|
11.03.2005
|
|
Çünkü
karşılarındaki insanlar; tevhit, adalet, takva ve kendine güven; zulme,
şirke, küfre ve haksızlığa karşı koyma gibi değerleri bünyesinde barındıran
yüce bir dine mensup idiler.
Değerli Mü’minler!
Tarihte olduğu gibi günümüzde de aynı güçler, İslam’ı; çıkarları ve
egemenlikleri karşısında en büyük engel gördükleri için insanlarımızı bu
dinden koparmak amacıyla planlı ve organize bir şekilde çalışmaktadırlar.
Özellikle etnik ayrımcılıktan, mezhep farklılıklarından, yaşanan bazı
ekonomik ve siyasî sıkıntılardan ve hatta deprem, sel, kıtlık ve benzeri
âfetlerden yararlanarak, çocuklarımızın ve gençlerimizin imanını çalmaya
çalışmaktadırlar. Bu faaliyetlerinde, özellikle dinî bilgisi zayıf, ailesi
veya çevresiyle çeşitli sorunlar yaşayan insanlarımız, bu tür odakların
öncelikli hedefleri olmaktadır.
Sürdürülen bütün bu çabaların da başarısızlıkla neticeleneceğine inancımız
tamdır. Ancak bu konuda, biz Müslümanlara önemli görevler düşmektedir.
Öncelikle dinimizin, değerini bilmeliyiz. Başta tevhit inancı olmak üzere
İslâm’ın iman, ibadet ve ahlâk esaslarına sıkı sıkıya sarılmalıyız.
Çocuklarımıza ve gençlerimize inanç ve değerlerimizi öğretmeliyiz. Bir
birimizle olan ilişkilerimizde kişisel menfaatleri ve geçici dünyevî
arzuları değil; adaleti, sevgiyi, hoşgörüyü ve yardımlaşmayı esas
almalıyız. Dinimize ve manevî değerlerimize sahip çıkmalıyız.
Hutbemi, Kur’an-ı Kerim’in en son nazil olduğu bilinen ayet-i kerimesinin
mealiyle bitiriyorum: “Bugün dininizi, sizin için kemale erdirdim,
size verdiğim nimetimi tamamladım ve size, din olarak yalnızca İslâm’ı
seçtim.”
___________
1-
Al-i İmran, 3/19
2-
Maide, 5/3
|
|
Değerli kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz, on dört asır önce, âlemlere rahmet olarak gönderdiği son
peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) aracılığıyla İslâm Dini’ni bütün insanlığa
tebliğ etti. Allah’ın varlığına iman etmek, O'nun birliğini kabul etmek,
O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak ve yalnızca O'na ibadet etmek, bu dinin
temelini teşkil ediyordu. Bu ilahi mesaj, aynı zamanda insanlığı hakka ve
hakikate, adalete, bilgiye ve hikmete dayanan güzel ahlâka davet ediyordu.
Zulmü, cehaleti ve fitneyi terk etmeye; fakiri, yoksulu, yetimi, yolda
kalmışı koruyup kollamaya; komşusu aç iken tok yatmamaya çağırıyordu.
Bu evrensel
çağrı, kısa surede bütün dünyada, insanların yüreklerinde yankı buldu. Öyle
ki, bir kişinin tebliği ile başlayan İslâm, kısa zamanda dünyanın en hızlı
yayılan ve insanları, şefkatli kucağına çeken bir din haline geldi. Daha
bir asır geçmeden Asya’dan Kuzey Afrika’ya, Atlas Okyanusundan Çin Seddine
kadar insanlar, İslâm’la şereflendiler.
Müslüman olma
bahtiyarlığına eren sevgili kardeşlerim!
Allah katında
yegane din olan İslâm’ın
bu hızla yayılışına ve insanların akın akın onu kabul etmesine tahammül
edemeyen nice güçler, bu ilerleyişin önüne geçmek ve insanların kalplerini
İslâm’a açmalarını engellemek için her türlü yola başvurdular. İslâm’ı ve
Müslümanları tarihten silmek için sözde kutsal ordular oluşturdular,
ancak nihai amaçlarına ulaşamadılar.
|