|

|
|
Muhterem Kardeşlerim!
Kul hakkı ihlâline sebep olan ve İslâm’ın
yasakladığı pek çok olumsuz davranış vardır: Cana kıymak, zina etmek,
insanların namus ve şereflerine leke sürmek, aldatmak, hile yapmak, borcunu
zamanında ödememek, yetim hakkı yemek, sövmek, dövmek, yaralamak, çalmak
gibi tavır ve davranışlar da kul hakkı ihlalidir. Yine havayı, suyu ve
toprağı kirletmek, çevreye zehirli atıkları bırakmak,
yerlere tükürmek, sigara izmariti, kuru yemiş kabuğu ve benzeri şeyleri
yerlere atmak, trafik kurallarına uymamak, yüksek sesle müzik dinleyip
komşuları ve çevreyi rahatsız etmek,
kirli elbise ve çoraplarla camiye gitmek
de
birer kul hakkı
ihlalidir. Aynı şekilde şahsî
çıkarlar uğruna kamunun haklarını ihlal etmek, kamu malını zimmetine
geçirmek, kaçak elektrik ve su kullanmak, vergi kaçırmak, görevi kötüye
kullanmak, kamu hizmeti verirken insanlar arasında ayırım yapmak, adam
kayırmak, rüşvet alıp vermek, gibi her türlü olumsuz tavır ve davranışlar
gerçek bir müminin asla yapmaması gereken hak ihlalleridir. Ayrıca,
hayvanların da üzerimizde hakları olduğunu ve bu konudaki ihlallerimizden
de sorumlu tutulacağımızı unutmayalım.
Aziz Müminler!
Dünya hayatımızı perişan etmemek, hiçbir
ayrıcalığın söz konusu olmayacağı, haklı ve haksızın mutlaka ortaya
çıkarılacağı hesap gününde mahcup olmamak için; kul ve kamu hakları
konusunda son derece duyarlı olalım. Herkesin hak ve hukukuna saygı
gösterelim. Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınalım. Kul
hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah’ın bağışlamayacağını bilelim.
Sevgili peygamberimizin şu hadisi-i şerifine kulak verelim: Efendimiz
buyuruyorlar ki; “Kişi namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerini eda etmiş
olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bununla beraber; kimine sövmüş, kiminin
kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine de iftira etmiştir. Bu durum
karşısında onun ibadetlerinden elde ettiği sevaplar kendisinden alınarak
hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri, ihlâl ettiği kul
haklarını ödemeye yetmezse, hak sahiplerinin günahlarından alınıp
kendisinin günahlarına eklenir. Böylece sevapları gitmiş, günahları artmış,
neticede iflas etmiş olarak cehenneme gönderilir.”
[1] Bk. Nisa, 4/93
[2] Bk. Hucurât 49/11-12
[3] Bakara, 2/188
[4] Müslim, Birr, 59-60 |
|
Değerli Müminler!
Toplum halinde yaşamanın insana sağladığı bir takım haklar ve yüklediği
sorumluluklar vardır. Bu haklara saygı göstermek ve sorumlulukları yerine
getirmek herkesin ortak görevidir. Hak denilince de korunması, gözetilmesi
gereken değerler, kişi ve kamu hakları akla gelmektedir. Bu haklara riayet
edildiği ve sorumluluklar yerine getirildiği oranda toplumda huzur ve
mutluluk olur. Nitekim günümüzdeki huzursuzlukların, kavga ve cinayetlerin,
hatta savaşların, haklara saygı gösterilmemesinden kaynaklandığı bilinen
bir gerçektir. Bunun için Yüce dinimiz İslâm, ırk, cinsiyet ve inanç
ayrımı yapmaksızın bütün insanların haklarını kutsal ve dokunulmaz kabul
etmiş, bu hakların ihlâline karşı maddî ve manevî birçok müeyyide
getirmiştir.
Kişinin en önde gelen hakkı, yaşama hakkıdır. Bu hakka karşı işlenecek
tecavüzler dinimizde büyük günahlardan sayılmıştır.
Unutulmamalıdır ki, insanların itibarını sarsıcı, onurunu kırıcı sözler
sarf etmek veya aynı anlama gelebilecek benzeri davranışlarda bulunmak da
birer kul hakkı ihlalidir. Bu bakımdan Kur'an'ın değişik âyetlerinde iftira,
gıybet, dedi-kodu, başkalarının özel hayatlarını ve gizli hallerini
araştırmak, kötü lakap takmak, alay etmek gibi her türlü çirkin tavır ve
davranışlar yasaklanmıştır.
Yüce Rabbimiz;”Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin”
buyurarak, insanların ölçü ve tartıda hile, hırsızlık, emanete hıyanet,
rüşvet gibi gayr-i meşru yollarla birbirlerinin mallarını yemelerini,
haklarını gasbetmelerini yasaklamıştır. |