcı, dertlerimizin ilâcı,
gönüllerimizin sultanıdırlar. Bakınız şair bu gerçeği ne güzel ifade
ediyor: “Ana başa tâc imiş, Her derde ilâc imiş, Bir evlât pîr de olsa,
Anaya muhtaç imiş”. “Ağlarsa anam ağlar, gayrisi yalan ağlar”
özdeyişi de bunu desteklemektedir.
Diğer yandan annelerimizle birlikte
babalarımızın da üzerimizde şüphesiz çok büyük hak ve emekleri
vardır. İyilik ve yardımlaşmanın, ağırbaşlılık ve sorumluluğun sembolü olan
babalarımız; soğuk-sıcak, yaz-kış demeden, gece-gündüz çalışır, çabalar,
helâlinden kazanır, maddeten ve manen büyüyüp gelişmemize ve hayata
atılmamıza katkıda bulunurlar. Baba sevgisi ve desteği de çocuklar için
önemli bir güç kaynağıdır.
Muhterem Kardeşlerim!
Yüce rabbimiz, kendisine kulluk emrinden hemen sonra,
ana-babaya iyi davranmayı emretmiş, onları üzmek veya incitmek şöyle
dursun; yüzlerine karşı “öf” bile demeyi yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerim’de
bu temel vazife şöyle hatırlatılıyor: |