|
19.08.2005
|
|
Yüce Rabbimizin ikramını gördükten sonra,
bir bakalım, bütün benliğimizi kaplayan o şükran duygusu bizi nerelere
götürecek! İşte o zaman Rabbimizin bize bağışladığı bunca nimet arasında
şükretmenin ayrı bir yeri olduğunu göreceğiz. Onun içindir ki, Yüce
Allah, Lokman Suresinin 12. ayetinde şöyle buyurur:
“…Kim şükrederse ancak kendisi için
şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan
sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır.”
Aziz Mü’minler!
Şükür, nimet, lütuf ve ihsanlarından
dolayı, Rabbimize minnet ve şükran duygularımızı ifade etmektir.
Şüphesiz her nimetin, bir şükrü ve beraberinde getirdiği sorumluluklar
vardır. Şunu iyi bilelim ki, şükretmek sadece dille “Ya Rabbi şükür”
demek değildir. Şükür, her nimeti, Allah’ın razı olacağı şekilde
değerlendirmektir. Aldığımız her nefesin, hayatımızın, gençliğimizin,
zenginliğimizin, ilmimizin kendine has bir şükrü vardır. Sözgelimi,
zekat ve sadaka vermek, kazandığımız helal servetin şükrüdür. Bildiğimiz
hakikatleri öncelikle kendi hayatımızda tatbik etmek ve başkalarına da
öğretmek, ilmin şükrüdür. Sahip olduğumuz gençlik enerjisini, hak,
hakikat ve insanlığa hizmet uğrunda harcamak, gençliğin şükrüdür …
Değerli Kardeşlerim!
Şükür, nimetlerin artmasına, isyan ve
nankörlük ise, bu nimetlerin yok olmasına sebebiyet verir. Bu itibarla
nimetlerin artışı veya yok oluşu bir anlamda bizim tutum ve
davranışlarımıza bağlıdır. Nitekim Yüce Mevlamız Kuran-ı Kerim’de
“…Andolsun şükrederseniz
elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz
azabım çok şiddetlidir.”
buyurmak suretiyle bu hususu dile getirmektedir.
Hutbemi Sevgili Peygamberimizin tavsiye
ettiği bir dua ile bitirmek istiyorum: Allahım! Seni anıp zikretmek,
nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!.
”
5- Ebû Dâvûd, Vitir 26. |
|
Değerli Kardeşlerim!
Rabbimiz, okumuş olduğum ayet-i kerimede
bize şöyle bir çağrıda bulunuyor: Beni anın ki Ben de sizi anayım.
Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”
Muhterem Müminler!
Alemlerin Rabbi, bizi şerefli ve mükemmel
bir varlık olarak yarattı. Her birimizi, dilediği gibi şekillendirdi.
Varlık aleminin sayısız nimetlerini önümüze serdi. Bizi, bütün bu
nimetlerden yararlanabilecek duyu ve yeteneklerle donattı. Sonra da,
hangimiz daha güzel işler yapacak diye bizi sınamak için dünyaya
gönderdi. Bizler, bu dünyada birer misafir olarak bulunuyoruz. Gözümüzü
çevirdiğimiz her yerde Allah’ın nimetlerini görüyoruz. Her lokmada O’nun
ikramlarını tadıyor, her nefeste O’nun bize bağışladığı hayatı
soluyoruz. Biliyoruz ki bütün bunlar bizim içindir. Bu
gerçeği, Alemlerin Rabbi, Yüce Kitabımız Kur’an’da bize şöyle haber
veriyor: “Görmedin mi: Göklerde
ne var, yerde ne varsa hepsini Allah sizin hizmetinize verdi. Açık ve
gizli nimetlerini üzerinize yağdırdı.”
Muhterem Kardeşlerim!
Bir an için duralım ve son birkaç
saatimizi düşünelim. Bu birkaç saat içinde üzerimize yağan nimetleri
şöyle bir hatırlayalım. O nimetlerden her birinin nerelerden gelip bizi
bulduğunu düşünelim.
O nimet, toprağın derinliklerinden çıkan
bir ağacın meyvesi ise, Allah onu çeşitli evrelerden geçirerek bizim
için hazırlamıştır. Eğer o, bir damla su ise, Allah onu okyanuslardan
bulutlara, bulutlardan yeryüzüne indirmiş, nihayet bardağımıza kadar
bizim için getirmiştir. Eğer o bir ışık ise, Allah onu göklerin
derinliklerindeki güneşten bize göndermiştir. |