|
17.06.2005
|
|
Yüce
Yaradan’a kullukla beraber başta ana-baba olmak üzere toplumun diğer
kesimleriyle birlikte komşularımızla da iyi ilişkiler kurulmasını bir
görev olarak vurgulamaktadır. Bu bakımdan komşuya iyilik etmek, sevinç ve
üzüntüsünü paylaşmak, ondan gelebilecek bazı sıkıntılara sabredebilmek,
onları olgunlukla karşılamak dinimizin gereğidir.
Sözleri ve
örnek yaşantısıyla bizlere hayat veren, insanlık ve kulluk bilincimizi
güçlendiren Sevgili Peygamberimizin, “Cebrail komşuya (iyilik konusunda)
o kadar çok tavsiyede bulunuyordu ki, ben komşuyu komşuya mirasçı kılacak
sandım.”,
“Kim Allah’a ve Resûlüne iman ediyorsa, komşusuna iyilikte bulunsun…”.
hadisleri, gönüllerimizde yer etmelidir. Rahmet Peygamberi (s.a.v) bir
hadislerinde de üç kere; “Vallahi iman etmiş olmaz…” buyurdu. “Kim
Ey Allah elçisi? denildi. O da “Komşusu şerrinden emin olmayan kimse
(iman etmiş olmaz).”
şeklinde cevap verdi.
Değerli
Müslümanlar!
Bizi biz
yapan değerlerden uzaklaşmamızın sonucu birbirimizle ilişkilerimizin
zayıflayıp hatta kaybolma noktasına geldiği çağımızda kalabalıklar içinde
yalnızlaşıyoruz. Babanın, evladından, evladın aile ocağından, komşunun
komşudan kaçmaya çalıştığını üzüntüyle müşahede etmekteyiz. Halimizi
soracak, bir nebze olsun dertlerimizi paylaşacak babaları, evlatları, komşu
ve dostları her zaman ararız. Derya içinde susuzluk çekmek misali,
kalabalıklar içinde yalnız kalmak ne kadar da acıdır. Birbirimizin derdini
dert edinmediğimiz, huzur ve mutluluğumuzu umursamadığımız, günümüzde,
mesajları ile paylaşımı imanımızla temellendiren, “Ben”i “Biz” yapan
Dinimizin, rahmet kaynaklı şu çağrılarına kulak verelim: “Komşusu
açken kendisi tok yatan gerçek mümin değildir”,
“Kendi nefsiniz için arzuladığınızı mümin kardeşiniz için de
arzulamadıkça olgun mümin olamazsınız”
[1]Nisa,36.
[2]Buhârî,
Edeb, 28;Müslim, Birr, 140-141.
[3]Müslim, İmân, 77.
[4]Buharî, Edeb, 29;Müslim, İmân, 73.
[5]Hakim. Müstedrek, II, 15, Beyrut 1990.
[6]Buharî, İman, 7; Müslim, İman, 71-72.
[ |
|

|
|
Nisa,4/36 |
|
KOMŞULARIMIZ |
|
|
|
Değerli
Kardeşlerim!
İnsan, yaratılışı ve ihtiyaçları gereği, toplum halinde yaşamaya mecburdur.
Zira o, imtihan alanı olarak nitelendirilen dünya hayatında, hemen her an
sıkıntı ve problemlerle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu sorunlar, kişisel
gayret, imkân ve yeteneklerle aşılamayabilir. İşte bu noktada, farklı imkân
ve yetenekleri bir arada barındıran topluma olan ihtiyaç ortaya
çıkmaktadır. Ailemiz ve akrabalarımızdan sonra problemlerimizin çözümünde
yardımına başvuracağımız en yakın dostlarımız komşularımızdır. Ahlakî
erdemlere sahip, insanî değerlere saygılı, başkalarının haklarını, namus ve
şerefini en az kendi hakları, namus ve şerefi kadar kutsal ve dokunulmaz
kabul eden güvenilir, dürüst komşu, dünya hayatının önde gelen
nimetlerindendir. İnsanın, sevincini paylaşabileceği, keder ve üzüntüsüne
ortak görebileceği komşularının olması gerçekten büyük bir bahtiyarlıktır.
Buna karşılık, geçimsiz, güven vermeyen, ahlakî erdemlerden yoksun bir
komşu, hemen hiçbirimiz tarafından arzulanmaz. İlhamını Yüce Dinimizden
alan ecdadımızın, “Ev alma, komşu al” sözü, sevgi ve saygı, güven ve
dürüstlük, yardımlaşma ve dayanışma gibi faziletlerin unutulmaya yüz
tuttuğu günümüzde daha da bir anlam ifade etmektedir.
İslâm’a
Gönül Vermiş Saygıdeğer Müminler!
Dinimiz İslâm, fert ve toplum olarak hayatımızın hemen her kesiti ile
ilgili hayat ve fazilet yüklü ilke ve mesajlar içermektedir. Hayatımızın
vazgeçilmez bir parçası olan komşuluğun önemi üzerinde dinimiz,
hassasiyetle durmuş ve komşuluk ilişkilerine dair hayatî prensipler
getirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi
ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya,
uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, idare ve himayeniz altında olanlara
iyi davranın…”
âyeti, |
|