|

|
|
Dinimizce, yapılan işin güzel olabilmesi için öncelikle niyetin düzgün olması ve kişinin; “işini güzel yapma” arzu ve gayreti önemli görülmüştür. Bu arzu ve gayret insanı, işlerinde başarılı, kendini yenileyen, yapıcı bir niteliğe sahip kılar. Vicdanı temiz bir mü’min, hangi işte çalışırsa çalışsın “saatini doldurma” ve “baştan savma” şeklinde bir anlayışa sahip olamaz. Böyle bir anlayışla yapılan işten elde edilen kazancın helal olmayacağı da asla unutulmamalıdır. Müslüman’ın iş hayatındaki en belirgin özelliği, işini düzenli ve en güzel biçimde yapmasıdır. Mü’min, fert, aile ve toplum olarak, hayatı anlamlı kılacak ve huzur ortamı oluşturacak güzel bir çalışma sergilemelidir. İlim adamı ilmî çalışmasında, tüccar ticaretinde, işçi iş yerinde, kamu görevlisi görev yerinde, kısacası herkes kendi işinde, dinimizin “işi güzel ve sağlam yapmak” olarak telakki ettiği ve öğütlediği “İHSAN”ı hedeflemelidir.
İş hayatında bu güzel prensibi getiren dinimiz, başkalarına yaptırılacak işin de en güzel şekilde yaptırılmasını ve her işin ehline verilmesini emretmiştir. Sevgili Peygamberimiz, “İş, ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekleyiniz”
buyurarak, işlerin verimli ve sağlam yapılmasının, onun ehline verilmesiyle ancak mümkün olacağını, aksi takdirde bozulmanın ortaya çıkacağını ifade etmiştir.
Aziz Mü’minler!
İşini sağlam ve güzel yapmak, her şeyden
önce fedakârlığı, ciddiyeti ve özveriyi gerektirir. En güzeli ortaya koyma
idealini getirmiş olan yüce dinimizin çalışma hayatıyla ilgili ölçülerini
bilerek dengeli bir şekilde bunları her işimizde tatbik etmek hedefimiz
olmalıdır. Unutmayalım ki bir kimsenin işini güzel yapması hayatı da güzel
yaşamasıdır. Hutbemi bir ayet mealiyle bitiriyorum: “Gerçek şu ki iman
edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz işi iyi yapanların ecrini
zayi etmeyiz.”
[1]Bakara, 2/195.
[2]Buhârî, İmân, 37. I, 18
[3]
Müslim, Sayd, 57
[4]Beyhaki, Şu’abu’l-İman, 4/334
[5]Buhari, İlim, 2
[6]Kehf,18/30 |