|
15.07.2005
|
|
“ Bir kimse kardeşinin haysiyetine yahut
malına haksız olarak saldırmış ise, altın-gümüş bulunmayan günden önce
onunla helalleşsin. Aksi takdirde, iyiliği varsa yaptığı zulüm oranında iyi
amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin
günahından alınıp haksızlık eden o kimseye yükletilir.”
Değerli Kardeşlerim,
Günümüzde, gitgide artan kapkaç ve
hırsızlık olaylarını ve üç kuruş için insan canına kast etmenin ne kadar
basit bir olay haline geldiğini gördükçe, karıncayı incitmeyen Müslüman
duyarlılığının nerede kaldığını kendimize sormalıyız. Halkı Müslüman olan
bu ülkenin çocuklarının nasıl bu hale geldiğini, bunda ana-babalar olarak
bizim sorumluluğumuzun ne olduğunu sorgulamalıyız. “Müslümanı, elinden
ve dilinden başkalarının zarar görmediği kimse”
olarak tanımlayan bir Peygamberin ümmeti olarak nerede hata yaptığımızı hep
birlikte düşünmeliyiz.
Aziz Mü’minler,
Sevgili Peygamberimizin,
“insanların en kötüsü, şerrinden çekinerek diğer insanların terk ettiği
kimsedir”
şeklinde tanımladığı insan tipini ıslah etmek sadece kanunlara
bırakılabilecek bir iş değildir. Bunun için Kur’an’ın rehberliğini, Hz.Muhammed’in
dînî ve ahlakî örnekliğini esas alan bir aile terbiyesinin çocuklarımıza ve
gençlerimize verilmesi zorunludur. Çünkü din, insanı insan yapan ahlâkî
ilkeler bütünüdür. Bu dînî terbiyeyi alan genç, diğer insanların can, mal
ve ırzının dokunulmaz olduğunu öğrenecek, yaptığı her davranışın Allah
katında bir hesabı olduğunu bilecektir.
Hutbemi, başta okuduğum ayeti
kerimenin mealini vererek bitiriyorum. “Kim iyi bir iş yaparsa kendi
lehinedir. Kimde kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara asla
zulmedici değildir.”[16]
[1]
Maide /
32
[2]
Maide / 38
[3]
Nisa /
29
[4]
Bakara / 188
[5]
Âl-i İmran / 130
[6]
Tevbe
/ 34
[7]
İsra / 32
[8]
Nur /
4
[9]
Maide / 90
[10]
Bakara / 256
[11]
Riyâzu’s-Salihîn, I / 162
[12]
Müslim, Birr, H.No. 133
[13]
Riyazu’s-Salihîn, I / 258
[14]
Riyazu’s-Salihîn, I / 259
[15]
Tirmizî, Birr, 59
[16]
Fussilet / 46 |
|

|
|
Fussilet, 46 |
|
HAK
KUTSALDIR |
|
|
|
Muhterem Mü’minler,
İslam Dini can, mal, akıl, namus ve dini,
öncelikle korunması gereken beş temel değer olarak kabul etmiş, bunlara
yönelik tehdit ve saldırılara dünyevî ve uhrevî cezalar öngörmüştür.
İnsanın beden ve ruh bütünlüğünün, onur ve haysiyetinin, din ve vicdan
özgürlüğünün korunmasını ifade eden bu değerler günümüzde, bireyin temel
hak ve hürriyetleri olarak kanunlarla güvence altına alınmıştır.
Dinimiz on dört asır öncesinden
haksız yere cana kıymayı,
hırsızlık yapmayı,
haksız kazancı,
rüşvet
ve tefeciliği,
stokçuluğu,
zinayı,
iftirayı,
içkiyi,
dinde zorlamayı
yasaklayarak bu temel insânî değerleri garanti altına almış ve toplumda
karşılıklı hak ve menfaatlerin korunduğu bir güven ortamı oluşturmayı
amaçlamıştır.
Değerli Mü’minler,
Bugün, “insan hakları” kavramı
altında ifade edilen hak ve hürriyetlerin İslam Kültüründeki karşılığı “kul
hakkı” dır. Bu kavramın içine, en geniş anlamıyla, Cenabı Hakkın yarattığı
canlı-cansız bütün varlıkların hukuku girmektedir. Dolayısıyla mü’min,
hemcinslerine verdiği zararın yanı sıra, doğada yaptığı tahribatın,
hayvanlara yaptığı kötü muamelenin hesabını vereceğinin bilincindedir.
Nitekim hadis kaynaklarımız, bir hayvana yaptığı iyilikten dolayı Cenneti;
yine bir hayvana yaptığı eziyetten dolayı da Cehennemi hak eden
kimseleri bize haber vermektedir.
Yeryüzünün kendisine emanet edildiğini bilen mü’min, boynuzsuz koyunun
boynuzludan hakkını alacağı büyük mahkemeye kul hakkıyla çıkmanın ne ağır
bir sorumluluk olduğunun farkındadır. Hak sahibi affetmedikçe Allah’ın
affetmeyeceği bir suçu yüklenerek bu dünyadan ayrılmanın ve yaptığı
haksızlığın karşılığı olarak hak sahibinin günahlarını üstlenmek zorunda
kalmanın ne zor bir hesap olduğunun idrakindedir. Nitekim sevgili
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur : |
|